11 Kasım 2011 Cuma

Biber

0 yorum | Devamını Oku...

Türk mutfağının vazgeçilmez sebze öğelerinden biri olan Biber’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Güney Amerika’ dan tüm dünyaya yayılıp ülkemizde de bol bol yetiştirilen biberin, 700 kadar türü vardır. 50-100 cm. kadar boylanan biryıllık otsu bitki biberin sap ve dalları zamanla odunsulaşır. Bazı yerlerde ikiyıllık bitki olarak gelişmekte ve çalmışı görünüş kazanmakta; hatta tropik bölgelerde ağaççık haline gelmektedir.
Biber bitkisinin türlere göre değişmekle birlikte, uzunca oval biçimli, kenarları düz yapraklarının rengi, yeşilin açıktan koyuya kadar değişen tonlarında olur. Yaz aylarında açan küçük çiçekleri, beyaz ve ender olarak menekşe rengindedir. Biber meyveleri renk, biçim, büyüklük ve tat bakımından türlerine göre büyük farklılıklar gösterir. Meyvenin kabuğu, disk biçimindeki kirli beyaz renkli ufak tohumlarının kümesinden bir boşlukla ayrılır.
Ülkemizde dolmalık, sivri, çarliston, domates, süs vb. türleri yetiştirilmektedir. Biber meyvesi taze olarak salatalara katılır, öylece yenilir; dolması ve turşuları yapılır. Acı biberler baharat olarak sıkça kullanılır. Domates biberinin salçası yapılmakta ve ayrıca biberler, türlü yemeklere katılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. dolmalık ya da sivri taze biberin içerdiği besin değerleri şunlardır: 22 kalori; 1,2 gr. protein; 4,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.4 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 13 mgr. sodyum; 213 mgr. potasyum: 420 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 0.26 mgr. B6 vitamini; 9.8 mcgr. folik asit; 128 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.
Acı kırmızı biberlerin bazı besin değerleri daha da yüksektir. Şöyle ki: 32 kalori; 3.840 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 140 mgr. C vitamini ve 0,8 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen ve bazıları oldukça yüksek olan besin değerlerinin yanı sıra;
o Biberler, içerdikleri antioksidan ve diğer maddelerle bedenin birçok kanser türüne ve kalp hastalıklarına yakalanma rizikosunu azaltır; felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini en aza indirger.
o C vitamini yönünden zenginliği sayesinde biberler, bedenin hastalıklara direncini artırır, soğuk algınlığının ilk aşamasında iyileştirici olur.
o Biberler, içerdiği yüksek orandaki lif nedeniyle pekliğe (kabızlığa) iyi gelir.
o Özellikle acı biberler akciğerlerin ilacı olur: Balgam söktürücü işlevleri vardır; kronik bronşit ile anfizemi önler ve hafifletir; solunum zorluklarını giderir.
o Gene acı biber, damarlarda pıhtılaşmış kanı çözer, ağrı geçirir ve hastaların kendisini iyi duyumsamalarını sağlar.
o Ayrıca tüm biberler mideyi uyarır, sindirim salgılarını artırır. İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. İdrarı artırır, tüm bedeni uyana olurlar.
Bütün bu önemli etkilerinden faydalanmak için biber türleri günlük diyete katılmalı ve bol bol tüketilmelidir.
Dikkat: Acı biber aşırı olarak alınırsa, mide ve bağırsaklarda tahrişlere yol açabilir, hatta böbreklerde, karaciğerde rahatsızlanmalara neden olabilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Tohumlarıyla çoğaltılan biber bitkisinin üretimi iki aşamada gerçekleştirilir. Birinci aşamada, tohumları sıcak yastık ya da kasalara sıralı olarak veya serpme yoluyla ocak-mart aylarında ekilir. İki hafta içinde çimlenen fideler, gerekiyorsa seyreltilir.
İkinci aşamada, bu şekilde elde edilmiş fideler, bahçemizde önce derin kazılarak gübrelenmiş ve sonra tırmıkla düzeltilmiş yerlerine, sıra üzerinde aralıkları 20-30 cm. ve hatta elverişli olan yerlerde 30-50 cm. aralıklarla ve don tehlikesi tümüyle atlatıldıktan sonra, hava sıcaklığı 15 dereceye ulaştığında dikilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Biber, ılık ve sıcak mevsim bitkisidir. Soğuklardan çok korkar. Yetiştirilme evrelerinde sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki tümüyle yok olur. ilkbaharda fidelerin dikimi don tehlikesi ortadan kalktıktan, toprak ve hava koşulları bu bitkiye uygun sıcaklığa eriştikten sonra yapılmalıdır. Aynı şekilde sonbaharda biber yetiştiriciliği de, bitkinin hasadı ilk donlardan önce bitirilecek biçimde planlanmalıdır. Biberin en iyi gelişme gösterdiği ve en bol ürün verdiği sıcaklıklar 15,5 ila 32,2 derecelerdir.
Toprak isteği: Biber bitkisi en iyi sonucu, derin, geçirgen, su tutma yeteneği yüksek, besin ve organik madde bakımından zengin, tınlı bahçe topraklarında verir. Kumlu-tınlı ya da kumlu-killi topraklarda da turfanda (erkencil) ve iyi ürün almak üzere biber bitkisi yetiştirilebilir. Bitkinin istediği toprak pH’ı 6-6,5′tur.
Toprak işleme: Biber fideleri yerlerine dikildikten yaklaşık 20 gün sonra birinci, bundan 3-4 hafta sonra ikinci ve olanaklar elverirse 3 hafta daha sonra üçüncü çapalama yapılır. Böylece yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması da gerçekleştirilmiş olur.
Sulama: Biber bitkisi toprağının nemli olmasını ister. İyi gelişmesi ve ürün veriminin yüksek olması için düzenli olarak sulanması gerekir. Bununla birlikte biberlerin aşırı sulanmasından da kaçınılmalıdır. Fazla kurak ve sıcak dönemlerde bitki, mümkünse 2-3 günde bir sulanmalıdır.
Gübreleme: Biber bitkisi, yetiştirildiği toprağın besin maddesi yönünden zengin olmasını ister. Yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, yetiştirileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potas içeren kompoze fenni gübreler verilir. Bitkinin gelişmesinde bir durgunluk görüldüğünde, şerbet verilmesi de yararlı olmaktadır.
Hasat (Derim): Tohumlarının ekiminden hasat edilmeye başlanmasına kadar geçen süresi 18 hafta olan biber bitkisi, bölge koşullarına göre mayıs-haziran aylarından başlanarak hasat edilir. Çok verimli bir bitki olan biber, hasat edildikçe yeni ürünler verir.
Bakım ve sulama işlemleri düzenli olarak sürdürülürse, bitki 5-6 ay süreyle ürün vermektedir. Biberler elle toplanarak hasat edilirler. Kırmızı toz biber elde edilmek isteniyorsa, biberler tümüyle kızarana kadar bitkinin üzerinde bırakılır. Sonra toplanan kırmızı biberler güneş altına serilip birkaç gün kurutulur. Özel değirmenlerde çekilerek kırmızı toz biber elde edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Biber bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Börülce

0 yorum | Devamını Oku...

Büyük kentlerde ev hanımlarımızca pek tutulmayan ama Anadolu’nun bazı yörelerinde sevilip yaygın şekilde tüketilen Börülce’yi veren bitkisi, Baklagiller’dendir. Birkaç önemli türü olan ve bunların kökeni dünyanın çok farklı bölgelerinde bulunan börülcelerden ülkemizde yetiştirilen adi börülcenin (V. unguicilata) anayurdu Afrika kıtasıdır. Türkiye’de Batı ve Güney Anadolu’da yetiştiriciliği yapılan bu börülce türü, 30-300 cm. kadar boylanabilen, biryıllık sarılıcı otsu bitkidir.
Yakın zamanlara kadar fasulyeler arasında sayılan ama günümüzde kendi özel cinsi içinde tanımlanan börülcenin gövde ve yaprakları fasulyeninkine benzer. Beyaz, pembe ya da kırmızı renklerde açan çiçeklerinden oluşan badıçlarının kesiti değirmidir (yani yuvarlaktır). Bu badıçların içinde gelişip fasulyeye benzeyen ve sayıları değişen börülce tohumlarının (çekirdeklerinin) göbeği kara renkli olur.
Börülcenin taze badıçlarıyla sadeyağlı yemeği ve salataları yapılır. Tohumlarının suda kaynatılıp ezilmesi, bolca limon ve zeytinyağıyla terbiye edilmesiyle fava adı verilen özel bir yemeği hazırlanır. (Börülcenin bulunmadığı zamanlarda fava yapılırken yerine bakla içi kullanılmaktadır.) Büyük kentli hanımlarımızın, börülceyle yapılan yemekleri bilmediğinden, bu çok besleyici sebzeyi kullanmadıklarını düşünüyoruz.
BESİN DEĞERLERİ
Ortalama 100 gr. kuru börülcenin içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 343 kalori 22.8 gr. protein: 20 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,5 gr. yağ; 2 gr. lif: 138 mgr. fosfor: 74 mgr. kalsiyum; 5.8 mgr. demir; 6,7 mgr. sodyum; 260 mgr. potasyum: 30 IU A vitamini; 1.05 mgr. B1 vitamini: 0,21 mgr. B2 vitamini ve 2.2 mgr. B3 vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Çok gösterişsiz ve tutulmayan bir sebze olmasına karşın, yukarıda görülen ve dikkatleri çekecek kadar önemli besin değerlerini içeren börülcenin sağlığa yararlı şu etkileri bulunmaktadır:
o Tüm baklagiller gibi börülce de kandaki yüksek kolesterol düzeyini düşürür.
o İçerdiği yüksek lif oranıyla kandaki ensülin ve şekeri düzene sokar, bu nedenle şeker hastaları için iyi bir besin oluşturur.
o Aynı nedenle pekliğe (kabızlığa) hemoroite ve diğer bazı kalınbağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir.
o Demir minerali yönünden zengin bir besin olduğu için kansızlığa da iyi gelir.
o Potasyum yönünden zengin olduğundan, yüksek tansiyonu düşürür.
Sağlığa yararlı bütün bu pek önemli etkilerinden faydalanılmak üzere börülcenin diyetimize sokulması ve diğer baklagillerle dönüşümlü olarak tazesinden günde 100-120 gr. ya da kurusundan günde 55-60 gr. yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
KISACA ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ
Tohumlarıyla (kuru taneleriyle) çoğaltılan börülce, sıcak ve ılık iklimli yerlerin bitkisidir. Yurdumuzda genellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiştirilmektedir. Bitkinin istekleri, fasulyeninkine benzer şekilde, sıcak bir toprak ve yetiştirilme döneminin ılık ve uzun geçmesidir. Baklagillerden olduğu için yetiştiriciliğinin yapıldığı toprağı yeşil gübreleme yoluyla zenginleştiren börülce, fasulyeye çok benzer biçimde yetiştirilir

Brüksel Lahanası

0 yorum | Devamını Oku...

Brokoli gibi kansere yakalanma rizikosunu büyük ölçüde azaltan bir başka kış sebzesini veren Brüksel lahanası, Turpgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen bitki, ABD ve Avrupa’da yaygın şekilde yetiştirilmektedir. Türkiye’de de tarımı başlamış olup sebze, halk arasında yavaş yavaş tanınmaktadır.
Biryıllık otsu bitki olan Brüksel lahanası, fide durumundayken lahanaya çok benzer. Ama sonra, gövdesi 60-90 cm’ye kadar boylanır, gövde üzerinde kalın sapların ucunda, koyu yeşil renkli, beyaz damarlı iri yaprakları uzar. Bu yaprakların koltuğundan çıkan tomurcuklar, küçük yuvarlak başçıklara dönüşür. Minyatür lahanaları andıran ve kokusu keskin olan başçıklar sıkı sarımlı olup iri bir ceviz kadar büyür ve sebze olarak yenilir.
Brüksel lahanası denilen başçıklar iki boyutta görünür. Minik olanları, koyu renkli ve hoş kokuludur. Başçık irileştikçe rengi açılır ve kokusu keskinleşir. Brüksel lahanası, çorbası yapılarak, 2-3 dakika haşlanıp et yemeklerinin yanına garnitür olarak konularak yenilir. Minik olanları dondurulup sonra tüketilmeye daha uygundur.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) Brüksel lahanasının içerdiği besin değerleri şunlardır: 42 kalori; 4,2 gr. protein; 6,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 4 gr. lif; 72 mgr. fosfor; 32 mgr. kalsiyum; 450 mgr. potasyum: 1,1 mgr. demir: 115 mgr. C vitamini: l mgr. E vitamini ve önemli değerlerde A vitamini kaynağı betakaroten ile folik asit.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Brüksel lahanası, düşük kalori değerine karşılık potasyum ve demir gibi mineraller ile A, C ve E vitaminlerini yüksek oranlarda içeren çok yararlı bir besindir. Bunların yanı sıra;
o Turpgiller’deki tüm sebzeler gibi, özellikle akciğer, mide ve kalınbağırsak (kolon) kanserlerine yakalanma rizikosunu en aza indirger.
o C, E ile A vitamini (betakaroten) gibi antioksidan maddeleri yüksek oranda içerdiğinden kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarak illetine tutulma rizikosunu da düşürür.
o Yüksek oranlarda demir minerali ile folik asit içerdiğinden kansızlığı ve doğum yapacak kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Gene yüksek oranda potasyum minerali içermesi nedeniyle yüksek tansiyonu düşürür ve tansiyonu belli düzeyde tutar.
Bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere Brüksel lahanasının sıkça yenilmesi öğütlenmektedir.
Dikkat: Turpgiller familyasındaki tüm sebzeler gibi Brüksel lahanası da bedenin iyot emilimini azaltır. Bu nedenle haftada 3-4 kezden daha sık Brüksel lahanası yiyen kişiler, bunun yanı sıra zengin iyotlu besinler ya da iyotlu tuz aldıklarına emin olmalıdır. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde durum böyledir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Brüksel lahanası bitkisi tohumuyla çoğaltılır. Tohumlar, aşağıda tanımı verilen toprakla hazırlanıp gübrelenmiş tavalara, mart ayının ortalarında ekilir. Bu tohumlar filizlenip 10 cm. kadar boylanınca oluşan fideleri, bahçe ya da tarlada, kışın derin kazılarak iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompoze fenni gübreyle gübrelenmiş toprağa yaz başına doğru şaşırtılarak 75 cm. aralıkla dikilirler. Ancak, bahçe küçükse, dikim aralığı 40-50 cm’ye indirilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Brüksel lahanası, brokoli gibi, soğuk ılıman iklimli bölgelerin bitkisidir. Kış mevsiminde uzun süreli donlara bile dayanabilir. Gene de şiddetli rüzgârlardan korunmalı yerlere dikilmelidir. Uzun süre güneş gören rüzgârsız yerler, bitkinin yetiştirilmesi için uygun olur.
Toprak isteği: Brüksel lahanası, hafif bünyeli, zayıf tipli, asitli ve kireçli toprakları sevmez. Bitkiye uygun olan, içinde yeterince humus bulunan ağır bünyeli topraklardır.
Sulama: Genç Brüksel lahanası bitkilerine, yaz boyunca yağışsız ve sıcak havalarda, düzenli olarak su verilir. Ama, sonbahara doğru olgunlaşan bitkiler artık su istemez.
Gübreleme: Bitkiye, yaz başında yeni yerine şaşırtıldığında bir kez, daha sonra gelişmesini takviye etmek için bir kez daha iyi yanmış çiftlik gübresi ya da azot, fosfat ve potas içeren kompoze fenni gübre verilir.
Toprak işleme: Brüksel lahanası, bitkisinin çevresinde yetişen yabani otların yok edilmesi için çapalama yapılır. Ama, kesinlikle bitkinin köküne yakın yerler derin kazılmaz. Kışa doğru bitkinin çevresinde kazılan toprakla boğaz doldurma işlemi yapılarak bitki kış koruması altına alınır.
Hasat (Derim): Brüksel lahanası, dikiminden 28-36 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Bunun için bitkinin toprağa yakın yerinden başlanarak ceviz büyüklüğüne varmış sıkı sarımlı başçıkları keskin bir bıçakla kesilerek alınır. Bu arada bitkinin sararmış yaprakları da kesilip çıkarılmalı, her seferinde bitkiden birkaç başçıktan fazla almamaya özen gösterilmelidir. Bitkinin tüm başçıkları hasat edilip bitirilince, gövde kesilir ve aynen lahana gibi pişirilerek yenilir.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Bitkiye dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Dereotu

0 yorum | Devamını Oku...

Sebze olmadığı halde, çeşni vermesi için yaprak, sap ve tohumları birçok yemek ile besine katılan Dereotu bitkisi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan dereotu, ülkemizde bol bol yetiştirilen, 60-70 cm. kadar boylanabilen bir ya da ikiyıllık otsu bitkidir. İçi boş yuvarlak kesitli gövde ve sapları ile ince yapılı, hafif tüylü yaprakları mavi-yeşil renkli ve hoş kokulu olur. Yaz ortalarında bitki, tepesinde 20 cm. kadar genişliğe varan şemsiyeye benzer çiçek salkımlarını oluşturur. Bu şemsiyelerde, sarı renkli, hoş kokulu minik çiçekleri yer alır.
Çiçekleri yaz sonuna doğru olgunlaşır ve bitkinin 3-4 mm. uzunlukta, yassı biçimli, hoş kokulu tohumları meydana gelir. Dereotunun yaprak ve sapları çiğ olarak birçok yemek ile besine katıldığı gibi, kurutulan tohumları da çeşni vermesi için aynı amaçla kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze dereotu yaprak ve saplarının içerdiği besin değerleri şunlardır: 28 kalori; 2,8 gr. protein; 5,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 21 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum: 2,7 mgr. demir: 397 mgr. potasyum: 3.500 IU A vitamini ve 31 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Dereotu, mide ve sindirim sistemimizin dostudur: Sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki gazı söktürür. Özellikle çocuklarda gaz söktürücü etkisi önem kazanır. Karın ağrılarına iyi gelir. Kusma refleksini bastırır.
o Dereotu sinirleri yatıştırır ve bedeni rahatlatır.
o Sodyum içermediği ama diğer bazı mineraller yönünden zengin olduğu için tuzsuz rejimlerde yer alır.
o Hıçkırığı kesici etkisi vardır.
o Süt bezlerini uyardığından emzikli annelerde süt gelişini artırır.
Bütün bu yararlı etkileri sağlamak üzere dereotu tohumlarından 1-2 tatlı kaşığı alınır. Üzerine bir bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyon yemeklerden sonra birer bardak içilir.
o Ayrıca dereotu, nefesin kötü kokusunu giderir: Bunun için dereotu tohumları ağızda çiğnenir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Dereotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bayat olmayan tohumları bahçelerde, derince kazılıp gübrelenerek düzeltilen yerlerine ilkbaharda, nisan ayının ılık bir gününde öğle saatlerinde toprağa serpilerek ekilir. Tohumların üzeri ince bir toprak tabakasıyla örtülür. Süzgeçle sık sık sulanarak çimlenmeleri sağlanır. Çimlenen fidelerden aşırı sıklık yaratanları ve zayıf olanları sökülerek seyreltme yapılır. Ya da tohumlar başlangıçta 15-20 cm. aralıkla çok derine olmamak üzere elle ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ilıman ve sıcak iklimleri seven dereotu bitkisi, bahçemizin bol güneş gören yerine ekilmelidir.
Toprak isteği: Toprak bakımından aşırı seçici olmayan dereotu bitkisi hafif, kumlu, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden zengin olan topraklarda iyi yetişir.
Sulama: Su isteği makul derecede olan dereotu bitkisinin toprağı, kurak havalarda sulanıp nemli tutulmalıdır.
Gübreleme: Bitkinin ekileceği yeri hazırlarken toprağa verilen iyi yanmış çiftlik gübresinden başka bir kez de yaz ortalarında kompoze fenni gübre serpilmesi yararlı sonuçlar verir.
Hasat (Derim): Yaz ortalarında dereotunun sap ve yaprakları geliştikçe, bunlar koparılarak sürekli hasat edilir. Dereotu tohumlarının hasadı için bitkinin yaz sonuna doğru olgunlaşan çiçek şemsiyeleri uzun saplarıyla birlikte kesilip toplanır. Çok sıkı olmayan demetler halinde bağlanır, yüksek bir yere baş aşağı asılıp iyece kurutulur. Sonra, temiz bir örtü ya da kâğıt üzerine tutulan demetlere vurularak veya bu demetler silkelenerek tohumların dökülmesi ve toplanması sağlanır.

Dut

0 yorum | Devamını Oku...

Ak, kara ve kırmızı ya da mor renkli meyvelerini mayıs ayından temmuz başlarına kadar severek yediğimiz Dut ağaçları, Dutgiller’in örnek bitkileridir. 10-15 m. kadar boylanabilen akdut (M. alba), Çin kökenli; 3-15 m. boylanabilen karadut (M. nigra), Iran kökenli ve 15-20 m. boylanabilen kırmızı ya da mordut (M. rubra), Kuzey Amerika kökenlidir. Aslında 12 ayrı türü olan dut ağacının, yukarıda saydığımız üç önemli örneği Türkiye’de bol bol yetiştirilmektedir.
Dut ağaçları, çoğunlukla yapraklarını döken bitkilerdendir. Dikine uzayan gövdesi, sık dalları ve almaşık dizili yeşil renkli yaprakları olur. Gövdesi koyu renkli ve çatlaklı yapıda kabukla örtülüdür. İlkbaharda açan ikievcikli yeşil renkli çiçekleri, yaz başına doğru olgunlaşarak ağacın türüne göre renklenen tatlı ya da ekşi, sulu ve lezzetli bileşik meyvelerini verir.
Akdut tazeyken yenildiği gibi kurutularak, pekmezi ve pestili yapılarak da tüketilir. Karadulun tazesi ve kurusu yenildiği gibi pek şifalı şurubu yapılarak içilir. Kırmızı ya da mordut, tazeyken yenilir. Akdutun yaprakları ipekböceklerine yedirilir. Genelde dut ağacının odunu, müzik aletleri ile bazı ev eşyalarının yapımında kullanılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze dut meyvesinin içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 93 kalori: 0,9 gr. protein; 19.8 gr. karbonhidrat; 1,1 gr. yağ; 0,9 gr. lif; 60 mgr. kalsiyum; 1.1 mgr. demir; 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,07 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini ve 17 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Akdutun yaprakları ateş düşürücü ve idrar söktürücüdür: Bu etkileri sağlamak için taze dut yaprakları ya da havadar ve gölge yerde kurutulmuş dut yapraklarından iki tatlı kaşığı alınır. Üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 15-20 dakika demlendirilir. Böylece elde edilen infüzyondan günde 2-3 kez birer bardak içilir.
o Karaduttan yapılan şurup, ağız ve boğaz hastalıklarına, özellikle çocuklarda sıkça görülen pamukçuğa iyi gelir: Bunun için hafif sulandırılan karadut şurubuyla derin derin gargara yapılır.
o Karadut ağacının kökü ya da kök kabuğu müşkil etkisi gösterir, tenya düşürücü olarak da kullanılır: Bu etkileri sağlamak üzere, ağacın kök ya da kök kabukları suyun içinde kaynatılır. Elde edilen dekoksiyondan günde iki kez birer bardak içilir.
o Karadut’un yaprakları kaynatılıp suyu içildiğinde şeker hastalarına iyi geldiği ısrarla savunulmaktadır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Dut ağaçları, tohumuyla (yani olmuş bir dut meyvesinin) toprağa ekilmesiyle üretilebilir. Ancak, dut bitkisi heterojen olduğundan, elde edilen fidan ebeveyn bitkiye kesinlikle benzemez. Bu nedenle dut meyvesinden elde edilen çöğürlerin istenilen ağaç çeşitlerine farklı yöntemlerden biriyle aşılanması, amaçlanan sonucu elde etmemizi sağlar. Bizim için en doğrusu, inanılır ve güvenilir fidan üreticisinden, profesyonelce uğraş sonucu üretilmiş, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları alıp sonbaharda ya da ilkbaharda bahçemize, dutun türüne göre 2,5-5 m. aralıklarla dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Dut, ılıman sıcak bölgelerin bitkisidir. Yetiştirildiği yerde hava sıcaklığının mayıstan eylül ayına kadar 13 derecenin altına düşmemesi gerekir. Türkiye’nin pek çok yeri bu sıcaklık ortalamasına uygun olduğu için ülkemizin meyve ağacı yetiştirilen hemen her yerinde dut ağacı da yetiştirilebilir. Ayrıca dut ağacının yetiştirildiği yer bol güneşli olmalıdır.
Toprak isteği: Dut ağacı, en iyi tınlı, kumlu-tınlı ya da killi-tınlı topraklarda yetişir. Toprağın pH değeri 6,5-7 olmalıdır. Ama, dut ağacının dikildiği yerde, taban suyu toprak yüzeyine yakın olmamalıdır.
Sulama: Dut ağaçları, toprağı nemli olduğu sürece iyi gelişir ve ürün verimi artar. Yaz mevsiminde, sıcak ve kurak dönemlerde ağaca iyi gelen toprak nemini korumak üzere ağaçlara sulama yapılması gerekir. Bu şekilde dut ağaçlarının ürün verimi %50 kadar artırılabilir. Ancak dut ağaçlarına verilecek su tuzlu olmamalıdır.
Gübreleme: Dut ağaçlarının iyi gelişmesi ve ürün veriminin artırılması için azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübrelerin verilmesi gerekir. Bu öğelerden biri eksik verilirse istenen gelişme ve verim artışı sağlanamaz. Gübreleme için bahçemizde yapılacak yaprak ve toprak analizlerine göre verilecek gübre değerleri saptanır. Gübreler ilkbahar, yaz ve sonbaharda üç kezde verileceğinden, üçe bölünür ve buna göre ağaçlara gübreleme yapılır.
Budama: Bahçemize dikilen dut fidanları gelişmeye başlayınca şekil budamaları, ürün vermeye başladıklarında da ürün budamaları yapılmaya başlanır. Ağaçların gelişimi ve ürün vermesi bakımından budamanın doğru yapılması büyük önem taşıdığından, uygulamanın dut ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi yerinde olur.
Hasat (Derim): Dut ağaçları, meyveleri olgunlaştığında altına temiz bir örtü yayılarak ve ağaç dalları sallanıp meyveleri düşürülerek hasat edilir. Dut ağaçlarına, hasat uygulamasında kesinlikle sopalarla vurulmamalı ve dallarına zarar verilmemelidir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Dut ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Zeytin

0 yorum | Devamını Oku...

Kahvaltılarımızda vazgeçilmez katığımız olan zeytini ve en sağlıklı bitkisel yemeklik yağ olan zeytinyağını veren Zeytin ağacı, Zeytingiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Anadolu olup buradan tüm Akdeniz havzası ülkelerine yayılmıştır. Önemli türü, Avrupa zeytinidir (O. europea).
12-15 m. kadar boylanabilen bu ağaç çok uzun ömürlü olup 1.000 yıl kadar yaşayabilir. 7-8 yaşında zeytin denilen meyvesini vermeye başlayan ağacın, 35′inci yaşına kadar verimi artar. Sonra, meyve veriminde azalma görülür. 100 yaşındaki zeytin ağaçlarının yenilenmesi gerekir.
Hepyeşil (yaprağını dökmeyen) bitkilerden olan zeytin ağacının oval biçimli, ince uzunca yapraklarının üstü koyu yeşil ve altı gümüşi renktedir. Yaşlanan gövdesinin aldığı ilginç biçimler ve yapak renginin güzelliğiyle pek gösterişli bir bitki olan zeytin ağacının beyazımsı yeşil renkli küçük çiçekleri, yaprak koltuklarında, salkımlar halinde ilkbaharda açar. Bu çiçekler genelde kasım ayına kadar olgunlaşarak oval biçimli, uzunca, siyaha çalan koyu yeşil renkli, taş çekirdekli ve tadı acı meyveler verir.
Zeytin meyveleri, özel yöntemlerle salamura edilerek sofralar için hazırlanır. Yağı çıkarılacak zeytinler ocak ayına kadar ağacında bekletilip rengi iyice karalaştığında toplanır. Fabrikalarda preslerle sıkılarak yağı alınır. Ayrıca zeytin ağacının san renkli, esmer dalgalı olan çok sert odunu marangozlukta kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. salamura yeşil zeytin 30 kalori; 0 kolesterol; 3,1 gr. yağ; 3 gr. lif; 4.8 mgr. fosfor; 26 mgr. kalsiyum; 6.2 mgr. demir: 639 mgr. sodyum: 26 mgr. potasyum; 17,4 mgr. magnezyum; eser miktarlarda A, B1 ve B2 ile 0,01 mgr. B6 vitamini, ayrıca folik asit ve E vitamini içerir.
Salamura (kalamata) siyah zeytinin besin değerleri yukarıdakilerden biraz daha da yüksektir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan kimisi cidden yüksek besin değerlerinin yanı sıra;
o Zeytinden elde edilen zeytinyağı kalp dostudur: Zeytinyağı kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damar tıkanıklıklarını önlemede yardımcı olur. Tansiyonun kontrol altında tutulmasında önemli rol üstlenir. Zeytinyağını bol bol tüketen Ege bölgemizin insanında, özellikle Ayvalık ve civarında kalp hastalığı riskinin düşük olması bir rastlantı değildir.
o Zeytin ile zeytinyağı, kanseri önleyici maddeler içermektedir.
o Zeytin ve zeytinyağının yüksek tansiyonu düşürücü etkilen de vardır.
o Zeytinyağı, bedenin yaşlanmasını geciktirir: Besinler bedenimizde enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir. Bedenimizdeki kireçlenmeleri önler.
o Zeytinyağı, sindirimi kolaylaştırır: Sindirim için gerekli olan mide asitlerini azaltmaz. Sindirime yardımcı olan salgıları destekler. Safra kesesini kolesterolden temizler. Kabızlığı önleyerek bağırsakların daha düzgün çalışmasını sağlar.
o Zeytinyağı, çocukların beslenmesinde dirimsel rol oynar: Bu yağın içerdiği yağ asitleri ana sütününkine eşdeğerli olup çocuklarda kemikleri güçlendirir. Zeytinyağının içerdiği E vitamini, çocukların sağlıklı büyümelerini sağlar.
o Zeytinyağı, güzelliğimize katkıda bulunur: Cildimizi ve saçlarımızı besleyen zeytinyağı, cildin genç görünmesini ve saçlarımızın gürleşip parlamasını sağlar.
o Son olarak zeytinyağı ağacının yaprağı ile eczacılıkta tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Zeytin ağacı, tohumun (yani salamura edilmemiş çekirdeklerinin) ekimiyle ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır. Tohumundan elde edilen ve adına ‘delice’ denilen yabani zeytin çöğürlerinin aşılanması gerekir. Bizim için en doğru olan yol, her zamanki gibi, profesyonel ve inanılır zeytin ağacı üreticilerinden, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları almak ve bahçemizde 5-7 m. aralıklarla dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Zeytin ağacı, kışın sıcaklığı -7 derecenin altına düşmeyen yerlerde yetiştirilir. Deniz düzeyinden 800 m’den yüksek alanlarda zeytin ağaçları pek ender olarak görülür.
Toprak isteği: Zeytin ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Eğimli, kireçli, taşlı, zayıf nitelikli ve sulaması olmayan topraklarda bile yetiştirilir. Ama kalkerli-kumlu ve besin maddesi yönünden zengin topraklarda en iyi sonucu verir. Zeytin ağacının yetiştirildiği yerde taban suyu yüksek (yani yüzeye yakın) olmamalı, ağaç, killi ve ağır bünyeli topraklara dikilmemelidir.
Sulama: Zeytin ağacının yıllık yağış isteği 700-800 mm’dir. Yazın sıcak ve kurak geçen dönemlerde sulanırsa ağaçların meyve verimi artar. Ancak, zeytin ağaçları belirgin olarak iki yılda bir daha çok ürün verir.
Gübreleme: Yapılacak toprak analizleri sonuçlarına göre, miktarları belirlenecek gübrelerden, zeytin ağaçlarına fazla azotlu gübre verilmemelidir. Oysa, fosfat ve potaslı kompoze fenni gübreler normal oranlarında verilir.
Budama ve seyreltme: Zeytin ağaçlarına, normal olarak şekil, ürün ve gençleştirme budamaları uygulanır. Ağaçlar nemli ve yağışlı havalarda budanmamalı, budamada kullanılan aletlerin sık sık mikrobu kırılmalıdır. Kuruyan zeytin dalları kesilip yakılmalı, sıkışık zeytinlikler seyreltilmeli, kümeleşmiş ağaçlar ayıklanmalı ve çevreleri açılmalıdır. Bütün bu budama işlemleri, zeytin ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından yapılmalıdır.
Hasat (Derim): Zeytin meyveleri, sofralık ve yağlık olarak değerlendirilir. Sofralık olarak kullanılacaksa, zeytinler yeşil ya da siyah olgunluk dönemlerinde hasat edilir. Yeşil zeytin hazırlanacaksa, meyvenin rengi yeşilden sarımsı yeşile döndüğünde meyveler toplanır. Bu hasat işleminin zamanı, bölgelere göre eylül-ekim aylarıdır.
Siyah zeytin hazırlanacaksa zeytinin çeşidine göre olgunluk rengini alması beklenir. Kararma, zeytinin kabuğundan etine geçmiş olmalıdır. Bu hasat işlemi de kasım-aralık aylarında yapılır. Yağlık zeytin toplamasında, ağaçta yeşil zeytin kalmamalı, meyvedeki yağ oranı en yüksek düzeyine ulaşmalı ve iki parmak arasına alınıp sıkılan zeytinin çekirdeği etinden kolayca ayrılmalıdır. Bu hasadın zamanı da genellikle kasım-aralık aylarıdır.
Zeytin meyvesinin hasadı en iyi olarak elle toplamayla, bu mümkün değilse sırıkla dallara vurulup zeytinlerin yere dökülmesiyle gerçekleştirilmektedir. Dallara sırık vurulmasıyla yapılan hasatta dallar kırılmakta, ağacın bir yerindeki kanser öteki dallara da bulaşmaktadır. Eğer hasadı bu biçimde yapmak zorunlu ise kısa sırıklar kullanılmalı, vuruşlar iç dallardan dış dallara doğru yapılmalıdır. Bu tür hasatta ağaçların altına örtü örtülmesi de işi kolaylaştırır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Zeytin ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Antepfıstığı

0 yorum | Devamını Oku...

Her nedense dilimizde hatalı olarak şamfıstığı diye de adlandırılan leziz fıstıklarını sonbaharda veren Antepfıstığı ağacı, Sakızağacıgiller’dendir (ya da Antepfıstığıgiller).
Anayurdu Ortadoğu olan antepfıstığı, Akdeniz havzasında Türkiye, Iran, Irak, Suriye ile tohumlarının sonradan götürüldüğü Hindistan ve hatta Meksika’da yetiştirilmektedir. Ülkemizde antepfıstığının yetiştirildiği yerler, başta Gaziantep olmak üzere Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır ile Siirt illerimizdir.
Kısa boylu bir ağaç olan antepfıstığının, beş yaprakçıktan oluşan yeşil yaprakları, salkımlar halinde açan küçük çiçekleri vardır. Bu çiçekler olgunlaştığında, 2-2,5 cm. uzunlukta, dışında kırmızımsı ve yumuşak bir kabuğu, bunun içinde sert kabuğu olan ve bunun içinde de yeşil ya da sarı renkli içi bulunan bir meyve (ya da iç) verir.
Yeşil renklileri "daha lezzetli olan için, üzeri de ince bir kabukla örtülüdür. Fıstığın sert kabuğu, kavrulduğunda ya da üzerine sert bir cisimle vurulduğunda çatlar. Elle zorlanan çatlak kabuk ikiye ayrılır. Uzun süre saklanabilen antepfıstığının içi kuruyemiş (çerez) olarak sevilerek yenildiği gibi şekercilikte, pastacılıkta, helvacılıkta ve tatlıcılıkta (özellikle baklava yapımında) kullanılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. antepfıstığı içinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 594 kalori; 20,8 gr. protein: 51,6 gr. yağ: 16,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 2 gr. lif: 500 mgr. fosfor: 136 mgr. kalsiyum; 7,3 mgr. demir: 1,020 mgr. potasyum: 158 mgr. magnezyum; 66 IU A vitamini; 0,62 mgr. B1 vitamini; 1,45 mgr. B2 vitamini: 0,4 mgr. B6 vitamini; 7 mgr. C vitamini ve 5.2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Antepfıstığından yapıları şurup, balgam söktürücüdür, bronşite de iyi gelir: Bunun için fıstık içi bir havanda içine biraz su konularak ezilir. Sonra içine bir miktar daha su ile şeker katılarak kaynatılır. Böylece hazırlanan şuruptan içilir.
o Antepfıstığı, ince bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan sekerinin yükselmesini önler: Bu bakımdan şeker hastalarına fıstık yemeleri öğütlenir.
o Ayrıca antepfıstığı, yapısındaki doymamış yağ oranının yüksekliğiyle kan şekerinin yükselmesi rizikosunu azaltır.
o Kolesterol içermediği gibi, kandaki kolesterol düzeyini düşürücü etkisi de vardır: Böylece koroner kalp yetmezliği rizikosunu da azaltır.
o Antepfıstığının afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri de vardır: Bunun için fıstık içi bolca yenilir ya da içine fıstık içi katılmış besinler tüketilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Antepfıstığı ağacı, kavrulmamış çekirdeklerinin (tohumlarının) ekilmesiyle elde edilen çöğürlerle çoğaltılabilir. Ancak, daha dayanıklı bir tür olan sakız (ya da menengiç) ağacı (Pistacia terebinthus) fidanlarının aşılanması daha iyi sonuç verir. Dikimlerde, her türün kendi toprağını kökünde taşıyan fidanları kullanılır. Yılda ortalama 10 kg. kadar ürün veren ağacın ürün oranı, dikiminden 10 yıl kadar sonra artmaktadır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Antepfıstığı ağacı, sıcak ve kurak iklimlerin bitkisidir. Yüksek sıcaklıklara, kuraklığa ve donlara karşı dayanıklıdır.
Toprak isteği: Ağaç, zayıf nitelikli topraklara 8 m. kadar aralıkla dikilir. Tabanı su tutan topraklarda bu ağaç kurur. Ne yazıktır ki, son zamanlarda en nitelikli topraklara ekilmekte; ayrıca Güneydoğu Anadolu bölgemizde kurulan barajların bu ağaçların ürününü aksatacağından korkulmaktadır.
Toprak isleme: Antepfıstığı ağaçlarının altı, yılda en az 6 kez çapalanır ve yabani otları temizlenir. Büyük bahçelerde toprak işleme traktörlerle yapılır.
Sulama: Antepfıstığı ağaçları sulanmaya gerek duymazlar.
Gübreleme: Antepfıstığı ağaçlarına, ilkbaharda azotlu, sonbaharda fosfatlı fenni gübre verilir. Bu gübrelerin yerine, iyi yanmış çiftlik gübresi de kullanılabilir.
Budama: Antepfıstığı ağaçlarının kuruyan ve aşağı doğru sarkan dalları kesilip çıkarılır.
Hasat (Derim): Antepfıstığı ağaçlarının meyveleri (fıstıklar) türe özgü olgunluğa erişince hasat edilir. Hasatta gecikilirse fıstıklar yere dökülerek ziyan olur. Hasat işlemi, kısa boylu antepfıstığı ağaçlarına, ayaklı merdivenlere tırmanılıp yaklaşılarak elle toplama şeklinde yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Antepfıstığı ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ayva

0 yorum | Devamını Oku...

Belki de san rengiyle bize sonbaharı ve hüznü anımsatan ama çiği ve pişmişi sevilerek tüketilen ayva meyvesini veren Ayva ağacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen ayva ağacının yabani örneklerine Iran, Kafkasya, Kırım, Yunanistan ve çevre bölgelerde rastlanmıştır. Dünyanın birçok yerinde ayva ağacı ya hiç üretilmez ya da pek az üretilir.
Türkiye, ayva üretiminde başta gelen ülkelerden biridir. İsteğine uygun topraklarda 50-60 yıl yaşayan ayva ağacı, müstakil olarak 5-6 m. kadar boylanabilirse de çoğu kez bir ocakta yetişen 2,5-3,5 m. boyundaki büyük çalı ya da ağaççık biçiminde gelişme gösterir.
Dalları seyrektir. Kısa saplı yaprakları yuvarlak, yuvarlakça ya da elips biçimli olup üst yüzeyi koyu yeşil, alt yüzeyi açık yeşil renkli ve pamuk gibi ince tüylü, kenarları düzdür. Mart sonu ile nisan başlarında açan açık pembe ve bazen beyaz renkli çiçekleri 4-6 cm. çapında olup yabani güle benzer. Sonbaharda olgunlaşan meyvesi elma ve armudu andırır. Ama daha iri, sarı renkli, çeşidine göre sert ya da gevrek etli, buruk tatlı ve hoş kokuludur.
Yumuşak çekirdeklerinin sayısı 20-40 arasında değişir. Ayva meyvesinin çeşitleri, armut ve elmaya göre çok azdır. Bunun nedeni, ayva çeşitleri üzerinde geniş ıslah çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Önemli ayva çeşitleri, ekmek ayvası, şeker (gevrek) ayvası, limon ayvası, tekkeş ayvası ile bardak ayyaşıdır. Ayva taze olarak ya da külde pişirilerek yenildiği gibi etli yemeği, tatlısı, reçeli, marmeladı ve kompostosu yapılarak da tüketilir. Ayva buzdolaplarında hiç bozulmadan üç ay süreyle saklanabilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. dilimlenmiş taze ayvanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 57 kalori; 0,4 gr. protein; 15,3 karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 1.7 gr. lif: 17 mgr. fosfor; 11 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 40 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini ve 15 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Ayvanın meyvesi midevidir: Çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiğinde peklik verir. Külde pişirilmiş olarak ya da kompostosu yapılarak yenilirse bu kez ishale (diyare) iyi gelir.
o Ayva meyvesinin çekirdeklerinin sağlığa yararlı etkileri vardır: Bunlardan bolca alınıp suda kaynatıldığında elde edilen dekoksiyon çocuklara içilirse ishali, gargara yapılırsa boğaz ağrılarını geçirir. Haricen kullanıldığında bu dekoksiyon dudak ve meme çatlaklarına, egzamaya iyi gelir.
o Ayvanın çiçekleri kalp çarpıntısını keser: Bunun için ayva ağacının çiçekleri kaynatılarak elde edilen dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.
o Ayva ağacının yaprakları öksürüğü kesmede yararlı olur: Bunun için ağacın körpe yaprakları kaynatılarak bir dekoksiyon elde edilir ve günde 2-3 bardak içilir. Ayrıca bu dekoksiyonun alımı hafif ateşi düşürür ve aşırı sinirlilik halini yatıştırır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Ayva ağacının gövde ve dal çelikleriyle üretilmesi çok kolay ve kısa sürede gerçekleştirildiğinden fidan elde edilmesinde ayva çekirdeklerinden çöğür elde etme yöntemi kullanılmaz. Ağacın kışın kesilen odunlaşmış dal ve gövdelerinden sağlanan çelikler ılık yerde tüplerdeki toprağa daldırılarak fidanlar çoğaltılır. Ayrıca ayva ağacının dip sürgünleriyle de fidanları elde edilebilir. Bu yöntemlerle elde edilen fidanlar, armut ağaçlarının anacı olarak da kullanılabilir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ayva ağacı, deniz kıyısı yörelerin ılıman iklimini yeğler. Ama, denizden uzak iç Anadolu bölgemizin özellikle vadilerinde, güneye bakan tepe yamaçlarında da yetiştirilebilir. Yapraklarını döken bir ağaç olan ayvanın kış mevsiminde soğuklama gereksinimi elma ve armut ağaçlarınınkinden daha kısadır. Ayva ağacı ilkbahar donlarından zarar görmez, çünkü çiçeklerini geç açar. Ancak çok rüzgâr alan yerlerde ayva ağacı yetiştirilmesi tavsiye edilmez.
Toprak isteği: Ayva ağacı değişik toprak tiplerine uyum gösterebilirse de, en iyi, organik madde yönünden zengin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu, tınlı, killi, orta derecede nemli ve sıcak topraklarda yetişir. Ağaç, kök yapısı yüzeysel olduğundan çok derin topraklara gereksinmez. Ancak yetiştirildiği toprağın kireci aşırı olmamalı, toprağın pH’ı nötr ya da hafif asit nitelik taşımalıdır.
Toprak isleme: Kökleri yüzeysel olduğu için ayva ağacının toprağı az kazılarak kabartılmalı, böylece havalandırılmalı ve çevresindeki yabani otlar ara sıra yok edilmelidir.
Sulama: Ayva ağaçlarının normal gelişmesi, yeterli meyve bağlaması, bu meyvelerinin irileşmesi ve iyi nitelikler taşıması için sulanması gerekir. Özellikle yaz mevsiminin kurak dönemlerinde ağaçlar sulanmazsa sürgünleri az büyür, meyveleri irileşmez ve meyve şekilleri bozulur. Meyveler kuru ve boğucu olur. Bu nedenle ayva ağaçları 8-20 günde bir, bolca sulanmalıdır.
Gübreleme: Ayva ağaçlarının kökleri yüzeysel olduğundan, toprağın yüzeye yakın tabakaları besin yönünden zengin nitelikli tutulmalıdır. Bu nedenle yapılacak toprak ve yaprak analizlerine göre ayva ağaçlarına iyi yanmış çiftlik gübresi bolca verilir. Yeşil gübreleme yöntemi uygulanır. Ayrıca arada bir ağaçların kök çevresine kompoze fenni gübre de serpilir.
Budama: Ayva ağaçlarının budanması, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından, şekil ve ürün budaması biçiminde uygulanır. Aşırı budama yapılırsa ayva ağaçlarında obur dallar artar ve ağaçlar zamanından önce yaşlanır. Ürün budamasında her yıl, kuruyan, kırılan ya da ağaçta sıkışıklık yaratan dallar kesilerek dal seyreltmesi yapılır.
Hasat (Derim): Ayva kabuğundaki yeşil rengin sarıya dönüşmesiyle ve kabuğun üzerindeki havın elle kolayca silinebilmesiyle meyvenin olgunlaştığı anlaşılır. Olgunlaşmamış meyveler, genellikle sert, susuz, tatsız ve boğucu olurlar. İşte böylece olgunluğa eriştiği anlaşılan meyveler, sabah çiyi kalktıktan sonraki saatlerde elle koparılarak, makasla ya da keskin bıçakla kesilerek ağaçtaki tüm meyveler bir seferde olmak üzere hasat edilirken meyvelerin zedelenmemesine dikkat edilir. Çünkü, zedelenme yerleri esmerleşir ve buralarda çürümeler başlar.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayva ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir

Bakla

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbaharın müjdecisi gibi pazara ve manavlara ilk gelen sebzelerden Bakla’yı veren, Baklagiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Avrupa ve Asya kıtaları olan baklanın, 5.000 yıl kadar önceleri Çin’de yetiştirildiği eski metinlerde görülmektedir. Ülkemizde de bol bol yetiştirilen ve tüketilen bakla, 60-100 cm. boylanabilen biryıllık otsu bitkidir. Toprakta l m. kadar derine inebilen güçlü bir kök yapısı ile dört köşe kesitli içi boş gövdesi vardır.
Uygun koşullarda bitki, birkaç gövde birden oluşturup kardeşlenerek ürününü artırmayı sağlar. Bakla bitkisinin iki türlü yaprağı vardır: Asıl yaprakları yeşil renkli, oval biçimli ve bileşik bir sap üzerinde karşılıklı dizilidir. İkincil derecedeki beyazımsı yaprakları oval ya da mızrak biçimli olup kenarları dişlidir. Bunların üzerinde siyah renkli nektar bezleri bulunur.
Bitkinin erselik özellikler taşıyan çiçekleri beyaz renklidir. Ama, üzerlerinde kırmızımtırak çizgiler ve morumsu veya siyah lekeler görülür. Kendi kendilerini dölleyen bu çiçeklerden bitkinin bakla ya da badıç denilen meyveleri oluşur. Baklalar yeşilin çeşitli tonların dadır. Sapa yakın bölümünde siyah renkli bir külah oluşur. Bu külah, bakla çeşitlerine göre farklı olur. Baklanın içindeki taneler (bakla içi denilen çekirdekleri ya da bitkinin tohumları) de bakla çeşitlerine göre irilik, biçim ve sayı bakımından çeşitlilik gösterir.
Taneler tazeyken yeşildir. Kuruyunca kahverengine dönüşür. Bayat taneler çok koyu kahverengi olur. Taze bakla, zeytinyağlı yemeği yapılarak tüketilir. Taze iç bakla, enginarla birlikte pişirilir. Kurutulmuş ya da dondurulmuş iç baklanın gene zeytinyağlı yemeği ile fava denilen özel bir yemeği yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. baklanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 45 kalori; 5 gr. protein; 6 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 3 gr. yağ; 1.5 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 20 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 85 mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum; 150 IU A vitamini: 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini ve 4 mgr. C vitamini.
100 gr. kurutulmuş baklada, protein 23 gr’a ve karbonhidrat 42 gr’a kadar yükselir. Ayrıca, karbonhidrat ile lesitin ve pektin adlı önemli maddelerinde artmalar görülür.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen bazı önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Bakla, baklagillerdeki tüm sebzeler gibi bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
o Bedenin kötü kolesterol düzeyini düşürür.
o Bakla içerdiği insülinle kan şekerini düzene sokar.
o İçerdiği yüksek orandaki lifle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.
o Bakla ayrıca, hemoroit ve diğer kalınbağırsak sorunlarında da sağlığa yararlı etkiler sağlar.
Bütün bu sağlığımız için faydalı etkilerinden yararlanılmak üzere taze bakla ya da iç baklanın diyetimize katılması ve günlük olarak bir fincan dolusu baklanın yenmesi yeterli olacaktır.
Dikkat: Bakla, bu besine karşı duyarlı kişilerde bakla zehirlenmesine (favizm) yol açabilir. Bu duyarlılık kalıtımsal olup böyle kişiler bakla yememelidir. Ayrıca, çok küçük çocuklara bakla yedirilmemesi yerinde olur.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Bakla bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Hava ve toprak koşullarının uygun olduğu dönemde taneler, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilir. Kışı ılık geçiren bölgelerde tohumların ekimi, ekim-kasım aylarında; kışı soğuk geçiren bölgelerde mart-nisan aylarında yapılır. Balda bitkisinin ekileceği günde toprak ısısı 9 ve dışarıda hava sıcaklığı 10-14 derece olmalıdır. Tohumlar toprakta sıra üzerine 15-20 cm. aralıklarla ve toprakta 5-6 cm. derine ekilmelidir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ilık iklimlerin bitkisi olan bakla, uygun koşullarda serin mevsimde de yetiştirilebilen sebzeler arasında yer alır. Bakla, sıcaklardan korkmadığı gibi soğuklara da bir noktaya kadar dayanabilir. Birçok bakla çeşidinin -4 dereceye kadar dayanabildiği saptanmıştır. Ancak, bitkinin en iyi geliştiği ortam, toprakta 9 ve dışarıda 10-14 derece olan sıcaklıklardır.
Toprak isteği: Bakla bitkisi derin, geçirgen ve organik madde bakımından zengin tınlı toprakları sever. Toprağın asiditesine karşı oldukça duyarlı olan bitki için en uygun pH derecesi 6,7-7,5 arasıdır.
Toprak işleme: Bakla fideleri 5-6 cm. kadar boylandığında, birinci çapalama işlemi yapılır. Ama, çapanın yapıldığı günde havanın soğuk olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde bitkinin kökleri soğuktan zarar görebilir. Bitkinin çiçeklenmesinden önce ikinci çapalama işlemi yapılarak yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması sağlanır. Baklanın çiçekleri çapa işini yapan kişilerce dokunulduğunda zarar göreceği için çiçek açan bakla bitkisine artık çapalama yapılmaz.
Sulama: Kışı ılık geçiren bölgelerde sonbaharda ekilen bakla bitkisine, kış ve ilkbahar mevsimlerinde sulama yapılmaz. Yağışlar bitkiye yeterli olur. Kışı soğuk geçiren ve bakla tanelerinin ilkbaharda ekilmesi zorunlu olduğu bölgelerde tohumlardan çimlenen bitki çapalandıkça; ayrıca havalar sıcak ve kurak gittiği sürece düzenli olarak sulama yapılmalıdır.
Gübreleme: Bakla bitkisinin iyi gelişmesi ve nitelikli bol ürün alınması için düzenli bir gübreleme yapılmalıdır. Tohumlarının ekiminden önce bakla bitkisinin ekileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmeli, ayrıca tohumun ekimiyle birlikte ya da bir hafta önce toprağa bol azotlu fenni gübre atılmalıdır. Ayrıca bakla bitkileri topraktan çok fazla besin maddesi kaldırdığından, fosfatlı ve potaslı fenni gübre verilmesi de gerekir.
Hasat (Derim): Bakla bitkisi yetiştiriciliğinde, taze bakla, taze iç bakla ya da kuru tane alınması isteklerine bağlı olarak hasat zamanları değişir. Taze sebze olarak bakla hasadı için, bitkinin baklalarının normal çeşit iriliğinin 1/3′ü ile 1/2’si arasında bir büyüklüğe ulaşmaları beklenir. Gecikilirse taneler sertleşir ve taze bakla sebze olarak yenilme değerini yitirir.
Bakla bitkisinin gövdesi çok kırılgan olduğundan baklalar elle çekilip koparılmamalı, bunun yerine elle tutulup aşağı doğru sıyrılarak gövdeden ayrılmaları sağlanmalıdır. Toplanan bakla uzun süre üst üste bırakılırsa kararır. Bundan kaçınılmalıdır. Taze iç bakla hasadı için baklaların normal iriliğine erişmeleri beklenir ve hasat bundan sonra yapılır. Kuru iç bakla elde etmek için, baklalar bitkinin üzerine bırakılır ve bitki kuruduğunda sökülen bitkiden baklalar koparılıp alınır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bakla bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılıp uygun tarıma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Bamya

0 yorum | Devamını Oku...

Aslında yaz sebzesi olduğu halde tazesi, konservesi, kurutulmuşu ya da dondurulmuşuyla her mevsimde sofralarımızda layık olduğu yeri bulan Bamya’yı veren bitkisi, Ebegümecigiller’dendir.
Anayurdunun Amerika ve Asya kıtaları olduğu bazı kaynaklarda belirtilmekteyse de, Afrika’da şimdiki Etyopya ile Sudan’da çok uzun yıllar ve hatta Amerika kıtasının keşfinden önce bamyanın tanınıp yetiştirildiği bilinmektedir. Bamya, ılıman iklimlerde biryıllık; tropik ve astropik iklimlerde çokyıllık bir kültür bitkisidir.
Biryıllık bamyalar 60-90 cm. boylanırken çokyıllık olanlar 1,5-2 m’ye kadar boylanıp ağaççık haline gelmektedir. Gelişmesinin ilk aşamasında pamuk bitkisine benzeyen bamyanın yaprakları da pamuğunkileri andırır. Bitkinin yaprak, dal ve meyveleri oldukça sık tüylüdür. Bu tüylerin diplerindeki bezelerde kaşındırıcı bir madde bulunur. Bamyanın pek gösterişli çiçekleri kükürt sarısı rengindedir.
Kendi kendilerini dölleyen erselik özellikli bu çiçeklerden olgunlaşan meyveler, bamyanın çeşidine göre farklı boylarda, piramit ya da yuvarlağa yakın tombulca biçimli ve üzerleri köşeler oluşturan çizgili görünüşte olur. Meyvelerin içinde, saçma iriliğinde yuvarlak ya da hafif basık, çok koyu yeşil renkte tohumları bulunur. Ülkemize özgü üstün nitelikli çeşitleri bulunan bamyaların, sıcak yemek olarak kıymalı bastısı ile asidesi ve zeytinyağlı yemeği yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze sebze olarak bamyanın besin değerleri şunlardır: 30 kalori; 2,2 gr. protein; 8,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 yağ; 1 gr. lif- 5 mgr. fosfor; 17 mgr. kalsiyum; 0,1 mgr. demir; 20 mgr. sodyum; 18 mgr. potasyum; 5 mgr. magnezyum; 60 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini ve 5 mgr. C vitamini. Bamyanın, başka mineral ve vitaminler içerip içermediği bilinmemektedir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Sindirimi kolay olduğu için bamya hasta, yaşlı ve diyet yemeği yemek zorunda olan kişilere önerilmektedir.
o Lif oranı yüksek olduğu için bamya peklik (kabızlık) çeken kişilere iyi gelir.
o Bamyanın çiçeklerinin suyla karıştırılıp ezilmesiyle elde edilen sıvının içilmesi göğsü yumuşatır.
o Aynı sıvı, çıbanlara dıştan sürülerek onların olgunlaşmalarını sağlar.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Bamya bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçelerde derince kazılıp 2-3 kez kabartılarak düzeltilen ve gübrelenen yerine tohumlar doğrudan doğruya ekilir. 15-20 cm. aralıklarla açılan çukurlara ilkbaharda, nisan-mayıs aylarında, 2-3 tohum bir arada 2-3 cm. derinlikteki toprağa konmak üzere ekim yapılır. Tohumların bir gece önceden suya yatırılması ya da ıslak bezle sarılması ve buradan çıkarılır çıkarılmaz ekilmesi bitkinin çimlenmesini kolaylaştıracaktır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Sıcak mevsim sebzesi olan bamya, soğuklara karşı çok duyarlıdır. Özellikle geceleri serin olan yörelerde bitki iyi gelişme gösteremez ve istenilen şekilde ürün veremez. Yaz mevsimi kısa süren yerlerde, bodur boylu ve erkenci çeşitleri yetiştirilebilir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgeleri başta olmak üzere Marmara ve Karadeniz bölgelerinde, bir de soğukların etkilemediği yörelerde bamya yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bamya tohumları, hava sıcaklığı 16 derece, toprak sıcaklığı 15 derece olduğunda uygun yetişme ortamı bulur.
Toprak isteği: Bamya bitkisi, ağır karakterli toprak dışında diğer topraklarda rahatlıkla yetişir. Ama bitki, iyi gelişme ve olumlu ürün verimi için yumuşak, derin, geçirgen ve kumlu-tınlı olan toprakları yeğler. Toprakta aşırı nem olmamalıdır. Özellikle tohumlarının ekimi döneminde, aşırı nem tohumları çürütür.
Toprak işleme: Bamya bitkisinin tohumlun çimlenerek 3-4 yapraklı olduklarında, birinci çapalama yapılır. Aynı çukura ekimi yapılan tohumlardan hepsi çimlenmişse, en güçlüsü yerinde bırakılıp ötekiler sökülür ve seyreltme yapılmış olur. Bitki 15-20 cm. boylanınca ikinci, bundan 2-3 hafta sonra da üçüncü çapalama yapılır. Böylece yabani otlar temizlenmiş, toprak kabartılmış ve varsa kaymağı kırılmış olur.
Sulama: Bamya bitkisi bahçede yetiştirilirken ilk çapalamanın ardından sulama işlemine başlanır. Bitkiye haftada 1-2 kez düzenli olarak su verilir.
Gübreleme: Bamya, sebzeler arasında gübreyi fazla istemeyen bir bitki olarak tanınır. Ülkemizde bazı yörelerde hiç gübreleme yapılmadan bamya yetiştirilmektedir. Ancak, bamyanın ekildiği toprağa, bir önceki sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi ile mümkünse düşük yüzdeli azot, potas ve fosfor içeren kompoze fenni gübre verilmesi yararlı olur. Çiftlik gübresi bulunamazsa, yeşil gübrelemeyle toprağa gereksindiği organik maddeler sağlanır.
Hasat (Derim): Bamya bitkisinin hasat zamanı, meyvelerin çeşit iriliğinin 1/3′üne eriştiği zamandır. Çünkü, çoğu tüketici, minik bamyaları yeğlemektedir. Üstelik, hasatta gecikilirse bamya sertleşir. İçindeki tohumları ağza gelecek biçimde irileşir ve bamya yemeklik değerini yitirmiş olur. Bamyalar elle hafifçe aşağı doğru çekilerek hasat edilir. Yana doğru çekilirse, bitkinin sapı kırılıp zarar görebilir. Bamya çok verimli bir bitkidir.
Her toplamadan sonra yeni meyveleri olgunlaşır. Bu nedenle bitkinin hasadında gecikilmemeli; çıplak elle ürün toplama bitkinin bezelerinde bulunan bir madde nedeniyle kişinin ellerini rahatsız edeceğinden, hasat yapan kişi ellerine eski bir eldiven takmalı ya da bir bez sarmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bamya bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Kavun

0 yorum | Devamını Oku...

Aslında meyvesi yazın ve sonbaharda olgunlaştığı halde gelişen seracılıkla neredeyse tüm mevsimler boyunca yenilebilen kavunu veren Kavun bitkisi, Kabakgiler’dendir. Biryıllık sürüngen gövdeli otsu bitki kavunun anayurdu Önasya’dır. Ülkemizde, çok soğuk olan bazı yöreler dışında hemen her yerde yetişebilmektedir.
Bitkinin gövdesi toprağın üzerinde 3-5 m. uzayabilir. Yaprakları oldukça iri, yürek biçiminde ve belli belirsiz köşelidir. Sarı renkli erkek ve dişi birevcikli çiçekleri, aynı bitki üzerinde yaprak koltuklarında yer alır. Tozlaşma, böcekler ve özellikle halanları sayesinde olur. 80-120 gün içinde olgunluğa erişen kavun adlı meyveleri 1-6 kg. ağırlıkta olur.
Eti turuncu renkli, bol sulu ve hoş kokulu olan bu meyveler, erkenci ve kış kavunu olarak iki ana gruba ayrılır. Erkenci kavunların iki önemli çeşidi, topatan ve son zamanlarda ülkemizde bolca üretilmeye başlanan kantalup adlı sarı renkli 2-3 kg. ağırlıktaki ince kabuklu kavunlardır. Geç olgunlaşanlar ise, altınbaş ve hasanbey kavunlarıdır.
Altınbaş kavunu, sarı ve yeşil karışık renkli kabuklu, eti turuncu renkli, çok lezzetli ve hoş kokuludur. Ağırlığı 1-6 kg. arasında değişir. Hasanbey kavunu, 3-4 kg. ağırlıkta, koyu yeşil buruşuk kabuklu olup uzun süreler saklanmaya elverişlidir. Serinletici bir meyve olan kavun, taze olarak tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. dilimlenmiş kavunun besin değerleri şöyle sıralanır: 30 kalori; 0,7 gr. protein; 7,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,3 gr. lif; 16 mgr. fosfor; 14 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 12 mgr. sodyum; 251 mgr. potasyum: 16 mgr. magnezyum; 3.400 IU A vitamini: 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini; 0,86 mgr. B6 vitamini; 8.4 mcgr. folik asit: 33 mgr. C vitamini ve 0,1 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Özellikle yüksek değerde A vitamini ve potasyum minerali içermesinin yanı sıra;
o Kavunun, kandaki pıhtılaşma ve dolayısıyla damarlardaki tıkanmayı engelleyen önemli etkileri vardır: Bunun için bol bol yenilmesi öğütlenir. Günümüzde Batı ülkelerindeki insanlar, sabah kahvaltısında kantalup ve diğer kavun türlerini yiyerek güne sağlıklı başlamaya özen göstermektedir.
o Kavun, kanseri önleyebilen maddeler yönünden çok zengindir: Birçok kanser türüne karşı bedeni savunduğu uzmanlarca öne sürülmektedir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Kavun bitkisi, meyvesinin (yani kavun un) ortasında yüzlercesinin yer aldığı tohumlarıyla (çekirdekleriyle) çoğaltılır. Erkenci kavunlar, çekirdeği, serada ya da naylon örtü altında naylondan yapılmış tüplere veya saksılara ekilerek üretilir. Çimlenip biraz gelişen bitki daha sonra uygun havada bahçe ya da tarladaki son yerine şaşırtılır. Bu sayede bitki, geç ilkbahar donlarından korunmuş olur.
Geççi kavun türleri, doğrudan bahçe ve tarlada kavun için kural olarak verilen l m. arayla çapayla açılmış çukurlara (ocaklara), 4-5 çekirdeği bir arada olmak üzere ekilir. Bu tohumların 24 saat önceden ıslatılması durumunda çimlenmeleri kolaylaşır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kavun, sıcak ve ılık iklimli bölgelerin bitkisidir. Uzun yetişme dönemi boyunca güneşli, sıcak ve kuru hava ister. Nemli yerlerde yetiştirilebilirse de oralarda mantar hastalıklarına daha çok yakalanır, meyve niteliği de düşük olur. Kavun bitkisi, gelişme evrelerinin tümünde soğuktan kolayca etkilenir ve ölür. Yetiştirilme dönemi boyunca don olayını yaşamamalıdır.
Toprak isteği: Çamurlu, asitli ve ağır bünyeli topraklar kavun üretimine uygun değildir. Kavun için toprağın pH’ı 6-8 arasında olmalıdır. Süzek (suyu iyi akıntılı), bol gübre verilmiş ve yine de biraz nem tutan topraklarda kavun bitkisinden iyi sonuç alınır. Erkenci kavunlar için kumlu-tınlı, milli-tınlı; geççi kavunlar için daha ağırca bünyeli topraklar uygundur.
Sulama: Kavun bitkisi, büyüme ve meyvenin olgunlaşması dönemlerinde bol suya gereksinir. Toprakta yeterli su varsa sulama yapılmaz. Aksi takdirde bitkiye gerekli su verilmelidir. Kavun bitkisi ilk meyve tutana dek sulanmaz. Ama sonra, meyvenin büyümesi durunca ya da bitkide solgunluk görülünce ilk sulama yapılmalı ve 10-15 gün arayla sulama yinelenmelidir. Meyvenin olgunlaşması döneminde kavun bitkisine çok aşırı miktarda su verilmez. Kavun bitkisinin yaprak ve meyveleri sulama sırasında kesinlikle ıslatılmamalıdır. Aksi takdirde mantar hastalıkları ortaya çıkar.
Gübreleme: Kavun bitkisi organik madde yönünden zengin toprakları sever. Şaşırtma işlemi ya da tohumlarının ekiminden önce toprağa bolca yanmış çiftlik gübresi verilmesi veya toprakta yeşil gübreleme yapılmış olması iyi sonuç verir. Elde uygun çiftlik gübresi bulunmuyorsa, yonca, bezelye, bakla ya da soya gibi ürünleri aynı tarla veya bahçede yetiştirip sonra bunları toprağa gömerek yeşil gübreleme yapılır. Bu gübrelerin yanı sıra kavun bitkisine azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübreler de verilir.
Toprak işleme, bitki ve meyve seyreltme: Kavun bitkisinin kökleri çok yüzlek olduğu için toprak işleme yüzeysel olarak yapılmalı, her ocaktaki kavun bitkilerinin gerçek yaprakları çıkınca en çok 3′ü bırakılarak diğerleri kökünden sökülmeden, toprak yüzeyinde makasla kesilip çıkarılmalıdır. Daha sonra kalan bitkilerin boğazları toprakla doldurulur. Kavun bitkisinin meyveleri gelişmeye başlayınca köke yakın en sağlıklı bir-iki meyve bırakılıp diğerlerinin koparılmasıyla iri ve iyi nitelikli ürün edilmesi sağlanır.
Hasat (Derim): Kavun bitkisinde hasat zamanının geldiği, meyvelerinde oluşan şu değişmelerle anlaşılır: Olgunlaşan kavun, karpuzun tersine, ağırlaşır. Meyve saplarının dibindeki kulakçıklar kurur. Meyve sapları da kurur ve dalından kolayca kopar. Meyvenin dip kesimi hafifçe yumuşar.
Meyvenin kendine özgü kokusu kolaylıkla duyumsanır, özellikle kavunun dip kısmı hoş kokar. Çeşide özgü iriliğe ulaşılmıştır. İşte bu belirtileri gösteren kavunlar hasada hazırdır. Hasat işlemi elle, kavun, sapı çevresinde döndürülüp koparılarak ama daha doğrusu sapı keskin bir bıçakla kesilerek yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kavun bitkisinin yetiştirilmesinde sayısı hayli olan hastalık ve zararlılarla mücadele önemli yer tutar. Bu mücadele, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan sürdürülmelidir.

Avokado

0 yorum | Devamını Oku...

Bolca yağlı avokado adlı meyvelerini sonbaharda veren Avokado ağacı, Defnegiller’dendir. Anayurdu Orta Amerika olan, ülkemizde Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiştirilen, genellikle yayvan, bazen dikine gelişen, hepyeşil (yapraklarını dökmeyen) avokado ağacı, 6-20 m. kadar boylanabilir.
Koyu yeşil renkli, derimsi dokulu; oval, eliptik ya da mızrağımsı biçimli bol sayıda yaprağı olan gösterişli bir tacı vardır. Yeşil, sarımtırak renkli küçük çiçekleri, salkımlar halinde, ağacın çeşitlerine göre sonbahardan yaz başlarına kadar olan dönemde açar. Bu çiçekler 10 ila 18 ay sonra olgunlaşarak koyu yeşil renkli, 200-600 gr. kadar ağırlıkta armut biçimli sert meyvelere dönüşür.
Meyvenin eti, açık sarı-yeşilimsidir. Her meyvede, iri tek çekirdek bulunur. Meyveler, örselenmeden yapılan hasattan sonra oda sıcaklığında ya da soğuk yerde bekletilir ve tam olgunlaşmaları sağlanır. Normal oda sıcaklığında (21 derecede) 6-12 gün, soğuk hava depolarında (4-7 derecede) 30-40 gün bekletilen meyveler olgunlaşıp yumuşar, rengi siyaha yakın mora döner ve tüketilmeye hazır hale gelir. Genellikle meze olarak yenilen salatalar ile bazı yemeklere katılan bu meyvelerin tatlısı ve reçelleri de yapılır. Ayrıca kozmetik ve ilaç endüstrilerinde kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze avokado meyvesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 2,1 gr. protein; 6,3 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 26,3 gr. yağ: 3 gr. lif: 42 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 604 mgr. potasyum; 45 mgr. magnezyum; 290 IU A vitamini: 0,11 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 1,6 mgr. B3 vitamini; 0,42 mgr. B6 vitamini; 56.7 mcgr. folik asit: 14 mgr. C vitamini ve 1,2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan değerleriyle avokadonun çok önemli bir besin olduğu görülmektedir. Bu yönden ülkemizde alışılmamış bir meyve sayılan avokadonun sıkça yenilmesinin beden için pek yararlı olacağı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra;
o Lif oranı yüksek olan avokado, peklik (kabızlık) giderici etki taşır; ayrıca kalınbağırsak sorunları ve hemoroit rahatsızlığı çekenler için yararlı olur.
o Yüksek oranda potasyum içerdiğinden, yüksek tansiyonu düşürücü etkiler yapar.
o Avokado ağacının yaprak ve tomurcukları tanen yönünden zengindir: Yılın her zamanında körpe olan yaprak ve tomurcukları alınıp bunların üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip hazırlanan infüzyon içildiğinde, diyareyi kesmede yararlı olur.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Avokado ağacı, tohumuyla (yani meyvesinin içindeki tek iri çekirdeğiyle) çoğaltılır. Tohumun ekimiyle topraktan çıkan çöğürleri tüplere alınıp geliştirilir. Daha sonra bunlar aşılanarak istenilen nitelikte fidanlar üretilir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Avokado ağaçları, kışları ılık geçen tropik ve astropik iklimli bölgeleri sever. Kış donlarından, çiçeklenme ve meyve bağlama zamanında düşük sıcaklıktan, ani sıcaklık dalgalanmalarından ve sert rüzgârlardan kötü etkilenir. Düşük sıcaklıklarda etkilenme, türlerine göre -1 ila -6 dereceler arasında değişir. Avokado türleri bu bakımdan limon, portakal gibi narenciye ağaçlarının iklim isteklerine uyar. Yani, güçlü rüzgârlardan nispeten korunmuş, fazla soğuk olmayan yerler avokadoya pek uygundur.
Toprak isteği: Avokado ağacı, hafiften ağıra kadar yapısı değişen birçok toprak tipi üzerinde yetiştirilebilir. Ancak, avokado için en iyi toprak, derin, suyu iyi akıtılmış (süzek), özellikle kumlu-tınlı, alüvyonlu, nötre yakın ya da hafif asit reaksiyonlu (pH 5-7 olan) topraklardır. Taban suyu yüksekliği 1,5-2 m. kadar olmalıdır. Böyle toprakta 60 cm. derinlikte açılan çukurlara ilkbahar başında ve donlar bitince 6 yâ da 7 m. aralıkla fidanları dikilir.
Sulama: Yağmurların yetersiz olduğu mevsimlerde, avokado ağaçlarının sulanması gerekir. Sulama suyu tuzlu ve klorlu olmamalı, saçak kökleri 60-90 santime kadar inen avokadonun yıl boyunca bu köklerinin nemli kalması sağlanmalıdır.
Rüzgârkıran: Avokado ağacının odunu gevrektir. Güçlü rüzgârlarda, hele meyveyle yüklüyse kolayca kırılabilir. Yaz mevsiminde kuru ve sıcak rüzgârlar fazla terlemeye neden olacağından meyve dökülmeleri de ortaya çıkar. Bu sakıncaların giderilmesi için, ağaçları rüzgârdan koruyan rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ülkemizde bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılmaktadır.
Gübreleme: Avokado ağaçlarına ilkbaharda azotlu gübre, daha sonra toprak işlemeleri sırasında fosforlu ve potaslı gübreler verilir. Ayrıca bu ağaçların çinko ve demir isteği de ortaya çıkabilir. Ağaçlara çinko haziran -temmuz aylarında, demir ise mayıs-haziran aylarında verilir.
Toprak işleme: Avokado ağaçlarının çevresindeki l m. çapındaki alanda, yabani otlar sık sık temizlenmelidir. Bu otlar, her 1-2 sulamadan sonra çapayla temizlenir. Ancak narenciye ağaçları için yapıldığı gibi, bahçe kesinlikle derin kazılmamalıdır. Toprağa azot kazandırmak için avokadonun çevresinde kışın bakla yetiştirilmesi iyi olur.
Budama: Bahçeye dikilen avokado fidanı, birinci yılı sonunda tepe ucunun 5-7 cm. altından kesilir. Böylece fidanın gövde ve dalları daha iyi gelişir. Dikimin üçüncü yılından başlayarak iyi gelişen fidanlarda, gereksiz obur dalların kesilip çıkarılmasıyla ağacın daha iyi gelişmesi sağlanır. Daha sonra ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından gerekli görülen fazla dallar kesilerek ağacın gelişimine uygun budama yapılır. Budama yapılan yerlere 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.
Meyve seyreltme: Avokado ağacının çok sık meyve verdiği mevsimlerde, meyve çapı 2,5 santime erişince daha iyi ürün elde etmek için meyvelerin bir kısmı koparılıp seyreltilmelidir.
Hasat (Derim): Avokado meyvelerinin hasadı, yani meyvelerin ağaçtan toplanma zamanı, normal boyutlarına erişmiş yeşil renkli meyvelerin sapının sarımsı bir görünüş kazanıp da parlaklığının azaldığı dönemdir. Meyveler toplama sırığıyla örselenmeden hasat edilirken saplarının uzun olmasına dikkat edilir. Sapsız toplanan avokadolarda, sap çukurundan başlayan çürümeler görülür. Toplanan meyveler, yukarıda anlatıldığı gibi oda sıcaklığında ya da soğuk hava deposu veya buzdolabında bekletilerek tam yenme olgunluğuna ulaştırılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Avokado ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top