12 Kasım 2011 Cumartesi

Domates

0 yorum | Devamını Oku...

Yemek, salata ve sandviçlerimizin yararlı ve lezzet verici öğesi Domates’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Amerika kıtası ve özellikle Güney Amerika’daki (And dağlarında) Peru olan domates, bir-yıllık otsu bitkidir. Tüm dünyada ve ülkemizde çok yaygın biçimde yetiştirilmektedir.
50-200 cm. boylanabilen, pek çok çeşidi bulunan domates bitkisinin, genellikle desteklenmeden büyüyemeyen dik, etli, üzeri pürtüklü ve çok dallı, kalınca bir gövdesi vardır. Bu gövde, bitki gençken yumuşak ve üzeri tüylerle kaplı olur. Gelişmesi ilerleyen bitkide gövde köşeleşir, sertleşir ve odunsulaşır.
Bitkinin gövde, dal, yaprak ve çiçek saplarının üzerinde, bastırılıp ezildiğinde kendine özgü değişik bir koku salgılayan bezeleri vardır. Domates bitkisinin bileşik yaprakları, bitki çeşitlerine göre biçim, büyüklük, dilim ve dişlilik bakımından farklılıklar gösterir. Yaprakların üzeri değişik tonlarda yeşil, altı mavimsi kül rengindedir.
Bitkinin erselik özellikler taşıyan sarı renkli küçük çiçekleri kendi kendisini döllediği gibi, bitki, balansı ve diğer böcekler tarafından yabancı domates çiçekleriyle de döllenir. Bu çiçeklerde olgunlaşan domates meyvesi de çeşitlere göre biçim, renk, irilik, kabuk kalınlığı, etinin özellikleri, etinin düz ya da dilimli oluşu, çekirdek evlerinin yapısı ve çekirdek sayısı bakımından farklılık gösterir.
Genelde kırmızı diye bilinen domates bitkisinin sarı ve beyaz meyveli çeşitleri de vardır. Bu meyveler bahçelerde üretildiği gibi, günümüzde gelişen seracılık sayesinde bütün yıla yayılarak seralarda da yetiştirilir. Taze olarak bol bol yenilip salata ve yemeklere katılan domates, salçası yapılarak da yemeklerde kullanılır.
Meyve suyu gibi içilen suyu çıkarılır. Yeşil domatesin turşusu ve bazı yörelerimizde reçeli yapılır. Domates, her haliyle çok sevilen ve bol bol tüketilen sebzelerin başında gelmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze ve olgun domatesin içerdiği ortalama besin değerleri şöyledir: 17-22 kalori; 1,1 gr. protein; 4,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5-1 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 13 mgr. kalsiyum; 0,5 gr. demir; 3 mgr. sodyum; 244-250 mgr. potasyum: 900 IU A vitamini; 0.06 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B3 vitamini; 0,1 mgr. B6 vitamini; 6.4 mcgr. folik asit: 17-23 mgr. C vitamini ve 1.2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen ve bazıları gerçekten önemli olan besin değerlerinin yanı sıra;
o Domates, zengin oranlardaki A, C ve E vitamin gibi antioksidan içeriğiyle, kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Bu bağlamda, başta meme ve prostat kanserlerini sayabiliriz.
o Aynı nedenle domates, kalp hastalıklarına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini de azaltmaktadır.
o İçerdiği flavon bileşikleri ve lisopen adlı maddeyle sağlığımızı koruyucu bazı etkiler yapar: Yapılan bazı araştırmalar, domatesin akut apandisiti önlediğini ortaya koymuştur.
Sağlığımıza pek yararlı bu etkilerinden yararlanılmak üzere domates, günlük diyetimize katılması ve bol bol tüketilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Domates bitkisi, tohumlarıyla (çekirdekleriyle) çoğaltılır. Üretim iki aşamada gerçekleştirilir: Birinci aşamada tohumlar sıcak yastıklara 25-30 derece sıcaklıkta ekilir. Çimlenme için en uygun sıcaklık derecesi 29′dur. ikinci aşamada, sıcak yastıklarda yetiştirilen fideler özenle yerlerinden sökülür ve bahçemizde hazırlanan yerlerine şaşırtılır. Bizim için doğru olan, ilkbaharda profesyonel üreticiler tarafından hazırlanan sağlıklı fideleri alıp bahçemizde, sıralar üzerinde 60 cm. aralıklarla dikmek ve gerekli bakımlarını yapmak olacaktır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Domates, ılık ve sıcak iklimlerin bitkisidir. Soğuklardan çok korkar. Yetiştirildiği dönemde sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki donar ve ölür. Fidelerinin ekim döneminde don tehlikesi ortadan kalkmış olmalı ve yörede 5-6 ay süreyle bitkiye uygun iklim hüküm sürmelidir. Dört aydan kısa süreli uygun iklim yaşanması halinde, bitkiden beklenen sonuç alınamaz.
Domates bitkisinin iyi gelişmesi için 18-19 derece sıcaklık idealdir. Sıcaklık 15 derecenin altına indiğinde, bitkide gelişme yavaşlar. Domates bitkisi aşırı nemli havaları sevmez, nemli havada yaprak çürümeleri başlar. Çok kuru havalarda da bitki çiçeklerini döker.
Toprak isteği: Domates bitkisi, toprak tipi bakımından pek seçici değildir. Hemen her tipteki toprakta yetiştirilebilirse de en iyi sonuç tınlı topraklarda alınır. Çünkü bitki derin, geçirgen ve su tutma yeteneği yerinde olan toprakları yeğler. Bitki, toprakta aşırı olmamak koşuluyla asiditeye karşı dayanıklıdır.
Toprak pH’ı 5 olan yerlerde iyi sonuç alınır. Ancak pH 5′in altına düşerse, toprakta kireçleme yapılmalıdır. Domates bitkisi, gene aşırı olmamak koşuluyla tuzlu topraklarda dahi yetiştirilebilir.
Toprak işleme: Fideler asıl yerlerine dikilip gelişmeye başlayınca, iki hafta sonra birinci çapalama işi yapılır. Bundan 2-3 hafta sonra da ikinci çapalama gerçekleştirilir. Daha sonra domates bitkisinin sıra aralarında, gelişen dallarını izin verdiği ölçüde 2-3 kez daha çapa işi yapılarak yabani otlarla mücadele, toprağı kabartma ve toprağın kaymak tabakasını kırma işleri gerçekleştirilir.
Sulama: Bitki gelişirken aşırı sulanırsa boya kaçar ve ürün vermesi gecikir. Bu nedenle çiçek açıp ilk meyveleri görülene kadar bitkinin sulanmasından kaçınılır. Bunun yerine çapalama yapılır. Ancak bu dönemde havalar çok kurak ve sıcak gidiyorsa o zaman aşırıya kaçmadan bitkiye bir-iki kez su verilir.
Bitkide ilk meyveler görülünce sulama işi önem kazanır. Bu kez belirli aralıklarla yeterince su verilerek bitkinin gelişmesine ve meyvelerinin irileşmesine katkıda bulunulur. Domates bitkisi olgunluk dönemine girince, her ürün toplanışından sonra kesenkes sulanmalıdır.
Gübreleme: Domates bitkisi, uzun geçen bir gelişme dönemini yaşaması ve bol ürün vermesi nedenleriyle organik madde yönünden zengin bitek bir toprakta yetiştirilmeyi ister. Yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, bitkinin toprağı hazırlanırken ve gelişme dönemlerinde verilecek iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübrelerden ne miktarlarda atılacağı saptanır. Ayrıca, ürün verme döneminin sonlarına doğru sulama suyuna katılarak verilen şerbet de domates bitkisine büyük yararlar sağlamaktadır.
Herekleme: Domates bitkisi, 30-35 cm. boya erişmesinden başlanarak, herek denilen ağaç dalları, kargı kamışı ya da demir direklerle askıya alınarak desteklenir. Bu yapılmazsa, özellikle ağırlaşan meyvelerini taşımayan bitkinin formu bozulur; bitki yere yığılır, gelişmesi ve ürün verimi durur.
Budama: Domateste bitki gövdesi ile ana yaprakların birleştiği koltuk denilen kısımlarda oluşan sürgünler alınırsa, yeni dalların meydana gelmesiyle bitkinin orta bölümünün sıkılaşması ve ürün veriminin düşmesi önlenir. Böylece bitki daha erken olgunlaşır ve verimi artar. Ancak koltuktaki sürgünleri kesip almanın, bitkide güneş yanıklığı oluşturması vb. sakıncaları da vardır.
Yarar ve sakıncaları düşünülüp dengelenerek bu tür budamanın yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Ayrıca domates bitkisinin oluşturduğu 6 ila 12′nci salkımlardan sonra tepesinden uç alma denilen bir budama işlemi daha uygulanabilir. Böylece bitki, yeni dallarına harcayacağı gücünü meyvelerine ve var olan gelişimine yoğunlaştırmış olur.
Hasat (Derim): Domates bitkisinin hasadı, meyvelerinin tüketileceği yere göre tam olum döneminde ya da biraz erken zamanda yapılır. Yurdumuzda yörelere göre ilkbahar mevsiminde dikilen domates fidelerinden ürün hasadına, mayıs-temmuz arasındaki dönemde başlanmaktadır.
Domateslerin hasadında meyveler dikkatsizce bitkiden çekilerek koparılmamalıdır. Çünkü bu şekilde koparılan sapta meyvenin etli bölümünden bir parça kalır ve oluşan çukur domatesin değerini düşürür. Domates meyvesi, avcun içine alınıp hafifçe bükülerek saplı ya da sapsız olarak örselenmeden koparılmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Domates bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Bezelye

0 yorum | Devamını Oku...

Bezelye adlı lezzetli ve çok besleyici sebzeyi ilkbaharda ve yazın veren Bezelye bitkisi, Baklagiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen bezelye bitkisi çok eski çağlardan beri Avrasya’da yetiştirilmiştir. Günümüzde dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’ de de bol bol yetiştirilmektedir.
Bahçe bezelyesi (P. sativum) adı verilen bu biryıllık otsu bitkinin birçok çeşidi vardır: Bunlardan bazısı bodur olup en çok 30-40 cm. boylanarak yeşil yapraklarıyla toprağa yayılıp zemini örter. Sırık bezelyesi denilen diğer çeşidi, gövdesinden çıkardığı sülüklerle yüksek boylu ne bulursa ona tutunan tırmanıcı bitkilerdir. Bunların hereklerle desteklenmesi gerekir. Bezelye çeşitlerinden bazılarının yalnızca taneleri yenilir. Oysa kimi bezelyelerin badıcında, parşömen denilen sert tabaka bulunmaz.
Sultani bezelye adı verilen bu çeşit bezelyeler kabuğuyla birlikte yenilir. Bir başka önemli çeşit de, taneleri iri olan araka bezelyesidir. Bezelye taneleri, taze olarak sevilerek çok çeşitli yemekleri yapılıp yenildiği gibi, kurutulup, dondurulup ve konservesi yapılıp ileride tüketmek için saklanmaya da pek elverişlidir. Kurutulmuş bezelyeden yapıları un, pek leziz olan bezelye çorbası ile bazı yemeklerin yapımında kullanılır. Ayrıca yalnızca hayvan yemi olarak kullanılmak üzere yetiştirilen yemlik bezelye çeşitleri de vardır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) taze bezelye tanesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 84 kalori; 6,3 gr. protein; 14.4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 2 gr. lif; 116 mgr. fosfor; 26 mgr. kalsiyum; 1.9 mgr. demir: 2 mgr. sodyum; 316 mgr. potasyum; 35 mgr. magnezyum; 640 IU A vitamini; 0.35 mgr. B1 vitamini; 0.14 mgr. B2 vitamini; 2.9 mgr. B3 vitamini: 0,16 mgr. B6 vitamini; 35.5 mcgr. folik asit; 27 mgr. C vitamini ve 2.1 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görüleceği gibi bezelye önemli oranlarda içerdiği protein, karbonhidrat, fosfor, potasyum ve A vitaminiyle çok önemli bir besin türüdür. Bunun yanı sıra;
o Kolayca çözümlenebilir çeşitli lif maddelerini çok miktarda içerdiğinden, bezelye, özellikle kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürücü etki yapar, kalp krizi geçirme rizikosunu da azaltır.
o Gene bu yüksek orandaki lif, midede uzun süre kalır: Böylece kandaki şeker düzeyi artma ve azalmalarını bir düzene sokarak bedenin enerji düzeyini sabit tutar.
o Yüksek oranda B1 vitamini içeren bezelye, uykuyu da düzene sokar. İştahı açar ve insanın ruhsal durumunu düzelterek neşeli olmasını sağlar.
o Bezelye tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı, araştırmalarla saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.
o Bezelyeyi çok tüketen kişilerde akut apandisite çok az rastlandığı gene araştırma sonuçlarıyla saptanmıştır.
o Bezelyede, gebeliği önleyici bazı maddeler bulunmaktadır: Bu maddeler, hem kadınlar ve hem de erkekler üzerinde nüfus planlamasına yardımcı olacak etkiler yapmaktadır.
Bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere bezelyenin bolca yenilmesi yeterli olur.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Bezelye bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Bu tohumlar, doğrudan doğruya bezelye tarımının yapılacağı bahçe ya da tarlaya ekilir. İlkbaharda hasadı yapılacak bezelyeler ekim-kasım-aralık aylarında, yazın hasadı yapılacak olanlar ilkbahar aylarında ekilir. Bezelye tohumları, kesinlikle soğuk ve yaş toprağa ekilmemeli, aynı toprakta iki yıldan beri bezelye tarımı yapılmamış olmasına özen gösterilmelidir. Ekim elle yapıldığında, tohumların üzeri gübreli harçla sıkıca bastırılmalıdır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
iklim isteği: Bezelye, ılık, nemli ve serin iklimli yörelerin bitkisidir. Bulunduğu yerde sıcaklık -5 derecenin altına düşerse bitki donar. Bezelye bitkisi, 4-10 dereceler arasında çimlenir ve gelişmeye başlar.
Toprak isteği: Bezelye bitkisi, toprak yönünden fazla seçici değildir. Ama zayıf bünyeli topraklarda bitkiden alınan ürün, düşkırıklığı yaratacak derecede az olur. Bol humuslu, süzek (suyu iyi akıntılı), killi-tınlı ya da milli-tınlı topraklarda bitkiden daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bitki, toprağın asiditesinin yüksek oluşuna karşı duyarlıdır. Toprağının pH’ının 5,5-6,7 arasında olması uygundur.
Sulama: Bezelye yetiştiriciliği yaz aylarına kadar devam ederse yağışsız ve sıcak günlerde toprakta yeterince nem bulunması için bitkinin düzenli olarak sulanması gerekir.
Gübreleme: Bezelye tarımı yapılacak toprağa, ekimden önce çok iyi yanmış çiftlik gübresi ya da potaslı fenni gübre verilir. Baklagiller’den olduğu için azotlu gübreler, bezelye bitkisine faydadan çok zarar verir.
Bitki seyreltme ve toprak işleme: Ekilen bezelyeden çıkan filizler gelişip 5-6 cm. boya erişince, ilk çapalama ve zayıf bitkilerin sökülüp seyreltilmesi işleri yapılır. Daha sonra bitkinin çevresinde yabani otların yetişmesine engel olmak üzere, arada bir yüzlek (yüzeysel) olarak çapalama işi yapılır.
Herekleme: Sırık bezelye gibi bazı çeşitler desteklenmeye gerek duyar. Bunların toprak üzerinde yatması, özellikle sümüklüböceklerin vereceği zararı artırır. Bu çeşit bezelyeler, 10 cm. boylanmasından başlayarak hereklerle desteklenmelidir.
Hasat (Derim): Sonbaharda ekilen bezelyeler, 32 hafta ve ilkbaharda ekilenler ise 12 -16 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Bezelye badıçları taneyle sıkıca dolunca elle toplanır. Taneler arasında hava varsa, bu badıçlar toplanmayıp bir sonraki toplama için bitkide bırakılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bezelye bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir, özellikle sümüklüböceklerle mücadele ihmal edilmemelidir.

Böğürtlen

0 yorum | Devamını Oku...

Kırmızımtırak siyah renkli, duta benzeyen üzümcüklerden oluşan böğürtlen adlı meyvelerini yaz sonuna doğru veren ve bazen bahçe çitlerini berkitmek üzere yetiştirilen Böğürtlen bitkisi, Gülgiller’dendir. 400′ün üzerinde doğal ya da kültür türü olan Rubus cinsi bitkilerden, burada R. fruticosus adlı olanı ele alacak ve Adi Böğürtlen veya kısaca Böğürtlen adıyla anacağız.
3 m’ye kadar boylanabilen bu türün anayurdu Güney, Batı ve Orta Avrupa’dır. Kütüğü çokyıllık ve sürgünleri ikiyıllık olan bu hepyeşil, çok dallı ve çalı karakterindeki bitkinin yay biçimindeki sürgünlerinin üzerleri, ucu kıvrık sert dikenlerle kaplıdır. Üstü parlak, koyu yeşil kenarları testere gibi dişli olan yaprakları 5 yaprakçıktan oluşur. Bu yaprakçıkların altı gri-yeşil renkli ve beyaz tüylerle kaplıdır.
Haziran -temmuz aylarında açan çiçeklerinin rengi beyazdan kırmızıya kadar değişir. Bu çiçekler yaz sonuna doğru olgunlaşıp yuvarlak biçimli, sert çekirdekli üzümcüklerden oluşan kırmızımtırak siyah meyvelere dönüşür. Böğürtlen bitkisinin üzerinde, hem çiçek hem de meyveleri bir arada görülebilir. Çabuk bozulan bu meyveler tazeyken yenildiği gibi reçeli, şurubu, şekerlemesi, pastası, likörü ve sirkesi yapılarak da tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze böğürtlenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 58 kalori; 1,2 gr. protein; 12,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,9 gr. yağ; 4,1 gr. lif: 19 mgr. fosfor; 32 mgr. kalsiyum; 0,9 mgr. demir; l mgr. sodyum; 170 mgr. potasyum; 200 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini ve 21 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Böğürtlenin doku ve damar büzücü etkisi vardır: Bu etkisiyle diyareyi keser, peklik verir.
o İdrar söktürücüdür.
o Bedeni güçlendirici toniktir.
o Kadınlarda aybaşı dönemlerinde aşın kan gelişini önler.
o Gebe kadınlarda sırt kaslarını güçlendirir.
Bütün bu etkileri sağlamak üzere böğürtlenin körpe ya da gölge ve havadar bir yerde kurutulmuş yaprakları bitkinin meyveleriyle karıştırılır. Bu karışımdan 3 tatlı kaşığı alınıp üzerine l bardak kaynar su dökülür. 20 dakika süreyle demlendirilerek elde edilen infüzyon günde üç kez birer bardak içilir.
o Böğürtlen ağız yaraları, dişeti kanamaları ve boğaz enfeksiyonlarına iyi gelir: Bunun için de, yukarıda hazırlanışı verilen infüzyonla günde üç-dört kez derin gargara yapılır.
o Böğürtlen ciltteki ağrı ve yangıları hafifletir, yara iyileştirici etkiler taşır; hafif yanıklara iyi gelir, hemoroitin tedavisinde etkili olur: Bu etkileri sağlamak için böğürtlenin körpe yaprakları ezilerek bir yara lapası hazırlanır. Bu lapa şikâyet edilen yerlere dıştan uygulanır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Çoğaltılması fazla bilgi ve ustalık gerektirmeyen böğürtlen bitkisi tohumlarıyla, kök sürgünü piçleriyle, uç daldırmasıyla, yaprak ve göz çelikleriyle, kök çelikleriyle ve doku kültürleriyle üretilebilir. Bu yöntemlerden ilk beşi çok kolaylıkla uygulanır. Doku kültürüyle çoğaltma son yıllarda denenmeye başlamıştır. Bu yollarla üretilen böğürtlen fidanları, kışı ılık geçen bölgelerde sonbahar ve kış aylarında, soğuk kış yaşayan bölgelerde ilkbaharın başlarında, yerlerine 1,5 m. aralıkla dikilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Böğürtlen bitkisi, iklim isteği yönünden fazla seçici değildir. Değişik iklim koşullarına oldukça fazla uyum gösterir. Sıcaklık ve kuraklığa çok duyarlı değildir. Ancak kış ve ilkbahar donlarından zarar görür. Genelde sıcak ılıman bölgelerde iyi sonuç verir. Sert rüzgârlar, üzerinde kar birikmesi ve dolu yağışı böğürtlenlere zarar verir. Kışın sert donlar yaşanırsa ertesi yılın ürün verimi düşer. Sonbaharın başlarındaki (eylül) derim döneminde don olayını yaşayan bölgelerde böğürtlen yetiştirilmemelidir.
Toprak isteği: Böğürtlen bitkisi, toprak isteği yönünden de çok seçici değildir. Yüksek ürün verimi elde etmek ve meyvelerinin iriliğini sağlamak için sıcak ve nemli topraklarda yetiştirilmesi yeterli olur. Ancak, böğürtlene en uygun toprak tipi, humusça zengin, orta ağır ve geçirgen karakterli topraklardır. Bu toprakların pH’ı 6,5 olmalıdır.
Toprak işleme: Böğürtlenin toprağı sık sık kazılmalı, çapayla çevresindeki yabani otların temizliği yapılmalıdır. Bu bitki, herbisitlere karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle yabani ot mücadelesinde herbisit ilaçlar kullanılmamalıdır.
Sulama: Böğürtlen bitkisi, ilkbaharda sürgün oluşturmasından meyvelerini olgunlaştırıncaya dek fazla neme gereksinir. Meyvelerin bol ve iyi nitelikli oluşu da düzenli sulamayla sağlanır. Özellikle haziran-ağustos ayları arasındaki dönemde kuraklık yaşanması durumunda, böğürtlenler haftada 1-2 kez bol bol sulanmalıdır. Ancak, meyvelerinin olgunlaşması döneminde, meyvelere zarar vermemek için yağmurlama yöntemiyle sulama yapılmamalıdır.
Gübreleme: Humusça zengin toprakları seven böğürtlen bitkisine, yapılacak toprak ve yaprak analizlerinden sonra saptanan oranda iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca sürgünlerinin gelişimi için azotlu, bol ve iyi nitelikli ürün vermelerini sağlamak için potasyumlu fenni gübre verilmesi de böğürtlenlere yararlı olur.
Budama: Böğürtlen bitkisi yetiştiriciliğinde, budama da önemli işlemlerden biridir. Böğürtlenin meyveleri iki yaşındaki dallardan alınır. İkinci yılında meyve veren bu dallar kurur. Derimden sonra kuruyan dallar kesilmelidir. Ayrıca zayıf gelişmiş sürgünler ile çok sayıda ortaya çıkan piçler de kesilip temizlenir. Dondan zarar görmüş olan dallar da budanmalıdır.
Hasat (Derim): Böğürtlenler, eylül ayı başında meyve tipik kırmızımtırak siyah rengini alınca ve sapı hafif esmerleşince hasat edilmeye başlanır. Bu durumdaki meyvenin sapı kolayca kopup ayrılır. Derimde gecikilirse meyveler yumuşar ve bozulur.

Brokoli

0 yorum | Devamını Oku...

Bazı kaynaklarda, "Sebzeler arasında bir mucize" diye tanımlanan ama ne yazık ki Türkiye’de çok az tüketilen Brokoli, Turpgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen biryıllık otsu bitki brokolinin tarımı, Avrupa’nın güneyinde ve ABD’de yaygın biçimde yapılmaktadır. Ülkemizde brokoli üreticiliği şimdilik çok azdır. Karnabahara benzetilen bitkiye bazı yerlerde İtalyan karnabaharı ya da karnabahar azmanı adları da verilir.
30-50 cm. kadar boylanabilen brokolinin 5-10 cm. kalınlığındaki gövdesi etlidir. Gövdeye uzun birer sapla bağlanan oval biçimli, yeşil ya da gri tonlardaki yapraklarının üzeri mumla kaplıdır. Brokolinin başının (kellesinin) çapı 5-25 cm., ağırlığı 100-400 gr. kadardır. Bu baş kesilirse, yaprak koltuklarından sürgünler hızla gelişir, üzerinde çiçek tomurcukları bulunan etli sürgünler ortaya çıkar. İşte brokoli, bu çiçek taslakları ve çiçek sapları yenilen bir sebzedir.
Brokolinin iki ayrı formu vardır. Biri beyaz karnabahara benzer; baş brokoli ya da karnabahar brokolisi diye adlandırılır. Diğeri, yeşil çiçekli salkımları, Brüksel lahanası gibi gövdede yaprak koltuğundan çıkar. Bu forma da sürgün brokoli denir.
Brokolinin çeşitleri, taşıdığı renklere göre de, beyaz başlı, mor başlı ve yeşil başlı çeşit olarak üçe ayrılır. Çiğ ya da pişirilerek tüketilen brokoli, haşlandığında içerdiği vitaminlerin çoğu kaynayan suya geçeceğinden bu su dökülmeyip değerlendirilmelidir. Kalorisi düşük bir sebze olduğundan diyetlerde yer alan brokoli, dondurularak saklanmaya ve sonradan tüketilmeye çok uygundur.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) brokolinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 34 kalori; 2,5 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0,2 gr. yağ; 0 kolesterol; yüksek oranlarda lif; 76 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 336 mgr. potasyum; 24 mgr. magnezyum; 0,6 mgr. çinko; 0.10 mgr. B1 vitamini; 0.20 mgr. B2 vitamini; 87 mgr. C vitamini; 1.3 mgr. E vitamini ve küçümsenemeyecek oranda A vitamini kaynağı betakaroten…
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerden görüleceği gibi brokoli, besin olarak en yararlı sebzelerden biridir. Bunun yanı sıra;
o Brokoli bedeni kanser tehlikesine karşı korur: Yapılan son bilimsel araştırmalar, Turpgiller familyasındaki sebzelerin kansere karşı bedeni koruduğu; özellikle brokolinin yenilmesinin, akciğer, kolon (kalınbağırsak) ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu iyice azalttığını ortaya koymuştur.
o Brokoli, yüksek oranlarda A vitamini kaynağı betakaroten ile C ve E vitaminleri içerir: Kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma gibi rizikoları da en aza indirger.
o Yüksek oranlarda demir ile folik asit içeren brokoli kansızlığı önler. Ayrıca doğum yapacak kadınların, spina bifida (yani omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurması rizikosunu en aza indirir.
Bütün bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere, brokolinin diyetimize konularak öncelikle yenilmesi öğütlenmektedir.
Dikkat: Brokoli bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 2-3 kezden fazla brokoli yiyen kişiler, iyotlu besinler ya da iyotlu tuzu almayı ihmal etmemelidir. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde, bu önemlidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Brokolinin meyveleri bakla (badıç) biçimindedir. Bir baklada 5-15 adet tohum bulunur. Bitki bu tohumlarla üretilir. Tohumlar ilkbahar sonlarında tavalara ekilir. 4-7 hafta sonra dikime hazır fide haline gelir. Yaz ortalarında 10 cm. kadar boylandıklarında, tarımı yapılacak bahçe ya da tarlalardaki yerine, aralarında 40-50 cm’lik aralıklar bırakılarak açılan çukurlara (ocaklara) şaşırtılırlar.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Brokoli, soğuk ılıman iklimli bölgelerin bitkisidir. Yine de, bahçelerde soğuk rüzgârlara açık yerlere fideleri dikilmemeli, güneş gören yerler yeğlenmelidir. Bitki dış ülkelerde, sonbahar ile ilkbahar arasında yetiştirilmektedir. Çünkü, brokolinin yenilen kısımlarını oluşturan yeşil sürgünlerin niteliğinin korunması açısından yaz aylarındaki kurak ve çok sıcak havalar uygun değildir. Sıcak havalarda sürgünler normal gelişme göstermez. Gevşek yapılı olur ve hasattan birkaç saat sonra sürgünlerde pörsüme görülür.
Toprak isteği: Brokoli, hafif bünyeli ve zayıf tipteki toprakları sevmez. Ağır bünyeli ve organik madde yönünden zengin topraklara ekilmelidir. Zayıf tipteki topraklarda yetiştirilmek isteniyorsa, sonbaharda bu toprak kazılır. Yanmış çiftlik gübresi ya da azot, fosfat ve potaslı fenni kompoze gübre bolca verildikten sonra toprağa çok az miktarda sönmüş kireç de karıştırılır. Ancak, brokolinin toprağı kesinlikle çok aşırı oranda gübrelenmemelidir.
Sulama: Brokoli yaz mevsiminde, yağışsız ve kurak havalarda düzenli olarak sulanır; bitkinin kökünün yeterli derecede nemli tutulmasına dikkat edilir.
Gübreleme: Yaz boyunca sulamalar sırasında bitkiye ara sıra biraz azotlu gübre verilmesi bitkinin gelişmesine yardımcı olur.
Toprak işleme: Bitkinin çevresinde gelişen yabani otlardan kurtulmak için, brokolinin toprağı, çok derin kazılmamak koşuluyla arada bir çapalanır. Kışa doğru bitkide boğaz doldurma işlemi yapılır. Yani, bitkinin gövdesine doğru toprak kabartılır ve bitkiye bastırılır. Böylece brokolinin kışı geçirmesine yardımcı olunur.
Çiçek ve yan sürgünlerin seyreltilmesi: Brokoli bitkisinden bol ve iyi nitelikli ürün alınması için zaman zaman zayıf görünüşlü çiçek sürgünleri ile bitkinin gereksiz görülen yan sürgünleri koparılıp atılır.
Hasat (Derim): Brokoli başları, çiçek tomurcukları açmadan önce kesilip hasat edilir. Aksi takdirde, tomurcuklar patlayıp sarı çiçekler açarsa brokoli başları aşırı olgunlaşarak piyasa niteliğini yitirir. Brokoli başları, gövde tabanından tepe noktasına kadar uzaklık 23-25 cm’ye ulaştığında kesilir. Brokoli bitkisinde hasat, 2-3 günde bir olmak üzere dört ile altı kezde yapılıp tamamlanır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Brokoli bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülür. Ayrıca ürün alınması yaklaştığında brokoliye, güvercin ve diğer bazı kuşlar dadanabilir. Ürünü korumak için böyle durumlarda bitkiye ağ örtülmesi gerekebilir.

Ayçiçeği

0 yorum | Devamını Oku...

Çerez olarak yediğimiz çekirdekleri ile çekirdeklerinden çıkarılan sıvı ve katı yağlarını sıklıkla tükettiğimiz Ayçiçeği bitkisi, Bileşikgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen ayçiçeği, dünyada soya ve yerfıstığından sonra üçüncü sırayı alan önemli bir yağ bitkisidir. Türkiye’de tarımı oldukça yeni olup giderek yaygınlaşmaktadır. 1,5-3 m. kadar boylanabilen bu biryıllık otsu bitkinin sert bir sapı; parçasız, üçgen biçimli, tüylü, yeşil renkli, sert ve büyük yaprakları vardır.
Bitkinin çiçekliği, çapı 40 cm’e kadar ulaşabilen bir kömeçtir. Bu kömecin ortasında, sayısı 1,500′e kadar çıkan ve daha sonra çekirdekleri oluşturan tüpsü çiçekler ile kömecin çevresinde de altın renkli dil gibi sarkan dilsi çiçekler yer alır.
Ayçiçekleri gri, beyaz ya da siyah renkli çizgili selüloz kabukla örtülü olup bu kabuğun içinde aynı biçimli kabuğa yapışık olmayan yağlı bir tohum bulunur. İşte ayçiçeğinin bu tohumları, dişler arasında kabuk çıtlatılıp çıkarılarak yenilir. Preslerde sıkılan ayçiçeklerinin yağı çıkarılır, bu yağ, yemeklik olarak ya da sabun ve boya endüstrilerinde kullanılır. Kalan küspe de hayvanlara yem olarak verilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. kabuklu ayçiçeğinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 528 kalori; 46,5 gr. yağ (linoleik asit ve doymamış yağlar); 21,4 gr. lif: l ,4 mgr. B1 vitamini ve 39,2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görüleceği gibi, yüksek kalorisiyle çok önemli bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra ayçiçeği, doğal besinler arasında en fazla E vitamini içerenidir. Böylece;
o E vitamini ve linoleik asit yönünden zengin olan ayçiçeği, kalbe yararlıdır: Son zamanlarda yapılan araştırmalar, vücuttaki E vitamini düzeyinin düşük oluşunun, kalp krizi geçirme rizikosunu artırdığını ortaya koymaktadır. E vitaminini düşük alan kişiler, angına pectoris denilen kalbin koroner damarları yetmezliğinden oluşan kalp krizi geçirme rizikosunu üç kat fazla yaşarlar. Ayrıca linoleik asit, kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damarlarda oluşacak kan pıhtılarının damarları tıkamasını da önler.
o Ayçiçeğinde bulunan E vitamini gibi antioksidan maddelerin fazlalığı, vücudun kansere karşı direncini artırmaktadır: Bu etki, kişinin katarakt olma rizikosunu da düşürür.
o Ayrıca ayçiçeği tohumunun, idrarı artırıcı ve göğsü yumuşatıcı etkileri de vardır. Ayçiçeği tohumları, ezilip yara lapası yapılarak çıbanları olgunlaştırmada da kullanılabilir.
İşte bu etkileri sağlamak üzere ayçiçeği sıvı yağlarının yiyeceklerimizde kullanılması ve çekirdeklerinin (tohumlarının) çerez olarak günde 40-60 gramının tüketilmesinin yararı anlaşılmaktadır.
Dikkat: Aşırı ısıtmadan ya da kötü depolamadan ötürü ekşimiş, kokmuş ya da küflenmiş ayçiçeklerini ya da bozulmuş yağını tüketmek, vücutta istenmeyen zararlı maddelerin oluşmasına yol açabilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Ayçiçeği bitkisi, tohumuyla (yani kavrulmamış ayçekirdekleriyle) çoğaltılır. Tohumlar dolgun, hastalıksız, kırıksız ve çimlenme gücünü yitirmemiş olmalıdır. Bu nitelikleri taşıyan tohumların güvenilir kuruluşlardan sağlanması doğru olur. Ayçiçeği tohumları, hava sıcaklığı 8-10 derece olduğu zamanda ekilmelidir.
Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerimizde mart başlarında; Trakya ve Marmara bölgelerimizde martın ikinci yarısında; Doğu Anadolu’nun soğuk yerlerinde daha geç ekim yapılır. Ekim küçük bahçelerde elle, tarlalarda makineyle (mibzerle) yapılmaktadır. Ekimde sıradaki tohum aralıkları 25-35 cm. ve tohumun toprağa ekilme derinliği nemli topraklarda 3-4 cm., en çok 7-8 cm. olur.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ayçiçeği, güneşli ortamı seven bir bitkidir. Işığı sevdiği için bulutlu havalardan çok etkilenir. Çiçeklenme ve tohum bağlama dönemlerinde havanın bir ay süreyle kapalı olması tane verimini %30 düşürmektedir. Tohumlarının çimlenmesi için uygun sıcaklık 8-10 derecelerdir. Hava sıcaklığı 15 dereceye çıkarsa çimlenme hızlanır. Çiçeklenme için en uygun sıcaklıklar 21-24 derecelerdir. Daha düşük sıcaklıklarda tane verimi düşer. Tane bağlama dönemindeki çok yüksek sıcaklıklar da yağ oranını düşürüp ürünün niteliğini bozmaktadır.
Toprak isteği: Ayçiçeği bitkisi, iyi nem tutan humuslu toprakları sever. Çünkü iyi çimlenmesi için toprakta yeterince nem bulunmalıdır. Bitki, asiditesi yüksek olan topraklardan hoşlanmaz. Ayrıca bitkinin ekileceği toprakta, üst üste birkaç yıl ayçiçeği ekimi yapılmamış olmalıdır. Çünkü yüksek boylu bitki, topraktan önemli miktarlarda besin maddesi kaldırır. Ayçiçeği ekimi yapılacak toprakta uygulanacak ekim nöbetinde bakla bitkisi ya da diğer baklagiller yer alabilir. Böylece ayçiçeği bitkisinin tane verimi ve niteliğinin düşmesinin önlenmesi sağlanmış olur.
Sulama: Güçlü bir kök sistemine sahip olduğu için ayçiçeği bitkisi kısa süren kuraklıklardan çok etkilenmez. Çiçeklenmeden 20 gün önce başlayıp çiçeklenmeden 20 gün sonraya kadar süren kuraklıklar tane verimini düşürür. Bu nedenle bitkinin kurak yaz günlerinde azar azar sulanması iyi sonuç verir. Taşırma biçiminde sulanırsa ayçiçeği bitkisinin kökleri topraktan çıkabilir ve bitki yana devrilebilir.
Gübreleme: Yukarıda belirtildiği gibi dev bir otsu bitki olan ayçiçeği, topraktan büyük ölçüde besin maddesi kaldırmaktadır. Bu nedenle gübrelenmesi önem kazanır.
Ayçiçeği ekiminin yapılacağı toprağa azotlu ve fosforlu fenni gübreler verilir. Toprağa potaslı gübre verilip verilmeyeceği, yapılacak toprak analizleriyle belirlenmelidir.
Hasat (Derim): Ayçiçeği bitkisinin hasat zamanı ve hasadın yapılış şekli de önemlidir. Hasatta gecikilirse kuşların tanelere vereceği zarar artar ve tane dökülmeleri ortaya çıkar. Hasat erken yapılırsa tanelerde yağ oram düşük olur. Ağustos-eylül aylarında hasat yapılacak bitkilerde, çiçek tabanının (kömecin) kenarındaki sarı çiçekler dökülmüş, tablanın arkası kahverengine dönüşmüş, bitkinin sapındaki yapraklar kurumuş, tablanın dış kenarını kaplayan koruyucu yapraklar da kahverengileşmiştir ve tabla ortasındaki tohumların (çekirdeklerin) kabuğu sertleşmiştir. İşte bu duruma gelen ayçiçekleri, küçük bahçelerde çiçek tablası bıçakla kesilerek, tarlalarda hububat biçerdöverleri kullanılarak hasat edilirler.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayçiçeği bitkisinin köklerine yapışıp bitkinin beslenmesine ortak olarak büyük zarar veren canavarotuyla mücadele eden bir sinek türü, Trakya bölgemizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu zararlı ota dayanıklı tohum kullanmak da doğru bir yöntemdir. Çünkü bu ota karşı kullanılabilecek bir ilaç mevcut değildir. Ayçiçeği bitkisine dadanacak diğer zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Badem

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbaharda çağlası sevilerek yenilen ve sonbaharda olgunlaşan içi tüm yıl boyunca çeşitli şekillerde tüketilen badem meyvesini veren Badem ağacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu Iran ve Afganistan yaylaları olan badem ağacı, Eski Yunan ve Romalılar tarafından Akdeniz havzasına getirilmiş ve bölgeye çok iyi uyum sağlamıştır. Şeftali ağacına benzeyen ama daha uzun ömürlü ve daha boylu olan badem ağacı, 50-100 yıl kadar yaşar ve 6-12 m’ye kadar boylanabilir. Ağacın ömrü, boyu, yaprak yoğunluğu ve yapraklarının iriliği, badem çeşitlerine göre değişir.
Yaygın ya da dik dalları; ince uzun, kenarları dişli, oval biçimli yeşil yaprakları vardır. İlkbahar başlarında açan çiçekleri, genelde beyaz, nadiren açık pembe renkli olur. Badem ağacı çiçekliyken önce beyaz, sonra açık pembe renkli görünür ve daha sonra yapraklanarak rengi yeşile döner.
Bu arada gelişen meyveleri çağla olarak yenir. Daha sonra ağustos-eylül aylarında bu meyveler taş-çekirdek biçimini alır. Sert kabuğunun içinde bir ucu sivri, diğer ucu yassı ve geniş bir tohum meydana gelir. Bu tohuma, iç badem ya da badem içi denilir.
Bademler, öncelikle tatlı badem ve acı badem türlerine ayrılırlar. Birçok çeşidi olan tatlı badem çok lezzetli ve değerli bir besindir. Kurutularak çerez olarak yenildiği, şurubu yapıldığı gibi tatlıcılık, şekercilik ve çikolatacılıkta da kullanılır. Ayrıca badem içinden çıkarılan bademyağı da kozmetik ve parfüm endüstrilerinde kullanılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
Taşçekirdek kabukları yeni çıkarılmış 100 gr. iç bademin içerdiği besin değerleri şunlardır: 612 kalori; 5,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 55,8 gr. yağ (ama bunun %87’si doymamış yağlardır); 0,7 gr. lif; 144 mgr. fosfor: 240 mgr. kalsiyum: 1.3 mgr. demir: 780 mgr. potasyum: 77 mgr. magnezyum; 3,2 mgr. çinko; 0,01 mgr. B1 vitamini; 0,26 mgr. B2 vitamini; 1 mgr. B3 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini; eser miktarda C vitamini ve 2,4 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerin incelenmesi, iç bademin ne denli zengin bir besin olduğunu ortaya koyar. Bunun yanı sıra;
o Badem, bedenin kolesterol düzeyini indirgemeye yardımcı olur: Yağ bakımından zengin olan bademin içerdiği yağların büyük bölümü yukarıda belirtildiği gibi doymamış yağlardır. Bu nedenle badem özellikle kötü kolesterol düzeyinin düşürülmesinde etkili olur.
o Badem kalp krizi geçirme rizikosunu azaltır: Doğal ve zengin bir E vitamini kaynağı olan badem içerdiği bu antioksidan maddeyle böyle çok önemli bir tıbbi etkiyi sağlar.
o Kan şekeri düzeyini ayarlar: Bedenin kansere yakalanma rizikosunu da azaltır.
o Bademi bolca yemenin afrodizyak etkiler sağladığı ileri sürülmektedir.
o İç bademden çıkarılan bademyağının da sağlığımıza yararlı birçok etkisi vardır: Müshildir, özellikle çocuklarda etkili olur. Yara iyileştiricidir; dıştan yaralara sürülerek uygulanır. Güneş yanıklarına iyi gelir; gene dıştan sürülerek uygulanır. Emzikli annelerde süt gelişini artırır; bunun için sulandırılarak içilir. Öksürük ve boğaz ağrılarına iyi gelir; bağırsakların çalışmasını düzenler. Bu etkileri sağlamak üzere de sulandırılarak içilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Eskiden badem ağaçları, tohumundan elde edilen çöğürleriyle çoğaltılırdı. Son yıllarda bu yöntemin yerini bazı anaçların aşılanması yolu almıştır. Badem ağacı üretmek için şeftali ve erik anaçları kullanılır. Bu anaçların profesyonel üreticiler tarafından istenilen badem çeşidine aşılanmasıyla daha dayanıklı ve çeşitli toprak tiplerine daha kolayca uyum sağlayan badem ağacı fidanları elde edilmektedir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Badem ağaçları, Kuzey Yarıküre’de 30′lu derecelerdeki enlem dairesindeki bölgelerde yetişmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve bol yağışlı Akdeniz iklimi, badem ağacı için idealdir. Bademin odunu soğuğa dayanıklıdır, -20 ila -30 derecelere kadar dayanabilir. Oysa çiçek tomurcukları soğuğa karşı pek duyarlıdır. Çiçek açma döneminde yaşanan don olayı büyük zararlara neden olur.
Yapraklarını döken badem ağaçlarının soğuklama gereksinimi oldukça kısadır. Kazık köklü olduklarından kurak iklime kolayca uyum gösterir ve yıllık yağışı 200-300 mm. olan yerlerde bile yetişir. Ama böyle yörelerdeki badem ağaçlarının ürün verimi düşük olur. Çiçek açma döneminde yağan şiddetli yağmurlar da ürüne zarar verir.
Toprak isteği: Çeşitli toprak tiplerine uyum gösterebilen badem ağaçlan, en iyi ürünü, orta derinlikte (1,5-2,5 m.), kumlu ve çakıllı topraklarda verir. Uyum gösteremediği tek toprak tipi, ağır topraklardır. Badem ağaçları, organik madde yönünden zengin topraklarda 8-10 m., zayıf topraklarda 6 m. aralıkla dikilir.
Toprak işleme: Badem ağaçlarının çevresindeki yabani otlar, arada bir toprağı kazılıp havalandırılırken iyice temizlenmelidir. Ancak, sonbahar ve kış mevsimlerinde badem ağaçlarının altı otlu kalır.
Sulama: Badem fidanları, bahçeye dikildikten sonraki aylarda birkaç kez bolca sulanarak fidanların tutması sağlanmaya çalışılır. Yazın yetişkin badem ağaçları arada bir sulanırsa ürün verimi 2-4 kat artırılabilir.
Gübreleme: Dikilen badem fidanlarının tutmasının sağlanması için sulamayla birlikte gübrelenmesi de şarttır. Gelişip de ürün vermeye başlayınca, badem ağaçları topraktan büyük ölçüde azot ve diğer besinleri kaldırdığından başta azot olmak üzere diğer fenni gübreler de her yıl ağaçlara 2-3 defada verilir.
Budama: Badem ağaçlarına, bu ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından şekil verme ve ürün budamaları uygulanır. Ürün veren ağaçlarda her yıl hafif de olsa bir budama yapılmalı, kurumuş, hastalıklı ve kırık dallar kesilip çıkarılmalıdır.
Hasat (Derim): Badem ağaçları, ağustosun ikinci yarısı ile eylülün ilk yarısı arasında, meyveler iyice olgunlaştığında ve dış kabuk kavlanınca hasat edilmeye başlanır. Ağaçların dalları sallanıp dökülen bademler yerden toplanarak derim yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Badem ağaçlarına dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Bakliyeler

0 yorum | Devamını Oku...

Bakliyat taneleri, hem protein hem de karbonhidrat veren değerli gıda maddeleridir. Hayvani mahsullerden sonra insana en fazla protein sağlayan gıdalardır. Hayvani proteinin yetersiz olduğu yerlerde protein kaynağını teşkil ederler.
Tanelerdeki proteinlerin bazı aminoasitleri noksandır. Bu sebeple proteinlerin değeri düşüktür. Bakliyeler, bulgur pilavı ile birlikte yenilirse, bulgurda fazla bulunan aminoasitleri bakliyelerin eksik olan cinsindendir ve eksikliği tamamlamış olur. Bu nedenle kuru bakliyat pişirildiğinde ikinci yemek pirinç pilavı değil bulgur pilavı veya makarna olmalıdır.
Bakliyatın proteini 2. sınıf olup et ve yumurtaya nazaran düşük kalitededir. 100 gr. et veya yumurta, günlük protein ihtiyacının yarısını karşıladığı halde 100 gr. bakliyat günlük protein ihtiyacının ancak %30-32’sini karşılar. Soya fasulyesinin proteini, etten fazladır. Orta ve ileri yaşlarda olanlar, günlük protein ihtiyaçlarının yarısını bunlarla karşılayabilirler. Ancak diğer insanlara 1.sınıf proteinlere yardımcı olarak verilebilir.
Bakliyeler, vücutta hayli üre asidi bırakırlar. Bunun birikmeden atılması ve bakliyelerin kolay hazmı için, bakliye ve pilavın yanında çiğ salata, soğan, turşu olmalıdır. İyi vasıfları yanında bakliyat taneleri, insana dokunan maddelere de sahiptir. Bu sebeple fazla yenilemezler. Fazla yenilirse, bazıları kanda alyuvar miktarını azaltır, bazıları guatra sebep olur. Birçoğu da hazım bozukluğuna yolaçar.
Bakliyeler kuru tane olarak günde 50 gr.’dan çok yenmemeli. Bunlardaki az veya çok bulunan zararlı maddeleri azaltmak için ılık suda 2-3 saat, bol soğuk suda akşamdan sabaha bekletilir. Suda fazla bekletilirse birçok faydalı maddesi de suya geçer ve atılır.
Bakliyeler 1 yıldan fazla bayat olmamalı. Bayat bakliyat, bayat et gibidir. Fayda yerine zarar verirler. Tane, diş ile ortasından kırıldığında kesit cam gibi parlak ise bayattır, tozlu mat görülürse tazedir. Bakliyat taneleri küflüde olmamalıdır.
Bakliyeler, mide ve bağırsakta gaz yapar. Bunun sebebi, proteince ve karbonhidratça zengin olmasındandır. Bu gazı azaltmak için bakliye yemeği ağızda çok iyi çiğnenmeli, yemekler salata veya soğanla birlikte yenilmelidir ve bir öğünde fazla yenilmemelidir.
Kuru Fasulye
Protein bakımından zengindir, vücuda bol kalori ve bol protein verir. Günlük bitkisel protein ihtiyacının karşılanmasında çok işe yarar. Sinirleri kuvvetlendirir. Bedenen ve zihnen çalışanlara çok faydalıdır.
Kuru fasulye taneleri, kabuğu ile birlikte pişirilip yenilmelidir. Hazmı sağlayan maddelerin çoğu kabuğunda bulunur. Hazmı zordur. Acı biber, karabiber, kekik eklenerek hazmı kolaylaştırılır.
Kuru Bezelye
Kuru fasulye gibi, günlük bitkisel protein ihtiyacını karşılamada istifade edilecek bakliyelerden birisidir. Yüksek derecede protein ve nişasta içerir. Bu nedenle komple bir gıdadır.
Bedenen ve zihnen çalışanlara çok faydalıdır. Hem enerji verir hem de proteini ile kasların gelişmesini ve tamirini sağlar.
Günlük miktar 1 çay bardağı (50 gr.)’ı geçmemeli. Yanında mutlaka çiğ salata, soğan, turşu bulunmalıdır.
Mercimek
Kan yapıcı ve süt artırıcıdır. En fazla demir içeren gıdalardandır. Ayrıca B vitaminleri ve fosforu ile de çok faydalıdır. Protein miktarı da yüksektir. Bu nedenle bedenen ve zihnen çalışanlara iyi bir enerji kaynağı ve besleyici bir gıdadır.
Hamile kadınlara, bebeğin kanlı-canlı olmasına yarar. Anneyi de besleyerek zayıf düşmesini önler. Emzikli kadınlar da sütün miktarını ve beslenme değerini yükseltir. Su ve süt ilavesiyle yapılan mercimek çorbası bunlar için çok yararlıdır.
Mercimek, sinirleri kuvvetlendirir. Akşam yemeğinde yenen limonlu mercimek çorbası iyi uyku verir, sinirleri teskin eder, geceleri yıpranmış sinirlerin tamirini sağlar. Mercimek, bağırsaklara hafif yumuşaklık verir ve geçici ishal yapar. Hasta ve zayıf kimselerde bol kan yapımını sağlar.
Ağızda iyi çiğnenmeli ve tükürükle karıştırılmalıdır. Yeterli tükürükle karışmazsa gaz yapar. Yemek üzerine sakız çiğneyerek, mideye tükürük gönderilebilir. Karabiber, zencefil ekerek hazmı kolaylaştırılabilir.
Marul, havuç salatası, soğan, turşu, mercimeğin hazmına yarar ve gaz yapmasını önler. Midesi zayıf olanlar, mercimeği çorba şeklinde yemelidir. Mercimek, toprak veya demir kaplarda pişirilmeli. Günde yenilecek miktar 50 gr.’ı geçmemelidir.
Nohut
Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır. Bol idrar söktürür, vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını, fazla yemek tuzunu idrarla dışarı atar. Bol fosfor, B vitaminleri ile beyni ve sinirleri dinlendirir,tamirini ve normal çalışmalarını sağlar. Bedenen ve zihnen çalışanlara çok fayda verir. Mideyi kuvvetlendirir ve iştah açar. Nohut günde en fazla 50 gr. yenmelidir. Salata, soğan, turşu ile birlikte yenmelidir.
Soya
Uzun yaşamak isteyen herkes mutlaka soya tüketmelidir. Soya; çok kuvvetli (etin 2 misli) proteine sahip bir gıdadır. Bol B vitaminleri ve mineralleri vardır. Hem nişastası ve hem de %30′dan fazla yağı ile çok kuvvetli enerji verir.
Adalelerin, sinirlerin, kemiklerin gelişmesini sağlar. Sahip olduğu ve nadir yiyeceklerde bulunan lesitin maddesi ile beynin çalışmasını artırır. Hazmi kolaydır. Çok kuvvetli olduğu için günde 25 gr. yeterlidir. Yemeklerde, çorba ve garnitür olarak yenilir. Salata, soğan, turşu ile yenilmelidir. Guatrı olanlar veya olmaktan korkanlar yememelidir.

Elma

0 yorum | Devamını Oku...

Sonbahar başından ilkbahar başlarına değin elma adı verilen, bedene çok yararlı ve lezzetli taze meyvelerini severek yediğimiz Elma ağaçları, Gülgiller’dendir. Dünyada en çok tüketilen meyve türü olan elmanın 25 türü ve 6.000 kadar çeşidi vardır. Anayurdu, ülkemizi de içermek üzere Asya olan elma, Türkiye’de iklimi uygun olan pek çok yörede üretilmektedir.
Boyu 7-8 m’ye kadar çıkan elma ağaçlarının, türe göre, koyu griden çok pembe renge kadar değişen silindirik muntazam gövdesi vardır. Dalları, odun ve meyve dalı ile obur dallar olmak üzere üç gruba ayrılır. Elma ağacının yaprakları geniş, kenarları dişli olur. Üst yüzü koyu yeşil renkli ve belirgin damarlı, alt yüzü gri tüylüdür.
İlkbaharda açan açık pembe renkli çiçekleri yabani gülünkileri andırır. Bu çiçekler yaz boyunca olgunlaşıp eylülden başlayarak elmanın meyvesini verir. Meyve küresel, silindirik ve basık biçimlidir. Kabuğu türlerine göre kalın ya da ince ve farklı renklerdedir. Meyve türlerinin ayırt edilmesini sağlayan en belirgin özellik, kabuğun rengidir. Elmanın çekirdek evinde 5-10 adet yumuşak çekirdek bulunur. Eti tatlı, ekşi ya da mayhoş tatlı ve sulu olup tazeyken yenildiği gibi reçeli, kompostosu, marmeladı, meyve suyu, tatlıları, alkollü ya da alkolsüz içkileri yapılarak da tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
Dilimlere bölünmüş 100 gr. taze elmanın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 58 kalori; 0,2 gr. protein; 14.5 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,6 gr. yağ; 1.8 gr. lif: 10 mgr. fosfor; 7 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; l mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 90 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,3 mgr. B6 vitamini; 0,5 mcgr. folik asit; 10 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini…
Ama, türlere göre büyük değişkenlik gösteren elmanın besin değerlerinin bu listedekilerden az ya da çok farklı olması doğaldır. Sözgelişi, yeşil ya da sarı renkli elmalarda C vitamini oranı, kırmızı elmadakinden fazladır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Elma, kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, günde 2-3 elma yiyen kişilerde, elma lifinde bulunan pektin adlı maddenin bu etkiyi yaptığını göstermekte, ama söz konusu etki yalnızca pektin adlı maddeyi yapay olarak almakla değil, elmayı bütün olarak yemekle sağlanmaktadır.
o Elmanın içerdiği lifler ve meyve asitleri, hafif kabızlığı geçirmektedir.
o İçerdiği sıvı jel halindeki pektin adlı madde ile elma asitlerinin antivirüs özellikleri diyareye de iyi gelmektedir.
o Elma, içerdiği maddelerle yüksek tansiyonu düşürür ve kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar.
o Araştırmalarda, elma tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.
o Elma, aşırı iştahı normal düzeye indiren bir özelliğe de sahiptir.
o Elma, romatizma ve gut hastalığına da iyi gelir.
o Elma, bedenin hastalıklara karşı direncini de artırmaktadır.
Bütün bu etkilerden yararlanmak için günde 2-3 elmanın, üzerinde tarım koruma ilacı artıkları kalmış olabileceği düşünülerek çok çok iyi yıkamak koşuluyla kabuğunun soyulmadan yenilmesi yeterli olacaktır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Elma ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) yetiştirilebilirse de, bu işlem iyi sonuç vermez. Bunun yerine elma çeliklerinin daldırılmasıyla elde edilen fidanların ya da başka türden seçkin anaçların istenilen elma türüne aşılanmasıyla çoğaltılır. Bizim için doğrusu, inanılır profesyonel kişilerin ürettiği, türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Elma ağacı, ılıman ve soğuk ılıman bölgelerin bitkisidir. Kışın -40 dereceye, bir yaşındaki sürgünleri ise -20 derecelere kadar dayanır. Ama ağaç ilkbaharda çiçeklerini açınca, -2 ila -3 derece soğuklardan zarar görür. Elmanın yetiştiği yerde havanın neminin %60-80 arasında değişmesi gerekir. Nem düşerse haziranda meyvenin yerlere dökülmesi artar. Elma, yapraklarını döken ağaçlardan olduğu için kışın belli dinlenme ve soğuklama dönemleri yaşar.
Toprak isteği: Elma ağaçları çok değişik fiziksel ve kimyasal özellikler taşıyan topraklarda yetişebilir. Asitli topraklara olduğu kadar kireçli topraklara da dayanabilir. Ancak taban suyu 1,5 m’den yukarıda olmamalıdır. Aksi takdirde ağacın yüzlek kökleri çürür. Tuz oranı yoğun toprağa elma ağacı dikilmez. Elma ağacı için en uygun topraklar, içinde uygun oranda kireç ve yeteri kadar humus bulunan topraklardır. Böyle topraklara fidanlar, 8-10 m. aralıkla dikilir.
Sulama: Elma ağaçlarının su isteği fazladır. Nispi neme de yeterince doymaları gerekir. Nemli yerlerde iyi sonuç veren elma ağaçlarına, yaprakları solmaya başlayınca su verilmeli, yaprakların iyice solması beklenmemelidir. Ağaçlara aşırı oranda su verilirse meyvenin dayanma süresi kısalır. Ağaç çiçekteyken sulanırsa çiçek döker. Ağaçlar, haziran-eylül ayları arasında 30 günde bir olmak üzere 4 kez sulanır.
Gübreleme: Elma ağaçları ürün verdikçe topraktan besin kaldırdıkları için toprağı fa-kirleşir. Bu nedenle ağaçların gelişmesi geriler ve ürün verimi azalır. Elma ağacına 3-4 yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca ağaçlara her yıl azot, fosfor ve potaslı fenni kompoze gübreler de verilmelidir.
Budama: Elma ağaçlarının muntazam biçimde gelişmesini, bol ve iyi nitelikli ürün vermesini sağlamak üzere dikim, şekil, ürün ve gençleştirme budamaları olarak dört ayrı budama işlemi uygulanır. Bu işlemler, elma ağacını iyi tanıyan bilinçli kişiler tarafından yapılır.
Meyve seyreltme: Elma ağaçlarından iyi nitelikli ürün almak için meyve seyreltme işleminin yapılması da gerekir. Bunun için haziran ayında ağaçlardaki doğal meyve dökülmesi beklenir. Yere dökülen meyveler görüldükten sonra, ağacın besleyebileceğinden fazla meyve kalırsa bunlardan zayıf görünüşlü olanlar elle, makasla, değnekle ya da büyük bahçelerde kimyasal ilaçlar kullanılarak seyreltilirler.
Hasat (Derim): Elma bitkisinde hasat zamanın belirlenmesi çok önemlidir: Zamanında hasat edilen elma, o çeşidin tüm özelliklerini tam olarak taşır. Olgunlaştıktan sonra geç hasat edilen elmalar kepeklesin Erken hasat edilenler ise, meyve kabuğu yeterince sıkı dokulu olmadığından dolayı buruşur, elma tam ağırlığına erişmediğinden ürün kaybına yol açar.
Elmada tam olgunluk, kabuk rengi ile meyvenin koparılmasında sapın gösterdiği dirençle anlaşılır: Yeşil elmalarda, meyvenin rengi yeşilimtırak sarı olmalıdır. Kırmızı elmalarda, kızarma en mükemmel halini almalıdır. Elmalar, elle koparılarak hasat edilir. Avuç içine alınıp hafifçe bükülerek yukarı doğru itilen elma dalından kolayca ayrılıyorsa tam hasat zamanı gelmiş demektir.
Olgunlaşmamış elma kopmaz, sap ya da dalcıklar kırılır. Elma ağaçlarında hasat iki ya da üç kez meyve toplamayla yapılır. Birinci toplamada, ağacın dışındaki meyveler derilir. Sonra, içteki ve yukarı dallardaki meyveler hasat edilir. Böylece küçük kalmış meyvelerin irileşmelerine olanak tanındığı gibi dökülmeleri de önlenmiş olur.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Elma ağaçlarına dadanan pek çok zararlı ve hastalık vardır. Bunlarla uzmanlara danışılarak ve tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Muz

0 yorum | Devamını Oku...

Genellikle diğer meyvelerden daha pahalı olduğu halde lezzetli oluşu ve besleyiciliği nedeniyle yeğlenerek tüketilen meyvelerini sonbahardan başlayarak bazı yıllarda nisan ayına kadar veren Muz, Muzgiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen, dünyanın sıcak yerlerinde ve ülkemizde Akdeniz bölgesinde yetiştirilen muz bitkisinin 40 türü ve 250 kadar çeşidi bulunmaktadır. 1-15 m. kadar boylanan, ödünsüz iri gövdeli, geniş yapraklı çokyıllık otsu bir bitkidir.
Gerçek gövdesi soğan biçiminde ve toprağın altındadır. Yaprakların iç içe geçmiş kınları, toprak üstünde muzun "yalancı gövde"sini oluşturur. Yalancı gövdenin ortasından ve yaprak demetinin arasından çıkan çiçek topluluğu da bir demet oluşturur. Bu demetin dibinde önce beliren çiçekler dişi karakterdedir. Daha sonra demetin tepesinde erkek çiçekler ortaya çıkıp yere doğru eğilir. Dişi çiçeklerin tozlaşıp olgunlaşmasıyla hevenk biçiminde meydana gelen meyve kümeleri, yukarı doğru dikilir.
Bu meyve hevenkleri üç ay içinde olgunlaşmalarını tamamlayıp kurur ya da üretici tarafından kesilerek hasat edilir. Muz meyvesi taze olarak yenildiği gibi pastacılıkta, tatlıcılıkta ve dondurma yapımında kullanılır. Likörü de yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. soyulup dilimlenmiş taze muzun içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 85 kalori: 1,1 gr. protein; 22.2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 26 mgr. fosfor; 8 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; l mgr. sodyum; 370 mgr. potasyum: 33 mgr. magnezyum; 190 IU A vitamini: 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,06 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B3 vitamini; 0,5 mgr. B6 vitamini; 7 mgr. C vitamini; 10 mcgr. folik asit: 7 mgr. C vitamini ve 0,4 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerin incelenmesinden görüleceği gibi, muz, bedene yararlı bir besindir. Muzun besin değeri, meyve olgunlaştıkça artar. Sözgelişi, ham bir muz yenildiğinde meyvenin içindeki karbonhidrat kolayca şekere dönüşerek, bitkinliğe karşı bedene hızlı enerji sağlar. Oysa, olgun muz yenildiğinde, bedene daha yavaş ama uzun süreli hareketlilik verir. Bunun yanı sıra;
o Muz içerdiği büyük orandaki potasyumla yüksek tansiyonu önler ve tansiyonu belli düzeyde tutar.
o Ham muz kabızlığa, olgun ve tatlı muz diyareye iyi gelir.
o Olgun muzun yenilmesi, kişiyi psikolojik yönden güçlendirir, daha sonra da uykuyu düzene sokar.
o Muz, ülseri önler ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı olur.
o Muzun, yüksek kolesterolü düşürücü etkisi vardır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Muz fidanları, yaşlı muz bitkisinin budanması sırasında bitkinin toprakaltı gövdesinden süren 40-50 cm. boyunda dar (kılıç) yapraklarının topraktan köklü olarak sökülmesiyle elde olunur. Bu sokum sırasında kök, gövde ve yaprak fazla hasar görmemeli, bitkinin hastalık taşımadığından emin olunmalıdır, işte böyle elde edilen fidanlar, mart-mayıs ayında sökülüp muz tarımı yapılacak bahçede 3-4 m. aralıkla kazılacak ocaklara (çukur) dikilir.
Ocak, 1-1,5 m. çapında ve 60-70 cm. derinlikte kazılır. Ocaklara, fidanın dikiminden önce 40-50 kg. kadar iyi yanmış kaliteli çiftlik gübresi ile 350′şer gr. azotlu, fosforlu ve potaslı kompoze fenni gübreler konulur. Bahçe toprağının niteliğine göre bu gübreler iki katına kadar artırılabilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Muz, tropikal iklimli bölgelerin bitkisidir. Yıl boyunca 26-27 derece ortalama sıcaklık ister. Bitkinin gelişmesi, 15-16 derece sıcaklığın altında geriler. O derecenin altında, toprak üstü bölümleri ölür. -4 derecenin altında, toprakaltı gövdesi de büyük zarar görür. Yaz mevsiminde 35 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda da bitki gelişememektedir.
Ayrıca muz üretimi yapılan bölgedeki havanın nemi de önemli olup nem oranı %60′ın altına düşmemelidir. Türkiye’de muz üretimine en uygun yöreler Akdeniz kıyılarımızdaki Alanya, Gazipaşa ve Anamur ilçeleridir. Buralarda da zaman zaman don olayı yaşandığından, yetiştirilen muz bitkisini korumak üzere büyük zahmetlere girilip yüksek harcamalar yapılmaktadır. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’deki muz üretimi seralarda yapılmaya başlanmış ve bu alanda başarılar kazanılmıştır.
Rüzgârkıran isteği: Muz genellikle güneye bakan hafif eğimli yerlerde yetiştirilmektedir. Buralarda hâkim olarak sert rüzgârlar esiyorsa, bitkinin geniş yapraklarının parçalanmasını önlemek üzere o yönü kapamak için iyi nitelikli meyve vermeyen yüksek boylu muzlar sıkça ekilerek bir rüzgârkıran oluşturulur.
Toprak isteği: Muz yetiştiriciliğine en uygun topraklar derin, geçirgen, hafif bünyeli (kumlu-tınlı), organik madde yönünden zengin ve hafif alkali karakterde olmalıdır.
Sulama: Pek yüksek boylu gövdesi ve geniş yapraklı oluşu nedeniyle muz bitkisi çok miktarda su tüketmektedir. Bu nedenle toprağının sürekli olarak nemli tutulması gerekir. Ülkemizde mayıs-haziran aylarından ekim-kasım aylarına kadar sulama yapılmalıdır. Ancak, aşırı sulama da bitkiye zarar verir. Bu nedenle muz bitkisinin, damlama yöntemiyle sulanması tavsiye edilir.
Gübreleme: Muz bitkisi topraktan çok fazla besin kaldırdığı için ilk dikiminden sonra da düzenli olarak ama aşırıya kaçılmadan toprağının gübrelenmesi gerekir. Bunun için ilgili tarım kuruluşlarına yaprak ve toprak analizleri yaptırılır. Bu analizler sonucu olarak o kuruluşların tavsiyelerine uyularak budama (mart-nisan), çiçeklenme (haziran) ve hasat öncesi dönemi (kasım) olmak üzere 3 seferde muz bitkisine gübre verilir.
Budama: Muz bitkisi yetiştirilirken ocak ayı içinde bitkinin bulunduğu ocak açılarak birinci yılında gelişmiş, ikinci yılında meyve vermiş, ikinci yılını doldurmuş gövdeler kesilip çıkarılarak ocakta, o yıl meyve verebilecek 2-3 sağlıklı gövde bırakılır. Yapılan işleme, muz üreticiliğinde "onarma" ya da "imar" denilmektedir. Bu işleri yapan kişiler, özel yeteneği ve deneyimi olanlar arasından seçilmelidir.
Budama işi çok soğuk, sıcak ya da rüzgârlı günlerde yapılmaz. Bu nedenle bazı yıllarda mart-nisan ve hatta mayıs ayına kadar ertelenebilir. Budama, iyice temizlenmiş özel aletlerle yapılır. Ayrıca istenenler dışında bitkinin kökünden oluşan öteki sürgünler yaz aylarında kesilerek çıkarılır.
Toprak işleme: Muz bitkisinin kökleri çok yüzlek (yani, toprak yüzeyine pek yakın) olduğu için yabani ot mücadelesi el aletleriyle ve dikkatle yapılır. Ya da yalnızca bu otları öldüren herbisit ilaçları kullanılır.
Hasat (Derim): Muz meyveleri, hiçbir zaman yeme olgunluğuna erişinceye kadar dalında tutulmaz. Aksi takdirde meyvelerin kabuğu çatlar, meyve hastalık ve zararlıların akımına uğrar. Doğallıkla bu durumda, piyasa değeri iyice düşer.
Muzların hasadı, meyvenin şekli köşeliden silindirik duruma dönüştüğünde (yani kabuk içi etle tamamen dolduğunda) ve muz salkımlarının (hevenklerinin) kabuk rengi koyu yeşilden normal ya da açık yeşile dönüştüğünde yapılır. Salkımlar sapından keskin bıçakla kesilerek bitkiden ayrılır. Bu sırada ve daha sonraki işlemlerde muz meyveleri kesinlikle örselenmemelidir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Muz yetiştiriciliğinde bitkilere dadanan zararlı ve hastalıklarla mücadele yapmak için mutlaka uzman kişi ya da kuruluşlara başvurulmalı, onların önereceği tarım koruma ilaçlarıyla zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Soya

0 yorum | Devamını Oku...

Sağlığımıza yararlı nice önemli etkileri olduğu halde, ne yazıktır ülkemizde pek az tanınan ve tüketilen soya fasulyesini veren Soya bitkisi, Baklagiller’dendir. Anayurdu Çin ve Japonya olan en az 3.000 yıldır üretilen soya, biryıllık tarım bitkisidir. En çok Uzakdoğu’da, daha sonra ABD ile Brezilya’ da ve çok sınırlı miktarda ülkemizde yetiştirilmektedir.
Soya, dikine 1-1,5 m. kadar boylanabilen, çok dallı, az çok sarılıcı otsu bir bitkidir. Üç yaprakçıktan oluşan yeşil renkli, oval biçimli ve sivri uçlu yaprakları vardır. Tamamı ince tüylü olan bitkinin çiçekleri, menekşe ve sarı renklidir. Meyvesi hafif kıvrık bir badıç halindedir. Bu badıcın içinde, 2-5 tane küre biçimli, beyaz renkli ve pürtüksüz yüzeyli tohumu yer alır. Tohumların bir yanında kara bir leke bulunur.
Soyanın bu tohumundan çeşitli soya ürünleri elde edilir: Yüksek oranda doymamış yağ içerdiğinden, tohumun %20’sini oluşturan yağlar margarin yapımında kullanılır. Yağı alındıktan sonra geriye kalan küspe bol miktarda protein içerdiğinden, iyi bir hayvan yemi olur. Ayrıca soya tohumundan elde edilen undan ekmek, kurabiye, pasta, çocuk mamaları, çeşitli soslar ve hatta yapay et, süt ve peynirler yapılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) soya fasulyesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 141 kalori: 14 gr. protein; 10,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 17,3 gr. yağ (bunun %84′ü doymamış yağlardır); 1.4 gr. lif: 191 mgr. fosfor; 83 mgr. kalsiyum: 3 mgr. demir: 510 mgr. potasyum; 0,9 mgr. çinko; 660 IU A vitamini; 0,31 mgr. B1 vitamini; 0,13 mgr. B2 vitamini; 1,2 mgr. B3 vitamini: 54 mcgr. folik asit: 17 mgr. C vitamini ve 1,1 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan çok önemli besin değerlerini yanı sıra;
o Soya kalbimizin dostudur, kalp hastalıklarıyla baş etmemize yardımcı olur: Yapılan araştırmalarda, günlük diyete soya katıldığında, birkaç hafta içinde kolesterol düzeyinin düştüğü gözlemlenmiştir. Bunun nedeni, soyanın içerdiği doymamış yağlar, linoleik asitler, omega 3 yağ asitleri ve yüksek orandaki liflerdir.
o Soya yüksek tansiyonu düşürür: Bunun nedeni, yüksek oranda potasyum, kalsiyum ve demir içermesidir.
o İçerdiği kolay çözülen ve çözülmeyen yüksek orandaki lifleriyle kabızlığı ve diğer kalınbağırsak rahatsızlıklarını geçirir.
o Soya kan şekeri düzene sokar: Bu bakımdan şeker hastaları için değerli bir besindir.
o Soya kadınlarda, menopozun oluşturduğu sıkıntıları hafifletir: Yapılan araştırmalar, günde 45 gr. soya unu ya da ezmesi yiyen menopoz dönemindeki kadınların, bu diyete başlamasından 6-12 hafta sonra ateş basması ve gece terlemelerini atlattığını göstermiştir.
Soya bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan bazı maddeler, tümörlerin gelişmesini önleyerek göğüs, yumurtalık ve prostat kanserine yakalanma rizikosunu en aza indirgemektedir. Soya kemiklerimizin de dostudur: İçerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve diğer maddeleriyle kemik yoğunluğunun azalması (yani, Osteopoz: Kemik erimesi) illetini önlemektedir.
o Soya değerli bir kas yapıcısıdır: içerdiği yüksek orandaki protein ve aminoasitler gibi maddeleriyle soya, sporcuların vazgeçmemesi gereken bir besin maddesidir.
Bütün bu etkilerinden yararlanılabilmesi için, Batı ülkelerinde olduğu gibi, soyanın günlük diyetimize katılarak bolca tüketilmesi en içten dileğimizdir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ
Tohumuyla çoğaltılan soya fasulyesi, soğuk ılıman bölgelerin kısa gün bitkisidir. Ancak, ülkemizde de yetiştirilmektedir. Bitki, milli ya da killi-kumlu toprakları sever. Ama, çok kumlu toprakların dışındaki her tipteki toprağa uyum gösterebilir. Soya fasulyesine en uygun toprak pH’ı 6-6,5′tur.
Soya, birinci ürün olarak ilkbaharda, nisan ortalarında ve toprak sıcaklığı 10-12 dereceye yükseldiğinde ekilir. İkinci ürünün ekim zamanı temmuz ayında olup tohumlar buğdayın hasadından sonra aynı yere ekilir. Yetiştirilmesi fasulyeye çok benzeyen soya, yukarıda belirttiğimiz gibi bir tarım bitkisidir. Bahçelerde değil, geniş tarlalarda ve büyük boyutlarda üretimi yapılır. Bu nedenle soyanın üretimi ve yetiştirilmesiyle ilgili olarak kitabımızda bu kadar bilgi vermekle yetineceğiz.

Ahududu

0 yorum | Devamını Oku...

Çileğe benzeyen ahududu adlı meyvelerini yazın ve sonbaharda veren Ahududu bitkisi, Gülgiller’dendir. Asya, Avrupa ve Amerika’nın birçok bölgesinde yetişen ahududunun anayurdu kesin olarak bilinmemekte; ama, bilimsel adındaki "ida" sözcüğü, akla, Ege bölgemizdeki antik Kazdağı yöresini getirmektedir. Bitkinin kütüğü çokyıllık; dikenlerle kaplı olarak l-2 m’ye kadar boylanabilen sürgünleri ikiyıllıktır. Bu sürgünler, ikinci yılının yaz başlarında her koltuk gözünde salkım halinde beyaz renkli çiçeklerini açmaya başlar.
Çiçekler bir yandan olgunlaşıp meyveye dönerken bir yandan da yeni çiçeklerin açması sürer. Ahududunun etli ve sulu üzümcüklerden oluşan toplu meyvesi kırmızı renkli olup üzümcüklerin içinde sert yapılı çekirdekleri yer alır. Ancak beyaz, mor ve siyah renklerde meyve veren, ayrıca sonbahar mevsiminde ikinci kez meyve üreten ahududu türleri de vardır.
Çok hoş tadı ve kokusu olan ahududu meyvesi çabuk bozulur. Bu nedenle tazeyken yenilir. Ama dondurulmaya elverişlidir. Ayrıca ahududu, şurup, meyve suyu, şekerleme, reçel, marmelat, jöle, dondurma ve likörleri de yapılarak tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze ahududunun besin değerleri şöyledir: 57 kalori; 1,2 gr. protein; 13,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 3 gr. lif; 22 mgr. fosfor; 22 mgr. kalsiyum; 0,9 mgr. demir; l mgr. sodyum; 168 mgr. potasyum: 20 mgr. magnezyum; 130 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,09 mgr. B2 vitamini; 0,9 mgr. B3 vitamini; 0,09 mgr. B6 vitamini; 5 mgr. folik asit: 25 mgr. C vitamini ve 4,5 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda saydığımız önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Ahududu doku ve damar büzücüdür. Bu özelliğiyle diyareyi keser, peklik verir.
o Aynı niteliği nedeniyle: Kadınlarda beyaz akıntıyı keser; aybaşı dönemindeki aşırı kanamaları azaltır ve aybaşı durumunu düzene sokar. Doğum yapacak kadınlarda rahim kasılmalarını düzeltmede, doğum sancılarını azaltmada ve doğum olayını kolaylaştırmada etkilidir. Ancak, bu dönemlerde düzenli olarak alınmalıdır.
o Ahududu bedeni güçlendirici bir toniktir.
o Terletici, ateş düşürücü ve serinletici etkileri de vardır.
Bütün bu etkileri sağlamak için ahududu bitkisinin körpe yaprakları toplanıp güneşsiz ve havadar bir yerde kurutulur. Olgun meyveler ile kurutulmuş yapraklar karıştırılır. Bu karışımdan 2 tatlı kaşığı alınıp üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan istendiği kadar içilebilir.
o Ayrıca ahududu, boğaz ve bademcik ağrılarına, ağız ülserleri ve kanayan dişetlerine iyi gelir.
Bu etkilerinden yararlanmak için yukarıda tanımı verilen infüzyonla ağızda derin derin gargara yapılır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Tohumdan üretmede, zor da olsa çimlenen ahudududan, ortaya değişik ve istenmeyen nitelikler gösteren yeni bitkiler çıkar. Bitkinin gövdesinden alınan çelikler köklenmez. Sürgünleri çokyıllık olmadığından, aşılama yöntemi de ahududuya uygun değildir.
Bu nedenlerle, ya ahududu bitkisinin kökünden çıkan sürgüler sonbaharda köklü olarak sökülüp fidan olarak kullanılır (kışı çok soğuk geçen yerlerde kök sürgünü ilkbaharda alınır) ya da kök çelikleriyle ahududu bitkisinin üretimi yapılır. Ama, bu işlem pek pratik değildir ve profesyonelce bir çabayı gerektirmektedir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ahududu, genelde soğuk ılıman bölgelerin bitkisidir. Sonbaharda yapraklarını döküp dinlenme dönemine girdiğinde 7 santigrat derecenin altında en az 800 saatlik bir soğuklama dönemi geçirmelidir. Bitki -20 ila -25 derecelere kadar dayanabilir. Oysa, kışları çok ılık, yazları pek sıcak ve kurak olan yörelerde ahududu yetiştirilemez. Yukarıda tanımlanan, bitkiye uygun sayıları iklim koşullarında yetiştirilen ahududu bitkilerinin, yeterince güneş alması durumunda iyi ürün vereceği burada belirtilmelidir.
Toprak isteği: Ahududu bitkisi, organik madde içeriği zengin, geçirgen ve derin (en az l m.) hafif ve orta bünyeli, su tutma kapasitesi yüksek olan toprağı sever. Toprak sürekli nemli ve reaksiyonu hafif asit ya da nötr (pH: 6-7) olmalıdır. Fazla kireçli ya da tuzlu topraklar ahududu tarımına uygun değildir.
Yurdumuzda Akdeniz Bölgesi kıyıları ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında hemen her yerde ahududu yetiştirilebilir.
Toprak işleme: Ahududu bitkisinin toprağı çapalanarak, büyük bahçelerde traktörle sürülerek işlenir. Yabani otlar böylece ya da uygun ilaçlar kullanılarak yok edilir.
Sulama: Ahududu bitkisinin toprağı sürekli nemli tutulmalıdır. Yağışların yetersiz olduğu dönemlerde bitkiye düzenli su verilir. Çok hafif bünyeli topraklarda daha da sık sulama yapılır.
Gübreleme: Organik madde bakımından fakir topraklarda, ahududu bitkisine, iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Gerekiyorsa bu gübreye fosforlu ve potasyumlu suni gübre de eklenir. Ahududu fidanları 30-40 cm. genişlik ve derinlikteki çukurlara ekilirken her çukura 5-10 kg. çiftlik gübresi verilir. Daha sonra 2-3 yılda bir bitkiye ek gübre verilmelidir.
Budama: Ahududu, bitkiyi iyi tanıyan kişiler tarafından şekil budaması, ürün budaması ve gençleştirme budaması yöntemleriyle üç amaçlı olarak budanır.
Hasat (Derim): Ahududu bitkisinin hasadı, haziran ayı başı ile ortaları arasındaki dönemde başlar ve olgunlaşan meyvelerin zaman zaman toplanması bir-bir buçuk ay kadar sürer. Olgunlaşan meyveler iki-üç günde bir, elin ilk üç parmağı meyve sapına getirerek meyvenin ileri doğru çekilip avuç içine düşürülmesiyle toplanır. Meyve elin içinde kesinlikle sıkılmamak ve örselenmeden toplama kabına konulmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: öncelikle ahududunun hastalık ve zararlılarından korunması için önlemler alınmalı, ancak gene de bunlar bitkinin başına geldiğinde uzmanlara danışılıp uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, düzenli ve eksiksiz mücadele yapılmalıdır.

Armut

0 yorum | Devamını Oku...

Son zamanlarda gelişen soğuk hava depolarının sağladığı olanak sayesinde yılın her zamanında tazeymiş gibi sevilerek yenilen armut meyvesini veren Armut ağacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu, Anadolu’muz olan armut ağacının 20 türü ve bilinen 2.000 kadar çeşidi vardır. Bunlardan, ülkemizin hemen hemen her yerinde yetiştirilen armutlar, Pyrus communis bilimsel adıyla anılır.
7-8 m’ye kadar boylanabilen armut ağacının parçasız, yalın biçimli yeşil yapraklarının kenarları çok ince dişlidir. İlkbaharda erken açan beyaz renkli çiçekleri yabani güle benzer. Armut ağaçları, çoğunlukla ikievciklidir. Yani erkek ve dişi çiçek açan ağaçları ayrıdır. Ama, bazı armut türlerinde çiçeklerarası tozlaşma olayı yaşanmadan meyve gelişir ve bu tür meyveler çekirdeksiz olur.
Aslında armut kendine özgü biçimiyle ince kabuklu, yumuşak çekirdekli, eti bol sulu ve lezzetli bir meyvedir. Ancak meyvesinin büyüme koşullarına göre etinde, az ya da çok kum (taş hücresi) topakları bulunur. Yazlık armutlar haziran ayı sonlarında, kışlık armutlar ekim-kasım aylarında hasat edilir. Taze olarak yenildiği gibi reçeli, marmeladı, tatlıları ve meyve suyu yapılarak tüketilen armuttan rakı ve likör de yapılır. Armut ağacının kolay işlenen ve iyi cila tutan kırmızı renkli odunu ince marangozluk işlerinde kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze armutta bulunan besin değerleri şöyle sıralanabilir: 61 kalori; 15.3 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.4 gr. lif; 11 mgr. fosfor; 8 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 130 mgr. potasyum: 7 mgr. magnezyum; 20 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,017 mgr. B6 vitamini; 2.3 mcgr. folik asit: 4 mgr. C vitamini ve 0,5 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayıları besin değerlerinin yanı sıra;
o İçerdiği çok miktarda lif ve kum (taş hücresi) topakları nedeniyle peklik çeken kişiler armut yerse rahatlarlar.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Armut ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) çoğaltılabilir. Topraktan süren çöğürlerine, istenen armut türü aşılanarak derin topraklarda yetişen yüksek boylu armut ağaçları elde edilir. Daha az derin topraklarda bodur armut ağaçları yetiştirmek için anaç olarak ayva fidanları kullanılıp bunlara armut aşısı uygulanır. Ancak bu tür ağaçlar soğuklara dayanıklı değildir ve fazla sulama isterler.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Armut ağaçları, ılıman iklimlerin bitkisidir. Kış mevsiminde soğuklama gereksinimi yaklaşık 1.200 saattir. -20 derecenin altında geçirdiği toplam süre bundan kısa olursa ağacın çiçeklenmesi gecikir, bazı tomurcukları ölür. Kış donlarına dayanıklı olan armut ağacı, ilkbahar donlarından etkilenir. Ağaçlar, mümkünse böyle don tehlikesi olmayan yerlere dikilmelidir.
Toprak isteği: Armut ağaçları, toprak bakımından çok seçici değildir. Gene de derin, geçirgen, sıcak ve organik madde bakımından zengin yerlerde ağaçların gelişmesi iyi, ürün verimi yüksek olur. Ancak, armut ağacının toprağı kireçli olmamalıdır.
Toprak işleme: Topraktaki yabani otları yok etmek, toprağı havalandırmak, nemi toprağa geçirmek ve toprağın ısınmasını sağlamak için yılda iki kez toprak kazılarak işlemesi yapılır. Sonbahar-kış işlemesi aralık ayı sonuna, ilkbahar işlemesi mart başına kadar ve 8-10 cm. derinlikte olmak üzere uygulanır.
Sulama: Armut ağaçlarının en önemli isteklerinden biri de sulamadır. Susuz kalan ağaçların meyve büyümesi yavaşlar, ürün verimi azalır. Armut ağacı çöğüründen yetişenler (20-30 günde bir), ayva çöğüründen yetiştirilenlere göre (10-20 günde bir) daha seyrek sulanırlar.
Gübreleme: Armut ağaçlarına, üç yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca her yıl azotlu, fosforlu ve potaslı fenni gübreler ağaç altına serpilerek toprak çapalanır.
Meyve seyreltme: Her bir salkımdaki 3-5 meyve sayısı 1-2′ye indirilirse armut yeterli iriliğe erişir. Seyreltme elle ve olabildiğince erken (meyveler küçükken) yapılmalıdır.
Budama: Armut ağaçlarına kış ve yaz budaması olarak iki ayrı zamanda; dikim budaması, şekil budaması, ürün budaması ve gençleştirme budaması biçiminde dört ayrı biçimde budama uygulanır. Bu işleri, armut ağaçlarından ve budama işinden anlayan kişilerin yapması doğru olur.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Armut ağacının yapraklarına dadanan zararlılarla, uzmanlara danışılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele yapılmalıdır.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top