12 Kasım 2011 Cumartesi

Turp

0 yorum | Devamını Oku...

Değişik çeşnileriyle iştah açıcı Turp adlı kök sebzesini veren, Turpgiller’in örnek bitkileridir. Anayurduna ilişkin çeşitli görüşler ileri sürülen ve bu konuda Eski Mısır’dan Çin ve Japonya’ya kadar pek çok yerin adı sayılan, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol bol yetiştirilebilen Turpların birçok türü ve çeşidi vardır.
60-90 cm’ye kadar boylanabilen çiçek saplarıyla turplar, çeşitlerine göre bir ya da ikiyıllık otsu bitkilerdir. Taşıdıkları birçok özelliğe göre sınıflandırılan turpları en pratik sınıflandırma yöntemi, yetiştirilme mevsimlerine göre ayrılmalarıdır. Buna göre turplar ilkbahar çeşitleri, yaz çeşitleri ve kışlık çeşitler olarak ayrılırlar. Genelde turp bitkisinin alt yaprakları yayvan ve genişçe, üst yaprakları tırtıklı ya da çentikli olur. Çiçekleri mor, beyaz veya sarı renklerde açar.
Turpun meyvesi, hardalınkine benzer: Küçük, küremsi biçimli, kırmızımtırak kahverengi ve yakıcı kokuludur. Yabani turpların kökü kazık biçimindeyken yenebilen bahçe turplarının kökü yumru biçimindedir, işte bu kökler, yılın çeşitli mevsimlerinde yetiştirilebildiği, baharlı ve lezzetli olduğu ve zamanında hasat edildiği takdirde önemli besin değerlerinin yanı sıra gevrek ve iştah açıcı özellikler taşıdığı için sofralarımızda çerez olarak ve beğenilerek yer alırlar. En tanınmış turp türleri kırmızı turp ile kara turptur (bayırturpu).
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze turpun içerdiği besin değerleri şunlardır: 15 kalori; 1 gr. protein; 2,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; eser miktarda yağ; 0,7 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 43,7 mgr. kalsiyum; 1.9 mgr. demir: 59 mgr. sodyum; 241 mgr. potasyum: 11 mgr. magnezyum; eser miktarda A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini; 0,1 mgr. B6 vitamini; 10 mcgr. folik asit ve 25 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan ve bazıları çok önemli oranlara varan besin değerlerinin yanı sıra;
o Turp, familyasındaki diğer sebzeler gibi, bedenin bazı kanser hastalıklarına yakalanma rizikosunu en aza indirger: Bu kanser türleri arasında akciğer ve kalınbağırsak kanserleri sayılabilir.
o Yüksek oranda içerdiği antioksidan maddelerle kalp hastalığına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikolarını da önemli ölçülerde azaltır.
o Turp, içerdiği yüksek oranda demir ve folik asidiyle, kansızlığı ve ayrıca gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığı taşıyan çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Turp, içerdiği yüksek orandaki potasyumla, yüksek tansiyonu düşürür.
o Turpun halk hekimliğinde geniş bir uygulama alanı bulunmaktadır: Bu uygulamaları şöylece özetleyebiliriz: Böbrek ve safra kesesinden taş düşürmede, ses kısıklığında, bademcik enfeksiyonunda, romatizma yangılarının hafifletilmesinde ve emzikli kadınlarda süt gelişini artırmada kişilerin bolca turp yemeleri öğütlenmektedir. Ayrıca sıkılarak elde edilmiş turp suyu, öksürüğe ve bronşite iyi gelir.
Dikkat: Turpgiller familyasındaki diğer sebzeler gibi, turp da bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 3-4 kezden daha sık turp yiyen kişilerin, iyotça zengin besinler ve iyotlu tuz almalarında yarar vardır. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde bu durum dikkate alınmalıdır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Tüm turp çeşitleri tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar, bitkinin yetiştirileceği yere doğrudan doğruya serpme yöntemiyle ekilir ve çimlendikten sonra zayıf fideler seyreltilir. Ya da sıra üzerine ufak köklü turpların tohumları 5-10 cm., iri köklü turpların tohumları 10-20 cm. aralıkla ekilir.
Tohumların ekimi toprak tavındayken yapılmalı, bu gerçekleşemezse ekilen tohumlara can suyu verilmelidir. Turp bitkilerinin ekileceği toprak derince kazılmış ve gübrelenmiş olmalıdır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Turp, ılık ve serin iklim bitkisidir. Fazla soğuk havalardan korktuğu gibi, aşırı sıcaklardan da hoşlanmaz. İlkbahar ve sonbahar arasındaki sıcak ve kurak dönemde düzenli olarak sulanmazsa ürün niteliği bozulacağı gibi, bitki hızla çiçeğe kalkar. Bu bakımdan turp bitkisi, yazın yüksek yörelerde ve bahçelerin serin köşelerinde yetiştirilmelidir.
Toprak isteği: Turp bitkisi derin, geçirgen, serin ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Erkenci çeşitleri için hafif karakterli topraklar, özellikle kumlu, kumlu -tınlı ve bitek milli topraklar yeğlenmelidir. Ancak, tümüyle kum olan ya da ağır karakterli topraklar turpa uygun değildir. İri turp çeşitleri, genelde tınlı ve hafif killi-tınlı topraklarda iyi sonuç verir.
Sulama: Yukarıda da belirtildiği gibi, turp bitkisi yaz mevsiminde kurak ve sıcak dönemlerde düzenli olarak bol bol sulanmalıdır.
Gübreleme: Taze çiftlik gübresinden hiç hoşlanmayan turpa böyle gübreler verilirse bitki istenen nitelikte kök ürünü vermek yerine, toprak üstünde çok sayıda güçlü yeşil bölümlerini geliştirir. Şu halde turpa, çok iyi yanmış çiftlik gübresi ile azotu az, potaslı ve fosfatlı kompoze fenni gübreler verilmelidir.
Hasat (Derim): Turp bitkileri, tohumlarının ekiminden başlayarak, yazlık çeşitleri 3-6 hafta, kışlık çeşitleri 10-12 hafta içinde hasat edilecek duruma gelir. Bitkinin hasadı tam zamanında, kökler çeşidin normal büyüklüğüne ulaştığında geciktirilmeden yapılmalıdır. Aksi takdirde köklerin içi koflaşır, liflenerek kökün yenilme değerini yitirmesine neden olur. Hasat halindeki bitkinin toprağı son kez sulanıp nemli tutulacağından, bitki elle çekilerek kökü kolayca çekilip çıkarılır ve kök hasat edilmiş olur.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Turp bitkilerine dadanacak zararlı ve hastalıklara karşı, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz, zamanında ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Yer Elması

0 yorum | Devamını Oku...

Yeraltındaki yumruları ekim-nisan ayları arasında topraktan sökülerek kış sebzesi olarak yenilen Yerelması, Bileşikgiller familyasındandır. Anayurdu Amerika kıtası ve özellikle Kanada olan bu çokyıllık dayanıklı otsu bitki, 17. yüzyılda Avrupa’ya getirilmiş ve oradan dünyaya yayılmıştır. 1,5-2 m. kadar boylanabilen yerelması bitkisi ayçiçeğine benzer; ama, yaprak ve çiçekleri daha küçüktür. Yazın açan sarı çiçekleri iri papatyaları andırır.
Bitkinin topraküstü kesimleri hayvanlara yedirilir. Bizim için önemli olan ve hafif topraksı kokmakla birlikte tadı biraz enginara benzeyen yumru köksaplarıdır. Bej, kahverengi ya da bazen pembe-turuncu renkli olan bu yumrular, dış görünüş yönünden patatese benzer ancak patates kadar düzgün yapılı değildir.
Yerelması yumrularından mayalandırılarak alkol elde edilebilir. Türk mutfağında yerelmasının en makbul yemeği zeytinyağlı olarak pişirilmekte, ayrıca kış türlülerine de yerelması katılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
Yerelması yumruları, büyük oranda inülin adlı madde ile meyve şekeri (glikoz) içerir. Bu nedenle tatlı bir lezzeti vardır ve çok besleyicidir. Nişasta içermediğinden kalorisi pek düşüktür.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan kimisi önemli besin değerlerinin yanı sıra yerelması;
o Emzikli annelerde süt gelişini artırır.
o İdrar söktürücüdür. Böbreklerin çalışmasını hızlandırır.
o Safra kesesini etkileyerek safra özsuyu gelişini artırır.
o Müşkil etkisi vardır.
o Cildi güzelleştirir.
o Cinsel gücü artırma (afrodizyak) etkisi bulunduğu ileri sürülmektedir.
o Bedenin direncini artırırken kan şekerini yükseltmediği için şeker hastalarına her zaman tavsiye edilen bir besindir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Yerelması bitkisi, iklim konusunda hiç de seçici değildir. Her türlü iklimde kolaylıkla yetişebilir.
Toprak isteği: Toprak konusunda da seçici olmayan yerelması bitkisi, zayıf nitelikli topraklarda bile yetişir. Bitkinin bu konuda tek isteği, toprağın kış mevsiminde uzun süreler su tutmamasıdır. Sonbaharda 30 cm. aralıklarla ve 10-15 cm. kadar derine, bıçakla dörde bölünerek ekilen yerelması yumruları, zamanla ekildiği toprağı sarar ve çevresine yayılır. Bitkinin ekiminden 40-50 hafta kadar sonra yeni yumrular ürün olarak sökülse de toprakta kalan minik yumrulardan, sonraki mevsimde yeni yerelması bitkileri türer. Ekildiği toprağı yerelmasından kurtarmak güçtür.
Sulama: Yerelması bitkisi, yalnızca havalar çok kurak gittiğinde ve makul oranda sulanır. Bitkiden iyi ürün almak için yazın açan sarı çiçekleri koparılmalıdır.
Gübreleme: Bitki ekilirken kazılan toprağına bir miktar fosforlu gübre konulur. Ara sıra biraz hayvan gübresi verilirse bitkiden bol verim alınır.
Toprak işleme: Mayıs ayı başında bitkinin çevresi çapalanarak patateste olduğu gibi kabartılmalı, bitkinin etrafına tepe şeklinde toprak yığılarak boğaz doldurma işlemi yapılmalıdır.
Hasat (Derim): Yerelması bitkisi, ağustos -eylül aylarında pek gösterişli çiçekler açar. Bundan bir süre sonra bitkinin toprak üstü kısımları çürümeye başlar. Bitkinin hasadına genellikle ekim ayında başlanır. Hasat işlemine geçmeden önce birkaç ocağı çapalanıp açılarak yumrular kontrol edilir.
Yerelmalarının istenen niteliğe ulaştığı görülünce, topraküstü kısımları tümüyle kesilerek bahçe iyice temizlenir. Daha sonra çapayla ocaklar kazılarak yumrular toprak üzerine çıkarılır. İyice yıkanan yumrular çuvallara konularak hasat gerçekleştirilmiş olur.
Zararlılarıyla mücadele: Yerelması bitkisinin hastalığı ve zararlısı yok gibidir. Yalnızca seyrek de olsa bitkiye dadanan sümüklüböceklerle, uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak mücadele edilmelidir.

Pancar

0 yorum | Devamını Oku...

Yemeklik pancar diye de nitelendirilen Pancar’ı veren bitkisi, Ispanakgiller’dendir. Pancarların, aralarında konumuzu ilgilendiren yemeklik kırmızı pancardan başka, şekerpancarı ile hayvanlar için yem pancarı da dahil olmak üzere 15 kadar türü vardır. Çiçek saplarıyla l-15 m. kadar boylanabilen ve anayurdu Avrupa kıtası olan kırmızı pancar, ülkemizde de bolca yetiştirilen ikiyıllık otsu bir bitkidir.
Birinci yılı içinde bitkinin toprakaltı yumrularıyla topraküstü yeşil kısımları, ikinci yılında çiçek sapı, çiçek ve tohumları gelişir. Bazı koşullarda bütün bu gelişimlerin hepsi aynı yıl içinde tamamlandığından bitki bir-yıllık da sayılmaktadır. Kırmızı pancarın yaprakları etli ve koyu yeşil renklidir.
Çiçekleri erselik olup kendi kendini döller. Ama, dışarıdan döllenen çiçekli çeşitleri de vardır. Bitkinin meyvesi leblebi büyüklüğündedir ve içinde tohumu yer alır. Kırmızı pancarın bizim için önemli olan ve yenilen kökü yuvarlak, yuvarlağa yakın hafif basık ya da uzunca biçimlidir. Kabuk ve eti koyu siklamen (ya da vişneçürüğü) rengindedir.
Islah edilmiş çeşitlerde beyaz damarların bulunmaması ve pancar etinin düzgün, koyu siklamen renginde olması yeğlenir. Kırmızı pancar; salatası, turşusu, mayonezle karıştırılarak mezesi ve konservesi yapılıp sevilerek tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. pişirilmiş ve suyu süzülmüş kırmızı pancarın içerdiği besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 1,1 gr. protein; 7,2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,8 gr. lif; 23 mgr. fosfor; 14 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 43 mgr. sodyum; 208 mgr. potasyum; 23 mgr. magnezyum; 20 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; OJ5 mgr. B3 vitamini ve 6 mcgr. folik asit.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen besin değerlerinin yanı sıra;
o Kırmızı pancar yüksek oranda potasyum içerdiği için yüksek tansiyonu düşürücü etki yapar.
o İçerdiği yüksek oranlı lifiyle pekliğe (kabızlığa) iyi gelir.
o İştah açıcıdır.
Dikkat: Oksalat içerdiği için böbrek taşı rahatsızlığı çekenler kırmızı pancarı yememelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Kırmızı pancar bitkisi, tohumlarıyla çoğaltılır. Kışları yumuşak geçen bölgelerde tohumları sonbaharda ekilir ve ürün ilkbaharda alınır. Kışları sert yaşayan yerlerde ekim ilkbaharda, mart-nisan aylarında yapılır. Genelde tohumları, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilir. Sıra üzerinde tohumları ekme aralığı 5 cm’dir. Toprakta tohumlar 2-3 cm. derinliğe ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kırmızı pancar, ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Pek şiddetli soğukları yaşamayan bölgelerde, serin hava koşullarında mükemmelen yetiştirilebilir. İlkbaharda ekilip yazın yetiştirilebilirse de, serin mevsimde yetiştirilenleri renk ve nitelik yönünden daha üstün nitelikli olur. Bitkinin yetiştirilme döneminde erken ve zamansız olarak sıcaklıklar yükselirse, bitki hemen çiçeğe kalkar ve kökü yemeklik değerini yitirir.
Toprak isteği: Kırmızı pancar, toprak bakımından fazla seçici değildir. Ama oldukça derin, gevşek bünyeli, süzek (suyu iyi akıntılı), organik madde yönünden zengin tınlı ve kumlu-tınlı topraklarda en iyi sonuç alınır. Ağır karakterli topraklarda, ürünün şekil ve niteliği bozulduğundan kırmızı pancar yetiştirilmemelidir.
Toprak işleme: Kırmızı pancarın yetiştirileceği toprak önceden pek iyi hazırlanmalı, gübrelenip derin kazılarak kabartıldıktan sonra yüzeyi çok iyi düzeltilmelidir. Bu düzeltme işi tırmıkla yapılır. Aksi takdirde, gelişigüzel hazırlanan toprakta kırmızı pancardan iyi sonuç alınmaz. Çimlenen bitkiler 3-4 yapraklı olunca hafif bir çapalama yapılır ve bitkiler aralarında 10′ar cm. aralık bırakılacak şekilde seyreltilir. Kırmızı pancar bitkileri 5-6 yapraklı olunca ikinci bir çapalama daha yapılarak hem toprak kabartılır hem de yabani ot mücadelesi yapılmış olur.
Sulama: Yaz mevsiminde havaların sıcak ve kurak gittiği dönemde kırmızı pancar bitkileri düzenli olarak ve özellikle her çapalamadan sonra kesenkes sulanmalıdır.
Gübreleme: Kırmızı pancar bitkilerinin iyi gelişmesi ve yüksek nitelikli ürün vermesi için, toprakta azot, fosfat ve potasın her zaman yeterli miktarlarda bulunması gerekir. Denemeler, bitkinin iyi yanmış ve çürümüş çiftlik gübresini çok sevdiğini göstermiştir. Bunun için tohumlarının ekiminden önce yapılacak toprak analizi sonuçları dikkate alınarak bitkiye bu tür gübre verilir. Eğer istenen nitelikte çiftlik gübresi sağlanamazsa toprakta yeşil gübreleme yapılmalı, ayrıca analiz sonuçlarına göre azot, fosfat ve potas oranları belirlenen kompoze fenni gübre toprağa verilmelidir.
Hasat (Derim): Kırmızı pancar bitkisi, tohumlarının ekiminden yaklaşık 3 ay kadar sonra hasat edilmeye başlanır. Genellikle kök yumrularının çapı 3-4 cm. olunca hasat edilen bitkinin standart çeşitlerinde kök çapı 5 cm’yi aştığında ürünün niteliği bozulmaktadır. Bu nedenle hasat, zaman geçirilmeden yapılmalıdır. Hasat işlemi, bitkinin elle ya da çapayla sökülmesiyle gerçekleştirilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kırmızı pancar bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Patlıcan

0 yorum | Devamını Oku...

Besleyici değeri çok fazla olmadığı halde Türk mutfağında hazırlanan nefis yemekleri pek beğenilerek yenilen Patlıcan’ı veren, Patlıcangillerin örnek bitkisidir. Anayurdu Hindistan olan otsu patlıcan bitkisi, normal koşullarda 45-75 cm., bitkiye çok uygun koşullarda 1,5 ve hatta 2 m. kadar boylanabilir. Uzun ve sağlam bir kazık kökü ile buna bağlanan yan kökleri vardır. Yuvarlak kesitli otsu gövdesi, kısa sürede sertleşip odunlaşır. Kenarları düz olan yeşil renkli yaprakları ufak, ince ve uzun ya da büyük ve geniş olur.
Bitkinin erselik özellik taşıyan mor renkli çiçekleri kendi kendisini döller. Ancak balansı ya da diğer böcekler aracılığıyla yabancı patlıcan çiçekleriyle de döllenebilir. Patlıcanın, rengi ve biçimi çeşitlere göre değişen meyvelerinin kabuğu serttir. Kabuğunun rengi koyu mordan siyaha kadar değişirse de açık renkli ve hatta kırmızı patlıcan çeşitleri de vardır.
Biçim olarak ülkemizde en çok yetiştirilenleri, ince uzun kemer patlıcanı, orta boy ve ucu sivri halkapınar patlıcanı ile yuvarlak ve küt olan bostan patlıcanı çeşitleridir. Patlıcan bitkisinin tohumları, meyve etinin içine yerleşmiş durumda küçük, hafif yassı ve parlak sarımtırak kahverengidir.
Bir patlıcanda, ortalama 500-5.000 adet tohum bulunur. Patlıcan çeşitlerinden kemer ve halkapınar patlıcanıyla sade ve zeytinyağlı yemekler; bostan patlıcanıyla kızartma ve salataları yapılır. Ayrıca patlıcanın reçel ve turşuları da yapılıp tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze patlıcanın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 24 kalori; 1,1 gr. protein; 5,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 2 gr. yağ; l gr. lif; 37 mgr. fosfor; 15 mgr. kalsiyum; l mgr. demir: l mgr. sodyum; 15 mgr. potasyum: 30 IU A vitamini; 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,05 mgr. B3 vitamini; 0,081 mgr. B6 vitamini ve 5 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Patlıcan, damarları yüksek kolesterolün yarattığı kötü etkilerden korur.
o Patlıcan yedirilen hayvanlarda, özellikle mide kanserine çok seyrek rastlandığı gözlenmiştir: insanlarda da aynı etkiyi yapıp yapmadığı araştırılmaktadır.
o Patlıcan, istemsiz kas kasılmalarını önleyen maddeler içermektedir.
o Patlıcan, içerdiği yüksek orandaki lifiyle pekliğe (hazımsızlığa) iyi gelir.
Sağlığımıza yararlı bu etkilerinden faydalanmak için patlıcan diyetimize katılmalı ve tüketilmelidir.
Dikkat: Olgunlaşmamış patlıcanda solanin adlı bir madde bulunur. Böyle patlıcanları çiğ olarak yemek, bu madde nedeniyle zehirlenmelere yol açabilir. Ancak patlıcan pişirildiğinde bu madde parçalanarak yok olur. Ayrıca, güç sindirilen bir besin olduğundan çocuklara, patlıcan yemesi için ısrar edilmemelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Patlıcan bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Üretim, iki aşamada gerçekleştirilir: Birinci aşamada, patlıcan tohumları sıcak yastıklara sıralı olarak ekilir. 15-25 günde çimlenen fideleri 3-4 yapraklı olunca ikinci aşamada, bahçedeki önceden hazırlanmış yerlerine şaşırtılır.
Bizim için uygun olan, profesyonel üreticiler tarafından üretilmiş böyle fideleri alıp ilkbahar donlarının bittiği garantili dönemde, bahçemizde önceden hazırlanmış yataklarına, sıralarda aralıkları 50-60 cm. olan çukurlara dikmektir. Dikimin yapıldığı günlerde don olayı yaşanırsa fidelerimizin donması ve elden çıkması olayıyla karşılaşabiliriz.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Patlıcan, sıcak iklimlerin bitkisidir, soğuklardan çok korkar. Yetiştirilme döneminde sıcaklık -l, -2 derecelere düşerse tüm bitki donar ve yok olur. Patlıcan bitkilerinden iyi gelişme sonucu nitelikli ürün alınması için altı ay süreyle ortalama 15-35 derecelerde geçecek bir yetiştirilme dönemine gerek vardır. Bu derecelerin altındaki sıcaklıklarda patlıcan bitkisinden yeterli verim alınamaz. Sıcak iklimde ve iyi bakım görmeleri durumunda, patlıcan bitkisi küçük bir ağaççık haline gelip birkaç yıl yaşayarak düzenli ürün verebilir.
Toprak isteği: Patlıcan bitkisi, toprak bakımından oldukça seçicidir. Killi topraklardan hiç hoşlanmaz. Böyle ağır ve nemli topraklarda, bitkide hemen kök çürüğü başlar. Patlıcan en iyi sonucu derin, yumuşak, geçirgen ve organik madde yönünden zengin, tınlı topraklarda verir.
Toprak işleme: Fidelerin dikimi ve can suyu verilmesinden sonraki 10-15 gün içinde patlıcan bitkisine su verilmez ve toprak tava geldiğinde hemen çapalama işlemi yapılır. Bu çapadan 8-10 gün sonra bir kez daha sulanan bitkinin daha sonra ikinci çapası yapılır. Böylece bitkinin toprağı kabartılmış ve yabani ot mücadelesi de yapılmış olur.
Sulama: Patlıcan bitkisi suyu çok sever. Yetiştirilme döneminde düzenli olarak sulanması gerekir. Aksi takdirde bitkinin gelişmesi yavaşlar. Ürünü azalır ve meyvelerde acılaşma başlar. Ama, fidelerin ekiminden sonra çiçeklenme başlayıp da bitki üzerinde meyveler görününceye kadar bitki sulanmaz. Bu kurala uymayıp da sulanan bitkiler boya kaçar (yani, gereğinden fazla boylanır) ve çiçeklerini döker. Meyveleri göründükten sonra hava koşullarına göre belirli aralıklarla patlıcanlara düzenli olarak su verilmesi ve her hasattan sonra bitkilerinin kesenkes sulanması gerekir.
Gübreleme: Patlıcan bitkisi gübreyi çok sever. Toprağına, hazırlık aşamasında, iyi yanmış çiftlik gübresi ve daha sonra yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre yardımcı olarak azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübreler verilmesi gerekir. Ayrıca bazı üreticiler, hasat döneminin sonuna doğru bitkiyi biraz budayıp çiftlik gübresiyle hazırlanan bir şerbet de verirler. Böylece bitkiden, son olarak, biraz kısa boylu ama lezzetli turşuluk bir son ürün alınması olanağı doğmaktadır.
Hasat (Derim): Patlıcan bitkisinden ilk ürün, gerçek meyve boyunun 1/3′üne ulaşıldığında alınır. Hasatta gecikilirse meyveler kartlaşır, rengi acılaşır ve tohumları (çekirdekleri) sertleşen patlıcan, yenme niteliğini yitirir. Bitki üzerinde ilk meyveler alttan başlayarak alınır ve zamanla yukarıya doğru çıkılır. Hasat, keskin bir bıçakla patlıcanların sapıyla birlikte kesilmesi şeklinde yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Patlıcan bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir

Pırasa

0 yorum | Devamını Oku...

Aslında makbul bir kış sebzesi olduğu halde yaz mevsiminde de zaman zaman pazarlarda görebildiğimiz pırasayı veren Pırasa bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen pırasa bitkisinin yabani örneklerine Akdeniz havzasında rastlanmaktadır, l m’ye kadar boylanabilen bu ikiyıllık otsu bitki, ülkemizde bol bol üretilip tüketilmektedir.
Pırasa bitkisi, soğanın çok yakın akrabasıdır. Ancak kökünden oluşan soğanının gömleği, çok uzayarak toprağın üzerinde 40-45 cm’lik beyaz bölümü oluşturur. Bu gömleğin üst tarafından bitkinin yeşil kısmı (yaprakları) çıkarak 40-50 cm. kadar uzar.
Tüm bölümleri keskin kokulu olan pırasanın, beyaz ve yeşil kısımlarıyla zeytinyağlı ve sadeyağlı yemekleri, yalnızca beyaz kısımlarıyla dolması, mücveri ve paça denilen özel yemeği yapılır. Pırasa, sebze çorbalarına katılır, börek içi olarak da kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) pırasanın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 25 kalori; 1,8 gr. protein; 4,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 1.3 gr. lif: 27 mgr. fosfor; 60 mgr. kalsiyum; 2 mgr. demir; 6,4 mgr. sodyum; 278 mgr. potasyum: 12,5 mgr. magnezyum; 0,07 mgr. B1 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini ve 15 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görüleceği gibi, içerdiği potasyum, demir, kalsiyum mineralleri ve özellikle yüksek orandaki lifi nedeniyle önemli bir besin maddesi oluşunun yanı sıra;
o Pırasa şurubu göğsü yumuşatır ve öksürüğe iyi gelir. Güçlü bir balgam söktürücüdür: Bunun için pırasanın beyaz ve yeşil kısımları ince ince kıyılarak suda iyice kaynatılıp süzülür. Böylece elde edilen şuruptan günde 2-3 bardak içilir.
o Ayrıca pırasa idrar söktürücüdür. Sindirimi kolaylaştırır: Bu etkilerinden yararlanmak için bolca pırasa yenilmelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Pırasa bitkisinin tohumları, mart-mayıs aylarında, önceden hazırlanmış soğuk yastıklara sıkça ekilir. Üzerleri 1-1,5 cm. kalınlıkta gübreli toprakla örtülüp bastırılır. Süzgeçle sulanır. 10-12 gün sonra filizlenme başlar. Zayıf filizlenen fideler sökülerek seyreltme yapılır. Fideler 15-20 cm. kadar boylanıp kurşun kalem kadar kalınlaştığında, bahçe ya da tarladaki asıl yerlerine şaşırtılmaya hazır olur. Fideler, kışın iyice kazılarak düzeltilmiş ve gübrelenmiş toprağa, 15-20 cm. aralıkla dikilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Pırasa, ılık iklimli bölgelerin bitkisidir. Serin ama çok soğuk olmayan yörelerde de yetiştirilebilir. Ancak, bitkinin iyi gelişmesi için yetiştirildiği yer bol bol güneş görmelidir.
Toprak isteği: Pırasa bitkisi, toprak isteği yönünden yakın akrabası soğan kadar seçici değildir. Çok ağır bünyeli ve su tutan topraklar dışında her türlü toprakta yetişir. Ama, toprak organik madde yönünden çok zayıfsa pırasa bitkisinden alınan ürün düşkırıcı olur. Şu halde en iyi sonuç, iyi işlenmiş, süzek (suyu iyi akıntılı) ama biraz nem tutma yeteneği bulunan tınlı topraklarda alınır.
Sulama: Pırasa bitkisi, sıcak ve kurak havalarda, toprağı yeterince nemli kalacak biçimde sulanmalıdır.
Gübreleme: Pırasa bitkisinin yetiştirileceği toprak, kışın iki kez kazılarak düzeltilir ve iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompoze fenni gübreyle gübrelenir. Daha sonra bitkinin gövde yapısının kalınlaşması için arada bir gübre ya da şerbet verilir. Ancak bu gübreleme işi ağustos ayı sonuna kadar sürdürülür, daha sonra bitkiye gübre verilmez.
Toprak isleme: Pırasa bitkisinin çevresinde yetişen yabani otlarla, çapalama yapılarak mücadele edilir. Bu arada bitkinin bozuk görünüşlü, sararmış ve kurumuş yaprakları kesilip çıkarılır. Bitkinin beyaz kısmının iyice aklaşması için boğaz doldurma işlemi yapılır.
Hasat (Derim): Ekiminden 30-45 hafta kadar sonra olgunlaşan pırasa bitkisi, çok kalınlaştığında lezzeti azalacağından, gövde kalınlığı 2-3 cm’ye erişince topraktan elle sökülerek hasat edilir. Hasattan önce toprağının sulanması, bitkinin sökülmesini kolaylaştırır. Pırasa hasat edilirken bitki hiçbir zaman zorlanıp koparılmamalı ve sokum işinde gerekirse küçük çapa kullanılmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Pırasa bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Portakal

0 yorum | Devamını Oku...

Latincesi Citrus Sinensis olup meyve turunç meyvesine benzer, lezzeti tatlıdır. Meyvenin kabuk kısmındaki salgı ceplerinden portakal esansı yağı elde edilir. Eczacılıkta ve gıda sanayinde kullanılır.
Herbal Terapi
Dolaşım sistemini uyarmak için, sindirim sistemi rahatsızlıklarından kabızlıkta, karındaki gazda, hazımsızlıkta, karın ağrılarında, psikolojik rahatsızlıklardan, sıkıntıda, uykusuzluklarda ve sinir sistemi rahatsızlıklarından vertigo adını verdiğimiz baş dönmelerinde kullanılır.
Aromaterapi
Portakal aromatik yağı %90 limon özelliğinde olup, vücuttaki halsizliği kaldırırken aynı zamanda gevşeme sağlar. İyi bir cilt canlandırıcısıdır. Çocukların sakinleştirilmesinde, halsizlik ve yorgunlukta kullanılır.
Kozmetikte Kullanım
Cildin gençleştirilmesinde, güneşe maruz kalan ciltlerde, aknede, ciltteki kan dolaşım bozukluklarına bağlı ödemlerde, olgun ve yağlı ciltlerde, atrofik ciltlerin gerilmesinde uygulanır. İyi bir nemlendiricidir.
Kullanım Şekli
Aromatik yağ masaj tarzında, banyoda, buğu şeklinde, lapa şeklinde ve kompres tarzında uygulanmaktadır. Aşırı yorgunluk ve gerilim durumlarında yüze uygulanan masajla vücutta gevşeme sağlandığı gibi aynı zamanda enerji verir. Çocuklar için bir kaç damla banyoya konularak kullanılır. Portakal aromatik yağının deriyi tahriş edici etkisi mevcuttur. Bu yüzden az miktarlarda kullanılmalıdır. Kullanımdan sonra güneşe çıkılmamaya özen gösterilmelidir. Serin yerde ve koyu şişelerde saklanmalıdır.

Soğan

0 yorum | Devamını Oku...

Yemeklerimiz ile salatalarımıza çeşni katan, sağlığımıza yararlı pek çok etkileri bulunan acı sebze soğanı veren Soğan bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdunun Güneydoğu Asya olduğu sanılmaktadır. Birçok türü olan soğan bitkilerinden sofralık soğan (A. cepa), dünyanın pek çok yeri ile Türkiye’de yetiştirilmekte, ürünü olan kuru ve yeşil soğanlar bol bol tüketilmektedir.
Soğan, 40-80 cm. kadar boylanabilen ikiyıllık otsu bir bitkidir. Birinci yılında, 40 cm’ye kadar yükselen içi boş koyu yeşil yapraklarını verir. İkinci yılında bu yapaklardan daha uzun bir sapın tepesinde beyaz ya da bazen leylak rengi küçük çiçeklerden oluşan top biçiminde bir çiçek salkımını oluşturur.
Bitkinin birinci yılının ortalarında yaprakların dip bölümü şişkinleşerek toprağın altında bir baş meydana getirmeye başlar. Bu haliyle topraktan sökülürse özellikle salatalarda kullanılan yeşil soğan denilen taze soğan ürünü elde edilir. Sökülmeyip toprakta kalan başlar, bitkinin ikinci yılında sökülüp kurutularak bu kez kuru soğan elde edilir.
Soğan, salataların yanı sıra çeşitli yemeklere, krem peynirlere ve hamburgerlere katılır, çorba ve yahni gibi sevilen yemekleri yapılır. Mutfakların vazgeçilmez bir öğesidir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) kuru soğanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 38 kalori; 1,5 gr. protein; 9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 56 mgr. fosfor; 27 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 157 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 40 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini: 0,l mgr. B6 vitamini: 10 mcgr. folik asit: 10 mgr. C vitamini ve 0,3 mgr. E vitamini.
Yeşil soğanın bazı besin değerleri kuru soğandan daha yüksek, bazıları da daha düşüktür. Yeşil soğanın besin değerleri şöyle sıralanabilir: 45 kalori; 10,5 gr. protein; 1 gr. karbonhidrat; yağ ve lifi eser miktarlarda; 40 mgr. kalsiyum; 5 mgr. sodyum; 231 mgr. potasyum; 20 IU A vitamini ve 25 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Soğan, bedenin savunma sistemini güçlendirir: Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit ve gastrit gibi enfeksiyon hastalıklarına iyi gelen ve geleneksel olarak bu nedenle tüketilen bir besindir.
o Soğan, yağlı yemeklerin yenmesinden sonra bedende kolesterol yükselmesi ve kanın pıhtılaşması olaylarını önler: Çok fazla yağlı yemek yiyen kişilerde meydana gelen bu gibi sakıncalı durumlar, yemeklerde bol soğan bulunması halinde ortadan kalkar.
o Soğan bedende bulunan kötü kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürür, ama iyi kolesterol düzeyini artırır.
o Bol bol soğan yemenin, bedenin kansere yakalanması rizikosunu azalttığı savunulmaktadır.
o Son zamanlarda yapılan bazı bilimsel araştırmalara göre, soğanın kalbi güçlendirdiği ve koroner damarları genişlettiği ileri sürülmektedir.
o Soğan idrar söktürücüdür: Bu etkisiyle bedendeki toksinlerin atılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olur.
o Soğan midevidir: iştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca müshil etkisi de vardır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Yetiştirilmesi kolay bir bitki olan soğan, şu dört yöntemle çoğaltılabilir:
1. Bitki, tohumları bahçe ya da tarlaya serpme veya sıraya ekme yoluyla çoğaltılabilir.
2. Soğan tohumları önceden toprağı hazırlanmış tavalara ekilir. Burada filizlenen soğan fideleri, daha sonra bahçe ya da tarlaya şaşırtılarak bitki çoğaltılmış olur.
3. İlkbaharda ekilen soğan tohumlarından oluşan ve arpacık soğanı denilen küçük soğanlar, ağustos ayı içinde toplanır. Bunlar daha sonra bahçe ya da tarladaki yerlerine sıralı olarak ekilir.
4. Baş soğanlar da toprağa ekilerek yeniden soğan bitkisi elde edilebilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Soğan serin ılıman bölgelerin bitkisidir. Soğuklardan hoşlanmaz ama donlara dayanabilir. Fide döneminde serin, başının olgunlaştığı dönemde sıcak havaya gereksinir. Bu sıcaklıklar 7 ila 30 derecelerdir.
Toprak isteği: Soğan bitkisi, süzek (suyu iyi akıntılı), pH’ı 6-6,5 olan, kumlu, milli, killi ve organik madde yönünden zengin topraklarda yetiştirilebilir. Toprağın asiditesinin yüksek olmasından hoşlanmaz. Bu durumu düzeltmek için toprağa sönmüş kireç katılması gerekir. Soğan üretiminde en iyi sonuç, bol güneş gören gevşek yapılı ve su tutma kapasitesi yüksek topraklarda alınır. Ayrıca soğan bitkisi her yıl topraktan fazla besin kaldırdığı için üst üste aynı yere ekimi yapılmamalı, yıllık nöbetler halinde ekim yeri değiştirilmelidir.
Sulama: Çok sıcak ve kurak yaz günlerinde toprakta yeterli nemi bulundurmak için bitki sulanır.
Gübreleme: Soğan bitkisine, iyi yanmış çiftlik gübresi ile fosfatlı ve azotlu kompoze fenni gübreler verilir.
Toprak isleme ve bitki seyreltme: Çevresinde yetişen yabani otlar soğan bitkisini fena halde etkileyeceğinden, bunlarla, çapalama yapılarak mücadele edilir. Ayrıca zayıf gelişmiş soğan bitkileri de sökülerek bitki seyreltmesi uygulanır. Baş bağlaması için soğan bitkisinin çiçek sapları da kopardır.
Hasat (Derim): Yeşil soğanlar, mart-eylül ayları arasında, bitkinin yaprakları yeterli büyüklüğe ulaşınca, bitki yerinden sökülerek hasat edilir. Baş soğanların hasadı için yapraklarının dörtte üçü sararınca bitkinin boynu kesilir ve yaprakları çıkarılır. Böylece başların daha da irileşip besin toplaması sağlanır. Bu işlemden 3-4 hafta sonra, soğanlar elle ya da büyük tarlalarda patates hasat makinesiyle yerinden sökülerek hasat edilir. Daha sonra bu soğan başları çuvalların üzerine konularak kurutulur.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Soğan bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarıma koruma ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Şeftali

0 yorum | Devamını Oku...

Yaz mevsiminde hazirandan eylüle kadar pek sevilen meyveleri Şeftali ve Nektarin’i veren ağaçları, Gülgiller’dendir. Anayurdu Doğu Asya ve Çin olan şeftali ağaçları, 3-5 m. kadar boylanabilir.
Çok sayıda olan ve ağacı örten yaprakları, sapında 2-5 adet balozu bezi bulunan kenarları dişli, yeşil renkli ve ok ucu biçimlidir. İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre hazirandan eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi (Türkiye’de 64 çeşit) vardır.
Meyve sarı, krem ya da yeşil üzerine morumsu kırmızı renkli, ince tüylü ve ince kabukludur. Beyaz, kırmızı (kana benzer lekeli) ya da sarı renkli olan eti bol sulu, tatlı ve hoş kokuludur. Meyvenin eti, ortasındaki iri ve sert çekirdeğine yapışık (et şeftalisi) ya da çekirdeğinden ayrı (yarma şeftali) cinsinde olur. Şeftali, taze olarak ya da derin dondurucuda dondurularak yenildiği gibi meyve suyu, şurubu, dondurması reçeli, marmeladı ve kompostosu yapılarak da tüketilir. Pastacılıkta da yeğlenerek kullanılır.
Nektarin, türlü doğal değişimler (mutasyonlar) sonucu, insan eliyle şeftaliden elde edilmiş tüysüz şeftali türüdür. 13 çeşidi vardır. Günümüzde taze olarak ve yeğlenerek tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze şeftalinin içerdiği önemli besin değerleri şöyle sıralanabilir: 38 kalori; 0,6 gr. protein; 9,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 19 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,5 gr. demir; 1 mgr. sodyum; 202 mgr. potasyum: 10 mgr. magnezyum; 1.330 IU A vitamini; 0.02 mgr. B1 vitamini; 0,05 B2 vitamini; 1 mgr. B3 vitamini; 0,024 mgr. B6 vitamini; 2.3 mcgr. folik asit ve 28 mgr. C vitamini. Beyaz etli şeftalinin A vitamini içeriği düşüktür.
100 gr. nektarinin içerdiği önemli besin değerleri ise şöyledir: 46 kalori; 11,4 karbonhidrat; 0 kolesterol; l gr. lif; 22 mgr. fosfor; 3,6 mgr. kalsiyum; 0,42 mgr. demir; 8,4 mgr. sodyum; 247 mgr. potasyum: 11,6 mgr. magnezyum; 1.650 IU A vitamini; 0,02 mgr. B6 vitamini; 20,1 mcgr. folik asit ve 23,1 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Şeftalinin çiçek ve yapraklarının, yumuşatıcı (hafif müşkil) ve hafif yatıştırıcı etkileri vardır: Bu etkileri sağlamak için şeftali ağacının körpe yaprakları ve çiçekleri alınıp karıştırılarak kıyılır. Bu karışımdan 3-4 tatlı kaşığı alınıp üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Böylece elde edilen infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.
o Nektarinin bazı besin değerleri şeftaliden daha yüksek olduğu için hastalık sonu nekahet döneminde, güçlenme diyeti yapan kişilere ve çocuklara yemeleri tavsiye edilir.
o Şeftali (ve nektarinin) cinsel isteği artırıcı (afrodizyak) etkileri olduğu ileri sürülmektedir: Bunun için sabahları aç karnına bu meyvelerin bolca yenilmesi tavsiye edilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Şeftali (ve nektarin) ağaçlan, tohumuyla (yani çekirdeklerinin ekilmesiyle) çoğaltılabilir. Ancak bu yolla üretimde, ağacın meyve verme süresi uzar. Bunun yerine erik, badem ya da kayısı anaçlarına aşı yapılarak üretilir. Bizim için doğrusu, inanılır profesyonel fidan üreticisinden, türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize 3-5 m. aralıklarla dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Şeftali (ve nektarin) ağaçlan, ılıman iklimlerin bitkisidir. Bu ağaçların yetiştiriciliği, Türkiye’de bir-iki il dışında her yerde yapılabilir. Kış sıcaklığının -18 ila -20 dereceye düştüğü zamanlarda, ağaçların göz ve sürgünleri; sıcaklık -25 dereceye düştüğünde ise, tüm ağaç donar. Şeftali ağaçlarının kış mevsiminde soğuklama isteği çeşitlere göre 250 ila 1.250 saat arasında değişir.
Toprak isteği: Şeftali (ve nektarin) ağaçları süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu, killi, tınlı, milli, çakıllı, derin ve çabuk ısınan alüvyonlu toprakları sever. Yetiştiği toprağın pH’ı 6-7 arasında olmalıdır.
Sulama: Çoğu meyve ağaçlarında olduğu gibi, şeftali (ve nektarin) ağaçları da yaz mevsiminde, yağışların çok yetersiz olduğu kurak günlerde, toprağı nemli kalacak şekilde yeterince sulanmalıdır.
Gübreleme: Şeftali (ve nektarin) ağaçları çabuk büyür ve çok verimli olur. Bu nedenle iyi beslenmeleri gerekir. Ağaçlara ilkbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Kışın ağaç altına bakla ekilerek bakla ürünü alındıktan sonra tüm bitki, kökleriyle birlikte ağaçların altına yatırılır. Çapalanarak toprağa gömülür. Böylece yeşil gübreleme yapılmış olur. Ayrıca ağaçlara azot, fosfor ve potaslı kompoze fenni gübreler de verilir.
Budama: Şeftali (ve nektarin) ağaçları, diğer meyve ağaçlarına göre daha çok budama ister. Bunun nedeni, meyvelerinin bir yaşındaki dallarda oluşmasıdır, iyi budamayla, ağacın verimli ve uzun ömürlü oluşu sağlanır. Budama, yaz ve kış mevsimlerinde, şekil ve ürün budaması olarak bu işten anlayan kişiler tarafından uygulanır.
Meyvelerin seyreltilmesi: Şeftali (ve nektarin) ağaçları çok sık meyve tutar. Bunların hepsi ağaçta kalırsa meyve irileşmez. Bu nedenle meyve seyreltmesi, büyük bahçelerde kimyasal maddelerle, küçük bahçelerde elle yapılır. Elle seyreltmede, her dalda 15-20 cm’de bir tek meyve bırakılır.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Şeftali (ve nektarin) ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz ve aksaksız mücadele yapılmalıdır

Lahana

0 yorum | Devamını Oku...

Sağlığımıza pek önemli etkileri bulunduğu ve leziz bir kış sebzesi olduğu halde belki de sindirimin güçlüğü nedeniyle sofralarımızda hak ettiği yeri alamayan Lahana’ yi veren bitkisi, Turpgiller’dendir.
Anayurdu bilinmeyen, yabani örneklerine Güney Avrupa’da rastlanan ve ülkemizin hemen her bölgesinde yaygın olarak yetiştirilen lahana, iki-yıllık otsu bir bitkidir. Birinci yılında yenilen kısımlarını, ikinci yılında çiçek ve tohumlarını oluşturur. Kabarık, içe doğru bükülme özelliği taşıyan damarları (bitkinin, bu damar özelliğiyle yaprakları içe doğru bükülüp baş bağlar) olan, kırışık ve dalgalı yüzeyli, kalın, iri yaprakları vardır.
En önemli ve konumuzu ilgilendiren türü, ağırlığı 5-6 kg’a kadar çıkan baş ya da beyaz lahanadır (B. oleraceae Var. Alba). Lahananın yapraklarındaki antosiyanın oranı artırılarak kırmızı lahana (B. oleraceae rubra) ve yaprak tomurcukları başçıklar şeklinde geliştirilerek Brüksel lahanası (B. oleraceae gemmifera) melezleme yoluyla ve insan eliyle elde edilip üretilmiştir.
Bir başka önemli lahana türü de özellikle Karadeniz bölgemizde çok yetiştirilen karalahanadır (B. oleraceae acephala). Baş lahana taze olarak salatalara katıldığı gibi kapuska adlı yemeği, dolması ve turşusu yapılarak da tüketilir. Kırmızı lahana salatalara katılır. Karalahananın da çeşitli yemekleri yapılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze sebze lahananın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 26 kalori; 1,3 gr. protein; 4,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,8 gr. lif: 29 mgr. fosfor; 52 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 20 mgr. sodyum; 270 mgr. potasyum: 13 mgr. magnezyum; 130 IU A vitamini; 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.3 mgr. B3 vitamini; 0,16 mgr. B6 vitamini; 75 mcgr. folik asit: 50 mgr. C vitamini ve 0,2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Lahana, içerdiği antioksidan ve diğer bazı maddeleriyle bedenin hastalıklara karsı direncini artırır: Yapılan araştırmalar, lahanayı sık yiyen kişilerde özellikle mide, kalınbağırsak, akciğer ve deri kanserlerine pek seyrek rastlandığı sonucunu ortaya koymuştur.
o Lahana ayrıca içerdiği antioksidan maddeleriyle kalp hastalıklarına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikolarını azaltmaktadır.
o Lahananın sıkılmasıyla elde edilen suyu, Batı ülkelerinde mide ülserleri için geleneksel bir tedavi yöntemi olmuştur: Yapılan deneyler, lahana suyunun mide ülserlerini önlediğini ve iyileştirdiğini ortaya koymaktadır.
o Lahana, bedenin bağışıklık sistemini uyarmakta, bazı bakteri ve virüs türlerini yok etmektedir.
o Bedenin gelişme etkinliğini uyarıp destekleyen lahana, içerdiği zengin folik asitle kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Mayalandırılmış lahana hazımsızlığa ve gut hastalığına iyi gelir.
Bütün bu önemli etkilerinden yararlanmak için lahananın diyetimize katılması ve daha sık yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
Dikkat: Lahana tüm Turpgiller gibi bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 2-3 kezden çok lahana yiyen kişiler, iyotlu besin ya da iyotlu tuz almayı ihmal etmemelidir, özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde durum böyledir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Lahana bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Soğuk yastıklara ekilen tohumlarından çimlenen fideler, 5-7 hafta içinde ve 4-5 yapraklı olduklarında asıl yataklarına şaşırtılmaya hazır hale gelirler. Şaşırtma işlemi yapılırken lahana, ilkyastığındaki toprağından kökleriyle birlikte olabildiğince toprağı dökülmeden çıkarılmalı ve bitkinin yeni yerine fideler bu toprakla birlikte, 50 cm. aralıklarla dikilmelidir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Lahana bitkisi, daha çok serin ve nemli yerlerde iyi sonuç verir. Bu nedenle kışları soğuk olmayan yerlerde sonbahar ile ilkbahar mevsimleri arasında yetiştirilir. Yapılan araştırmalara göre, lahana bitkisi için en uygun hava sıcaklıkları 15,5-21,5 dereceler arasıdır. Bu derecelerin altındaki ve üstündeki sıcaklıklarda, lahanalarda gelişme yavaşlamaktadır. Tohumların en yüksek oranda çimlenmesi ise, 12-15 derecelerde olmaktadır.
Toprak isteği: Lahana bitkisi, iyi gelişmek üzere organik madde yönünden zengin toprakları yeğler. Bitki için en uygun toprak pH’ı 6,5-7,5′tur. Lahana bitkisinden iyi sonuç almak için, fideleri aynı toprağa üç yıldan daha sık dikilmemelidir.
Toprak işleme: Fidelerin asıl yataklarına şaşırtılmasından 1-3 hafta sonra ilk çapala-ma, 3-4 hafta daha sonra da ikinci çapalama yapılır. İkinci çapalamadan l ay kadar sonra, gerekiyorsa bir çapalama daha yapılabilir. Lahananın toprağı olabildiğince yüzeysel işlenmeli, bitkinin toprağının sertlik ve bütünlüğü de olabildiğince bozulmamalıdır.
Sulama: Fidelerin asıl yataklarına şaşırtılmasıyla birlikte tutma oranlarını artırmak için sık sık ve bol bol sulama yapılmalıdır. Toprak ve hava koşullarına göre, çapalama işlemlerinden sonra sulama aksatılmadan sürdürülür.
Gübreleme: Lahana bitkisinden iyi sonuç alınması için toprağına, iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potaslı kompoze fenni gübre verilmelidir.
Hasat (Derim): Lahana bitkisi, fidelerinin yataklarına dikiminden 25-35 hafta kadar sonra, iyice dolgunlaşıp sıkılaşmış olan başlarının keskin bıçakla kesilmesiyle hasat edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Lahanalar, özellikle baş bağladıktan sonra, yaprak bitlerinin hücumuna uğrar. Bunlarla ve diğer hastalık ve zararlılarıyla mücadele edilmezse lahana sofra değerini yitirir. Bu nedenle lahanalara dadanan zararlı ve hastalıklarla, hiç zaman geçirilmeden, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan ciddi bir mücadele sürdürülmelidir.

Marul

0 yorum | Devamını Oku...

Yılın her mevsiminde salatalarımızın gevrek, lezzetli ve besleyici öğesi Marul ve benzeri baş salataları veren bitkiler, Bileşikgiller’dendir. Anayurdu Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika olan marul ve benzeri salatalar, günümüzde dünyanın pek çok yeri ile ülkemizde yaygın şekilde yetiştirilmekte ve bol bol tüketilmektedir. Marulların, toprakta oldukça derine inen kazık kökü ile bunun çevresinde gelişen çok sayıda saçak kökü vardır.
Marullar, yapraklarının renk, biçim, irilik, uzunluk, genişlik ve etlilik özellikleriyle düz ya da kıvırcık yüzeyli oluşu bakımından çeşitlerine göre farklılıklar gösterir. Bitkinin üzerinde, yaprakların arasında uzayan birden çok sayıda çiçek sapı bulunur. Saplar, 60-120 cm’ye kadar boylanabilir ve çiçekler bu çiçek saplarının üzerinde demetler halinde dizilidir. Her demette, 15-25 ve hatta daha çok sayıda sarı ya da kırmızımsı sarı çiçek bulunur.
Erselik özellikler taşıyan bu çiçekler, güneşli havada sabahleyin erkenden açar, kendi kendini döller, kapanır ve bir daha açılmazlar. Daha sonra bu çiçekler, tek tohumlu meyvecikleri oluşturur. Uzunca biçimli ufak tohumların üzerinde, uzunlamasına hafif çizgiler görülür. Tohumlar, marul çeşitlerine göre gümüşi, gri, kahverengi, siyah ya da krem renkli olurlar. Marulların göbekli, göbeksiz, kıvırcık salata, aysberk vb. pek çok çeşidi bulunmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. marul vb. salataların içerdiği ortalama besin değerleri şunlardır: 14 kalori; 0,9 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,9 gr. yağ; 0,5-0,8 gr. lif; 22 mgr. fosfor; 20 mgr. kalsiyum; 0,5-0,7 mgr. demir; 9 mgr. sodyum; 175-220 mgr. potasyum; 330-355 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,06 mgr. B2 vitamini; 0,3 mgr. B3 vitamini; 0,005 mgr. B6 vitamini; 10-55 mcgr. folik asit; 5-6 mgr. C vitamini ve 0,2-0,57 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen ve bazıları cidden yüksek olan besin değerlerinin yanı sıra;
o Marul vb. salatalar, özellikle mide kanseri başta olmak üzere, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
o İçerdikleri A, C ve E vitamini gibi antioksidan maddeler sayesinde kişileri, kalp krizi geçirme, felç ve katarakt illetine yakalanma tehlikesinden korur.
o Demir ve folik asit içerdiklerinden kansızlığı önler ve gebe kadınların spina bifida (yani omurganın bir yanının açık oluşu) hastalığı taşıyan çocuklar doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Marul vb. salatalar, sindirim sistemini uyarır. İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırıcı etkiler yapar.
o Marul vb. salataların bedeni yatıştırıcı etkisi vardır; bu nedenle uykusuzluğa iyi gelir.
İşte sağlığa yararlı bütün bu önemli etkilerinden faydalanmak için marul vb. salata çeşitlerinin bol bol yenmesi uzmanlarca öğütlenmektedir. Ama, bunlarla yapılacak salatalara terbiye olarak konulacak yağların miktar ve nitelikleri göz ardı edilmemelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Marul vb. salatalar tohumlarıyla üretilir. Bu bitkiler kısa yetiştiricilik dönemi yaşadıklarından,ilkbahar ve sonbaharda, kışı sert geçmeyen bölgelerde kış mevsiminde ve iyi bakım ve sulama yapılarak yazın; yani bütün bir yıl boyunca yetiştirilebilir. İşte bu durum göz önüne alınarak bitkilerin yetiştirileceği dönemde tohumları, önce soğuk yastıklara serpme yöntemiyle ya da sıralara dizili olarak ekilir.
Serpme yönteminde çimlenen fideler seyreltilir. Sıralı ekimde sıra araları 8-10 cm. bırakılır. Ekilen tohumların üzerine l cm. kalınlığında harç örtülür ve süzgeçli kovalarla sulanır. 9-12 gün içinde çimlenen bitkilerin çevresindeki yabani otlar elle ayıklanır ve gerekirse sulanır. Fideler iyice gelişip 8-10 cm. boylanınca bu kez bahçede hazırlanmış asıl yataklarına şaşırtılır. Sıralara diken marul vb. salata fidelerinin arasında, 15-25 cm. aralık bırakılmalıdır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Marul vb. salatalar, soğuğa kısmen dayanıklı serin iklimlerin bitkisidir. Kısa bir yetiştiricilik döneminde gelişmelerini tamamladığından Türkiye’nin hemen her yerinde rahatlıkla yetiştirilebilir. Özellikle yazları serin geçen bölgelerde yaz yetiştiriciliği ve kışları sert geçmeyen yörelerde kış yetiştiriciliği de mümkündür.
Sıcak ve kurak dönemlerde bu bitkiler gelişme dönemini kısa zamanda tamamlayıp hemen tohuma kalkarlar. Bu da yapraklarında kartlaşma ve acılaşmalara neden olur. Marul vb. salataların tohumları, toprak sıcaklığının 4-25 derece olduğu dönemlerde normal çimlenme gösterir. Hava sıcaklıkları ortalamasının 12,8 derece olduğu zamanda, bu bitkiler çok iyi gelişme gösterip bol ve iyi nitelikli yaprak ürünü verirler.
Toprak isteği: Marul vb. salatalar, toprak bakımından pek seçici bitkiler değildir. Hafif topraklardan killi ve ağır topraklara kadar birçok toprak tipinde yetiştirilebilir. Ancak derin, humusça zengin, su tutma yeteneği yüksek, kumlu-tınlı ya da tınlı-kumlu toprakları yeğler. Marul vb. salata bitkileri için en uygun toprak pH’ı 6-7,2′dir. Bu bitkiler toprağın asiditesine oldukça duyarlıdır. Bu nedenle asitli topraklarda yetiştirilmek istenirse, toprağa sönmüş kireç katılması gerekir.
Toprak işleme: Marul vb. salata bitkilerinin toprağı, yabani ot mücadelesi için ve toprağın kabartılması amaçlarıyla birkaç kez çapalanmalıdır.
Sulama: Marul vb. salata bitkileri, suyu ve nemli toprağı sever. İlkbahar ve sonbaharda yağışlar yeterli olduğu sürece, yetiştiriciliği sulama gerekmeden sürdürülebilir. Kışları sert yaşamayan bölgelerde de birkaç kez ürün alınacak şekilde yetiştiriciliği susuz yapılabilir. İlkbahar ve sonbahar yetiştiriciliğinde yağışsız dönemlerde, yaz yetiştiriciliğinde sıcak ve kurak zamanlarda marul vb. salataların kısa aralıklarla ve düzenli olarak sulanmaları ve toprağının nemli tutulması gerekmektedir. Özellikle her çapalamadan sonra bu bitkilere su verilmesi doğru olur.
Gübreleme: Marul vb. salata bitkileri kısa sürede geliştiklerinden gübre gereksinimleri de çok olur. Bunlara, yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, iyi yanmış çiftlik gübresiyle azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübreler verilir. Ayrıca marul vb. salata bitkilerinin ürünü olan yapraklarının niteliğinde azotlu gübrelerin önemli etkisi bulunduğundan belirli aralıklarla bu bitkilere 1-2 kez azot içeren şerbet verilmesi iyi olur.
Hasat (Derim): Marul vb. salataların yapraklarının kartlaşmasına izin verilmemelidir. Bunun için yapraklar, gevrek ve niteliği iyiyken hasat işlemine başlanır. Hasat, bu bitkilerin elle topraktan çekilip sökülmesi şeklinde yapılacağından işlem sırasında toprağın nemli olması gerekir. Bu yüzden bitkiler hasattan bir-iki gün önce son kez sulanmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Marul vb. salata bitkilerine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Mercimek

0 yorum | Devamını Oku...

Kırmızı tanelileriyle yapılan çorbasını severek içtiğimiz; yeşil taneleriyle hazırlanan salata, yemek ve köftesini keyifle yediğimiz doğal protein kaynağı Mercimek bitkisi, Baklagiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası ve Anadolu olan biryıllık tarım bitkisi mercimek, buradan dünyanın öteki kesimlerine de yayılmıştır.
Türkiye, mercimek üretiminde dünyada başta gelen ülkelerden biridir. Kısa boylu, sarılgan, gösterişsiz bir bitki olan mercimeğin sapında, karşılıklı dizili birleşik yapraklan, yaprak saplarında sülükleri ve beyaz renkte açan çiçekleri vardır. Bu çiçeklerin döllenmesi ve olgunlaşmasıyla büyüyen geniş ama kısa boylu badıcın içinde, ikişer adet tohumu oluşur.
İşte bu ufak, yassı ve yuvarlak biçimli tohumlara mercimek denir, iki önemli çeşidi olan mercimeklerin kırmızı tanelileri daha küçük, yeşil tanelileri biraz daha büyük ama ince olurlar. Kuru sebze olarak sıkça tüketilen mercimeğin protein bakımından zengin olan tüm bitkisi, taneleri hasat edildikten sonra hayvanlara yem olarak verilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. kuru mercimeğin içerdiği besin değerleri şunlardır: 340 kalori; 24.7 gr. protein; 22 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 1,1 gr. yağ; 1,5 gr. lif: 145 mgr. fosfor; 79 mgr. kalsiyum; 6,8 mgr. demir; 6,8 mgr. sodyum; 370 mgr. potasyum; 60 IU A vitamini; 0,37 mgr. B1 vitamini; 0,32 mgr. B2 vitamini; 2 mgr. B3 vitamini ve yüksek oranda folik asit.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görüldüğü gibi yüksek oranlı besin değerleri olan mercimek, bu özelliğinin yanı sıra;
o Kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür: Böylece kalp krizi geçirme rizikosunu azaltır; kalp dostu bir besin olduğunu kanıtlar.
o Yüksek oranda lif içermesi nedeniyle mercimek, şeker hastaları için değerli bir besindir: Çünkü insülin ve kan şekerini düşürür.
o Yüksek lif içeriğiyle pekliğe iyi gelir ve kalın bağırsakların çalışmasını düzene sokar. Hemoroit ve diğer kalın bağırsak sorunlarında iyileştirici etkiler yapar.
o Mercimek, içerdiği yüksek orandaki demir ve folik asit nedeniyle kansızlığı önler.
o Zengin potasyum içermesi nedeniyle yüksek tansiyonu düşürücü etkiler yapar.
o Mercimek içerdiği maddelerle bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
Sağlığımızı destekleyici bütün bu önemli etkilerinden yararlanmak üzere, mercimeğin günlük diyetimize katılması, olabildiğince sıkça ve bolca yenilmesi öğütlenmektedir.
KISACA BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ
Toprak bakımından seçici olmayan, ılıman ve kurak iklimlerin bitkisi mercimek, tohumlarıyla (bayat olmayan mercimek taneleriyle) çoğaltılır. Güneydoğu Anadolu bölgemizde kırmızı mercimek, kışlık ekim olarak kasım ayında; Orta Anadolu ve ara bölgelerde yeşil mercimek, yazlık ekim olarak mart ayında daha önceden hazırlanmış tarlalara mibzerle ya da serpme şeklinde ekilir. Kurak bölgelerde yağmura dayalı olarak yetişen mercimek baklagillerden olduğu için gübre olarak azota gereksinmez. Bitkiye fosfatlı fenni gübre verilir.
Mercimek fide döneminde çok yavaş gelişir ve yabani otlarla rekabet edemez. Yabani ot mücadelesi yapılmazsa verimi çok düşer. Yabani otlarla en iyi mücadele şekli, bu otların elle yolunmasıdır. Mercimek tohumları olgunlaşıp bitki sarardığında, bitki sabahın erken saatlerinde elle yolunarak hasat edilir. Sökülen bitkiler 5-6 gün tarlada bırakılarak kurutulur. Çok geniş tarlalarda hasat, biçerdöverlerle yapılır. Mercimek bahçe bitkisi olmadığı, tarımı tarlalarda ve geniş alanlarda yapıldığı için bu kadar bilgi vermekle yetiniyoruz.

Nane

0 yorum | Devamını Oku...

Latincesi Mentha Piperita olup sulak yerlerde yetişen bir kültür bitkisidir. Yaprakları koyu yeşil renktedir. Mide rahatsızlıklarında, bulantıyı önlemede, iştah açıcı olarak ve baharat olarak eskiden beri bilinen bir bitkidir. Aromatik yağı mentol bakımından zengindir. Bu yağın spazm giderici, antiseptik ve anestezik etkisi vardır. Bundan dolayı ilaç sanayinde kullanılır. İçkilere ve şekerlemelere koku ve tat vermek için gıda sanayinde kullanılır.
Herbal Terapi
Çaya aspirin yerine kullanılabileceği gibi limon ile kaynatıldığı zaman şifa verici bir etkiye sahiptir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarından, karın ağrısında, ishalde, karındaki gazda, safra kesesi taşlarında, hazımsızlıkta, karaciğer rahatsızlıklarında ve mide ağrısında, araba tutmalarında, ağız kokusunda, baş ağrısında, migrende, sinüzitde, diş ağrılarında ve soğuk algınlığında kullanılır. Düzensiz adetlerde, ağrılı adetlerde ve adet yetersizliklerinde, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte ve nöraljik ağrılarda, solunum sistemi rahatsızlıklarında, bronşitte, öksürükte kullanılmaktadır.
Aromaterapi
Portakalımsı keskin kokusu vardır. Vücutta gevşeme ve canlılık sağlar. Streste ve yorgunlukta ideal bir üründür. Uykusuzlukta, yorgunlukta, halsizlikte, kas spazmlarında ve bütün psikolojik rahatsızlıklarda etkisi mevcuttur.
Kozmetikte Kullanım
Telanjiektazi adını verdiğimiz ciltteki kılcal damarlaşmalarda, cilt iltihaplarında, ciltteki tahrişlerde, iltihabi ödemlerde, ve ciltteki sıcak yanmalarda kullanılır.
Kullanım Şekli
Aromatik yağ masaj tarzında, banyoda, buğu tarzında kullanılmaktadır. Aşırı yorgunluktan sonra banyoda sıcak suya bir kaç damla damlatılarak gevşeme ve uyku meydana getirir. Boyun ağrılarında, göğüs ağrılarında masaj tarzında uygulanır. Böcek sokmalarında kompres tarzında uygulanır. Psikolojik rahatsızlıklarda, buğu tarzında uygulanarak yumuşak dokularda gevşeme sağlanır. Aromatik nane yağı serin yerde ve koyu şişelerde saklanmalıdır.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top