12 Kasım 2011 Cumartesi

Nane

0 yorum | Devamını Oku...

Latincesi Mentha Piperita olup sulak yerlerde yetişen bir kültür bitkisidir. Yaprakları koyu yeşil renktedir. Mide rahatsızlıklarında, bulantıyı önlemede, iştah açıcı olarak ve baharat olarak eskiden beri bilinen bir bitkidir. Aromatik yağı mentol bakımından zengindir. Bu yağın spazm giderici, antiseptik ve anestezik etkisi vardır. Bundan dolayı ilaç sanayinde kullanılır. İçkilere ve şekerlemelere koku ve tat vermek için gıda sanayinde kullanılır.
Herbal Terapi
Çaya aspirin yerine kullanılabileceği gibi limon ile kaynatıldığı zaman şifa verici bir etkiye sahiptir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarından, karın ağrısında, ishalde, karındaki gazda, safra kesesi taşlarında, hazımsızlıkta, karaciğer rahatsızlıklarında ve mide ağrısında, araba tutmalarında, ağız kokusunda, baş ağrısında, migrende, sinüzitde, diş ağrılarında ve soğuk algınlığında kullanılır. Düzensiz adetlerde, ağrılı adetlerde ve adet yetersizliklerinde, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte ve nöraljik ağrılarda, solunum sistemi rahatsızlıklarında, bronşitte, öksürükte kullanılmaktadır.
Aromaterapi
Portakalımsı keskin kokusu vardır. Vücutta gevşeme ve canlılık sağlar. Streste ve yorgunlukta ideal bir üründür. Uykusuzlukta, yorgunlukta, halsizlikte, kas spazmlarında ve bütün psikolojik rahatsızlıklarda etkisi mevcuttur.
Kozmetikte Kullanım
Telanjiektazi adını verdiğimiz ciltteki kılcal damarlaşmalarda, cilt iltihaplarında, ciltteki tahrişlerde, iltihabi ödemlerde, ve ciltteki sıcak yanmalarda kullanılır.
Kullanım Şekli
Aromatik yağ masaj tarzında, banyoda, buğu tarzında kullanılmaktadır. Aşırı yorgunluktan sonra banyoda sıcak suya bir kaç damla damlatılarak gevşeme ve uyku meydana getirir. Boyun ağrılarında, göğüs ağrılarında masaj tarzında uygulanır. Böcek sokmalarında kompres tarzında uygulanır. Psikolojik rahatsızlıklarda, buğu tarzında uygulanarak yumuşak dokularda gevşeme sağlanır. Aromatik nane yağı serin yerde ve koyu şişelerde saklanmalıdır.

Hurma

0 yorum | Devamını Oku...

Ramazanda iftar sofralarımızın vazgeçilmez tatlı yiyeceği hurma meyvesini veren Hurma bitkisi, Palmiyegiller’dendir. iki yüz kadar çeşidi bulunan ve anayurdu Kuzey Afrika ile Arap Yarımadası olan hurma ağaçları, günümüzde Akdeniz havzasının güneyi, Ortadoğu, Kaliforniya ve Avustralya ile ülkemizde Ege ve özellikle Akdeniz bölgemizin kıyı şeridinde yetiştirilmektedir. Ayrıca, ülkemizde yetişen Datça (Girit) hurması ve Gölköy hurması adlı iki alt türü bulunmaktadır. Bu iki türün meyveleri Arap hurmasınınkiyle aynı lezzettedir ama eti azdır.
15-24 m. kadar boylanan hurma ağacının dalı olmayan yalın gövdesinin kalınlığı 30 cm’yi geçer. Dibinden piçler çıkaran ağacın sert, gri-yeşil renkli ve gösterişli bileşik yapraklarının uzunluğu, ağacın büyüklüğüne göre 2-4 m. arasında değişir. Ağacın üst kısmında, her yaprak koltuğunda bir tomurcuk yer alır. Bu tomurcuktan, başak halinde açan bir çiçek topluluğu doğar.
İkievcikli olan hurma ağaçlarının erkek çiçekleri dişi çiçeklerin üzerine getirilip sallanarak ya da erkek ve dişi çiçek açan hurma ağaçları birbirine yakın dikilerek dişi çiçeklerin döllenmesi sağlanır. Döllenen dişi çiçeklerden, sonbahara doğru 6 cm. uzunlukta oval, sarı-turuncu ya da koyu kırmızı-kahverengi hurma meyveleri oluşur.
Hurma, ortasında zarımsı bir kabukla sarılı tek çekirdek halinde tohumu bulunan çok tatlı etli ve besleyici bir meyvedir. Taze ya da kurutulmuş olarak yenildiği gibi pastacılıkta da kullanılır. Şekerlemesi ve şarabı yapılır. Bazı hurma çeşitleri daha az tatlıdır. Bunların, kurutulup öğütülerek unu çıkarılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. doğal şekilde kurutulmuş hurma meyvesinin içerdiği besin değerleri şöyledir: 274 kalori: 2,2 gr. protein; 72,9 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 2.3 gr. lif; 63 mgr. fosfor; 59 mgr. kalsiyum; 3 mgr. demir: 1 mgr. sodyum; 648 mgr. potasyum: 58 mgr. magnezyum; 50 IU A vitamini; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,1 mgr. B2 vitamini; 2.2 mgr. B3 vitamini: 0,153 mgr. B6 vitamini ve 24,9 mcgr. folik asit.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerde görüldüğü ve sık sık yinelendiği gibi hurma çok besleyici bir meyvedir. Bunun yanı sıra;
o İçerdiği yüksek orandaki lifi nedeniyle hurma, peklik çekenlere iyi gelmektedir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Hurma ağaçları tohumlarıyla (yani, hurma meyvesinin içindeki tek çekirdekleriyle) üretilir. Birçok tohumun tersine bu tohum soğuklamaya gereksinmez. İyi çimlenme için hurma tohumunun taze olması gerekir. Dikilecek tohum üzerinde meyvenin etli kısmı ve zarımsı kabuğu çıkarılıp tohum yıkanmalıdır. Bunlar tohumdan uzaklaştırılmadıkça çimlenme olmaz. Tohumlar ithal torfla perlit ya da volkan tüfü (ponza taşı) karışımının içine ekilebilir.
Tohum ekilirken uzun ekseni yatay olacak şekilde yatırılır. Üzeri 6-10 mm. kalınlığında yukarıda sözü edilen karışımla kapatılır. Çimlenme için en uygun sıcaklıklar 25-32 derecelerdir. Hurma tohumları birkaç hafta içinde çimlenir. Çimlenen fideler kökleri kırılmadan ve yukarı bükülmeden bir saksı ya da geniş bir tüp içine alınır, bahçemizdeki yerlerine şaşırtılacağı büyüklüğe erişinceye kadar özenle bakılır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Hurma ağaçları sıcak ve kurak iklime gereksinir. Ülkemizde Akdeniz ikliminin yaşandığı yöreler hurma ağaçlarının gelişimine çok uygundur. Kışın sıcaklık O derecenin altına indiğinde hurma ağacının gelişimi durur. -10 derecede büyük zarar gören ağaç -12 derecede donup ölür.
Hurma ağaçlarının, kış mevsiminde soğuk rüzgârların hâkim olarak estiği yöne kapalı yerde yetiştirilmeleri doğru olur. Böylece sıcak ortamlı mini klimalarda yetiştirilen ağaçlar dondan korunur. Hurma ağaçları yüksek sıcaklıklara çok dayanıklıdır. Bu nedenle çöllerdeki vahalarda rahatlıkla yetişip gelişirler.
Çok nemli ortamları sevmeyen hurma ağaçları, tropikal iklimlerin yaşandığı yerlerde yeterince gelişemez. Ama, ülkemizde tropikal iklimi yaşayan yöre bulunmadığından, hurma ağaçlarının yetiştirilmesi için bu yönden sorun yaşamayız. Ancak Ege bölgemizde İzmir’de ve hatta daha güneyinde bazı yörelerde hurma ağaçları yetiştiği halde ağaçlar yeterince sıcak ortamda bulunmadıkları için meyve bağlamazlar.
Toprak isteği: Hurma ağaçları diğer palmiye türleri gibi, çeşitli toprak tiplerine uyum sağlayabilir. İyi drenajı bulunmayan (süzek olmayan) topraklarda dahi yetişebilir. Ancak iyi hazırlanmış topraklarda hurma ağaçlarının özellikle ilk yıllarında gelişimi çok hızlı ve verimli olur. Bu nedenle hurma ağacı yetiştirilecek bahçe toprağına humus, torf ve çam kabukları katılmalıdır. Killi ve ağır topraklar, dere kumu, humus, torf ve perlit eklenerek hafifletilebilir. Hurma ağaçları besinlerini genellikle toprakta yüzeyden sağladığından toprağın yüzeyden ilk 30 cm’lik bir tabakasının bu ağaçlar için hazırlanması yeterli olmaktadır.
Sulama: Hurma ağaçlan, doğası gereği kuraklığa dayanıklıdır. Ülkemizde yetiştiriciliğinin yapıldığı Akdeniz bölgemizde, yaz mevsimini hiç sulanmadan geçirebilir. Ancak bu ağaçların ideal görünümde olmasını ve büyüyüp gelişmesini istiyorsak, toprağın nem durumuna göre yazın hurma ağaçlarını sulamamız doğru olur. Ancak, topraktaki taban suyu yüksekse ve ağaçların kök düzeyine yakınsa hurma ağaçlarını sulamaya gerek kalmaz.
Gübreleme: Hurma ağaçları için elbette bol organik madde içeren iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenmek en iyisidir. Bu gübre, ağacın köklerine değdirilmeden, yaprakların izdüşümüne göre ağacın çevresine yayılarak verilmelidir. Böyle bir çiftlik gübresini sağlayamadığımız takdirde, piyasadan temin edeceğimiz kompoze fenni gübreleri hurma ağaçlarımıza verebiliriz.
Hurma ağaçları için potas, azot, fosfat ve magnezyum içeren ve ambalajında 20.20.20 ya da 15.15.15 sayılarıyla gübre konsantrasyonunu gösteren dengeli bir fenni gübre kullanılması uygundur. Bu gübrenin yanında ağaçlarımıza, iz elementler (ya da iz halinde bulunan -oligoe-lementler-) denilen demir, bakır, mangan, çinko, bor, kükürt ve molibden de verilmeli, bütün bu gübreleme etkinlikleri ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yapılıp bitirilmelidir.
Budama: Hurma ağaçlarının dalları olmadığından gerçek bir budamadan söz edilemez. Arap hurması ve Datça hurmasında dipten ve bazen gövdeden süren sürgün ve piçler, istenmediği takdirde hemen kesilip çıkarılmalıdır. Bunun dışında hurma ağaçlarında kuruyan, ölen ya da aşırı derecede bozulan yapraklar estetik kaygısıyla kesilir. Budamayı yapacak kimsenin, ellerine zarar gelmemesi için eldiven takması, keskin bir testere kullanması ve yaprak sapını gövdeye yapıştığı yerden kesmesi gerekir. Aksi takdirde gövdede kalan sivri yaprak sapları tehlike yaratabilir.
Hasat (Derim): Hurma ağaçları sonbaharda, meyveleri kendine özel rengi ve tadı kazandığında geciktirilmeden hasat edilir. Bunun için hurma meyvesi salkımları, ağaçta, yaprak koltuğuna yapıştığı yerden testereyle kesilir. Daha sonra bu salkımlar güneş görmeyen havadar bir yere asılarak meyveler kurutulur ve yenilecek kıvamına getirilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Genelde hurma ağaçları, hastalık ve zararlılara karşı çok dayanıklıdır. Özel bir hastalıkları yoktur. Ama, palmiyeleri tutan "öldürücü sarılık hastalığı" bulunan bölgelerde, hurma ağaçları da bu hastalığa yakalanarak ölebilir. Allaha şükürler olsun, sözü geçen hastalık bugüne kadar ülkemizde görülmemiştir.

İncir

0 yorum | Devamını Oku...

Tazesini yazın, kurutulmuşunu yılın her zamanında severek yediğimiz incir adlı meyveyi veren incir ağacı, Dutgiller’dendir. Kısmen yaprak döken, kısmen hepyeşil ağaç, ağaççık ya da çalı formunda 750 kadar türü olan incirin anayurdu Önasya ile Akdeniz havzasıdır. Yurdumuzda özellikle Ege bölgesi ile diğer ılık yörelerde incir ağacı yetiştirilmektedir. 8-10 m’ye kadar boylanabilen incir ağacının odunu yumuşaktır.
Koyu yeşil renkli, derin girintili beş loplu, bir tür süt salgılayan yaprakları; yazın açan, genelde tek eşeyli yeşil renkli çiçekleri vardır. Yaz başlarından ekim sonlarına kadar değişen zamanlarda olgunlaşan etli ve küçük çekirdekli lezzetli meyvelerini geliştirmesi için tek eşeyli ağaçlarda, baba incir denilen erkek çiçek açan ağaçlarda yaşayan zarkanatlı ilek adlı bir böceğin, dişi çiçekli ağaçların üzerine bırakılması gerekir.
Bazı incir ağaçları iki eşeyli çiçek açar ve bu işleme gerek duyulmaz. İncir ağaçlarından iki çeşit meyve elde edilir. Bunlardan ilki, soluk sarı renkli sultan ya da lop inciridir. Bu incirler taze olarak yenildiği gibi kurutulmaya da elverişlidir. İkinci çeşit morumsu renkli incirlere, siyah incir ya da patlıcan inciri denilir. Bunlar taze olarak tüketilir. Taze ya da kurutulmuşunu, yenilmesinin yanı sıra incir, reçeli, pekmezi, ezmesi ve tatlıları yapılarak da tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze incirin içerdiği besin değerleri şöyledir: 80 kalori: 1,2 gr. protein; 20,3 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 1,2 gr. lif; 22 mgr. fosfor; 25 mgr. kalsiyum; 0,6 gr. demir; 2 mgr. sodyum; 194 mgr. potasyum: 20 mgr. magnezyum; 80 IU A vitamini; 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini; 0,113 mgr. B6 vitamini; 6.7 mcgr. folik asit ve 2 mgr. C vitamini.
İncirin kurutulmuşunun yani kuru incirin besin değeri daha da artar. Bunları şöylece sıralayabiliriz; 217 kalori: 4 gr. protein; 55.3 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,2 gr. yağ; 6.7 gr. lif: 163 mgr. fosfor: 138 mgr. kalsiyum: 4,2 mgr. demir: 640 mgr. potasyum: 91,5 mgr. magnezyum; 0,073 mgr. B1 vitamini ve 0,072 mgr. B2 vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
o Taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir. İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Sözgelişi, 100 gr. kuru incir yenilirse bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun %17’si, demir ve magnezyumun %30′u, fosforun %20’si, B1 vitamininin %5′i ve B2 vitamininin %4′ü alınmış olur.
o İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar.
o Sindirimi kolaylaştıran incirin, bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır.
o İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler: incirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.
o İncir, içerdiği ‘benzaldehit’ adlı maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.
o Kuru incirden hazırlanan infüzyon, özellikle çocuklarda korkusuzca kullanılabilen etkili bir müshildir: Bunun için iki -üç kuru incir doğranır. Üzerine kaynar su dökülerek 10-15 dakika demlendirilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.
o Körpe incir yapraklarının sütü siğile karşı etkilidir: Bu etkiyi sağlamak için körpe incir yaprağından sızan süt siğile sürülür.
o Körpe incir yapraklarının ezilmesiyle hazırlanan yara lapası, çıbanların olgunlaştırılması ve baş verip delinmesinde etkili olur.
o Kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir: Körpe incir yaprakları, havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutulur. Bu yapraklar parçalanır. 2-3 tatlı kaşığı kurumuş yaprak bir bardak suda 30 dakika kadar kaynatılır. Böylece hazırlanan dekoksiyonla ıslatılan bez basur memesine sürülür ya da çıbanlara sarılır. Hemoroite karşı bu dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
İncir ağacı, gövde çelikleriyle ya da baladız adı verilen dip sürgünleriyle çoğaltılabilir. Ancak bu şekillerde üretilen ağaçlar meyveye geç yattığından ve bol bol dip sürgünü verdiğinden yeğlenmez. Bunların yerine profesyonellerin ürettiği, türü bilinen fidanlar alınarak sonbaharda yaprak dökümünden sonra bahçelerde derin kazılan toprağa, düz yerlerde 7-8 m. ve yamaçlarda 6-7 m. aralık verilerek dikilmelidir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: incir ağacı ılık bölgelerin bitkisidir. Yıllık ortalama sıcaklığın 18-20 derece olduğu yerlerde iyi yetişir. Ekim-kasım aylarında -3 derece; kışın ağacın dinlenme döneminde -7 ile -9 dereceler ve ilkbaharda -l derece sıcaklıklar ağaca zarar verir.
Toprak isteği: incir ağacı, toprak yönünden fazla seçici değildir. Ama derin, kumlu -killi, organik madde yönünden zengin, yüksek oranda kirece sahip ve su tutma kapasitesi iyi olan topraklarda ürün verimi ile niteliği artar. İncir ağacı çok nemli topraklar ile yüksek taban suyundan zarar görür.
Sulama: incir ağacının yıllık yağış isteği 550-600 mm’dir. Yağışlar bu miktarın altına düşerse, özellikle ağacın sürgün dönemi olan nisan-mayıs aylarında yağış yetersizse sulama gerekir. Ama, meyvenin olgunlaşma döneminde ağaçlara su verilmez. Aksi takdirde meyveler çatlar ve zarar görür.
Gübreleme: incir ağacının toprağına, yanmış çiftlik gübresi ile noksanlığı varsa tarım kireci verilmesi yararlı olur. Gübreleme için toprak ve yaprak analizi yaptırılmalıdır.
Toprağın işlenmesi: İncir ağaçlarının toprağı, havalandırma, yağışlardan iyi yararlanma ve yabani otların kontrolü ile ürüne hazırlanması amacıyla yılda üç kez (ilkbahar, haziran ayı ve sonbaharda) işlenir. Çok eğimli alanlarda erozyona neden olacağı için sonbahar işlemesi yapılmaz.
Budama: İncir ağaçları önce şekil, sonra ürün budaması ve ağaç yaşlanınca gençleştirme budaması ister. Bu işleri, ağacı tanıyan kişiler yapmalıdır.
Hasat (Derim): Taze olarak yenilecek incirler, tadı ve görünüşü çeşide uygun tam kıvama eriştiğinde elle toplanır. Taze olarak hasat edilmeyen incirler, ağaç üzerinde su yitirip buruşur ve kendiliğinden yere dökülür. İşte bunlar kurutulacaksa, toprak üzerinde uzun süre kalmaması için her gün, günde iki kez olmak üzere toplanır ve ayrıca bunlara kurutma işlemi uygulanır. Ancak, kurutma işleminden önce sağlam ve bozulmuş incirler seçilerek ayıklanmalıdır

Karnıbahar

0 yorum | Devamını Oku...

Pek lezzetli yemek ve salatalarıyla sonbahar, kış ve ilkbahar sofralarımızı zenginleştiren Karnabahar, Turpgiller’dendir. 20-40 cm. kadar boylanabilen ikiyıllık otsu karnabaharın anayurdu Akdeniz havzasının doğu kesimidir. Ülkemizde de bol bol yetiştirilen karnabahar bitkisinin koyu yeşil renkli, beyaz damarlı iri yaprakları lahananın kine çok benzer.
Karnabaharın yenilen kısmı; başını (kellesini) oluşturan çiçeklik ve çiçekleridir. En makbul karnabaharlar başı sıkı olanlardır. Güzlük karnabaharın başı orta irilikte, sıkı ve beyaz çiçekli; kışlık karnabaharın başı iri, sıkı ve beyaz çiçekli ve mart karnabaharının başı ise küçük, sıkı ve beyaz çiçekli olur. Gevşek başlı ve sarımsı çiçekli karnabaharlar makbul sayılmaz. Ancak, son zamanlarda Batı ülkelerinde pembe, mor ve sarı çiçekli karnabahar çeşitleri de yetiştirilmiştir. Karnabahar; çorbası, kızartması, sade ve zeytinyağlı musakkası ile salataları yapılarak tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. karnabaharın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 27 kalori; 2,7 gr. protein; 5,2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; l gr. lif: 56 mgr. fosfor; 21 mgr. kalsiyum; 0.7 mgr. demir: 295 mgr. potasyum: 60 IU A vitamini; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini ve 55 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Başta potasyum minerali olmak üzere, beden için yararlı önemli besin maddelerini bolca içermesinin yanı sıra;
o Karnabahar, tüm Turpgiller’deki sebzeler gibi bedenin kansere yakalanma rizikosunu aza indirger: Özellikle kalınbağırsak ve mide kanserlerine karşı etkilidir.
o Antioksidan madde yönünden de zengin olduğu için kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikosunu da azaltır.
o Karnabahar, demir minerali oranı yüksek olduğu için kansızlığı önler.
o Potasyum minerali yönünden zengin olduğu için de yüksek tansiyonu düşürür, tansiyonu belli düzeyde tutar.
Dikkat: Bu etkilerinden yararlanmak için karnabahar haftada 2-3 kez yenilir. Ancak, tüm Turpgiller’deki sebzelerde olduğu gibi karnabahar da bedenin iyot emilimini azaltır, özellikle içme suyunda iyodun az olduğu yörelerde sıkça karnabahar yiyenler iyotlu besinler ya da iyotlu tuz almaya özen göstermelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Bitkinin üretimi iki aşamalı olarak yapılır: Birinci aşamada, tohumlar, yanmış çiftlik gübresi karıştırılmış sıcak tavalara sonbahar mevsiminde soğuk havada serpme ya da ikişer cm. aralıkla sıralı olarak yüzeysel biçimde ekilir. Tohumların üzeri 1-2 cm. kalınlıkta gene gübreli toprakla örtülüp süzgeçle sulanır.
Tohumlar, ortalama 10-24 sıcaklıklarda çok sayıda ve çabuk çimlenir. Fideler 5-6 yapraklı hale gelince asıl yerlerine şaşırtılmaya hazır olur. ikinci aşamada fidelerin çevresi dikkatle sulanır. Kökleri zedelenmeden yerlerinden sökülür. Bahçe ya da tarlamızın güneş gören, kış donlarını uzun süre yaşamayan bölümünde önceden işlenerek hazırlanmış yerlerine, 50-60 cm. aralıkla dikilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Karnabahar, ılık iklimli yörelerin bitkisidir. Çok sıcak havaları sevmez. Sıcak ve kurak hava koşullarında sıkı baş bağlamaz. Bitki ilkbaharda çiçek açtığında, don olayından büyük zarar görür. Aynı dönemde havalar yağışlı ve sisli geçerse tohum da bağlamaz.
Toprak isteği: Karnabahar bitkisi toprak bakımından seçici değildir. Her türlü toprakta yetiştirilebilir. Ama, su tutma yeteneği yüksek olan derin, kumlu-tınlı ve killi-tınlı toprakları yeğler. Karnabahar üretiminde en yüksek verim, pH’ı 5,5-6,6 olan topraklarda alınır. Fidelerin dikiminden birkaç ay önce toprağı bir-iki kez kazılır. Kesekleri kırılıp yabancı maddeleri temizlenir.
Sulama ve toprak işleme: Karnabahar bitkisi kesinlikle susuz bırakılmamalıdır. Özellikle fidelerin dikiminden sonra 2 ya da 3 günde bir sulanır. Üçüncü sulamadan sonra toprağı tava geldiğinde çapalanır. Daha sonra, birkaç sulamayı takiben bir çapalama daha yapılır ve gerektikçe bitkinin toprağındaki yabani otlar derin kazılmadan çapayla temizlenir.
Gübreleme: Karnabahar bitkisinin iyi gelişmesi için toprağının yeterince gübrelenmesi gerekir. Toprağının yeterli organik madde içermesini sağlamak üzere fidelerin dikiminden önce aynı toprakta bakla ve yonca gibi bitkiler yetiştirilip sonra bunlar toprağa gömülerek yeşil gübreleme yapılır. Fidelerin dikiminden önce, toprağa yanmış çiftlik gübresi verilir. Daha sonra bitkinin sulanması sırasında arada bir azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübreler de verilir.
Hasat (Derim): Karnabahar bitkisi, dikimden 40-50 hafta geçtikten sonra yeterli büyüklük ve olgunluğa erişince geciktirilmeden hasat edilir. Bunun için bitkinin başında çiçek açma belirtilerinin görünmesi beklenmemelidir. Hasat, sabahleyin bitkinin üzerinde çiy varken yapılır. Ama, hava dona çekmişse öğleye kadar beklenir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Karnabahar bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilacı kullanılarak düzenli, eksik ve aksatılmadan mücadele sürdürülür.

Kayısı

0 yorum | Devamını Oku...

Yaz ortasında soframızda taze meyve olarak sevilip yendiği gibi kurusu, hoşafı, kompostosu, reçeli, marmeladı, şurubu, meyve suyu, şekerlemesi, pestili ve tatlısı da makbul sayılan kayısı meyvesini veren Kayısı ağacı, Gülgiller’dendir. Kimi kaynaklarda anayurdunun Çin, kimilerinde de Doğu Anadolu’da bir dönem Ermenilerin yaşadığı bölge olduğu belirtilen kayısı ağacı, Akdeniz havzası ülkelerinden, Kaliforniya’ya ve hatta Avustralya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada yetiştirilmektedir.
4-6 m. boylanan ağacının dalları, yayılarak ya da dikine uzar. Yeşil yaprakları yürek biçimini andırır. İlkbaharda pembemsi beyaz renkli irice çiçekleri, yapraklarından önce açar. Temmuz ayında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, sarı-turuncu renkli, etinden kolay ayrılan acı ya da tatlı tek taş çekirdekli, eti az tatlı ve hoş kokulu olur. Ülkemizde yetiştirilen çeşitleri içinde önde geleni tazesi ve kurusuyla büyük ticari önem taşıyan Malatya (ya da Darende) kayısısıdır. Zerdali ise, boyca daha ufak ve ekşimsi tatlı meyveler veren türüne denir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze kayısının içerdiği besin değerleri şunlardır: 51 kalori; 1 gr. protein; 2,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 23 mgr. fosfor; 17 mgr. kalsiyum; 281 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 270 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini; 0,07 mgr. B6 vitamini; 10 mgr. C vitamini; 0,5 mgr. E vitamini ile bir miktar folik asit…
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Betakaroten denilen A vitamini kaynağı maddeler yönünden çok zengin olan kayısı, kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme, katarakt ve bazı kanser türlerine yakalanma rizikosunu aza indirger. Kayısı özellikle akciğer kanserini yakalanma rizikosunu azaltır, bu özelliğiyle sigara içenlere kayısı yemeleri öğütlenir.
o Kuru kayısı, potasyum yönünden çok zengin bir besindir: 100 gramında potasyumu 1.080 mgr’a çıkar. Bu içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür, tansiyonu düzene sokar.
o Kayısının kurusu, yüksek oranda, çözülebilen lifi de içerir: 100 gr. kuru kayısı 8 gr. gibi yüksek lif oranıyla kan şekerini düzene sokarken aynı zamanda bağırsaklarda pekliğe iyi gelir. Ayrıca kolesterol düzeyini de düşürür.
o Kayısı kurusu yüksek oranda demir içerir: 100 gr’ında 4 mgr. gibi yüksek oranda demir vardır. Bu nedenle kansızlığa iyi gelir.
İşte bütün bu nedenlerle taze ya da özellikle kuru kayısının bolca yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Kayısı ağaçları, kendi anacından gayrı anaçlar aşılanmaya uygun değildir. Bu yüzden kayısı çekirdekleri, sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresiyle zenginleştirilmiş topraklara ekilerek ertesi ilkbaharda çöğürleri elde edilir. Bu çöğürlere, istenen çeşitteki kayısının aşısı yapılır. Aşının tutup tutmadığı zaman zaman kontrol edilir. Böylece elde edilen fidanlar dikime hazır olur. Bizim için en doğrusu, güvenilir profesyonel üreticilerinin hazırladığı fidanları alıp bahçemize dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kayısı ağacı, yarı sıcak ve kurak iklimlerde, tepelerin güneye bakan yerlerini sever. Kışın kayısı ağaçlarının gövde ve dalları -35 dereceye kadar düşen sıcaklıklara dayanır. Oysa, kayısı çiçekleri, ancak -l dereceye dayanabilmektedir. Bu nedenle çiçek açtığında don olursa bu, kayısı ürününe büyük zararlar verir.
Toprak isteği: Kayısı ağacı derin, su tutmayan, az meyilli ve hafif kireçli toprakları yeğler. Buralarda ağaçlar iyi gelişir. Hastalıksız, parlak yüzeyli, tatlı, lezzetli ve hoş kokulu ürünler verir. Fidanların dikimi, bölgelere göre değişik tarihlerde yapılır ve ağaçlar arasında 5-6 m. aralık bırakılır.
Sulama: Kayısı ağaçları genel olarak sulanmaktan hoşlanmaz. Ancak, meyvelerinin geliştiği yaz mevsiminde sulanmaları gerekir. Kışları soğuk geçen yörelerde mayıs ile eylül ayları arasında yirmi günde bir; yazı sıcak ve kurak geçiren yerlerde 15-20 günde bir (yani yaz mevsimi boyunca 5-6 kez) sulanmaları gerekir. Ama, kayısı ürünü hasadından 10 gün önce, ağaçlar son kez sulanmış olmalıdır.
Gübreleme: Kayısı ağaçları, bulundukları toprağın niteliğine göre değişen gübrelere gereksinir. Bunun için yapılan toprak analizi sonuçlarına göre, ağaçlara ilkbaharda iyi yanmış çiftlik (ahır) gübresi ya da bolca azot ile fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler verilir.
Budama: Kayısı ağaçlarına, toprağa dikildikleri yıllarda, tacına biçim vermek için şekil budaması yapılır. Ağaçlar ürün vermeye başladıktan sonra bu tür budama bırakılır. Yalnızca hastalık ve don nedeniyle kurumuş dalları kesilir.
Toprak işleme: Kayısı ağaçlarının altındaki yabani otların yok edilmesi, gübrenin toprağa iyi karışması, ağaç köklerinin solunumunun sağlanması, toprağın havalanması ve diğer bazı amaçlarla, kayısı ağaçlarının altı 15-20 cm. derinlikte olmak üzere belle kazılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kayısı ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Kestane

0 yorum | Devamını Oku...

Sonbahar mevsiminde piyasaya çıkıp da kebap edilmişiyle, haşlanmışıyla, şekerlemesiyle, pastalarıyla ve bazı yemeklerdeki garnitürünü severek tükettiğimiz kestane adlı meyvesini veren Kestane ağacı, Kayıngiller’dendir.
Dünyada üç kıtada, yani Asya, Afrika ve Amerika’da yetişen kestane ağaçlarının 12 türü vardır. Bunlardan en sevilen meyveleri veren Anadolu kestanesinin (C. sativa) anayurdu ülkemizdir. Bu tür, boyu 30 m’yi ve gövde çapı l m’yi aşabilen ulu ağaçlardır. Kısaca kestane diye adlandıracağımız bu türün genç ağaçları dikine büyür. Ağaç yaşlandıkça tacı yayvanlaşır. Gövdesi dik ve düzgündür. Gövde kabuğu önce düzgünken ağaç yaşlandıkça çatlar ve kırışıklarla kaplanır.
Toprakta derine inen sağlam kök yapısıyla kayalık yerlerde bile yetişen kestane ağacı, erozyonları önleme bakımından büyük öneme sahiptir. Sık dalları olan kestane ağacının genç dalları kızıl kahverengidir. Bir yaşını aşan dalların rengi açılır ve üzerleri parçalı, girintili çıkıntılı kabukla örtülür.
Ağacın yaprakları uzun, mızrak biçimli, ucu sivri ve çok koyu yeşil renklidir. Ağacın yapraklanmasından sonra açan erkek ve dişi çiçekleri, biryıllık dalların üzerinde ve birbirlerine yakın olarak yer alır. Dişi çiçeklerin döllenmesinden 150-170 gün kadar sonra kestane meyveleri, dikenli bir kabuk içinde 1-7 adet olarak olgunlaşır.
Kestanenin, dip tarafı açık, diğer tarafları koyu kahverengi, kalınca sert bir dış kabuğu ile açık kahverengi, ince ve yumuşak bir iç kabuğu vardır. Meyvenin eti, açık sarı renkli ve oldukça serttir. İyi nitelikli bir kestane 2,5 cm. genişlikte ve 15-20 gr. ağırlıkta olur. Ancak, kuzu kestanesi denilen türlerin genişliği ve ağırlığı bu ölçülerden daha küçüktür.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. kestanenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 194 kalori: 2,9 gr. protein; 42,1 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,5 gr. yağ; 1 gr. lif; 88 mgr. fosfor: 27 mgr. kalsiyum; 1,7 mgr. demir: 6 mgr. sodyum; 454 mgr. potasyum: 0,22 mgr. B1 vitamini; 0,22 mgr. B2 vitamini ve 0,6 mgr. B3 vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan yüksek besin değerlerinin yanı sıra;
o Kestane, kandaki yüksek kolesterolü düşürür.
o Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar: Bu bakımdan şeker hastalarına yararlı olur.
o Hayvanlarda, kansere yakalanma rizikosunu azaltmaktadır: Bu etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Kestane ağacı, doğada, tohumundan kendiliğinden yetişir. Ülkemizde ağaçların çoğu bu yolla yetişmiştir. İkinci üretme yolu, çeşitli yaşlardaki ağaçların aşılanmasıdır. Ancak kestane ağaçlarının aşılanması profesyonelce yapılan bir uygulama olduğundan, bizim için en doğrusu, kestaneye uygun koşullarda ağacı yetiştirmek üzere profesyonel üreticiler tarafından çeşitli yöntemlerle aşılanarak hazırlanmış çeşidi belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmek olacaktır. Dikimde fidanlar için açılacak ocaklar 60 cm. genişlikte ve derinlikte, dikim aralıkları 10 ile 15 m. arasında olmalıdır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kestane ağacı ılıman, nemli ve serin bölgelerin bitkisidir. Kış mevsiminde -35 derece soğuklara dayanabilir. Çiçeklenmesi geç olduğundan ilkbahar donlarından zarar görmez. Yaz mevsiminde aşırı sıcaklardan etkilenir ve meyvelerinin içi boşalır. Kestane ağacı yetiştirilirken çok soğuk yörelerde güneye bakan; sıcak yörelerde kuzeye bakan yerlere ağaçlar dikilmelidir. Kestane, ışığı ve açıklık alanları sever. 1.200 m. yüksekliğe kadar olan yerlerde yetiştirilebilir. Ovalarda yetiştirilmesi iyi sonuç vermez. Kış mevsiminde soğuklama ve dinlenme süresi oldukça kısadır.
Toprak isteği: Kestane ağacı hafif, geçirgen, serin ve derin toprakları sever. Topraktaki kirece karşı duyarlıdır. %1 kireç oranı kestane için idealdir. Kireç oranı %6′yı geçen yerde kestane ağaçları kuruyabilir. Kestanenin hiç hoşlanmadığı toprak türü, ağır ve killi olanlardır. Bu tür topraklarda yetiştirilen ağaçlar mantar hastalıklarına yakalanır. Genelde kestane ağaçlarının, altı kazılıp işlenmez. Ancak, zaman zaman ağaçların altının, yaprak vb. döküntülerden temizlenmesi yararlı olur.
Sulama: Kestane ağacı, yıllık yağışı 1.000 mm’yi geçen yerlerde yeterli suyu almış olur. Özellikle sonbahar mevsimi çok kurak geçerse, meyvenin dikenli kabuğunun çatlaması durur. Bu nedenle, kurak ve sıcak geçen yıllarda ürünün nitelik ve verimini artırmak için temmuz-ağustos ve eylül ayında ağaçların sulanması gerekir.
Gübreleme: Ülkemizde kestane ağaçları pek seyrek olarak gübrelenmekte ve ağaçlara 3 yılda bir iyi yanmış çiftlik gübresi verilmektedir. Yeşil gübreleme yapılması da ağaçlara yarar sağlar.
Budama: Kestane ağaçlarına, tacı yayvan şekli alacak biçim budaması yapılması uygundur. Fidanlarının dikiminden sonra her yıl obur dal ve fazla sürgünleri budanır. Ağaçlar belli büyüklüğe ve forma ulaşınca ürün budaması yapılmaya başlanır. Ürün budaması, kırılmış, kurumuş ya da hastalanmış dallar ile gölge ve sıkışıklık yaratan sürgünlerin kesilip çıkarılması şeklinde olur. Budama, kestane ağaçlarının gelişim ve ürün verimini büyük oranda etkilediğinden, budamanın bu ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından uygulanması doğru olacaktır.
Hasat (Derim): Kestane meyvelerinin hasadı, ağaçların silkelenmesi ya da uzun sırıkların, dalları kırmayacak şekilde hafifçe vurulması yoluyla meyveler yere döktürülerek olur. Bu iş yapılmadan önce ağaçların altı iyice süpürülmeli, topraktaki taş ve iri maddeler temizlenmelidir. Böylece dökülen kestaneler daha kolayca fark olunur ve ürün kaybının önüne geçilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kestane ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Kivi

0 yorum | Devamını Oku...

Kivi adlı, ülkemizde yeni yeni tanınan ve C vitamini yönünden çok zengin olan, meyvesini ekim-kasım aylarında bol bol veren Kivi asması, Aktinidyagiller’dendir. Anayurdu Çin olmasına karşın bu bitkiyi ve meyvesini, ülkesinin haberci kuşu Kiwi adıyla dünyaya tanıtan Yeni Zelanda’dır.
Kivi asması, yaprağını döken, tırmanıcı ve sarılıcı, üzüm asmasına benzeyen, güçlü bir bitkidir. Ağaçlara ve insan eliyle yapılmış desteklere tırmanarak 5-7 m. kadar boylanabilir. Ekonomik ömrü 20-30 yıldır. Ana gövdesi 20 cm’ye kadar kalınlaşabilir. Genç sürgünleri (dalları), parlak kırmızı renkte tüylerle kaplıdır. Asma gibi sülük çıkarmayıp yatay uzayan bu sürgünlerin, desteklere dayandırılması gerekir. 20-30 cm. çaplı, kalp biçiminde, üst yüzü parlak ve canlı yeşil renkli, kenarları dişli yaprakları vardır.
Kivi asması, ikievcikli bir bitkidir. Yaz başında sarımsı beyaz ya da pembemsi renklerde açan ve ayrı ayrı biçimlerdeki dişi ve erkek çiçekleri, ayrı ayrı asmaların üzerinde yer alır. Sonbaharda olgunlaşan kivi meyveleri 40-100 gr. ağırlıkta, oval biçimli, 4-7,5 cm. uzunlukta ve 3-4,5 cm. kalınlıkta, yeşilimsi kahverengi, üzeri kolayca silinip çıkabilen kahverengi tüylerle kaplıdır. Meyvenin eti zümrüt yeşili ya da kahverengi, sulu, yumuşak dokulu, hoş kokulu ve tatlıdır.
Normal bir meyve, 100-1.200 adet minik çekirdek taşır. Bu meyveler hasat edildikten sonra, oda sıcaklığında (20 santigrat derecede) 7-15 gün bekletilir. Böylece olgunlaşan meyve, taze olarak dilimlenip öylece ya da üzerine krema konularak yenilir. Salatalara konulduğunda çeşni ve renk katar. Meyve suyu yapılır ve pastacılıkta sıkça kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze kivi meyvesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 66 kalori; 17.5 gr. karbonhidrat; 0,79 gr. protein; 0,07 gr. yağ; 0 kolesterol; 0,45 gr. lif; 64 mgr. fosfor; 0,51 mgr. demir; 16 mgr. kalsiyum; 226 mgr. potasyum: 30 mgr. magnezyum: 175 IU A vitamini: 100-400 mgr. C vitamini: 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,50 mgr. B3 vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan değerlerden görüleceği gibi kivi, çeşitli maddeler yönünden zengin bir besindir. Üstelik;
o C vitamini yönünden çok zengin olduğu için 1/3 adet kivi yenilmesi bedenin günlük C vitamini gereksinimini karşılar.
o Kivinin, zengin C vitamini ve türlü enzimler içermesi nedeniyle insan bedenini gençleştirdiği bilim adamlarınca ileri sürülmektedir.
ASMASININ ÜRETİLMESİ
Kivi asması, özenle uygulanması gereken birtakım işlemler sonucu profesyonel üreticiler tarafından tohumuyla ya da gövde veya dal çelikleriyle veya daldırma yoluyla çoğaltılır. Bizim için doğru olanı, inanılır üreticiden dişi ve erkek kivi asması fidanlarını alıp derin kazılmış ve gübrelenmiş uygun toprağa ve on dişiye bir erkek bitki hesabıyla 5 x 5 m. aralıklarla dikmektir.
ASMASININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Çok yağış alan, nemli, rüzgârdan korunmalı, kışın soğuk olan ve orta yoğunlukta güneş alan çevreleri seven kivi asması, kış mevsiminde -6 dereceye kadar dayanabilir. Ama genç bitkiler -6 derecenin altındaki sıcaklıktan zarar görür. Yapraklarını döken bir bitki olan kivi asması, kışın dinlenme mevsiminde, 400-500 saatlik bir soğuklama devresi geçirmek ister.
Toprak isteği: Kivi asması derin, geçirgen ve gevşek bünyeli, organik madde yönünden zengin, asit ya da nötr karakterli (pH’ı 5-7) olan topraklarda iyi gelişir. Toprakta en çok %8 kireç bulunmalıdır. Killi, ağır (su tutan) ve taban suyu yüksek olan topraklarda olumsuz sonuçlar alınır. Kivi asması toprak işlemesi istemez.
Rüzgârkıran isteği: ilkbaharda sert esen rüzgârlar kivi asmasının genç sürgünlerini kıracağı için böyle rüzgârların estiği alanlarda kivi asmasının korunması için rüzgârkıran oluşturulması gerekir. Bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılır.
Sulama isteği: Kivi asmasının kök yapısı yüzlek olduğu için ülkemizde Doğu Karadeniz bölgesi dışındaki alanlarda, yağış durumuna göre mayıs-eylül aylarında bitkinin sulanması gerekir. Sulanma aralığı 2-7 gün olup çok sıcak ve kurak havalarda günaşırı sulanabilir. Bitkiye, tuzsuz su verilmelidir.
Gübreleme: Kivi asmaları, her yıl topraktan fazlaca besin kaldırır. Bu nedenle toprağının düzenli olarak gübrelenmesi gerekir. Dikimden önce toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilirken daha sonra yılda iki kez, mart ve haziranda azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler, serpme yoluyla verilir.
Herekleme: Kivi asması, gövdesi artan ağırlığı taşıyamadığı için herek, direk ya da tellerle desteklenmelidir. Bir asma 30-40 kg. meyve ve bir o kadar da sürgün ve yaprak ağırlığı taşıyacağından, her bitkiye sağlam bir herek, direk veya gergin bir tel sistemi gerekir.
Budama: Kivi asması yetiştirilirken yapılacak en önemli işlemlerden biri de budamadır. Budama, kış ve yaz mevsimlerinde olmak üzere yılda iki kez, üzüm asmalarının-kine benzer biçimde uygulanır. Budama işleminin, bu işten anlayan kişiler tarafından yapılması doğru olur.
Hasat (Derim): Kivi asmalarının tam çiçeklenmesinden 140-160 gün kadar sonra meyve hasat edilir. Ancak, bu meyveler asmalardan toplandıktan sonra, yukarıda belirtildiği gibi, oda sıcaklığında bekletilip tam olgunluğa ulaşmaları sağlanır ve daha sonra tüketilir. Kivi meyvesinin hasadı, elle toplama yöntemiyle yapılır. Meyvelerin sapı dalında bırakılır. Meyveler örselenmeden ve sapsız olarak toplanır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kivi asmalarında, periyodik ilaçlamayı gerektirecek hastalık ve zararlılar bulunmaz. Yine de çevrelerindeki konukçu (zararlı barındıran) bitkilerden gelebilecek ya da toprakta bulunacak zararlılara karşı dikkatli olunması, seyrek de olsa ilaçlama yapılması gerekebilir

Hıyar

0 yorum | Devamını Oku...

Körpesi salataların vazgeçilmez öğesi olan ve de tek başına keyifle kıtır kıtır yenilen Hıyar’ı veren bitkisi, Kabakgillerdendir. Anayurdu Hindistan ile Uzakdoğu’dur. Biryıllık sürüngen otsu bitki hıyarın toprağın üzerinde bir-iki metre uzayabilen gövdesi; yeşil renkli, geniş parçalı, sert ve kaba yapraklan; sarı renkli çiçekleri ve dallarında tutunucu sülükleri vardır.
Çiçeklerinin olgunlaşmasıyla yaz aylarında, yüzeyi az ya da çok pütürlü, tüylü ya da hafif dikenli olukları bulunan meyvelerini verir. 20-25 cm. uzunlukta, kabuğu koyu yeşil renkli olan hıyar meyvesinin eti gevrek, sulu ve serinleticidir. Ortasında bol sayıda çekirdeği bulunur. Taze olarak yenildiği gibi salatalara katılır, özellikle kornişon denilen ufak boylu çeşitlerinin turşuları yapılıp sevilerek tüketilir.
Hıyarın birçok çeşidi ve acur (C. melo Var. Flexuosus) adı verilen değişik bir türü vardır. Acurun meyveleri hıyardan daha sert ve üzeri tüylüdür. Üzerindeki boydan boya olukları, beyazdan yeşile kadar değişen renklerdedir. 20-100 cm. uzunluktaki bu meyveler, düz ya da yarım daire biçiminde eğri olurlar. Acur tazeyken hıyar gibi yenilir ama hıyardan lezzetsiz olduğundan daha çok turşusu yapılarak tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze hıyarın içerdiği besin değerleri şunlardır: 15 kalori; 0,9 gr. protein; 3,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 25 mgr. kalsiyum; 1.1 mgr. demir; 6 mgr. sodyum; 160 mgr. potasyum; 11 mgr. magnezyum; 250 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini; 0,042 mgr. B6 vitamini; 67 mcgr. folik asit ve 11 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Hıyarın hafif yatıştırıcı bir etkisi vardır.
o Cildi yumuşatıcı etkileri de bulunan hıyar yüz maskelerinin ve çeşitli güzellik ürünlerinin bileşimine girer. Salt dilimlenilip sulu yüzeyinin yüze sürülmesinin bile teni yumuşattığı savunulmaktadır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Hıyar bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş çekirdekleriyle) ve bunların doğrudan doğruya bahçede hazırlanmış yerlerine ekilmesiyle çoğaltılır. Bu çekirdekler bir gece önceden suya yatırılırca daha çabuk çimlenir. Çimlenme süreleri 8-9 gün ve hasat verme dönemi 12-14 haftadır.
Son zamanlarda bahçedeki yatağı yerine tüp ya da küçük plastik saksılarda, korumalı yerlerde çimlendirilen hıyar fideleri, zamanı gelince bahçeye şaşırtılmaktadır. Hıyarların bahçedeki dikim aralığı 40 cm’dir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Hıyar, sıcak ve ılık iklimlerin bitkisidir. Soğuktan çok korkar, don olayına dayanamaz. İyi bir çimlenme olabilmesi için toprak ısısı 10-12 derece olmalıdır. Bahçede ekildiği yerin de soğuk rüzgârlardan korunmalı olması gerekir.
Toprak isteği: Hıyar bitkisi organik madde yönünden zengin, humuslu, süzek (suyu iyi akıntılı); kumlu-tınlı ya da tınlı-kumlu toprakları sever. Bitki için en uygun toprak pH’ı 5,5-6,7 arasında olmalıdır.
Toprak işleme: Tohumları çimlenip 3-4 yapraklı olduğunda, ilk çapalama ve zayıf bitkiler sökülerek seyreltilmesi yapılır, ilk çapalamadan sonra hızla gelişen hıyar fideleri bir-iki kez daha çapalanır ve böylece yabani ot mücadelesi de yapılmış olur.
Sulama: Hıyar suyu seven bir bitkidir. Yeterli ve düzenli sulanmazsa meyveleri acılaşır. Hava ve toprak koşullarına bakılarak hasat döneminde bitkinin 2-3 günde bir yeterli biçimde sulanması gerekir.
Gübreleme: Hıyar bitkisinin yetiştirileceği toprak hazırlanırken iyi yanmış çiftlik gübresinin yanı sıra toprağa azotlu, potaslı ve fosfatlı kompoze fenni gübre verilir. Ayrıca meyveleri görününce bitkiye biraz daha azotlu gübre verilmesi yarar sağlar.
Hasat (Derim): Yetiştirilmesi hayli güç olan hıyarlar erken hasat edilmemeli, meyvenin en büyük haline erişmesi beklenmelidir. Böylece bitkinin yeni meyveler vermesi de teşvik edilmiş olur. Hıyarlar kesinlikle elle çekilip koparılmamalı, hasat keskin bıçakla meyvenin kesilmesi biçiminde gerçekleştirilmelidir.

Erik

0 yorum | Devamını Oku...

Çağlasını ilkbaharda, olmuşunu ilkbahardan sonbahara kadarki dönemde ve Kurutulmuşunu yıl boyunca severek yediğimiz erik meyvesini veren Erik ağacı, Gülgiller’dendir. Dünyanın pek çok bölgesinde yetiştirilen çeşitli erik ağaçları, ülkemizin hemen hemen her yerinde de yetiştirilmektedir.
Meyvesinin olgunlaşma dönemleri göz önüne alınarak erikler; erkenci caneriği (P. cerasifera), yaz ortalarında olgunlaşan Japon ya da italyan eriği (P. salicina) ve ağustosta olgunlaşmaya başlayan Avrupa eriği (P. domestica) ana gruplarına ayrılır. Bu gruplarda yer alan türlerdeki ağaçlar, 4-12 m. kadar boylanabilir. Erik ağaçları, türlerine göre sık ya da seyrek dallı; kimi türlerde dallar dikenli kimilerinde de dikensizdir.
Erik ağacının yaprakları da türlere göre, küçük ya da büyük, çeşitli biçimlerde, yaprak kenarları dişli ve renkleri yeşilin çeşitli tonlarında olur. Yapraklarından önce açan çiçeklerinin çanak yaprakları yeşil ve taç yaprakları beyaz renklidir. Yukarıda açıkladığımız gibi farklı dönemlerde olgunlaşan erik meyvesinin farklı biçim ve büyüklükteki meyvelerinin ince kabuğu, türlere göre yeşil, sarı, kırmızı ya da mor renklerdedir.
Meyvenin gene çeşitli renklerde olan eti, sulu, mayhoş ya da tatlı, meyvenin ortasındaki tek çekirdeği serttir. Erik ilkbaharda çok erken döneminde çağla, sonraları taze meyve olarak yenilir. Bazı erik türleri kurutularak kuru yemiş olarak ya da hoşafı ve kompostosu yapılarak yıl boyunca tüketilir. Ayrıca erik, meyve suyu, şurubu, pekmezi, reçeli ve içkileri yapılarak tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze eriğin içerdiği besin değerleri şunlardır: 66 kalori; 0,5 gr. protein; 17,8 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; eser miktarda yağ; 0,4 gr. lif; 17 mgr. fosfor; 18 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 299 mgr. potasyum: 9 mgr. magnezyum; 300 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 0,05 mgr. B6 vitamini; 0.6-0.9 mcgr. folik asit; 4-6 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.
Kuru eriğin besin değerleri tazesine göre daha fazladır. Ayrıca pişirilmeden yenmesi daha yararlıdır; kompostosu ya da hoşafı yapıldığında vitamin değerleri düşer, ama içine şeker katıldığından kalori ve karbonhidratı artmaktadır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Eriğin tazesi ya da kurutulmuşu halk hekimliğinde hafif müşkil olarak kullanılmaktadır. Bu etkileri sağlamak üzere eriğin taze ya da kurusunun bolca tüketilmesi öğütlenir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Ülkemizde erik fidanlarının üretimi, çeşitli çöğürler üzerine istenilen erik türlerin aşılanması yoluyla yapılmaktadır. Bu işte çöğür olarak başta erik olmak üzere zerdali ve bazen badem anaçları kullanılır. Ancak, erik en iyi şekilde, kendi çöğürlerinden yetiştirilmektedir. Biraz güç de olsa bu yolda direnmek iyi sonuçlar verir. Bizim için tutulacak yol, inanılır üreticilerden çeşidi belli, sağlıklı fidanları almaktır. Bu fidanları bahçemizde 5 m. aralıkla açılacak 50 cm. derinlik ve genişlikteki çukurlara dikmeli, yanına rüzgârın genelde estiği yöne herek çakarak fidanımızı bu hereğe bağlamalıyız.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Yukarıda ana gruplar olarak açıkladığımız erik ağaçlarının iklim istekleri birbirinden farklıdır: Canerikleri kışı soğuk ya da sıcak ılıman; Japon erikleri kışı soğuk geçmeyen ılıman ya da sıcak ılıman ve Avrupa erikleri kışı daha soğuk geçen yerlerde yetişirler.
Erik ağaçları, kışın +7.2 derecenin altında belli soğuklama dönemini yaşamaya gereksinir. Bu soğuklama süresi, caneriğinde 450-500 saat; Japon eriğinde 600 saat ve Avrupa eriğinde 1.000 saatin üzerindedir. Erik ağacının çiçekleri ve genç meyveleri, ilkbaharda geç yaşanan dona karşı duyarlıdır. Çiçekler -2 ve genç meyveler -1 dereceye kadar dayanabilirler.
Toprak isteği: Erik ağaçlan, toprak bakımından orta seçicilikte olan bitkilerden sayılır. Canerikleri çeşitli toprak tiplerine uyum sağlayabildiğinden fakir, kuru ve kireçli toprakların değerlendirilmesine yarar; nemli topraklarda iyi sonuç verir. Japon erikleri humuslu, besin maddesi yönünden zengin, nemli ve sıcak toprakları sever. Avrupa erikleri killi, nemli ve ağır topraklarda daha iyi sonuç verir. Erik ağaçları için toprağın pH’ı 6,5 olmalıdır.
Toprak işleme: Yağışları bol olan yörelerde erik ağaçlarının altında ve çevresinde biten yabani otlar bırakılır; ama, bunlar sık sık biçilerek boyları kısaltılır. Yağışı az olan yörelerde yabani otlar çapalanarak temizlenir. Ancak, erik ağaçlarının kökleri yüzeysel olduğundan toprağı derin kazılmamalıdır.
Sulama: Yıllık yağış miktarı 750 mm’yi geçen bölgelerde erik ağaçları sulanmadan yetiştirilebilir. Bu miktardan daha az yağış alan yörelerde erik ağaçlarının bolca sulanması gerekir. Çünkü, az önce denildiği gibi bu ağaçların kökü yüzeyseldir. Az yağışlı ve sıcak bölgelerimizde erik ağaçlarının 8-12 günde bir bolca sulanması yararlı olur.
Gübreleme: Erik ağaçlarına verilecek gübrenin cinsi ve miktarı, topraktaki besin maddesinin durumuna, toprağın tipine, ağaçların türüne, yaşına, gelişme durumuna ve alınan ürün miktarına göre değişir. Ağaçlara verilecek gübrenin, yapılacak toprak ve yaprak analizleri sonuçlarına göre saptanması doğru olur.
Budama: Erik ağaçlarına, düzenli olarak şekil ve ürün budamaları uygulanmalıdır. Bu işlemlerin erik ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından yapılması doğru bir yoldur.
Meyve seyreltme: Erik çeşitlerinde meyve tutumu genellikle istenenden çok gerçekleşir. Böyle durumlarda meyvelerin elle ya da büyük bahçelerde kimyasal yöntemlerle seyreltilmesi gerekir. Caneriklerinde olgunlaşan meyveler ara ara toplandığından, bu işlem seyreltme yerine geçer. Erik ağaçlarında kimyasal ilaçlarla seyreltme işlemi çoğu kez başarılı sonuç vermemektedir.
Hasat (Derim): Erik meyvelerinin hasadı için en uygun zaman, meyvelerin ağaçta tam iriliğini, rengini ve tadını aldıkları, etlerinin gevrekleştiği dönemdir. Hasada, geciktirilmeden bu dönemde başlanır. Uzak yerlere gönderilecek erikler için hasada biraz erken başlanmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Erik ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun ilaçlar kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Greyfurt

0 yorum | Devamını Oku...

Yaz dışında üç mevsim boyunca acımsı tatlı ama çok şifalı suyunu sıkarak keyifle içtiğimiz greyfurt adlı meyvesini veren Altıntop ağacı, Turunçgiller’dendir (Narenciye). Anayurdu Karayipler denizindeki Jamaika adası olan altıntop ağaçları, oradan 17. yüzyılda dünyanın sıcak bölgelerine getirilmiş ve daha sonra ülkemizde, özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde de yetiştirilmeye başlanmıştır.
4-6 m. kadar boylanabilen altıntop ağacının, toprakta derinlere inebilen sağlam kök bir yapısı ile dik ve düz bir gövdesi vardır. Çok iyi yapılı dallarında, koyu yeşil renkli, sert, parlak ve pürüzsüz yüzeyli iri yaprakları pek sık olarak yer alır. Kışın yaprağını dökmeyen altıntop ağacı, ilkbaharda beyaz renkli, hoş kokulu iri çiçeklerini salkımlar halinde açar.
Sonbaharda olgunlaşan ve portakaldan iri olan greyfurt meyvesi, alt ve üstten basık yuvarlak biçimli, kanarya sarısı renginde, kalın kabuklu ve çeşitlerine göre sarı, kırmızı ya da pembe etlidir. Etinin tadı acımsı olan bu meyve genellikle yenilmez. Suyu sıkılıp ya öylece ya da içine şeker veya taze sıkılmış portakal suyu katılarak içilir.
BESİN DEĞERLERİ
200 gr. taze greyfurtun içerdiği besin değerleri şunlardır: 82 kalori; 1,1 gr. protein; 21.2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,4 gr. lif; 32 mgr. fosfor; 32 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 270 mgr. potasyum: 24 mgr. magnezyum; 160 IU A vitamini (kırmızı etlisinde 880 IU A vitamini); 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini; 0,64 mgr. B6 vitamini; 4,4 mcgr. folik asit; 76 mgr. C vitamini ve 0,6 mgr. E vitamini.
Tadlandırılmak üzere içine şeker ya da portakal suyu katılan greyfurt suyunun kalorisi doğallıkla artmaktadır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda saydığımız önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Greyfurt sağlığımız için şaşırtıcı derecede önemli bir ilaç gibidir: Çünkü, özellikle kötü kolesterolü düşürücü etkisi vardır. Kılcal damarlarımızdaki kan dolaşımını hızlandırır. Damarlarımızı hastalıklardan korur.
o Greyfurt, kansere yakalanma rizikomuzu azaltır: Yapılan araştırmalarda, greyfurtun özellikle mide ve pankreas kanserlerine yakalanma riskini önemli ölçüde azalttığı saptanmıştır.
o Greyfurt yüksek orandaki C vitaminiyle bedenin hastalıklara karşı direncim artırır.
o Ayrıca greyfurt, zengin potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu kontrol altında tutar.
Bütün bu sağlığa yararlı önemli etkilerinden faydalanmak ve özellikle kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürmek için greyfurtun meyve suyu şeklinde tüketilmesi değil, aynen portakal gibi dilimlenip etiyle birlikte istenildiği kadar yenmesi öğütlenmektedir.
Dikkat: Yüksek tansiyon, artrit (eklem enfeksiyonu), sedef hastalığı, organ nakli, AIDS ve epilepsi (sara) tedavisi görenler, kullandıkları güçlü ilaçların yan etkilerini artırması rizikosu nedeniyle greyfurt meyvesini yememeli ve suyunu içmemelidir.
ALTINTOP AĞACININ ÜRETİLMESİ
Çarşı ve pazarda meyvesinin greyfurt diye adlandırılmasına karşın, üretici bu meyveyi veren ağacı, altıntop ya da kimi zaman kızmemesi olarak adlandırmaktadır. Altıntop ağacı, turunç ağacı anaçlarına istenen çeşidi aşılanarak üretilir.
Çokyıllık ve değerli bir ağaç olan altıntopu bahçemizde yetiştirmeye niyetlenmişsek bizim için tutulacak doğru yol, herhangi bir üreticiden değil, inanılır ve güvenilir fidan üreticisi kurumlardan, çeşidi belli ve sağlıklı altıntop fidanı satın almak ve soğuklardan zarar görmemesi için özellikle ilkbaharda toprak sıcaklığı 13 dereceye ulaştığında bahçemizde 8 m. aralıklarla açılacak 25-30 cm. genişlik ve derinlikteki ocaklara bu fidanları dikmektir.
ALTINTOP AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Tüm turunçgiller gibi, altıntop ağacının da en önemli isteği sıcak bir iklim ortamında yetiştirilmesidir. Altıntop ağacı yetiştiriciliği yapılan yerde sıcaklıkların -2, -3 derecenin altına düşmemesi iyi olur. Çünkü, -9, -10 derecenin altına düşen sıcaklıklarda ağaç donarak ölebilir. Dayanamadığı en yüksek dereceler ise, 45 ve daha yüksek sıcaklıklardır. Altıntop ağaçlarının gelişmesi, 12-13 derecelerde başlar; en hızlı gelişme, 25-31 derecelerde olur ve 37-39 derecelerde gelişme durur.
Meyve bağlaması için en uygun sıcaklık 21 derecedir. Sıcak ve soğuk rüzgârlar, altıntop ağaçlarını kötü biçimde etkilediğinden bulunduğu yerde hâkim rüzgârlara karşı ağaçları korumak için rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ayrıca altıntop ağaçları havanın nispi nem oranından etkilenir. Düşük nem oranındaki hava, ağacın gelişimi ve meyve verimini kötü yönde etkiler.
Toprak isteği: Tüm turunçgiller gibi, altıntop ağaçları da en iyi bol humuslu, derin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu-tınlı, tınlı ya da killi-tınlı topraklarda yetişir. İyice derine inen köklerinin oksijen gereksinimi fazla olduğundan, altıntop ağacı kesinlikle ağır topraklarda yetiştirilmemelidir. Taban suyunun da genelde toprak yüzeyinin 1,5 m. altında olması istenir. Aksi takdirde toprakta drenaj yapılması gerekir. Toprağın kireç oranına karşı duyarlı olan altıntop ağacı için en uygun pH derecesi, 5,5-6 olmalıdır.
Toprak işleme: Tüm turunçgiller gibi, altıntop ağaçlarının da çok derine inen kökleri vardır. Ama, ağacın köklerinin %90′ı, toprağın 0-90 cm. derinliğindeki yüzlek tabakasındadır. Bu nedenle altıntop ağacının toprak işlemesi, daha derine inilince ağacın kökü kesinlikle parçalanacağından 10 cm. derinlikte yapılmalıdır. Altıntop yetiştiriciliği yapılan bahçenin 15-20 gün aralıklarla yılda 4 kez çapalanması ya da büyük bahçelerde sürülmesi yeterli ve yararlı olur. Yalnız sürme işinde pulluk, derin kazacağından kesinlikle kullanılmamalıdır. Ağacın çevresindeki yabani ot mücadelesi böyle çapalamalarla sağlandığı gibi, herbisit (ot öldürücü) ilaçlarla da yapılabilir.
Sulama: Tüm turunçgiller gibi, altıntop ağaçlarının yıllık su gereksinimi de toprak, iklim ve ağacın gelişme durumuna göre, 800-1.200 mm. arasında değişir. Sulama dönemi olan nisan ayı ortası ile ekim ayı ortası arasındaki 7 aylık sürede, havaların çok sıcak ve kurak olduğu zamanlarda ağaçlara 600-700 mm. arasında değişen miktarda suyun verilmesi gerekir.
Sulama yetersiz olursa ağaç su bulabilmek için köklerini yayar; gelişimi yavaşlar, ürünün verimi ve niteliği düşer. Aşırı sulamada kökleri havasız kalacağından, kök çürüklüğü hastalığı oluşur. Gene meyve verimi ve niteliği düşer. Altıntop ağacının sulama zamanının gelip gelmediği, en kolayca şöyle anlaşılır: Ağacın yaprakları akşam saatlerinde güneş batmadan önce solgunluk gösteriyor ve geceleyin canlanıyorsa ağacın sulama zamanı gelmiş demektir. Öğle saatlerinde meydana gelen geçici solgunluğa aldanmamalıdır.
Gübreleme: Tüm turunçgiller gibi, hepyeşil altıntop ağaçları da topraktan yıl boyunca fazla besin kaldırdığından gübreye gereksinimleri çoktur. Ağaçlara, bulunduğu ortama, yaşına ve gelişmesine uygun olan dengeli gübrelemeyi yapmak için bütün bu faktörlerin ortak etkisini ortaya koyan yaprak ve toprak analizleri yapılmalıdır.
Alınacak sonuçlara göre, ağaçlara verilecek azotlu, potaslı ve fosfatlı fenni kompoze gübre miktarları saptanır. Ayrıca eksikliği duyuluyorsa magnezyum, demir, mangan ve çinko mineralleri verilir. Altıntop ağacına, bu mineral gübrelerden başka 2-3 yılda bir iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi de yarar sağlar.
Budama: Tüm turunçgiller gibi, altıntop ağaçlarına da şekil ve ürün budamaları uygulanır ve genellikle ağaçlara kâse biçimi kazandırılır. Şekil budamasına, ağaçların ürün vermesiyle birlikte başlanır. Turunçgillerde ağaçların budanması ustalık isteyen bir iştir. Bu nedenle budamanın, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından yapılması iyi sonuç verir. Ağaçlarda kurumuş, ezilmiş, hastalanmış, yaralanmış berelenmiş, yaşlanmış dallar kesilip çıkarılmalıdır. Ayrıca obur dalların da ayıklanıp budanması gerekir.
Hasat (Derim): Tüm turunçgiller gibi altıntop ağaçlarının meyvelerinin hasadına da ekim-kasım aylarında başlanır. Ancak, altıntop ağaçları daha erken ve meyve yeşilken hasat edilmeye de başlanabilir. Meyve toplama açık, kuru, güneşli ve ılık havalarda yapılmalı, meyvelerin üzerinde çiy ve kırağı varsa bunların kuruması beklenmelidir. Meyveler ya elle tutulup döndürülerek ve sapı bükülerek kopardır ya da keskin bir bıçakla kesilerek hasat edilir. Hasat sırasında ağaçların dalları kesenkes kırılmamalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Tüm turunçgiller gibi altıntop ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla ilgili de uzmanlara danışılarak, uygun tarım ilacı kullanılıp zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ceviz

0 yorum | Devamını Oku...

Tazesini sonbaharda ve kurusunu yıl boyunca severek yediğimiz çok besleyici ceviz meyvesini veren Ceviz ağacı, Cevizgiller’in örnek bitkisidir. Yapraklarını döken ve 40 dolayında türü olan ceviz ağaçlarının en yaygın bilineni ve ülkemize çok iyi uyum sağlamış olanı, Adi ceviz (J. regia L.) türüdür.
150-200 yıl yaşayabilen, 20-25 m. kadar boylanıp 350-400 metrekarelik alanı yoğun bir gölgeyle kaplayabilen bu türün geniş küre biçiminde tacı vardır. Gençken ağacın gövdesi gümüşi renkte ve düz bir kabukla örtülüyken yaşlandıkça kabuğun rengi koyulaşıp üzeri çatlaklarla dolar. Koyu yeşil renkli bileşik yaprakları ince ve uzun 5-8 yaprakçıktan oluşur.
Birevcikli bir bitki olan ceviz ağacının erkek ve dişi çiçekleri, aynı ağacın üzerinde mayıs ayında açar. Eylül-ekim ayında dişi çiçeklerden olgunlaşan ceviz meyvesinin dışını saran yeşil kabuğuna, gövek ya da tetir denir. Bu kabuk soyulunca ve ortaya çıkan açık kahverengi sert kabuk kırılınca, bu kez sarımsı açık yeşil ince bir kabukla sarılmış olan ceviz tohumu ortaya çıkar. Rengi beyaz olan bu tohuma, ceviz içi ya da iç ceviz adı verilir.
Ceviz içi tazeyken yemiş olarak yenilir. Sert kabuklu halindeki cevizler kurutulduktan sonra kırılır. Ortaya çıkan tohum öylece yenildiği gibi sucuğu, tatlıları ve mezeleri yapılarak; kek, çörek ile bazı yemeklere katılarak bolca tüketilir. Ceviz ağacının odunundan elde edilen kereste, mobilyacılıkta fevkalade değerli bir malzeme sayılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. ceviz içinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 700 kalori; 8-24 gr. protein: H gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 62-75 gr. yağ: 1.5 gr. lif; 145 mgr. fosfor: 200 mgr. kalsiyum: 2 mgr. demir; 0,8 mgr. sodyum; 195 mgr. potasyum: 37 mgr. magnezyum; 0,35 mgr. B1 vitamini: 0.10 mgr. B2 vitamini: 0,3 mgr. B3 vitamini; 0,3 mgr. B6 vitamini; 22 mcgr. folik asit: 6 mgr. E vitamini ile eser miktarlarda D ve P vitaminleri.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerler incelendiğinde, yüksek oranlıları bir yana bırakılsa bile ceviz içinin çok önemli bir yağ ve protein kaynağı olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;
o Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca cevizin içerdiği linoleik asidin yanı sıra alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma rizikosunun önemli oranda azaldığını göstermektedir. Düzenli olarak dört hafta süreyle ceviz tüketimi, kötü kolesterol düzeyini düşürürken iyi kolesterol düzeyini artırmaktadır.
o Ceviz yenmesi yüksek tansiyonu düşürmekte, romatizmal artritte yangıları büyük ölçüde azaltmaktadır.
o Ceviz, kansere yakalanma rizikosunu azalttığı gibi kan şekeri düzeyini de ayarlar: Bu son yararlı etkisi nedeniyle şeker hastalarına günde üç adet ceviz yemeleri öğütlenmektedir.
o Ceviz ağacının körpe ya da kurutulmuş yaprağı, göveği ya da ceviz içinin çeşitli tıbbi etkileri vardır: Peklik vericidir; iştah açıcıdır; bedeni güçlendirici toniktir; kanı temizler ve kemiklerin zafiyetine karşı etkili olur.
Bütün bu etkileri sağlamak üzere, cevizin taze ya da gölge, havadar yerde kurutulmuş yapraklarıyla %2′lik bir infüzyon yapılır. Yani, l litre kaynar suya 20 gr. yaprak atılır, 10-15 dakika demlendirilerek yapılan infüzyondan günde 2-3 bardak içilir. Yaprakların içine, sonbaharda gövek ya da ceviz içi katılabilir.
Dikkat: Ceviz içi pek güçlü bir besin olduğundan aşırı miktarlarda yenilmemelidir. Aksi takdirde yağlanma ve şişmanlamaya yol açar. Ayrıca, mide ve bağırsağı bozucu etkiler yaratacağından, anlaşmış ceviz içi kesinlikle yenilmemelidir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Ceviz ağacı, tohumuyla (yani ceviz dediğimiz kurumuş meyveleriyle) çoğaltılabilir. Ancak bu yöntemle elde edilecek çöğürler uzun zamanda fidan haline gelmekte ve çoğu kez iyi cevizden kötü ceviz ürünü veren ağaçlar ortaya çıkmaktadır.
Ceviz ağacının çeşitli çelikleriyle üretilmesi de mümkündür. Ama bu çeliklerin, köklenme ve başka yere şaşırtıldığında tutma oranı düşük olmaktadır. Bu nedenle en iyisi, ceviz tohumlarıyla elde edilen çöğürlerin, makbul ceviz çeşitlerine aşılanmasıdır. En hızlı ve emin üretim yöntemi budur. Bizim için tutulacak yol, inanılır üreticiler tarafından çeşitli aşı yöntemleriyle aşılanarak elde edilmiş sağlıklı ve ürün çeşidi belli fidanları alıp bahçemize kasım ayında, eğimli arazide 10 m. ve düz arazide 12-14 m. aralıkla dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ceviz ağaçlarının yıllık 800-1.800 saatlik soğuklama gereksinimi vardır. Bu nedenle ceviz ağacının en verimli olduğu alanlar, kara ikliminin hâkim olduğu yerlerdir. Böyle bölgelerde ceviz ağaçları, en düşük -28 ve en yüksek +38 dereceye dayanıklılık gösterirler. Ve yazları bol güneşli, kışları soğuk ılıman geçen yörelerdeki sert rüzgârlardan korunmalı vadilerde en iyi ürün sonucunu verirler.
Toprak isteği: Ceviz ağaçları, toprak bakımından pek seçici değildir. Bununla birlikte taban suyu düzeyi kışın 2,5-3 m’den yukarı çıkmayan, fazla su tutmayan, gevşek, süzek, çakıllı ve alüvyonlu toprakları sever. Dağ eteklerinde toprağı az, taş yığınları arasındaki alanlarda bile çok iyi yetişir.
Kirece karşı dayanıklı olan ceviz ağaçları alkali toprakları sever, fakir topraklarda, bile iyi yetişir. Ancak zengin topraklarda; hele sulama, gübreleme ve yabani ot mücadelesi yapılarak verimi artırılan topraklarda ceviz ağaçlarının gelişmesinin ve ürün veriminin arttığı gözlemlenmektedir.
Sulama: Ceviz ağacı kazık köklü bir bitki olduğundan, kuraklığa ve susuzluğa karşı dayanıklıdır. Ancak çok kurak ve sıcak yaz mevsiminde ceviz fidanları ile yetişkin ağaçların sulanması, fidanların gelişmesinde ve yetişkin ağaçların ürün veriminde iyi sonuçlar yaratır.
Gübreleme: Ceviz ağacı yetiştirdiğimiz bahçe için yapılacak ve toprak analizleri sonuçlarına göre ceviz fidanlarına ve yetişkin ceviz ağaçlarına iyi yanmış çiftlik gübresi ile kompoze fenni gübre verilmesi, gene fidanların gelişmesine ve yetişkin ağaçların ürün veriminin artmasına katkılı olur.
Budama: Ceviz ağaçları fazla budanmayı sevmez. Ağaç tacının içini sıklaştıran gereksiz dalların alınması, kurumuş ve kırılmış dalların kesilip çıkarılması ve bütün budama yerlerinin aşı macunuyla kapatılması ağaçlara yararlı olur.
Hasat (Derim): Ülkemizde ceviz ağaçları, genellikle eylül ortalarından ekim başlarına kadar uzayan yaklaşık bir aylık süre içinde hasat edilir. Hasadın zamanının geldiğini gösteren en belirgin özellik, cevizlerin göveğinin çatlaması, olgun cevizlerin her an ağaçtan dökülecek duruma gelmesidir. Ağaçtaki meyvelerin 1/3′ü bu duruma geldiğinde derime başlanmalıdır.
Hasatta geç kalınırsa karga ve sincapların ürüne vereceği zarar artar. Erken davranılırsa meyveyi saran yeşil göveğin soyulup ayıklanması güçleşir. En iyi derim şekli, dut ağaçlarında olduğu gibi dalların silkelenerek çevresi iyice temizlenmiş ağaçların meyveleri yere döküldüğünde toplanmalarıdır. Ağaçların dibinin temizlenmesi, cevizlerin iyi görünmesini sağlar. Ceviz ağaçlarının dallarına sopa vurup meyveleri dökmek bir yıl sonraki ürüne büyük oranda zarar vereceğinden kesinlikle tavsiye edilmez.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Ceviz ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan ciddi bir mücadele sürdürülmelidir.

Çilek

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbahar ve yaz mevsimlerinde güzel kokusuyla ve üzerine dökülen toz şekerle tadı artırılmış hoş lezzetiyle yemek üzerine yenmek üzere sofralarımızı zenginleştirip beslenme keyfimizi artıran çilek adı meyvesini veren Çilek bitkisi, Gülgiller’dendir.
Birçok türü ile çeşitleri bulunan Fragaria cinsi çokyıllık otsu ve sürüngen bitki olan çilekler kök, kökgövde, yaprak, kol (stolon), çiçek ve meyve salkımlarından oluşmaktadır. Kökgövdesinden çıkan ana (ya da birincil) kökleri sertleştiğinde, koyu kahverengileşir ve sayıları 20-30 kadar olur. Yan (ya da ikincil) kökleri çok sayıda ve beyaz renklidir. Çileğin kökleri süzek topraklarda 60-70 cm. kadar derine inerken, ağır topraklarda yüzeysel olarak uzar.
Bitkinin kökgövdesi, aslında bodurlaşmış bir gövdedir. Yeşil renkli, kenarları dişli yaprakları, genelde üç yaprakçıktan oluşur. Çilek bitkisi yaprak koltuklarından, yaz boyunca tomurcuklar oluşturarak kollar (stolonlar) çıkarır. Bu kollar, yapraktan aldıkları suyu iletebilecek özellikler taşıyan gerçek gövde parçalarıdır. Köklenip kendi yaşamlarını sürdürebilirler.
Bitki ilkbaharda beyaz çiçeklerini açar. Bu çiçekler tozlaşmadan 30-35 gün kadar sonra olgunlaşıp bileşik, üzümsü ve minik çekirdekleri olan kırmızı, pembe ve bazen beyaz renkli meyvelere dönüşür. Çilek makbul bir taze meyve olarak yenildiği gibi; reçeli, marmeladı, meyve suyu, dondurması ve pastaları yapılıp sevilerek tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze çileğin içerdiği besin değerleri şunlardır: 37 kalori; 0,7 gr. protein; 8.4 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 1,3 gr. lif- 21 mgr. fosfor; 21 mgr. kalsiyum; 1 mgr. demir: l mgr. sodyum; 164 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 60 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,07 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini: 0,055 mgr. B6 vitamini; 4,6 mcgr. folik asit: 77 mgr. C vitamini ve 0,2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Çilek, bedenimize sızmış olan bazı virüsler için öldürücü etkiler taşır: Bunlar arasında çocuk felci (polyomiyelit), bazı ağız ve deri yaralarını oluşturan virüsler sayılabilir. Ayrıca geleneksel olarak halk hekimliğinde çileğin akneye (sivilcelere) iyi geldiği kabul edilir.
o Çileğin kansere yakalanma ve kanserden ölme rizikosunu azalttığı, son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu kabul görmektedir.
o Çilek idrar söktürücüdür. Ayrıca romatizma ve gut hastalığı yangılarını azaltıcı etkileri vardır.
o Çilek bitkisinin kökgövdesi, içerdiği tanen nedeniyle peklik vericidir: Bunun için kökgövdesi suyla kaynatılarak elde edilen dekoksiyondan günde 1-2 bardak içilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Bütün çilek türleri, yaprak koltuklarından uzayan kollarla (stolonlar) çoğaltılır. Ancak çilek fideleri bazı mantar hastalıkları ile nematodlara (bazı zararlılar) karşı pek duyarlı oldukları için kimi önlemlerle korunmaları gerekir. Bizim için en iyisi, çilek fidesi üreten güvenilir kuruluşlardan, çeşidi belli, sertifikalı ve sağlıklı fideler alıp bunları bahçemize dikmektir. Çilek fidesi dikimleri, kış dikiminde ekim-kasım aylarında ve yaz dikiminde temmuz ayı içinde toprakta hazırlanıp gübrelenmiş yastıklara, 30-35 cm. aralıklarla yapılır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ülkemizde soğuk iklimli Doğu Anadolu bölgesinden sıcak Akdeniz bölgesine kadar hemen hemen her yerde yetiştirilebilen neredeyse tek meyve türü çilektir. Çilek bitkisi, -10 dereceye kadar düşen sıcaklığa kadar hiçbir önlem alınmadan yetiştirebilir. Daha soğuk yerlerde saman ve kuru yaprak gibi malzemeyle soğuktan korunması gerekir. İlkbaharda yaşanan geç donlar bazı yerlerde sorun çıkarabilir. Ancak, soğuk havalar elma, şeftali ve erikte olduğu kadar çileğe zarar vermez. Çilek yetiştiriciliğinde iklim riski çok azdır.
Toprak isteği: Çilek bitkisi, toprak bakımından fazla seçici değildir. Ama en iyi, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu-tınlı ve hafif topraklarda yetişir. Fazla kireç içeren topraklar genelde çileğe uygun olmadığı halde, son zamanlarda kirece uyum sağlayan çilek türleri bile üretilmiştir. Çilek bitkisi sökülen bir toprağa nöbet uygulamadan (yani, başka bir bitki üretilip ürün alınmadan) ya da bu toprak iyice ilaçlanmadan ikinci kez bu bitki dikilmemelidir.
Sulama: Kış dikimi yapılan çilek bitkisine, ancak çok sıcak ve kurak geçen ilkbaharda sulama gerekebilir. Ama, ilkbaharda ya da yazın yapılacak hasattan sonra ertesi yıl da ürün alabilmek için, bitkinin sulanması ve diğer bakımlarının yapılması gerekir. Yaz dikiminde çilek bitkisi, sonbahar gelip de yağışlar başlayana değin düzenli olarak sulanır.
Gübreleme: Çilek bitkisinin yetiştirileceği toprak hazırlanıp yastıklar yapılırken, iyi yanmış çiftlik gübresi ile potas ve fosfatlı kompoze fenni gübreler karıştırılarak toprağa verilir. Bu gübreler üç yıl süreyle yeterli olur. Bu nedenle yıllık gübrelemede toprağa yalnızca azotlu gübre verilir.
Toprak işleme: Çilek bitkisinin çevresindeki yabani otlar, arada bir yapılacak çapalamayla ya da uygun ot öldürücü (herbisit) ilaçlar kullanılarak yok edilir.
Malçlama: Çilek üretiminin yapılacağı bahçenin plastik, saman, kuru ot vb. malzemeyle örtülmesine malçlama denir. Bu sayede çilek meyvesinin temiz kalması, çürümemesi, yabani ot kontrolünün yapılması, sulama aralıklarının uzatılması gibi yararlar sağlanır.
Hasat (Derim): Çilek en duyarlı meyve türlerinden biridir. Ürünün bozulmaması için hasatta ve taşımada çok dikkatli davranılması gerekir. Çilek hasadı, meyvenin tipik rengini almasından hemen sonra yapılır. Gecikilirse meyvenin rengi koyulaşır, ezilme ve bozulmaları hızlanır. Erken yapılan hasatta, çeşide özgü renk ve tat tam oluşmaz. Çilek hasadı yapmak için günün serin saatleri (sabah 8-10 arası) yeğlenmelidir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Çilek bitkisinin hastalık ve zararlılarının def edilmesi yerine, bitkiyi hastalandırmamak daha kolay ve ekonomiktir. Gene de bitkide hastalık ve zararlılar görülürse, en yakın tarım hastalıkları mücadele örgütüne başvurulup tavsiyeleri alınarak ve bitkiye dadanan zararlılar ile hastalıklarla, tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top