15 Kasım 2011 Salı

Hayvan Türleri

0 yorum | Devamını Oku...

Yeryüzünde 600 000 civarında hayvan türü bulunmakta olup, bunların yaklaşık 10 000’ i kuşlara (aves) aittir. Tavuklar kuşlar içerisinde, sayısal olarak, belki de en kalabalık gurubu oluştururlar. Kesin bir sayı verilmemekle beraber, Dünyada yıllık tavuk üretiminin 8-9 milyardan az olmadığı bilinmektedir. Zooolojik sınıflamada tavuklar “phasianidae” (sülünler) familyasının gallus cinsine dahildirler ve evcil tavuklar “gallus domesticus” olarak adlandırırlar.
Tavukların evcilleştirilmesi, insanlığın göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri ilk zamanlara kadar uzanır. Bunun kesin olarak ne zaman gerçekleştiği bilinmemekle beraber koyunların evcileştirildiği ve toprağın işlenmeye başlandığı tarihlere rastladığı sanılmaktadır ki, bu da en azından M.Ö. 2000 yıllarına kadar gitmektedir. Tavuklar eski Mısırda da bilinmekte olup, bu devirde tavukçulukta önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Örneğin, Firavunlar zamanında fırına benzer yerlerde yapay olarak civciv çıkartılmaktaydı. Çok eskiden kullanılan bu fırınların bazı benzerlerinden Mısır’da halen yaralanılmaktadır.
Tavukçuluk, tavuk ve tavuk ürünlerinin üretimi ile ilgili prensip ve uygulamaları araştıran bir bilim kolu olup, ıslah, kuluçka, barındırma, yemleme, hastalıklar, tavukçuluk ürünlerinin değerlendirilmesi, korunması, pazarlaması, çiftlik yönetimi gibi çeşitli konuları içerir. Tavukçuluk, hayvancılığın ana kollarından birisi olarak tarımsala faaliyetler içerisinde yer alır. Bununla beraber, her düzeyde teknik eleman yetiştirilmesi konusunda eğitim sektörüyle; yem bakımından karma yem endüstrisiyle; aşı ve ilaç sağlama yönünden ilaç sanayi ile; pazarlama işlevlerinde ticaret sektörü ile; kuluçka ve ana makinalar, yemlik, suluk, ayak numarası, yumurta kartonları ve sandıkları, kafes, soğuk hava depolama ekipmanları, kesim ve işleme tesisleri, taşıma ve haberleşme araçları yönünden de endüstrinin çeşitli kolları ile yakından ilgilidir.
Tavukçuluğun gerek hayvancılık, gerekse tüm tarımsal faaliyetler içerisindeki yeri gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü, çeşitli tavukçuluk ürünleri, çağımızın önemli sorunu olan yetersiz beslenme probleminin çözümünde yararlanılabilecek bol, hızlı ve ucuz olarak sağlanabilen besin kaynaklarını oluştururlar. Örneğin, yumurta, protein, vitamin ve mineral maddelerce zengin, lezzetli, sindirimi kolay, tek başına olduğu kadar diğer yiyeceklerle de yenilebilen üstün bir gıda maddesidir. (Çizelge 1). Aynı şekilde tavuk ve hindi etlerinin protein kapsamları sığır etinden daha yüksek buna karşın, yağ ve enerji kapsamları düşük olduğundan sağlığa uygundurlar, Ayrıca, hazırlanmaları ve pişirilmeleri daha kolay ve ekonomiktir. (Çizelge 2). Bunlara ek olarak, tavukçuluk geniş arazi gerektirmemesi, kurak ve verimsiz topraklar üzerinde çalışmaya olanak sağlaması ve kısa sürede fazla verim verebilmesi, gibi üstünlüklere de sahiptir.
Tavukların insanlığa yararları, yalnızca üstün beslenme değerlerinden ibaret değildir. Çeşitli tavukçuluk ürünleri diğer bir çok alanlarda da değerlendirilebilmektedir. Örneğin, döllenmiş yumurtalar aşıların hazırlanmasında; yenmeyen yumurtalar yem ve gübre yapımında; yumurta akı matbaacılık, fotoğrafçılık, ciltçilik, şarapçılık, şampuan yapımında, dericilik ve ciltçilikte; yumurta kabukları mineral karmaların ve gübrelerin hazırlanmasında; tüyler yem ve gübre sanayiinde, top fırçaları, kadın şapkaları ve yatak – yorgan yapımında, yalıtım maddeleri üretiminde; tavuk gübresi çeşitli hayvanlarla mink yemlerinde; endokrin bezleri bazı biyolojik ürünlerin yapımında kullanılır. Bunlara ek olarak tavuklar ve civcivler besin madde eksikliklerine karşı çok hassas olduklarından ve besin madde gereksinimleri insanlara çok benzediğinden, özellikle vitamin, mineral ve amino asitlere ilişkin yeni bilgilerin elde edilmesinde deneme hayvanı olarak çok kullanılmışlardır. Tavukların belirli bir zaman süresi içerisinde kuluçka yoluyla diğer laboratuar hayvanlarından daha çok yavru verilmesi, denemelerde fazla tekerrüre olanak sağladığı ve böylece hassasiyeti arttırdığından, deneme hayvanı olarak tercih edilmelerinde büyük etken olmuştur.
B) YUMURTA TAVUKÇULUĞU
Tamamen piyasaya dönük yumurta üretimini amaçlayan tavukçuluk türüne yumurta tavukçuluğu denir. Bunun için başta Leghorn ve Mini - Leghorn benzere hafif ırk, soy ve hatlar olmak üzere New Hampshire, Plymouth Rock, Rhode Island Red ve bunların çeşitli melezlerinden oluşan orta boy yumurtacı ırk, soy ve hatlar da kullanılmaktadır. Günümüzde en yaygın olarak kullanılan hafif ırklar çoğunlukla Beyaz Leghorn’ların çeşitli melezlerinden oluşmakta olup, bunların ergin canlı ağırlıkları 1,8 – 2,0 kg. arasında değişir ve beyaz yumurta yumurtlarlar. Orta boy yumurtacı hatlar ise, genellikle kahverengi yumurta üretirler.
Modern bir yumurta tavukçuluğunun başarılı sayılabilmesi için aşağıdaki verim düzeylerine ulaşılmış olması gerekir:
Tavuk başına yıllık yumurta üretimi en az 240 olmalıdır.
Bir düzine yumurta için yenen yem miktarı 2 kg,’ı çok geçmemelidir.
Yumurtlama döneminde aylık ölüm oranı en çok % 1 – 1,25 olmalıdır (Modern işletmelerde tüm dönem için ölüm oranı % 10’u pek geçmez).
Büyük yumurta oranı % 70 – 75 ‘ den fazla olmalı, çok küçük veya satışa uygun olmayanların % 5 veya daha az olmalıdır.
Kırık yumurtaların oranı % 2’yi aşmamalıdır.
Bu hedeflere ulaşabilmek için:
1. Eldeki sürü yeteri büyüklükte olmalıdır. Sürü büyüklüğü ne kadar artarsa, kazanç da o kadar artar. Karlı bir yumurta tavukçuluğu için en küçük sürü büyüklüğü 1500’dir.
2. Kullanılan tavuklar yüksek verimli olmalıdır. Karlılık için yüksek verim esastır. Yem masrafları, üretim masraflarının büyük çoğunluğunu oluşturur. Yaşama payı yem ihtiyaçları düşük ve yüksek verimli hayvanlarda aynı olduğu halde, bir düzeni veya 1 kg. yumurta için tüketilen yem miktarı, yüksek verimli tavuklarda çok düşüktür.
3. İş gücünün en elverişli şekilde değerlendirilmesini sağlayacak etkin önlemler alınmalıdır.
4. Besin maddelerince iyi dengelenmiş kaliteli karma yemler kullanılmalıdır.
Kümeslerin temiz, nemsiz ve normal sıcaklıkta olmaları sağlanmalıdır.
Kaliteli yumurtalar üretilmeli ve yüksek kaliteli yumurtalara fazla fiyat verecek pazarlar aranmalıdır.
Tavuklar 19 aylık olduktan sonra verim dışı bırakılmalıdır.
KÜMESLERİN PİLİÇLER İÇİN HAZIRLANMASI
Eğer, piliçler büyütüldükleri kümeste yumurtlamaya alınacaklarsa, yani, kümese dışardan piliç getirilmeyecekse, her hangi bir temizlik yapmaya ve altlığı değiştirmeye gerek yoktur. Buna karşılık, büyüyen ve cinsi olgunluğa erişen piliçler başka kümeslere aktarılacak ve yumurtlama dönemlerini orada geçireceklerse, piliçler gelmeden, kümes ve ekipmanların daha önce ayrıntılı olarak açıklandığı şekilde tepeden tırnağa temizlenmeleri, yıkanmaları ve dezenfekte edilmeleri gerekir. Bu kümesler ayrıca piliçler gelene kadar en aza bir hafta süre ile boş bırakılmalıdır.
Temizlenip dezenfekte edilen kümeslere yeni altlık serilmelidir. Atlık, sağlaması kolay ve ucuz, temiz, kuru ve küflenmemiş olmalıdır. Yazın 7,5 kışın 10 cm. kalıklıkta altlık serilir.
Folluklar takılarak içlerine temiz yataklık serilir. Follukların piliçler gelmeden önce yerleştirilmeleri, onlara yumurtlamaya başlamadan önce alışmak için gerekli zamanı sağlar ve böylece yere yumurtlama oranını düşürür; kırık ve kirli yumurta sayısını azaltır.
Başta yemlik ve suluklar olmak üzere, tüm ekipman elden geçirilerek gerekli onarımlar yapılır. Otomatik suluk ve yemliklerin uygun bir şekilde çalışıp çalışmadığı, sulukların su düzeyini ayarlayan muslukların bozuk olup olmadığı kontrol edilir.
SÜRÜ YÖNETİMİ
Her ne kadar geniş kümesler, son zamanlarda dar kümeslere görü büyük bir hızla yayılmakta ise de, fazla büyük sürülerin bazı eksiklikleri vardır. Bu nedenle, kümesler bölmeler halinde yapılamı ve her bölmeye en fazla 1000 tavuk konulmalıdır.
Koksidiyoza karşı bağışıklıklar, genellikle büyüme döneminde kazanıldığı için, yumurtlama dönemi özel bir koruma programı içermez. Fakat, yine de altlığın sürekli olarak gözlenerek, nem durumunun kontrol altında tutulması gerekir. Çünkü, tavukların rahat edebilmeleri için altlık nemi fazla olmamalıdır. Aynı şekilde, altlık tozlu da olmamalıdır. Zira, toz, hem tavukların nefes almaların güçleştirir, hem de newcastle (ND) enfeksiyöz bronşit (infectious bronchitis) tavuk çiçeği (fowl pox) gibi bazı solunum hastalıkları ile Marek hastalığının mikroplarını üzerinde taşıyarak, vücuda alınmalarını kolaylaştırır.
Eğer kırık yumurta sayasının az olması, yumurta iç kalitesinin sıcaktan zarar görmemesi ve yumurtaların temiz kalmaları isteniyorsa, folluklardan onları sık toplamak gerekir. Yumurtalar yazın en az dört kez toplanmalıdır. Bu sayı soğuk havalarda üçe inebilir. Folluklar, gece içindeki yumurtalar alınarak, mutlaka kapatılmalı, sabah tavuklar yumurtlamaya başlamadan tekrar açılmalıdır. Follukların gece kapatılması altlığın ve yumurtaların kirlenmesini, tavukların gurk olmasını önler. Yumurta toplama için en uygunu viyol kullanmaktır. Sepet ve kova kullanılıyorsa, bunların plastik olması veya örneğin sepet tellerinin plastikle kaplı olması gerekir. Toplama, yıkama ve sınıflandırma sırasında meydana gelen kırık yumurtaların oranı zaman zaman % 5’e ulaşabilmektedir.
Kırık yumurta sayısının fazla olmasının folluklara yumurtlamama dışında en başta gelen nedeni, yumurta kabuk kalitesinin düşük olmasıdır. Bunu çeşitli faktörler etkilemekte olup, başlıcaları şunlardır:
1. Kalıtım: Bazı hatların yumurta kabuk kalınlığı diğerlerinden üstündür. Ancak genel bir kural olarak ıslah yoluyla yumurta verimi arttırıldıkça kabuk kalitesinde düşme eğilimi görülmektedir.
2. Yumurtlama sırası: Peş peşe yumurtlanan yumurtalardan ilk yumurtlananların kabuk kalınları, sonra yumurtlananlardan daha iyidir. Yüksek verimli tavuklarda peş peşe yumurtlanan yumurtaların sayısı fazla olduğundan, bu durum kabuğun incelmesine yol açar.
3. Yumurtlama dönemi: Verim döneminin ileri safhalarında ve özellikle 12 aylık yumurtlamadan sonra elde edilen yumurtalarda kabuk kalınlığı azalmaktadır. Et tipi damızlıklarda bu süre daha kısa olup, ancak 8 – 9 aydır.
4. Sıcaklık: Çevre sıcaklığı arttıkça kabuk kalınlığı da azalır. Bu nedenle, yumurtlama döneminin sonlarına rastlayan sıcakların kabuk kalınlığı üzerindeki etkileri çok şiddetli olur.
5. Hastalıklar: Enfeksiyöz bronşit ve new castle gibi bazı hastalıklar, kabuk kalınlığını olumsuz yönde etkilerler.
Kırık yumurta oranını azaltmak için önce kırık ve çatlak yüzdesi saptanır ve ona göre program yürürlüğe konur. Alınabilecek önlemler arasında şunlar sayılabilir:
Kırık yumurta oranı yüksek hatlar seçilmemeli.
Tavukların yere yumurtlamaları önlenerek folluklara yumurtlamaları sağlanmalı.
Toplama, taşıma, yıkama gibi işlemlerde çok dikkatli davranılmalı.
Kümeste çalışan personel bu konuda eğitilmeli.
Kafes tavukçuluğu yapılıyorsa, kafeslere konan hayvan sayısı azaltılmalı.
Yumurtalar daha sık toplanmalı.
Toplama için sepet veya kova yerine viyoller kullanılmalı.
Eğer kalite düşüklüğünün yemden kaynaklandığı düşünülüyorsa, rasyonun içeriği değiştirilmeli.
Stresler en aza indirilmelidir. Zira, stres durum çoğunlukla kabuk kalitesini düşürür.
Kannibalizm önlenmelidir. Çünkü kannibalizm hayvanların yumurtladıkları yumurtaları gagalayarak kırmalarına ve yumurta yeme alışkanlığı kazanlarına yol açabilir. Bu durumda ilk önce ışık yoğunluğunun fazla olmamasına dikkat edilmelidir.
Hayvanların dövüşmeleri önlenmelidir. Dövüşürken zıplayan tavuklar, ister kafeste ister yerde olsun, yumurtaların kırılmalarına neden olurlar.
Yere yumurtlanan yumurtalar kirlik oldukları, çoğu kırıldığı ve toplanmaları zor olduğundan, bunların sayılarının en düşük düzeyde tutulması, bunun için de yumurtlamanın başlamasıyla birlikte tavukların folluklara alıştırılmaları gerekir. Bu zamanda yapılmazsa ve tavuklar yere yumurtlamaya alışırlarsa, onları folluklara döndürmek güçleşir. Tavukların folluklara alıştırılmalarına yardımcı olacak bazı önlemler şunlardır:
1. Kümesin köşeleri kapatılmalıdır. Çünkü yere yumurtlama en çok köşelerde olmaktadır.
2. Yeterli sayıda follok konmalıdır. Aksi taktirde folluklarda yer bulamayan tavuklar yere yumurtlar.
3. Folluklar, kümesin daha loş olan yerlerine yerleştirilmelidir.
4. Çıta zemin üzerine konan folluklar fazla yüksek olmamalıdır.
5. Follukların içi karartılmalıdır. Bunun için folluğun ön ve arka deliklerinin üst kısımları kapatılır. Ancak bu şekilde kapatma folluğun iç ısısını arttıracağından, sıcak havalarda dikkatli olmak gerekir.
6.Yumurtlama başlamadan bir hafta önce folluklar açılarak hayvanların alışmaları sağlanmalıdır.
7.Folluk içerisinde yeterli miktarda temiz altlık bulundurulmalıdır.
8.Yumurtaların yuvarlanarak alttan toplanmalarına uygun follukların tabanları tor olduğundan tavuklar baştan bunları reddedebilir. Kaba saman veya buna benzer bir altlık serilerek bunun önüne geçilebilir.
Tavukçuluğu gelişmiş ülkelerde kirli yumurtalar, temizlenip yıkanmadan piyasaya sürülmezler. Yumurtaların yıkanlarını kolaylaştırmak için, toplanıp viyollere yerleştirildikten hemen sonra üzerlerine bir miktar ince makine yağı püskürtülür veya süngerle sürülür. Yumurtalar ince zımpara kağıdı, ser keçe – kumaş gibi malzemelerle kuru olarak temizlemek de mümkün olmakla beraber, bu iş hem zor, hem de kırık yumurta oranını arttırdığı için pek yaygın değildir.
KAYITLAR VE ÜRETİM STANDARDLARI
Sürüde ne olup bittiğini anlamak ve buna bakarak ilerde alınacak önlemleri saptayabilmek için, düzenli kayıtlar tutulmalıdır. Kayıtların gereksiz yere fazla geniş tutulması, karışıklıktan bir başka bir şey sağlamaz. Ölümler, yumurta verimi ve yem tüketimi gibi kayıtlar günlük olarak tutulur. Bunlar, önce haftalık olarak, daha sonra da tüm verim yalını içerecek şekilde özetlenir. Haftalık özetlerde şu bilgilere ait kayıtlar bulunmalıdır:
Hayvan sayısı
Sürüden eksilenler
Toplam yumurta verimi
Hayvan başına günlük yumurta verim yüzdesi
Ortalama yumurta büyüklüğü
Toplam yem tüketimi
Her 100 tavuğun ortalama günlük yem tüketimi
Bir düzine (veya kg.) yumurta için tüketilen yem miktarı
Ortalama canlı ağırlık
Bunların başka haftalık verim kayıtlarında sürü, kümes ve bölme numaraları, kümese konan hayvan sayısı, civcivlerin çıkış tarihi, cinsi olgunluk yaşı (tavuk başına günlük % 5 verim düzeyine ulaşılması) gibi bilgilere de yer verilir. Her yumurtlama döneminin sonunda günlük ve haftalık kayıtlara dayanarak, tüm verim peryoduna ait özetler hazırlanır. Bunlar, büyüme ve yumurtlama dönemlerinin her ikisini de içerirler. Büyütme dönemiyle ilgili olarak,
Civciv büyütmeye başlandığı tarih
Büyütmeye alınan civciv sayısı (fazlalıklar dahil)
Cinsi olgunluk yaşına kadar sürüden eksilenlerin toplam yüzdesi
4.Hayvan başına yem tüketimi (cinsi olgunluk yaşına kadar yenen toplam yem miktarı, canlı kalan hayvan sayısına bölünerek hesaplanır) kaydedilir.
Tüm yumurtlama dönemine ait özetler şunları içerir:
Hayvan başına günlük % 5 verim düzeyine ulaşma yaşı (hafta olarak)
% 5 verim düzeyine ulaşıldığında eldeki hayvan sayısı
% 5 verim düzeyine ulaşıldığında eldeki hayvanların ilk konan hayvanların % kaçı olduğu
Sürünün ilk yumurtlama dönemini tamamlama tarihi
Yumurtlama döneminin uzunluğu (hafta olarak)
Sürüden eksilenlerin toplam yüzdesi
Üretilen toplam yumurta sayısı
Konan her hayvan başına toplam yumurta üretimi
Bir düzine (veya kg.) yumurta üretimi için tüketilen yem miktarı.
Sürünün verim düzeyinin normal olup olmadığına, bu süreye ait haftalık kayıtlarla elde edilen değerler aynı yaştaki standard bir sürünün verim kayıtları ile karşılaştırıldıktan sonra karar verilir. Bu karşılaştırmalar yumurta verimi, canlı ağırlık, yumurta büyüklüğü ve yaşama gücü yönünden yapılır.
ZORLAMALI (YAPAY) TÜY DEĞİŞTİRME VE İKİNCİ VERİM YILI
Tüy dökümü ve yenilenmesi bütün kuşlarda görülen doğal bir olaydır. Yabani kuş tüyleri ve tavuk cinslerinde, yumurta verimi çok düşük olup, tüy dökümünün yumurtlama ile bir ilişkisi bulunmadığı halde, evcil tavuklarda tüy değiştirme sırasında yumurtlama tamamen durur. Ancak, evcil tavuklar yüksek yumurta verimi yönünde geliştirilmiş olduklarından, yumurtlama dönemi bitene kadar tüy dökmeye başlamazlar. Eğer dışardan her hangi bir müdahalede bulunulmazsa, tavukların tüylerini dökmeleri ve yeniden tüylenmeleri yaklaşık olarak 4 ay sürer. Fakat, özel tüy döktürme programları ile dışardan müdahale edilerek, bu işlem en fazla 8 – 10 hafta sürecek şekilde hızlandırılmaktadır. Tüy dökümü tavuklara uzun ve yoğun bir yumurtlama dönemi sonunda yorulan ve yıpranan vücutlarını ve üreme organlarını dinlendirmesi ve onarması için yeterli süreyi sağlar.
Zorlamalı tüy değiştirmeye karar vermek için, sürüyü ilk verim yılı sonunda elden çıkararak yenilemekle, aynı sürüyü ikinci verim yılında kullanmasının birbirine olan karşılıklı üstünlük ve eksikliklerini bilmek gerekir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:
1. zorlamalı tüy değiştirme masrafı, yeni bir piliç yetiştirme masrafından daha düşük olmalıdır. Genellikle de durum böyledir ve yeni bir piliç yetiştirmek, bir tavuğa tüy döktürmekten 2 – 2,5 kez daha pahalıdır. Yetiştiricileri bu yönde özendiren en önemli etken de budur. Zira, yumurta maliyetinin % 25’den fazlası piliç büyütme için harcanmaktadır. Bu oran, gerek civciv fiyatlarının ve gerekse, civciv büyütme harcamaları içerisinde en büyü paya sahip yem fiyatları yüksek olması nedeniyle, Ülkemizde daha da yüksektir. Ayrıca, gerek Türkiye’de, gerek diğer ülkelerde civcivlik dönemindeki ölüm oranları yüksek olup, bu durum yeni bir piliç yetiştirmenin rizikosunu daha da arttırmaktadır.
2. Yapay olarak tüy döktürülen tavukların ikinci verim yıllarında ürettikleri yumurta sayısı, yeni bir piliç yetiştirme ve yapay tüy döktürme işlemlerinin masraflarını karşılayabilecek düzeyde olmalıdır. Başka bir söyleyişle, ikinci yıldaki yumurta üretimi piliç büyütme ve tüy değiştirme sırasında yapılan yem, iş gücü ve genel harcamaları karşılayabilmelidir. İkinci yıldaki yumurta veriminin ilk yıla göre düşük olması bunu zaman zaman güçleştirmektedir.
3. tüy dökümünden sonraki dönemde ölüm oranı ilk yumurtlama döneminden % 20 daha yüksektir. Örneğin, tüy dökümünden önceki aylık ölüm oranı % 1 ise, ikinci dönemde bu % 1,20’ye kadar çıkabilir.
4.Yem tüketimi ikinci verim yılında ilk yıla göre biraz daha yüksektir.
5. Yumurtlama döneminin uzunluğu ilk yıl ikinci yıldan daha uzundur. İkinci verim dönemi genellikle 9 – 10 aydan fazla sürmez. Damızlıklarda bu süre daha da kısadır.
6. Tüm faktörler göz önüne alınırsa, ikinci yıl üretilen yumurtaların maliyeti, ilk yıl üretilenlerden % 3 – 7 oranında düşüktür.
7. Tüy dökümünden sonraki dönemde yumurta verimi daha düşüktür. Bu dönemde tavuk başına günlük yumurta verimi % 80 – 81 düzeyine çıkar. Bu oran birinci dönemdeki en yüksek verim düzeyinin % 88‘dir. Ancak verim 5. ayın sonunda % 70’e, 10. ayda (40. hafta) % 50’ye düşer ki, bunlardan ilki ilk dönemin aynı ayındaki verimin % 85’i, ikinci ise % 75’i dolayındadır. İkinci verim yılının tamamında tavuk başına günlük yumurta verimi ilk yılın yaklaşık % 83’ü kadardır. Bu dönemdeki toplam yumurta verimi normal olarak hayvan başına 160 – 170 arasında değişir.
8. Tüy değiştiren hayvanlar ikinci yıl ilk yıla göre daha büyük yumurtalar yumurtlarlar. Eğer yumurtalar kilo işi satılıyorsa veya piyasada büyük yumurtalar daha yüksek fiyat buluyorsa, bu zorlamalı tüy dökümüne yetiştiriciyi özendirecek önemli bir faktördür.
9. Tavuklar tüy dökümünün ilk 10 günü içerisinde & 20 düzeyinde canlı ağırlık kaybeder ve 25. günde bunun yarısını yeniden kazanırlar; tüy dökümünün sonunda da eski ağırlıklarına tekrar ulaşırlar.
10. Yem tüketiminin artması, buna karşılık yumurta veriminin düşmesi, yemden yararlanmanın azalmasına yol açar.
11. Tüy değiştirmeden sonra yumurtlanan yumurtaların kabuk kaliteleri ilk yıla göre çok düşüktür. Her ne kadar ikinci yılın ilk 3 –4 ayında kabul kalitesi, ilk yıl kadar iyi ise de, bundan sonra hızla düşer ve aşırı sıcaklar bu düşüşü hızlandırır.
12.Yumurta iç kalitesi de ikinci yıl biraz düşmekle beraber, bu ekonomik açıdan önemsenecek düzeyde değildir.
13. KAFES TAVUKÇULUĞU
Kafes tavukçuluğu, diğer yetiştirme sistemlerine göre yeni olmasına karşın çok yaygınlaşmıştır. Bugün yeryüzünde yetiştirilen tüm ticari yumurta sürülerinin % 60 – 65’i kafeslerde barındırılmaktadır.
Kafesler, yumurta tavukları için olduğu kadar civciv ve piliçler için de kullanılmaktadır. Buna göre hayvanlar yalnız civcivlik veya yalnız piliçlik dönemlerini kafeslerde geçirebildikleri gibi, civcivlik, piliçlik ve yumurta dönemlerini aynı kafeslerde geçirmeleri mümkündür. Bu ikinci durumda civcivler kafeslerin bir kısmına konmakta ve hayvanlar9 büyüdükçe boş kafeslere aktarma yapılmaktadır. Bunda, kümesten kümese taşıma olmadığı için fazla bir stres söz konusu değildir; ayrıca kümesin boş kaldığı süre de efazla uzun değildir. İster yerde, istere kafeste büyütülmüş olsunlar, piliçler yumurta kafeslerine aktarılacaklarsa bu işin 14 – 22 . haftalar arasında ve mümkünse 18. hafta dolayında yapılması uygundur. Böyle yapılırsa, piliçlere yumurtlamaya başlamadan önce taşınma stresini üzerlerinden atmak için yeterli süre bırakılmış olur.
Kafes Boyutları ve Tipleri: Yumurta tavukçuluğunda bir birinden farklı kafes sistemleri kullanılmakta olup, bunların başlıcaları şunlardır:
1. Tekli kafesler: Her birine bir tavuk konan yan yana sıralanmış kafeslerden oluşmuştur. Yapım maliyetleri yüksek olduğundan yaygınlıkları gittikçe azalmaktadır.
2. Çoklu kafesler: Bunların her birine iki veya daha fazla tavuk konur, fakat konan hayvan sayısı 8 – 10 ‘u pek geçmez.
3. Koloni kafesleri: Geniş kafesler olup, her birine 20 30 tavuk konabilir. Civciv ve piliç büyütme kafesleri çeşitli boyutlarda olabilirler.
İster yumurta kafesi, iste piliç kafesi olsun, kafes tavukçuluğu yapılan kümeslerde, kafeslerin yerleştirilme şekilleri bir birinden farklıdır. Bunlar tek sıralı olabildikleri gibi, iki veya üç katlı da olabilirler.
1. Tek sıralı kafesler: Kafeslerin tek katlı olarak yerleştirilmeleri kümes maliyetini artırır. Bu nedenle tek katlı kafesler kenarları açık kümeslerin yaygın olduğu ılımana iklimler için uygundurlar. Tek sıralı kafesler civciv büyütmede hemen hiç kullanılmamaktadır.
2. Çift sıralı kafesler: Bunların iki tipi vardır. Birincisinde kafesler üst üste gelmeyecek şekilde, yani alt katım kafesleri üsttekilerin ön hizasından ileriye doğru yerleştirilmiş olup, üstteki hayvanların gübreleri alttakine dökülmez. Çift katlı kafeslerin diğer tipinde kafesler üst üste gelecek şekilde yerleştirildiğinden, üst kafesten dökülen gübreler, alt kafesin üstüne yerleştirilen tablada birikir veya bu tabla eğimli olarak yerleştirilmişse oradan gübrede çukuruna dökülür. Üst üste konan kafeslerle birim kümes alanında daha fazla hayvan barındırmak mümkün olmakla beraber, gübre tablalarının sık sık temizlenmesini gerektirmesi ve üstten dökülen gübrenin alttaki yemlik ve sulukları kirletmesi gibi nedenlerle, diğer tip kadar tutulmamaktadırlar. Çift sıralı kafesler civciv büyütmede kullanılacaksa, civcivler sadece bir kattaki kafeslere konur. 6 – 8 haftalık olunca da bunların yarısı öbür sıranın kafeslerine aktarılırlar.
3. Üç sıralı kafesler: bunlar düzenleme şekilleri de aynen iki sıralılar gibidir. Yani, ya katlar üst üste gelecek şekilde veya üst katların gübreleri alttakilerin üstüne gelmeyecek şekilde yerleştirilirler. Üç sıralı kümesler birim kümes alanına en fazla hayvan konmasını sağlayan bir sistemdir. Üç den fazla sıralı kafeslerde bulunmakla beraber, bunlar üçlüler kadar yaygın değildir. Üçlüler, civciv büyütmede kullanılacağında, civcivlerin tümü bir sıradaki kafeslere konur, bir zaman sonra bunların 1 / 3 ‘ü üst veya alt sıranın kafeslerine aktarılır. 6–8. haftada da geriye kalanların yarısı boş kafeslere konur.
Nitelikleri: hangi tip kafes olursa olsun, tabanda kullanılan torun delikleri civ büyütme kafeslerinde 1,3 x 5 cm. veya 2,5 x 2,5 cm.; yumurta kafeslerinde 2,5 x 5 cm. olmalıdır. Burada esas olan, deliklerin dışkının aşağıya düşmesine olanak sağlayacak kadar büyük olmasıdır. Ayrıca civciv ve piliç kafeslerinde taban düz olduğu halde, yumurta kafeslerinde arkadan öne veya önden arkaya doğru % 16.5 eğimlidir. Bu eğim yumurtaların toplanacakları yere yuvarlanmaların sağlar ve böylece yumurtaları almak için kafesleri açmaya gerek kalmaz. Eğim normalden fazla olursa, kırık yumurta oranı da fazla olur. Bundan başka, kırık yumurta sayısı tor deliklerinin büyüklüklerine bağlı olarak değişmekte olup,. Delikler ne kadar büyükse, kırık yumurtalara o kadar azdır. Koloni kafeslerinde esnemeyi önlemek için, tabanın alttan belli aralıklarla desteklenmesi gerekir. Civciv büyütme kafeslerinde ilk iki hafta tabana kalın bir9 kağıt serilir. Bunun üzerine yem serpilerek ilk yemlik olarak kullanılabileceği gibi, hayvanları da sıcak tutar. Ayrıca, kümes tabanında geniş delikli tor kullanılmasına olanak verir ve civcivlere ilk günlerde hoşlandıkları sert bir zemin sağlar.
Civciv kafeslerinin ön yüzünün aralıkları ayarlanabilir şekilde yapılır ve böylece aynı kafeste daha büyük hayvanların barındırılmaları sağlanır. Bu aralıklar hayvanların yemliklere kolaylıkla ulaşabilecekleri fakat dışarı çıkamayacakları şekilde ayarlanırlar.
Kafeslerin kapıları ya önde veya üstte olur. Bunlar, içeriye hayvan koyup çıkartmaya elverişli olmalıdırlar.
Günlük civciv konan kafeslerin ısıtılmaları şarttır. Kullanılan en yaygın sisteme göre, kafeslerin ön veya arkalarında üstten, boydan boya bir sıcak su borusunun geçirilmesidir. Eğer kafesler sırt sırta gelecek şekilde yerleştirilmişse, aradan geçen boru iki kafesi birden ısıtır. Bu boruların üzerine, ısıyı alta vermesi için karton veya mukavvadan bir reflektör yapılması yarar sağlar. Borudaki sıcak su 820 C, civcivlerin 5 cm, yukarındaki ısı ise 28 – 29,50 C dolayında olmalıdır. Ayrıca kümes içi sıcaklığı 15,50 C’nin altına düşmemelidir.
Su ve suluklar: kafeslerde en yaygın olarak kullanılan suluklar kap veya oluklu suluklardır.bununla beraber,civcivlerin en kısa zamanda su içmelerini sağlamak için ilk birkaç gün kavanoz tipi civciv suluklarının kafes içerisinde kullanılmaları gerekir. Ancak, bundan sonra doğrudan doğruya oluklu suluklara geçilir. Bunu sağlayabilmek için sulukların yükseklikleri hayvanların boyuna göre ayarlanabilmelidir. Yumurta kafeslerinde suluklar, yemliklerin üstüne gelecek şekilde yerleştirilir ve böylece saçılan suyun, alttaki yumurtaları ıslatmaktansa, yemliğe düşmesi yeğlenir. Eğer kafesler sırt sırta gelecek şekilde yerleştirilirse, suluk arada kalacağından aynı suluktan her iki kafestekiler de yararlanabilirler. Oluklu suluklarda suyun döküldüğü uç biraz yükseltilerek hafif bir su akıntısı sağlanabilir.
Normal olarak,l kafeste barındırılan tavuklar, yer ve tor veya çıtalı zeminlerdekilerden daha fazla su tüketirler. Bu, dışkının çok sulu olmasına yol açar, gübrenin temizlenmesini güçleştirir, kümes içi nem düzeyini artırır ve havalandırmayı nemin giderilmesi açısından yetersiz kılabilir. Aşırı su tüketimi, sıcak havalarda su tüketimini fazla düşürmekten kaçınmak gerekir. Eğer kap tipi otomatik suluklar kullanılıyorsa, her, kafese, içerde çok fazla hayvan yoksa birden fazla konmaması, aşırı su tüketiminin önlenmesine yardımcı olur.y eğer oluklu suluk kullanılıyorsa, suluk ön yüzü boydan boya geçtiği için, hayvan başına düşen suluk alanı zorunlu olarak yeterinden fazladır.
Yem ve Yemlikler: En fazla kullanılan yemlikler oluklu tip yemliklerdir. Civciv ve piliçlerde de kullanılmak üzere yapılan kafeslerde yemlik yükseklikleri ayarlanabilecek şekildedir. Yemliklerin genişlikleri 13 – 15 cm. kadardır ve kenar ağızları yem saçımını önleyecek şekilde içe kıvrılmıştır.çoğu metalik olmakla beraber, plastikten yapılanları da vardır. Çoğunlukla kafeslerin önünde boydan boya uzanırlar. Fakat, özellikle otomatik olarak doldurulmayanlar kafeslerin içinden geçirilerek hayvanların her iki kenarından yararlanmaları sağlanabilir. Civcivlere ilk 6 – 7 haftalar da mutlaka tam yemleme uygulandığı için yemlikler hiç boş bırakılmamalıdır. Eğer tabana kağıt serilmemişse, yemlikler ağzına kadar doldurulur. Bundan sonra da sınırlı yemleme uygulaması yumurtacı ırklar için büyük önem taşımamakla beraber, kafeste büyütülen hayvanların daha fazla ağırlık artışı yaparak yağlanma eğilimi gösterdikleri unutulmamalı ve gerekirse fazla ağırlık artışlarını kontrol etmek için, her sıranın % 10‘u ayda bir tartılır. Bu iş öğleden sonra geç vakit ve günün aynı saatlerinde yapılmalıdır.
Eğer piliçlik döneminde kullanılan yemin formu, yumurta döneminde değiştirilmeyecekse ve de yine piliçlik döneminde sınırlı yemleme uygulanmamış ise, yumurta yemine doğrudan doğruya geçilebilir. Daha önce kontrollü yemleme uygulanmışsa, yumurta yemine geçişte verilen yem 100 tavuk için her gün yarım kilo arttırılarak sonunda tam yemlemeye ulaşılır. Tam yemleme sürü en yüksek verim düzeyine ulaşıncaya kadar sürdürülür, her hangi bir yem kısıtlamasına gidilip gidilmeyeceğine bundan sonra karar verilir. Son yapılan araştırmalar, kafeste barındırılan yumurta tavuklarına grit yedirildiğinde yumurta veriminin arttığını göstermektedir. verilecek miktar 100 tavuğa haftada 225 gr. Olup, otomatik yemleme sistemi varsa bu miktar 250 gr. Civarındadır.
Hayvanların iyi yemelerini sağlamak için günde en az iki kez yemleme yapılmalı ve yem günde bir iki kez karıştırılmalıdır. Yem saçımı doğrudan doğruya kafesteki tavuk sayısına bağlı olup, hayvan sayısı arttıkça kayıp azalmaktadır. Örneğin, yapılan bir araştırmada, içinde tek tavuk bulunan bir kafeste saçılan yem 2 kilonun üzerinde olduğu halde, y iki tavuk konan kümeste bu miktar 1 kilonun, 3 tavuklu kafeste yarım kilonun altına düşmüştür. Işık yoğunluğunun azalması da saçımı azaltmaktadır. Yem saçımını önlemek için ayrıca yemlikler fazla doldurulmamalı, yem taze olarak ve sık verilmelidir.
Aşırı sıcaklar: Aşırı sıcakların yıkıcı etkisi kafes tavukçuluğunda ve özellikle açık kümeslerde daha fazladır. Çünkü kafeste bulunan hayvanın vücudu tamamen sıcak hava ile çevrilmiş olup, sığınabileceği serin bir yer yoktur. Bu nedenle çok sıcak havalarda hayvanların üzerine güneş ışığının düşmesi önlenmeli, çatı sık sık sulanmalı, hava sirkülasyonunun sağlayacak vantilatörler kullanılmalı, gerekirse, hayvanların üzerine biraz su püskürtülmelidir.
Aydınlatma: Aydınlatma konusu, daha önce ayrıntılı olarak incelendiğinden burada ayrıca üzerinde durulmayacaktır. Sadece şu kadarını belirtmek gerekir ki, üst sıranın, alt sıralardan daha fazla ışık almasını önlemeye hemen hemen olanak yoktur. Bu nedenle üst sırada kannibalizm olasılığı alttaki sıralara göre daha yüksektir. Aynı şekilde, kenarları açık kümeslerde duvar tarafından kalan sıralar daha fazla ışık aldığından kannibalizm çok rastlanır ve bunları aşırı gün ışığından koruyacak gölgeliklerin yapılması kannimbalizmin önlenmesine yardım eder.
Kafeslerde konacak hayvan sayısı: Kafes tavukçuluğunda her hayvana ayrılacak kafes alanı ırka ve yaşa göre değişir. Eğer hayvan sayısı gerektiğinden fazla ve çok sıkışık olursa (a) Büyüme döneminde yeterince canlı ağırlık artışı sağlayamazlar, (b) yumurta döneminde verimleri azalır, (c) Ölüm oranı artar, (d) Yumurtalar küçük olur, (e) Yumurta kalitesi düşer. Buna karşılık, birim alana ne kadar fazla hayvan konursa, hayvan başına düşen yatırım harcamaları ve bakım masrafları da o kadar az olur. Bu nedenle, yetiştiriciler çoğu kez, verim azalmasına biraz göz yumarak, kafeslere mümkün olduğu kadar fazla hayvan koymayı yeğlerler, ekonomik olarak birim alana konabilecek maksimum hayvan koymayı yeğlerler. Ekonomik olarak birim alana konabilecek maksimum hayvan sayısı veya başka bir deyişle, her hayvana ayrılması gerekli minimum alan kafes büyüklüğü, hayvan başına, düşen taban alanı yerine, hayvan başına düşen yemlik alanını kullanmanın daha gerçekçi olduğunu savunanlar da vardır.
Her hayvana ayrılacak alandan başka kafes büyüklüğü de önemlidir. Çünkü her kafese ne kadar hayvan konacağı doğrudan doğruya buna bağlıdır. Yapılan çalışmalar, hayvan başına düşen alan değişmeksizin hayvan sayısı arttıkça, yani başka bir ifadeyle, kafesler büyüdükçe yumurta verimi, yumurta ağırlığı ve yemden yararlanmada önemli bir değişiklik olmamakla beraber, tavukların yumurtlama dönemindeki canlı ağırlık kazançları daha fazla olmakta, yumuşak kabuklu yumurta sayısı azaldığı halde, kırık yumurta oranı artmaktadır. Yine yapılan araştırmalar kafeslerin, her birine 4 tavuk konacak büyüklükte yapılmalarının en ekonomik sonuçları verdiğini ortaya koymuştur. Kafes büyüklüklerini her ne kadar standardize etme olanağı yok ise de, Leghorn tipi yumurta tavuklarında çeşitli büyüklükteki kafeslere konabilecek hayvan sayısı ile buna göre her hayvana düşen alan, yemlik ve suluk yüzeyleri hakkında faydalı bir kaynak olabilir.
KAFES TAVUKÇULUĞUNUN ÜSTÜNLÜK VE EKSİKLİKLERİ
Kafes tavukçuluğu son zamanlarda tüm Dünyada hızla yaygınlaşmakla beraber, tavukçulukta karşılaşılan sorunların hepsine çözüm getirebilmiş değildir. Yani, bir çok üstünlükleri yanında, bazı zayıf tarafları da vardır.
Üstünlükleri:
Birim kümes alanına konan tavuk sayısı diğer kümeslerden 4 – 5 misli
daha fazladır.
Altlık sorunu yoktur.
Yumurtalar daha temizdir.
Genellikle yemden yararlanma biraz daha yüksektir (fazla dolaşıp enerji
kaybetmedikleri için);
Yere yumurtlama sorunu yoktur.
Gurk durumu söz konusu değildir.
Tavuklar ayak altında dolaşmadıkları için bakımları daha kolaydır.
Yumurtalar biraz daha ağırdır.
Ölüm oranı genellikle daha düşüktür.
İş gücü gereksinmesi, otomasyona bağlı olarak, % 50 – 80 daha azdır.
Tavukların tek tek kontrol edilmeleri ve dolayısıyla, kötü ve düşük
verimlilerin ayıklanması daha kolaydır.
Gübrenin alta geçmesi ve hayvanların birbirleri ile temasının az olması
nedeniyle hastalık kontrolü daha kolaydır.
Kannibalizm daha düşük düzeydedir.
Tavukların kendi yumurtalarını yemelerine sık rastlanmaz; ayrıca bu
alışkanlığı olan hayvanlar kolayca saptanıp ayıklanabilirler.
Eksiklikleri:
Hayvan başına düşen ilk kuruluş masrafları, kafes maliyeti nedeniyle % 50 – 100 daha fazladır.
Yumurta verimi biraz düşük olup, kafes içerisinde sıkışıklık arttıkça verim daha da azalır.
Yumurta kabuk kalitesi ve iç kalitesi daha çabuk düşer.
4. Her ne kadar yumurtlama döneminde hayvanlar daha fazla ağırlık artışı sağlansa da, kemiklerinin son derece zayıf olması nedeniyle, dönem sonundaki piyasa fiyatları düşüktür.
5. Kafes altlarında ve gübre raflarında biriken gübreyi sık sık temizlemek gerektiğinden, bu bir sorun halini alabilir.
Özellikle yazın, gübre içinde fazla miktarda sinek ürer ve sorun yaratır.
Kan lekeli yumurtaların oranı biraz daha yüksektir.
Bazı özel kafes hastalıkları nedeniyle özel yemleme gerekebilir (Kafes felci ve yağlı karaciğer gibi)
Hareketsizlikten dolayı karaciğer yağlanması ve buna bağlı ölümlere daha sık rastlanır.
10. Kümes içerisinde fazla sayıda hayvan barındırıldığı için daha güçlü bir havalandırmaya gereksinme vardır.
11. Yumurtlamayanlar düzenli bir şekilde ayıklandığından kafeslerin bir kısmının boş kalmaması için bir miktar yedek tavuk beslemek gerekir.
12. Tavukların kafeslere uyum kabiliyetleri aynı olmayıp, bazı hatlar zor uyum sağlamaktadır.
YUMURTA ÜRETİM MALİYETİ
Yumurta üretim harcamaları içerisinde en büyük pay toplam maliyetin % 57‘sini oluşturan yem masraflarına ait olup, onu % 26 ile piliç büyütme harcamaları izlemektedir. Yumurta üretim maliyetini en aza indirmek için, şu hususları yerine getirmek gerekir. Bunların çoğunluğu yem masraflarını azaltmaya ilişkin konulardır.
Piliçlerin cinsi olgunluğa eriştiklerinde ağırlıklarının fazla olmaması sağlanmalıdır. Zira, bu yaşta fazla ağır olmayan hayvanlar yumurtlama döneminde de fazla ağırlaşmaz ve böylece daha az yem yer.
Yumurta üretim düzeyinin arttırılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Çünkü yumurta verimi arttıkça, yemden yararlanma da artmaktadır.
Büyütme döneminde sınırlı yemleme uygulayarak hayvanların fazla ağırlaşmaları önlenmelidir.
Safha veya dönem yemlemesi uygulayarak yem maliyeti düşürülmeye çalışılmalıdır.
Kötülerin ayıklanması sıkı bir şekilde sürdürülerek yumurtlamayanların boşuna beslenmelerinden kaçınılmalıdır.
Yem saçımı ve zaiyatının önüne geçilmelidir.

Verimli Süt Üretimi

0 yorum | Devamını Oku...

GİRİŞ
Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikaları da yine tarım alanında geliştirilmiştir.
Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her dönemde stratejik önemini de korumuştur.
Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir.
Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün desteklenmesini zorunlu kılmıştır.Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.
Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa Birliği’nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.
Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline dayanmamaktadır.Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları ortak bir çerçevede yönetilmektedir.
Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir.
Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün günümüzde de %50’yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği’nde (AB) Ortak Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.
Çalışmamızın amacı AB’ne üyeliği hedeflenen Türkiye’nin tarım sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir.Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, işleyişi ve son durumu incelenmiştir.
İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB’de tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar irdelenmiş ve Türk tarımının OTP’ye uyumunun olası etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Mevzuat değerlendirmesi ve açıklamasına fazlaca yer verdiğimiz için sayfalarda aynı kaynakça mükerreren gösterilmemiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU,GELİŞİMİ VE SON DURUM
1.ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU
Üye ülkeler, AB’nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.
Bu tercihte:
- İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanan kıtlık dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,
-Savaş sonrasında AB’nin nüfusunun önemli bir bölümünü (aktif nüfusun %20’si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,
-Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,
-Üye ülkeler arsında diğer sektörlerde olduğu gibi bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların giderilmesinde yeterli olamayacağı,
yönünde bazı görüşler etkili olmuştur.Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar ayrılıkları da bu oluşumda önemli rol oynamıştır.
AB kurulmadan önce yapılan görüşmelerde Almanya, bir gümrük birliği oluşturulması ve sanayi mallarının serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin sanayi sektörü oldukça gelişmiş durumdaydı.
Buna karşılık toplam nüfusunun % 25’i tarım sektöründe çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin yaratacağı rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa’nın bu konudaki ısrarının da ortak bir tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir.
Ortak Tarım Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ürünlerinin de (gıda sanayi gibi) AB içinde serbest dolaşımının tam olarak sağlanamayacağı ve rekabetin bozulacağı endişesidir.
Saydığımız bütün nedenlerle AB içinde bir ortak tarım politikası uygulanmasına karar verilmiş ve Roma Antlaşmasıyla da bu politikanın yasal temelleri atılmıştır.
OTP ilk kez Roma Antlaşmasının 3/d bendinde öngörülmüştür. Bu konuda ilk ciddi adımlar 1960-1964 yılları arasında atılmış ve 1962’de de ilk Ortak piyasa Düzeni oluşturulmuştur.
OTP gereği üye ülkeler milli yasama ve yürütme yetkilerinin bir kısmını Birliğin Organlarına devrettiklerinden tarım konusunda bağımsız politikalar uygulayamamakta ve birliğin aldığı kararlara uymak zorunda kalmaktadırlar.
2.ORTAK TARIM POLİTİKASININ AMAÇLARI
Roma Antlaşmasının 39. maddesinde Avrupa Birliği’nin OTP’ sinin amaçları:
Teknik gelişmelerin desteklenmesi, tarımsal üretimin rasyonel hale getirilmesi, üretim faktörlerinin özellikle de işgücünün optimal kullanımını sağlayarak tarımda verimliliğin yükseltilmesi,
Özellikle tarımda çalışanların kişi başına gelirlerinin arttırılarak yaşam standartlarının yükseltilmesi,
Pazarlarda istikrarın sağlanması,
Ürün arzında sürekliliğin temini diğer bir ifadeyle ürün arzının güvenliğinin sağlanması,
Uygun fiyatlarla tarımsal ürünlerin tüketiminin mümkün kılınması
olarak belirlenmiştir.
Roma Antlaşması ile OTP’nin genel çerçevesi çizilmiş, daha somut önlemler,ilkeler ve mekanizmalar ise uzun yıllar süren görüşmeler sonucunda şekillendirilmiştir.
Yaklaşık üç yıl süren görüşmelerin sonucunda 1962 yılında tahıllara ilişkin bir Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuş ve OTP resmen uygulamaya konulmuştur.
3. ORTAK TARIM POLİTİKASININ İLKELERİ
Avrupa Birliği’nde Ortak Tarım Politikası’nın yürütülmesinde bazı prensipler esas alınmıştır. Roma anlaşmasında yer almayan ancak 1960’lı yılların başından bu yana uygulanan bu prensipler; tek pazar ,Birlik tercihi ve ortak mali sorumluluktur.
3.1 Tek Pazar
Bu ülke ,ticarette gümrük vergilerinin, diğer engellerin ve rekabeti bozabilecek sübvansiyonların kaldırılarak üye ülkeler arasında tarım ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanmasını hedeflemektedir.
Belirlenen bu hedefe ulaşmak için fiyat, döviz kuru, rekabet kuralları, üçüncü ülkelere karşı koruma mekanizmaları, kamu sağlığı ve veterinerlik gibi tarımı doğrudan etkileyen alanlarda ortak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Üye ülkelerde iç pazarlarına yönelik korumaya son verilmesi ve kuralların uyumlu hale getirilmesi, ayrıca diş rekabete karşı ortak kotuma mekanizmaları kullanılması sonucunda Birlik içinde tarım ürünlerinde tek fiyatın oluşacağı düşünülmüşse de bu gerçekleşmemiştir. Birlik içinde tarımsal ürünlerde tek fiyatın oluşmamasında; idari kararlarla fiyat oluşumuna müdahale edilmesi ve döviz kurlarında yaşanan istikrarsızlık etkili olmuştur.
Ürünlerin üye ülkeler arasında serbest dolaşımı sağlanmış ancak bu Tek Pazarın oluşturulması yeterli olmamıştır. Ancak 1999 yılından itibaren EURO’nun kaydi anlamda da olsa tek para birimi olarak kullanılması, üye ülkelerde döviz kuru istikrarsızlıklarını ortadan kaldırmış ve bu gelişme de tarım ürünlerini Tek Pazar’a göz ardı edilemeyecek katkılarda bulunmuştur.
3.2 Birlik Tercihi
Tek Pazar oluşturma çabalarının bir sonucu olarak görülebilecek bu tercih;ürün alımında Avrupa Birliği üyesi devletlerin tercih edilmesini ifade etmektedir. Böylece doğal olarak tarım sektörünün üçüncü ülkelere karşı korunması da sağlanmış olmaktadır.
Avrupa Birliği tarım ürünlerinin fiyatları dünya fiyatlarının üzerindedir. Bu nedenle fiyatların düşmemesi dolayısıyla üreticilerin bu düşüşten zarar görmemesi ayrıca üçüncü ülkeler ile rekabet edebilme imkanına sahip olunması için Avrupa Birliği üreticilerini korumak zorunda kalmakta ve bunu yaparken de iki temel mekanizmadan yararlanmaktadır.
Bunlardan birincisi gümrük vergileridir. Bilindiği gibi daha önce ithal edilen ürünlerin fiyatının AB seviyesine yükseltilmesi amacıyla “prelevman” adlı değişken bir vergi uygulanmaktaydı.Prelevman, Birlik tarafından belirlenecek olan eşik fiyat ile dünya CIF fiyatı arasındaki farka eşit olmakta ve AB’ye üye ülkenin giriş gümrüğünde ithalatçıdan tahsil edilmekteydi. Sabit ve değişken olmak üzere iki şekilde alınmakta olan prelevmanda, sabit unsur, işletme sanayi sektörünün korunması amacıyla işlenmiş tarım ürünlerinde işleme sanayiinin katkı oranına göre hesaplanmaktaydı.Değişken unsur ise işlenmiş tarım ürünlerinde kullanılan temel gıda maddelerinde Birlik fiyatı ile dünya fiyatı arasındaki farka eşittir.Ancak günümüzde prelevman yerini, GATT’ın Uruguay Raund Müzakerelerinde kabul edilen DTÖ Tarım Anlaşmasıyla alınan karar gereği gümrük vergilerine bırakmıştır.
Diğeri ise AB ürünlerinin, AB dışındaki ülkelere ihraç edebilmesi imkanını sağlayan “ihracat iadesi”dir. Bu uygulama ile AB tarım ürünlerinin diğer ülkelerin tarım ürünleri ile rekabet edebilmesi sağlanmış olmaktadır. Bu yöntem üretim fazlası olan ürünler için kullanılmaktadır.
Ancak AB, bütün üçüncü ülkelere karşı her alanda aynı koruma politikasını izlememektedir. Topluluğun başta üye devletlerin eski sömürgeleri olmak üzere birçok ülke ile tercihli ticaret ilişkileri bulunmaktadır.
3.3 Ortak Mali Sorumluluk
OTP’nin ortak bir politika olması nedeniyle finansmanının da üye ülkeler tarafından ortaklaşa karşılanması gerektiği düşüncesinden hareketle ortak mali sorumluluk ilkesi benimsenmiştir.
Bu ilke gereği tüm harcamalar AB üyeleri tarafından ortaklaşa üstlenilirken, OTP’ ye bağlı olarak toplanan vergi gelirleri de Topluluğun ortak geliri olarak kabul edilmektedir.
4. FİNANSMAN MEKANİZMASI
Topluluğun Ortak Tarım Politikası, Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) ve diğer kaynaklardan finanse edilmektedir.
4.1 tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA)
Birliğe üye ülkelerde tarım için ortak bir politika uygulanmasının benimsenmesi, finansmanın diğer bir ifadeyle mali sorumluluğun da ortak olması gerektiği fikrini gündeme getirmiştir.
Bu fikrin hayata geçirilebilmesi için ise üye ülkeler tarafından. AB bütçesinde özel bir fon oluşturulmasına karar verilmiş, sadece OTP uygulamalarını finanse etmek için 1962 yılında Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) kurulmuştur.
FEOGA, mali anlamda özerk bir fon değildir. AB genel bütçesinin bir parçası olan bu fon genel bütçe gelirleriyle finanse edilmektedir.
OTP’nin AB bütçesine sağladığı gelir, tarım için ayrılan payın oldukça altında kalmaktadır. Örneğin 1999 yılı bütçesinin tahmini gelirleri içinde tarımın payı %2,2 iken, harcamalardan FEOGA’nın aldığı pay yaklaşık %50’dir.
Kurulduğu ilk yıllarda AB bütçesinden %90 olan FEOGA’nın AB bütçesindeki payı zaman içinde yaklaşık %50’ye kadar gerilemiştir. Bu düşüşte, AB bütçesinden finanse edilen harcama kalemlerinin büyüklüğünün ve sayısının artması ile OTP’de yapılan reformlar etkili olmuştur.
FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” olmak üzere iki ayrı bölümü bulunmaktadır. Aşağıda verilen tabloda 1995/99 döneminde FEOGA’nın iki bölümüne ayrılan pay ve bu değerlerin toplam bütçe içindeki oranları görülmektedir.
Tablo:1 FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” Bölümlerinin Harcamaları (EURO) ve Toplam Bütçe İçindeki Oranları(%)
1995 1996 1997 1998 1999
EURO % EURO % EURO % EURO % EURO %
Garanti 34490 50.5 39324 50.0 40423 49.6 39133 47.3 40940 46.9
Yönlendirme 2531 3.7 3360 4.3 3580 4.4 3521 4.3 3774 4.3
Toplam 37021 54.2 42684 54.3 44003 54.0 42654 51.6 44714 51.2
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Yukarıda yer alan çizelgede de görüldüğü gibi toplam bütçe içinde FEOGA’nın Garanti Bölümünün payı yaklaşık %47, Yönlendirme Bölümünün payı da %4 tür.
Fonun yaklaşık %90’ını oluşturan Garanti Bölümü, fiyat ve Pazar politikasının işleyişi için gerekli AB harcamalarını finanse etmektedir. Bu bölüme ait giderler;AB dışı ülkelere ihracatta ödenen iadeler,iç piyasa müdahaleleri ve telafi edici meblağlardan oluşmaktadır.
Topluluğun 1999 yılı bütçesinden Ortak Piyasa Düzenleri için “Garanti”bölümünden ayrılan payın sektörel dağılımı tablo 2 de görülmektedir.
Tablo:2 Ortak Piyasa Düzenleri İçin “Garanti” Bölümünden Ayrılan Payın Sektörel Dağılımı(Euro)
Ortak Piyasa Düzenleri Değer Pay %
Tarım Ürünleri 27022 66,8
Ekilebilir Ürünler 17,831 44,1
Şeker 1937 4,8
Zeytinyağı 2251 5,6
Kurutulmuş Yem 388 1
Lifli Bitkiler Ve İpek Kozası 968 2,4
Meyve-Sebze 1701 4,2
Şarap Ve Bağcılık Ürünleri 661 1,6
Tütün 980 2,4
Diğer Tarım Ürünleri 305 0,8
Hayvancılık Ürünleri 9706 24
Süt Ve Süt Ürünleri 2621 6,5
Dana Ve Sığır Eti 4916 12,2
Koyun Ve Keçi eti 1755 4,3
Domuz Eti Kümes Hayvanları Yumurta 365 0,9
Diğer Hayvancılım Ürünleri 49 0,1
Diğer Harcamalar 1095 2,7
Ek Tedbirler 2617 6,5
Toplam 40440 100
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Tablo 3’te de görüldüğü gibi topluluğun Ortak Piyasa Düzenleri içim garanti bölümü harcamaları içinde yaklaşık %44 ile ekilebilir ürünler, birinci sıradadır. Tahıllar proteinli bitkiler ve yağlı tohumlardan oluşan ekilebilir ürünler sırasıyla sığır ve dana eti, süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker takip etmektedir.
Bu bölümün ödemelerinden en fazla yararlanan ülke Fransa’dır.
Yönlendirme bölümü ise Ortak Tarım Politikası’nın hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik yapısal uyum tedbirlerinin finansmanını üstlenmiştir.
Bu bölüm FEOGA’nın yaklaşık %10’unu AB bütçesinin ise %4’ünü oluşturmaktadır.
Dolaylı eylemler çerçevesindeki ödemeler (üye ülke harcamalarının geri ödemeleri) ve doğrudan eylemler çerçevesindeki ödemeler (yatırım projeleri için yapılan doğrudan ödemeler) bu bölümün gider kalemindedir.
Yönlendirme bölümü harcamaları içinde proje bazında yapılan ödemelerden en fazla yararlanan ülke Almanya’dır.
4.2 Diğer Finansman Kaynakları
Temel finansman kaynağı FEOGA olmakla birlikte Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER), Avrupa Sosyal Fonu(FSE), ve LEADER AB OTP’sinin diğer finansman kaynaklarını oluşturmaktadır.
Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER):hedefi Topluluğu bölgeler arası kalkınmışlık farklarının giderilmesidir. 1999 yılı bütçesinde FEDER için ayrılan miktar 15,6 milyar EUROdur.
Avrupa Sosyal Fonu(FSE): mesleki eğitim, istihdam ve insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak kullanılmaktadır. Bu fon için AB bütçesinden ayrılan miktar 1999 yılı itibariyle 9,6 milyar Eurodur.
LEADER: hedefi kırsal kalkınmayı destekleyen faaliyetleri bütünleştirmektedir. Bu kapsamda, kırsal alanda çalışan işgücünün desteklenmesi, yenilikçi faaliyetlerin geliştirilmesi gibi alanlarda yerel düzeyde oluşturulan projelere mali destek sağlanmaktadır.halen yürürlükte bulunan LEADER II için 1994-99 döneminde bütçeden ayrılan pay 1,7 milyar ECU’dür.2000-2006 döneminde yürürlüğe konulan ve uygulanan LEADER III için ise ayrılan pay 2,02 milyar Euro’dur.
5. ORTAK PİYASA DÜZENLERİ
Roma Antlaşmasında belirlenen amaçlara ulaşılabilmesi için yine aynı antlaşmada öngörüldüğü biçimde 1962 yılından itibaren AB içinde “ORTAK PİYASA DÜZENLERİ” oluşturulmaya başlanmıştır. Bu düzenler, politik sorunlar nedeniyle 11 Mayıs 1966 tarihine kadar tam olarak uygulamaya konulamamıştır. Çok sayıda ORTAK PİYASA DÜZENİ oluşturulması, tarım ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
Ortak Piyasa Düzenlerinin Amaçları:
Üye ülkelerde farklı şekillerde piyasa düzenlemeleri yerine birlikte ortak tarım politikası oluşturmak.
Üye ülkeler arasında ticari ilişkileri geliştirmeye yönelik koşulları oluşturmak ve bu şekilde ticaretin serbestçe yapılmasını sağlamak,
Birlik içinde tarımsal ortak Pazar oluşturmak ve iç Pazar ile birlik üretimini üçüncü ülkelere karşı korumak,
Şeklinde belirlenmiştir.
Topluluğun kurulduğu yıllarda tarım ürünlerinin sadece %50’si ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alırken 1980’li yıllardan itibaren bu oran %91’e ulaşmıştır. Günümüzde, patates (nişastalık patates hariç) dışında tüm tarım ürünleri ortak piyasa düzenleri kapsamındadır.
Ortak piyasa düzeni uygulanan ürün gruplar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo:3 Ortak Piyasa Düzeni Uygulanan Ürün Grupları
Tarım Ürünleri
Tahıllar
Pirinç
Nişastalık Patates
Zeytinyağı
Şeker
Süt ve süt ürünleri
Proteinli bitkiler
Yağlı tohumlar
Keten-kenevir
İpekböceği
Şerbetçi otu
Kurutulmuş yem
Yaş sebze ve meyve
İşlenmiş sebze ve meyve
Tekstil ürünleri (pamuk)
Şarap
Tütün
Et ürünleri
Sığır-dana eti
Koyun-keçi eti
Domuz eti
Kümes hayvanları ve yumurta
Tahıllar, proteinli bitikler ve pirinç ortak düzenlerinin 1999 yıl bütçesinden aldığı pay %47, sığı-dana eti ortak düzeninin aldığı pay ise %17 seviyesindedir. Diğer bir ifadeyle bütçenin %64 gibi önemli bir payı adı geçen ortak düzenlere ayrılmış durumdadır.
Süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker ortak düzenlerinin payı ise sırasıyla %7,%6,%5’tir.
6. PAZAR VE FİYAT MEKANİZMALARI
1962 yılında “Tahıllar Ortak Piyasa Düzeni”nin oluşturulması ile birlikte ilk kez uygulamaya konulan bu mekanizmaların amacı; tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşmesi dolayısıyla üreticilerin gelirlerinin azalmasını önlemektir. Bu amaca yönelik olarak ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alan ürünlerin ortak fiyatları her yıl Konsey tarafından tespit edilmektedir. Fiyatların belli bir seviyenin altına düşmesi halinde pazara müdahale edilmekte ve aradaki fark AB bütçesinden destekleme yoluyla karşılanmaktadır.
Ortak fiyatlar, uygulandıkları ürün gruplarına göre farklı isimler almakla birlikte iki işlev üstlenmiştir. Bunlardan birincisi, AB üyeleri arasında tarımsal ürün fiyat farklılıklarının, ortak Pazar düzenini olumsuz yönde etkilemesini engellemek için oluşturulan AB içi ortak fiyat politikası ikincisi ise topluluğa ithal edilen düşük fiyatlı ürünlerden kaynaklanan rekabeti önlemek amacıyla üçüncü ülkelere uygulanan fiyat politikasıdır.
Ortak piyasa düzenleri kapsamında bulunan ürünlerin %70’i bu fiyat politikalarının her ikisi, %25’i sadece ikincisi geriye kalan %5İ de OTP’nin başlangıcından günümüze kadar sadece doğrudan ödemeler aracılığıyla desteklenmektedir.
Ancak 1990’lı yıllardan itibaren yapılan reformlar sonucu doğrudan ödemeler yoluyla desteklenen ürünlerin kapsamı genişletilmiştir. Bu uygulama reformlar nedeniyle destek fiyatlarında yapılan indirimlerden ve müdahale sisteminin esnekleşen yapısından çiftçilerin zarar görmesini engellenmesi amacıyla başlatılmış olsa da, OTP içinde ağırlığı giderek artmaktadır.
6.1 Birlik İçi Ortak Fiyat Politikası
Birlik içi ortak fiyat politikası; hedef fiyat ve müdahale fiyatı olmak üzere iki ayrı fiyat sistemini esas almaktadır.
Hedef fiyat, üretici için arzu edilen gelir seviyesini göstermektedir. AB’de tüm piyasa destekleme mekanizmaları hedef fiyat (ürünlere ve sektörlere göre farklı isimler verilmiştir)prensibine dayanmaktadır.
AB’de piyasa fiyatlarının hedef fiyat seviyesinde tutulabilmesi için müdahale fiyatı belirlenmekte ve fiyatlar bu seviyenin altına düştüğünde, müdahale mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Temel fiyat ya da referans fiyat da denilen müdahale fiyatı bir anlamda üreticilere sağlanan en düşük garanti seviyesini belirten taban fiyattır.
Tahıllar,şeker, zeytinyağı, pirinç, tereyağı ve süttozu,sığır ve dana eti ile domuz eti, müdahale fiyatı belirlenen ürünlerdir. Ürünün arz ve talebinden ziyade üreticilerin gelir düzeyleri dikkate alınarak belirlenen müdahale fiyatları OTP’nin uygulamaya konulduğu ilk yıllarda sınırsız miktarda ürün alımında kullanılırken günümüzde sistem daha esnek hale getirilmiştir.
Sayılan bu fiyat şekilleri dışında sınırlı sayıda ürün için kullanılan geri çekme ve satın alma olmak üzere iki değişik fiyat şekli daha bulunmaktadır. Geri çekme fiyatı bazı sebze ve meyveler için uygulanmaktadır. Bu ürünlerde arz fazlasının bulunduğu dönemlerde üretici kuruluşlar bu fiyat üzerinden ürün fazlasını piyasadan çekerler.
Satın alma fiyatı da sebze ve meyvelerde uygulanmakla birlikte, geri çekme fiyatından farkı;devlet kurumları tarafından veriliyor olmasıdır.
6.2 Üçüncü Ülkelere Karşı Uygulanan Fiyat Politikaları
OTP kapsamında dış ticarette iki çeşit fiyat politikası uygulanmaktadır.Üçüncü ülkelerden topluluğa ithal edilen mallara karşı koruma uygulanırken, ihracatı teşvik etmek amacıyla ihracat desteklemesi yapılmaktadır.
OTP’nin üçüncü ülkelere karşı uygulanan fiyat politikası GATT Uruguay Raund müzakereleri sonucunda hazırlanarak Temmuz 1995 tarihinde yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü’nün Tarım Anlaşmasıyla önemli ölçüde değişime uğramıştır.
Söz konusu anlaşma sonucunda tarım ürünleri ithalatında değişen vergilerin yerini gümrük tarifeleri almış ve DTÖ’ne üye ülkelerin değişken vergi uyguladıkları tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmesi ve belirlenen bu tarife tavırlarının bir takvim uyarınca aşamalı olarak düşürülmesi kararı alınmıştır. Varılan bu anlaşma çerçevesinde bir ürünün ithalatında söz konusu tarife üst sınırından daha fazla vergi alınamamaktadır. Alınan karar sonucunda diğer ülkeler gibi AB’de prelevman ve değişken vergi uyguladığı tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmiştir.
Belirlenen bu tarife üst sınırlarının 6 yılda %36 oranında azaltılması öngörülmüştür. Sadece tahıllar için farklı bir uygulama benimsenmiştir. Tahıllarda iyi, orta ve düşük kalite buğday; durum buğdayı, yulaf, arpa ve çavdar olmak üzere altı ayrı kategoride, 15 günde bir belirlenen bir tür vergi uygulanmaktadır.
Yapılan bu değişiklik, AB’nin tarım sektörünü dış rekabete karşı korunma düzeyinde bir azalmaya yol açmamıştır.
Yine tarım anlaşması ile tarife sınırlarını aşmamak koşuluyla ülkelere gümrük vergilerini değiştirme olanağı da tanınmıştır. Bu tolerans değişken vergilerin yasaklanmış olmasına rağmen fiilen uygulandığı yönünde eleştirileri de gündeme getirmesine karşın tarife sınırlarının belirlenen takvim uyarınca düşürülmesi ile birlikte gelecek yıllarda bu sorunun önemli ölçüde çözümleneceği öngörülmüştür.
Birlik ihracata da ihracat iadeleri ve ihracat vergileri olmak üzere iki farklı araç kullanmaktadır.
Normal şartlar altında Birlik’te tarımsal ürün fiyatları dünya ülkelerine göre daha yüksek ve doğal olarak rekabet şansı bulunmamaktadır. Bu nedenle AB ihracatını arttırmak amacıyla ihracatçılarına dünya fiyatları ile müdahale fiyatları arasındaki fark oranında prim ödememektedir.
İhracat iadesi (restitution) olarak adlandırılan bu prim dünya fiyatlarına bağlı olduğundan değişken bir yapıya sahiptir. İhracat iadesi kapsamında olan ürünler; tahıllar, pirinç, süt ve süt ürünleri, şeker, sığır eti, kümes hayvanları eti, domuz eti, yumurta, şarap, yaş ve işlenmiş meyve sebze ve bazı sıvı yağlardır.
Fiyatlarının dünya fiyatlarından düşük olması halinde ise AB, ihracatçılarından fiyatlar arasındaki fark kadar ihracat vergisi alınmaktadır. Ancak genellikle AB tarım ürünlerinin fiyatları üçüncü ülke fiyatlarından yüksek olduğundan ihracat vergisi uygulaması nadiren görülmektedir.
6.3 Doğrudan Ödemeler
OTP’nin ilk yıllarında müdahelede3 sistemi kapsama alınmayan ürünler doğrudan ödemeler yoluyla desteklenmekteydi. Zaman içerisinde müdahale kapsamında yer alan ürünlerde de fiyat indirimleri ve getirilen çeşitli kısıtlamalara paralel olarak doğrudan ödemelerle gelir desteği sağlanmaya başlanmıştır.
1-Üretim desteği; OTP’nin başlangıcından günümüze keten, kenevir, şerbetçi otu, ipek kozası, sert buğday, kuru yem ve tohumlar için üretim miktarı yada ekim alanı üzerinden verilen götürü yardım bu kapsamda yer almaktadır.
1992 yılından itibaren tahıl ve sığır eti sektörleri de fiyat desteğinin yanı sıra hektar/hayvan sayısı üzerinden verilen doğrudan ödemeler yoluyla da desteklenmeye başlanmıştır.
Proteinli bitkiler, yağlı tohumlar, koyun ve keçi etlerinde ise fiyat desteğinin yerine hektar/hayvan sayısına göre verilen ödemeleri ile doğrudan destek sağlanmaktadır.
Ayrıca tütünün kalitesine göre üreticilere prim verilmekte, zeytinyağı sektöründe müdahale mekanizmasına ek olarak üretimi arttırmak amacıyla üretim yardımları yapılmaktadır.
2- İşleme desteği; bu destekler bazı ürünlerin işlenme sürecinde verilmekte ve miktarı ve şekli ürününe göre farklılık göstermektedir. İşlenmiş ve sebze üretimi için verilen destek bu kapsamda yer almaktadır.
3- Tüketim desteği; AB tarafından bazı ürünlerin tüketimini attırmaya yönelik destekler verilmektedir ancak bu desteğin kapsamı giderek azalmaktadır.,
4- Depolama desteği; adından da anlaşılacağı gibi üreticilerin ürünlerini piyasaya sürmemeleri ve depolamaları için verilen destektir.
7.PARA MEKANİZMASI
Daha öncede ifade edildiği gibi OTP çerçevesinde oluşturulan ortak piyasa düzenleri, ortak fiyatları temel almaktadır. Üye ülkelerin tümünün farklı ulusal para birimleri kullanması, ortak fiyatların topluluğun kabul ettiği ortak bir para birimi üzeriden belirlenmesini zorunlu hale getirmiş ve bu fiyatların topluluğun ortak para birimi üzerinden belirlenmesi kararı alınmıştır.
İlk yıllarda hesap birimi üzerinden belirlenen ortak fiyatlar 1979-99 döneminde ECU üzerinden tespit edilmiştir. Sözü edilen her iki para biriminin de maddi varlığının bulunmaması ortak fiyatların bu para birimlerinden ülkelerin ulusal para birimlerine çevrilmesine neden olmuştur. Diğer bir ifade ile OTP’nin temel unsurlarından biri olan ortak fiyatlar ülkelerin farklı para birimlerine sahip olmaları nedeni ile reel anlamda uygulamaya konulamamıştır.
OTP’nin kurulduğu yıllardan günümüze dek dünya mali piyasalarında yaşanan istikrarsızlıklar ile buna paralel olarak ortaya çıkan döviz kuru dalgalanmaları ortak fiyat sisteminde erozyona yol açmıştır.
Zaman içerisinde AB tarafından belirlenen ortak fiyatların yerini ülkeden ülkeye farklılık gösteren ulusal fiyatlar almıştır. Bu durum OTP’yi karmaşık bir hale getirmiş aynı zamanda ülkeler arasında sadece döviz kuru dalgalanmalarına bağlı olarak bir spekülatif ticaret oluşmasına ve destek fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır. Bu olumsuzlukların giderilmesi ve ortak fiyat düzeninin tekrar kurulması için AB tarafından tedbirler getirilmiş ve sadece OTP’ye özgü olan “ Yeşil Para” (ya da tarımsal para mekanizması) sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem de dünya mali piyasalarına ve Birlik içi gelişmelere bağlı olarak sürekli değişim geçirmiştir.
1 Ocak 1999 tarihinde Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) son aşamasına geçilmesi ile birlikte Topluluğa üye ülkelerde EURO kaydi anlamda tek para birimi olarak kullanılmaya başlanmış ve “Yeşil Kur” uygulamasına son verilmiştir. Bu tarih itibariyle üye ülkelerin ulusal para birimlerinin pariteleri, EURO karşısında sabit hale getirilmiştir. Uluslar arası piyasalarda sadece EURO’nun döviz kuru değeri değişmekte, AB üyesi ülkelerin para birimleri ise EURO’nun değerindeki değişmelere bağlı olarak sabitleştirilmiş pariteler oranında değişim göstermektedir.
Banknotlar ve madeni paraların basılmasının ardından 1 Ocak- 1 Temmuz 2002 tarihleri arasında 6 aylık dönem geçiş dönemi olacak ve bu döneminde ulusal para birimleri ile birlikte EURO kullanılacaktır. 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra ulusal banknot ve madeni paralar tamamen tedavülden kaldırılacak ve EURO, APB’ye üye ülkelere üye ülkelerin tek para birimi olarak ödemelerde kullanılır hale gelecektir. Ayrıca 1 Ocak 1999 tarihi 1 ECU= 1 EUR olmuştur.
Ortak fiyatların EPB’nin üçüncü aşamasına katılmayan dolayısıyla tek para birimi olarak EURO’yu kullanmayan İngiltere, Danimarka, İsveç, Yunanistan’ın ulusal para birimlerine çevrilmesi için ise bu ülkelerin para birimlerinin EURO karşısında piyasa kurları kullanılmaktadır. İstedikleri takdirde adı geçen ülkelerin EURO üzerinden ödeme yapma hakkı da bulunmaktadır.
Yapılan bu değişiklik ile OTP’nin kurulmasından günümüze dek ilk kez ortak fiyatların büyük ölçüde uygulamaya geçirilmesi sağlanmıştır.
8. ORTAK TARIM POLİTİKASINDA REFORMU GEREKLİ KILAN NEDENLER
Ortak Tarım Politikası işleyiş mekanizması ile ortak piyasa düzeninin kurulmasından günümüze dek sürekli değişim göstermiştir. Bu değişmeleri gerekli kılan bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Bilindiği gibi başlangıçta OTP kapsamında alınan tedbirler, tarımsal üretimin güvenliğinin sağlanması ve gıda açığının kapatılması amacına yöneliktir. OTP’nin oluşturduğu yıllarda tarımsal üretimde kendine yeterli olmayan AB kısa sürede tarımsal ürün ihracatında dünya pazarında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşmiştir.
Kendi kendine yeterliliğin sağlanmasından sonra da üretim artışının devam etmesi ve iç ve dış pazarlarda pazarlanmasında sorunlar yaşanması bazı ürünlerde stokları da beraberinde getirmiştir.
1973-88 döneminde iç tüketim %0.5 oranında artarken tarımsal üretimde kaydedilen artış %2 oranında gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimden daha fazla oranda artması stokları kaçınılmaz kılmıştır. 1991 yılı bütçesinde stoklama harcamaları için ayrılan miktar 6,4 milyar ECU’ye ulaşmıştır.
Tablo 4’te AB tarım ürünleri stok durumu yıllar itibari ile verilmiştir.
Tablo 4: Topluluğun Tarımsal Ürün Stokları (Milyon Ton)
Ürünler 1976 1981 1983 1984 1985 1987 1989 1991 1994 1995 1996
Tahıllar 1313 4194 9541 9393 18647 10506 8608 17237 12409 5524 1209
Zeytinyağı 43 140 121 167 75 311 131 18 88 32 12
Tütün 19 30 30 14 15 42 78 107 13 - 0,1
Alkol - - - - 501 1688 3568 2400 3127 1018 873
Süt Tozu 895 298 957 773 514 594 22 416 73 14 125
Tereyağı 148 14 686 973 1018 888 5 266 59 20 39
Sığır Dana Eti 310 210 390 595 803 736 158 1010 162 18 434
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Yukarıda yer alan çizelgeden de görüldüğü gibi bazı ürünlerin stoklarında azalma söz konusudur. Bu azalış, söz konusu ürünlere olan dış talebin artışı ve OTP’de yapılan reformlar ile yakından ilişkilidir.
Tarımsal ürünlerde kontrolsüz üretim artışı nedeniyle müdahale kurullarında oluşan stoklar özellikle 1980 sonrasında OTP’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. AB bütçesinden fiyat destekleri ve stoklama giderleri ile stokları eritebilmek amacıyla ihracatı arttırmak için ihracat iadelerinin artması OTP’nin mali külfetini ağırlaştırmıştır.
1975 yılında 4,5 milyar ECU olan FEOGA garanti bölümü harcamaları 1991 yılında 31,5 milyar ECU’ye yükselmiştir.
Destekleme alımlarının FEOGA giderleri içindeki payı %60-70 oranındadır.
OTP ile oluşturulan Pazar ve fiyat mekanizmaları büyük ve küçük ölçekli tarımsal işletmeler arasındaki gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemiştir.
Fiyat garantisine dayanan gelir desteklemesinin üretim hacmi ile bağlantılı olması bu desteklerin önemli bir bölümünün büyük tarımsal işletmelere yapılmasına neden olmaktadır. Üreticilerin %20’sini oluşturan büyük toprak ve işletme sahibi çiftçiler FEOGA desteğinin %80ini almaktadırlar. Küçük ve orta ölçekli aile çiftliklerinin gelirlerinde ise azalma görülmektedir.
Ayrıca bölgeler arası gelir bozukluğu sorununun derinleşmesine neden olmuştur.
Topluluğun uyguladığı ihracat iadesi ile tarımsal ürün ihracatının artması sonucu, AB dışında diğer ülkeler bu uygulama ile Topluluğun rekabeti bozduğu yönünde eleştirilerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle ABD rekabet gücünü koruyabilmek için uyguladığı sübvansiyon oranları yükseltme yoluna gitmiş ve bunun sonucunda Birlik aralarında sübvansiyonlar savaşı başlamıştır.
Ayrıca gelişmiş ülkelerin bu korumacı politikalarının kalkınmalarını engellediği gerekçesiyle büyük çoğunluğu ihracatta tarım ürünlerine bağımlı olan ülkeler de OTP’ye yönelik eleştirilerini arttırmışlardır.
OTP’nin üretimi teşvik eden yapısı, enstantif tarımı da körüklemiştir. Bunun sonucunda doğal kaynakların rasyonel kullanımına özen gösterilmemiştir. Ayrıca üreticilerin üretimi arttırmak için giderek artan miktarlarda kimyasal madde kullanılması, toprak ve suların kirlenmesine de yol açmıştır.
Saydığımız bu genel nedenler sonucunda OTP reformları gündeme gelmiştir.
9. YAPILAN REFORMLAR
OTP’de ilk reform girişimi, 1968 yılında hazırlanan ve Mansholt Planı olarak bilinen memorandumdur. İlk kez bu plan çerçevesinde üye ülkelerin tarım sektörlerinde uyum sağlamaya yönelik tedbirler içeren politikalar ortaya konmaktadır. 1972 yılında Avrupa Konseyinin 72/159/EEC sayılı kararı, Topluluğun tarımsal yapı politikasına yönelik ilk resmi dokümanıdır. Adı geçen kararda;
İşletmelerin modernizasyonu,
İşletmelerin yeniden yapılanması ve işgücünün gençleştirilmesine yönelik olarak 55 yaşın üzerindeki çiftçilerin bundan sonraki yaşantılarını da garanti altına alarak erken emekli edilmesi,
Tarımda teknik ve ekonomik gelişmeyi sağlamak için çiftçilere, çiftlik yöneticilerine ve eğitici danışmanlarına (sosyoekonomik danışman) eğitim verilmesi.
yer almıştır. Ancak 1973 yılından sonra dünyada ekonomik durgunluk yaşanması, işsizliğin artması tarım sektöründe istihdam azalmasını engellemiştir. Bu dönemde enflasyon ve faiz oranlarındaki artış yatırım maliyetlerini yükselttiğinden işletmelerin modernizasyonuna yönelik yatırımları da askıya alınmak zorunda kalınmıştır. Mevcut ortamda yalnızca büyük, modern ve verimli üretim yapan ve büyük bir çoğunluğu kuzey ülkelerinde yer alan işletmeler yörüngede belirlenen düzenlemelerden yararlanabilmiştir.
Söz konusu olumsuzluklar dikkate alınarak Konsey, yeni düzenlemelere gitmiştir. Konseyin 1975 yılında 75/268/EEC sayılı ikinci kararında AB’de dağlık ve az gelişmiş bölgelerde tarımsal yapının modernizasyonu için ilk kez ek yardım yapılmasına yönelik düzenlemelere gidilmiş ve bu çerçevede çiftçilere doğrudan yardım ve yatırım desteği sağlamaya başlanmıştır.
Ayrıca 1980’li yılların başında, Topluluğun geri kalmış olarak kabul edilen Güney Bölgelerine yönelik olarak tarım sektörünü de içine alan Akdeniz Entegre Programları, uygulamaya konulmuştur. Bu programlar ile yine Topluluğa üye ülkeler arasında tarımsal yapıya ilişkin farklılıklar ortadan kaldırılmaya çalışılıştır.
Yapılan tüm çalışmalar sonucunda tarım sektöründe bazı olumlu gelişmeler sağlanmış, tarımsal sektörde yatırımlar artmış, istihdam azaltılabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler yanında uygulanan OTP üretim fazlalıklarını, bütçe maliyetinin yükselmesi ve üretici gelirlerinde azalma sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
Ayrıca yaşanan bu sorunlar yanında Topluluğa katılan her üye ülke ile birlikte yenileri eklenmiştir.
Sözü edilen sorunlar karşısında Topluluklar Komisyonu, reform yapılması yönündeki niyetini önce 1985 yılı programlarında vurgulanmış, daha sonra bu politikanın perspektiflerini kapsayan ve Yeşil Kitap (Green Paper) diye anılan raporunu Konseye sunmuştur.
Yeşil Kitap temelinde başlatılan tartışmalar Komisyonun 18 Aralık 1985 tarihli memorandumunda ortaya konulan prensiplerle sonuçlanmış ve bu prensipler çerçevesinde piyasa düzenlerinde reform yapılmıştır. Şubat 1988 tarihli Avrupa Konseyinde dengeleyiciler (stabilizerler) kavramı ortaya konmuştur. Bu reformların genel olarak amaçları;üretimin belli bir eşiği aşması halinde destekleme fiyatlarının düşürülmesi, üreticilerin, harcamaların finansmanına katkısının arttırılması, müdahale sisteminin getirdiği garantilerin azaltılmasıdır. Ancak dengeleyiciler politikası da OTP’nin sorunlarının çözümünde etkili olamamıştır.
1980’li yıllarda gündeme getirilen reformlar, daha önce yapılandırılan daha kapsamlı önlemler içermektedir. Bu dönemde üretimi sınırlamaya yönelik önlemler alınmış ve ilk kez bütçeden FEOGA için ayrılan paya disiplin getirilmiştir. Bu dönemde ayrıca tarım sektöründe yapısal politikalar kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu değişiklikte topluluğun, yeni üç üye (İspanya, Portekiz,Yunanistan)ile genişlemesi etkili olmuştur.
1990’lı yıllara doğru, OTP reformuna hız kazandıran iç etkenler yerini dış etkenlere bırakmıştır. OTP ile sağlanan üretim artışı sonucunda topluluğun dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ihracatçısı haline gelmesi OTP’den zarar gören ülkelerin eleştirilerini arttırmaya etkili olmuştur.
ABD, AB’nin rakipleri ve ihracat payını arttırmayı hedefleyen ülkeler arasındaki rekabetten olumsuz etkilenen gelişmekte olan ülkeler,OTP’nin reformunda baskı unsuru olmuşlardır. Bu dönemde GATT çerçevesinde başlatılan Uruguay Raundu görüşmelerinde bu ülkelerin baskıları sonucu AB, 1992 yılında OTP tarihinin en kapsamlı reformunu yapmıştır.
Mac Sharry reformları olarak adlandırılan bu reform tedbirleri ortak piyasa düzenine tabi ürünlerin üretiminin değer olarak yaklaşık %75’ini kapsamaktadır.
Bu tedbirler kapsamında:
Hububat sektöründe üç yıllık bir dönemde iç müdahale fiyatlarının %29 oranında indirilmesi öngörülmüştür. Yapılacak bu indirimden doğan gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla üreticilere hektar başına doğrudan yardım yapılacaktır.
Yağlı tohumlar rejimi tahıllara uygulanan sistemle aynı olmakla birlikte iki sistem arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Yağlı tohumlar fiyat garantilerinden artık yararlanmamakta, sadece AB düzeyinde tespit edilen hektar başına yardıma tabi olmaktadır.
Proteinli bitkilere 1993/94 kampanya döneminden itibaren bölgesel tahıl verimi esas alınarak hektar başına telafi edici ödemeler yapılması öngörülmüştür. Bu tazminatlardan üreticilerin tamamına yakın bir bölümü yararlanabilmektedir. Ortalama üretimleri 92 tonu geçen üreticiler, topraklarının bir kısmını nadasa bırakmak zorundadır. Nadasa bırakılacak toprak yüzdesi konsey tarafından belirlenmektedir(1993/94 yılı için %15).
Tütün ortak piyasa düzeninde 1992/93 kampanya döneminde 370000 ton seviyesinde tespit edilen kota, 1994’te 350000 tona düşürülmüştür.ayrıca müdahale alımları ve ihracat iadeleri kaldırılmış, üreticiye pirim ödenmesi sistemi benimsenmiştir.
Süt ve süt ürünleri ortak piyasa düzeninde üretim kotası rejimine devam edilmektedir. 1993/94 ve 1994/95 dönemlerinde kotalarda %2 oranında indirim yapılması öngörülmüştür. Ayrıca sadece tereyağı ortak fiyatında 1993/94 ve 1994/95 yıllarında %2,5’lik bir indirim yapılmasına karar verilmiştir.
Sığır eti ortak piyasa düzenine getirilen pirim sisteminde meydana gelebilecek istismarları önlemek amacıyla hektar başına azami sığır sayısı tespit edilmiştir. Bu bakımdan üreticiler primden yararlanırken bir gösterge olarak büyükbaş hayvan sayısı üzerinden hesaplama yapılacaktır. Konsey bu sektöre yönelik müdahale rejiminde bazı değişiklikler yapmıştır. Müdahale tavanı 1993 yılı için 750bin tona 1997 yılı içinde 350 bin tona indirilmiştir. Müdahalede kalite unsuru ön plana çıkarılmış, müdahale fiyatının da üç yılda % 15 oranında azaltılması öngörülmüştür.
Koyun eti sektöründe prim sisteminin devamına karar verilmiştir. Üretici başına ödenecek prim geri kalmış bölgelerde 1000 koyun diğer bölgelerde 500 koyun olarak belirlenmiştir. Bu miktar aşıldığında prim %50 oranında düşürülmektedir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, reform uygulanmaları ile fiyat desteklemelerinin giderek üreticilere doğrudan gelir yardımlarına dönüştürüldüğü görülmektedir. Doğrudan gelir yardımları, desteklemeden ziyade, vazgeçilen üretime ve dolayısıyla gelir kaybına karşı telafi edici tazminatlar şeklinde verildiğinden yeni stoklara yol açmayacaktır. Yapılan reform ile piyasaya müdahaleler mümkün olabilen asgari seviyeye çekilmeye çalışılmıştır.
Mac Sharry reformların sonucunda bütçe harcamalarının artması söz konusu reformların temellerinde yapısal dönüşüm hedefinin yer aldığını göstermektedir.
1995 yılında DTÖ tarım anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile birlikte, Mac Sharry reformlarıyla iç piyasa mekanizmaları yenilenen OTP’nin dış rekabete karşı kullanılan temel korunma mekanizmaları olan prelevmanlar kaldırılmıştır.
Ayrıca birlik;
İç desteklemelerde altı yıl içerisinde %20 oranında indirim yapacaktır. Ticaret veya üretim üzerinde bozucu etkileri olmayan yada çok sınırlı olan iç destekler indirim taahhütleri dışındadır.
İhracat sübvansiyonlarında altı yıl içerisinde bütçe harcamalarına %36 sübvansiyon miktarını %21 oranında azaltacaktır.
Pazara giriş açısından ise, 1986-88 dönemi esas alınmak ve tarife dışı engeller tarifeye dönüştürülmek suretiyle, tarife oranlarında altı yıl içerisinde her ürün için en az %15 ve basit ortalama olarak %36 oranında indirime gidilecektir.
Yapılan iki önemli reformun ardından 1990’lı yılların sonlarında OTP reformunun tekrar gündeme gelmesi AB’nin 21. yüzyıl için belirlediği en önemli hedeflerden biri olan genişleme ile bağlantılıdır.
Ancak bu kez OTP reformu yapısal fonlar başta olmak üzere AB’nin mali perspektifini etkileyen diğer alanları da içeren daha kapsamlı bir reform planı çerçevesinde ele alınmıştır. Aday ülkelerin Birlikte yer alan ülkelere göre oldukça fakir olmalarının 21. yüzyılda gerçekleştirilmesi planlanan genişlemenin Topluluğun ortak politikalarının işleyişine zarar verebileceği endişesi yeni reform çalışmalarına hız kazandırmış ve “Gündem 2000” olarak adlandırılan yeni reform paketi ile topluluğun 2006 yılına kadar geçerli olacak genel mali çerçevesi tespit edilmiştir.
Gündem 2000 reformunda öncelikle;
İç ve dış pazarlarda rekabet gücünün arttırılması,
Tüketicilere karşı temel sorumluluk olan ürün güvenliğinin sağlanması ve kalitesinin yükseltilmesi,
Tarım toplumuna iyi bir yaşam seviyesi ve gelirlerinde (üreticilerin) istikrar sağlaması,
Üreticiler ve aileleri için alternatif iş imkanlarının oluşturulması,
Çevrenin korunması hedeflerinin OTP uygulamaları ile bütünleşmesi,
Tarımla ilgili Birlik mevzuatının sadeleştirilmesi,
şeklinde OTP’nin yeni amaçları belirlenmiştir. Bu amaçlar, önümüzdeki yıllarda OTP’nin işleyişine yön verecektir.
Son reform çalışması yapılan çalışmaların en kapsamlısıdır. Bu reform tarımsal üretimden ziyade yaygın bir kırsal ekonomiyi desteklemeyi ve çiftçilerin üretimleri yanında topluma sağladıkları katkıları da ödüllendirilmeyi hedeflemektedir.
Reformun genel olarak unsurları:
Dünya pazarlarında rekabet gücünü arttırmak için tarım ürünlerinin piyasa destek fiyatlarının düşürülmesi,
Çiftçileri yüksek gelir düzeyi sağlamak için fiyat indirimlerini kısmen telafi edecek şekilde doğrudan yardımların yükseltilmesi,
Topluluğun uluslar arası ticaret pozisyonunun güçlendirilmesi,
Gıda güvenliği ve kalitesi, çevrenin korunması ve hayvan sağlığı konularında etkin bir çevre koruma mevzuatının oluşturulması,
Yeni bir kırsal kalkınma politikasının oluşturulması şeklindedir.
AB’nin gelecekteki finansmanını, tarım politikası ve bölgesel yardımlar konusundaki komisyon önerileri ile aday ülkelerin üyeliğine ilişkin dokümanları içeren Gündem 2000 çerçevesinde ortaya konulan reform önerilerinin, yeni görüşme sürecinin başlamasından önce uygulamaya geçirilmesi öngörülmüştür. Bu öneriler 1992 Mac Sharry reform tedbirleri ile aynı mantığa dayanmaktadır. Buna göre, başlıca tarım ürünlerinin Birlik içi fiyatlarının dünya piyasa fiyatlarına yaklaştırılmasına yönelik indirime gidilecektir. Bu indirimler, üreticilerin fiyatların düşmesinden dolayı uğrayacakları zarar seviyesinde doğrudan ödemelerle telafi edilecektir.
Ürün fiyatlarının dünya fiyatları seviyesine düşürülmesi ile birlikte bu ürünler rekabet gücü kazanacağından ihracat artacak ve ihracatın teşvik edilmesine gerek kalmayacaktır.
OTP reform paketinin bütününe dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Buna göre yalnızca et ve hububata yönelik bir mini paket anlayışının yada halihazırda kararlaştırılan fiyat indirimlerinin yeterli olamayacağı ve topluluğun ihracat şansını arttıramayacağı düşünülmektedir. Bu indirimler ihracat için Uruguay raundu taahhütlerinin çiğnenmesi riskini de ortaya çıkaracaktır.
Üye ülkelerin Maliye Bakanlarının (Ecofin Konseyi) vardığı mutabakata göre üreticilere yapılan doğrudan ödemeler, ilk üç yılda OTP harcamalarını arttıracaktır. Ancak bu harcamaların büyüklüğü 2006 yılında, yaklaşık 1999 yılı seviyesine geri çekilebilecektir. Bu hedef gerçekleştirilebildiği ölçüde reform süreci canlı tutulabilecek ve yeni DTÖ görüşmeleri başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilecektir.
Reform tedbirlerinin uygulamaya konulması ile birlikte sığır eti ve hububat sektörlerine yönelik “mavi kutu” ödemelerinde artış yapılması sütlü ürünler sektöründe ise üretimi kısmen teşvik eden doğrudan ödeme sisteminin yürürlüğe girecektir.
Gündem 2000 reformu OTP’de yapılan son reformdur. Ancak DTÖ bünyesinde 1999 yılı sonunda başlayan yeni müzakereler, Gündem 2000 reformu ile hedeflenen mali perspektife uyulmaması vb. nedenlerin OTP’de yeni bir reformu gündeme getirebileceği ihtimali gözardı edilmemelidir.
10.GÜNDEM 2000 VE 25 HAZİRAN TARİHLİ TARIM KONSEYİ KARARLARI ÇERÇEVESİNDE ORTAK PİYASA DÜZENLERİNDE SON DURUM
Ortak piyasa düzenleri kapsamındaki ürünlere yönelik son düzenlemeler 25 haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ve Gündem 2000 ile gerçekleştirilmiştir.
Gündem 2000 çerçevesinde reformu gündeme gelen Ortak Piyasa Düzenleri kapsamındaki ürünler; ekilebilir ürünler, sığır ve dana etleri, süt ve süt ürünleri ile şaraptır. Tütün ve zeytinyağına ilişkin Ortak Piyasa Düzenleri ise son olarak 25 Haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ile düzenlenmiştir.
10.1 Ekilebilir Ürünler
Bilindiği gibi 1992 yılı öncesinde tahıllar, yağlı tohumlar ve proteinli bitkiler oldukça farklı ortak piyasa düzenleri çerçevesinde yönetilmekteydi. Mac Sharry reformlarıyla adı geçen ürün grupları için “ekilebilir ürünler” adı altında bir sistem oluşturulmuş ve bu ürünler için geçerli olan ortak piyasa düzenleri birbirine yaklaştırılmıştır.
Kullanımdaki ekilebilir alanların %42’sinde söz konusu ürünler yetiştirilmekte ve AB’nin toplam tarımsal üretiminin %11’i tarım gelirinin de %21’i bu ürünlerden sağlanmaktadır.
10.1.1 Tahıllar
2000-2002 yılları arasında tahılların müdahale fiyatlarında toplam %15 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada %7.5 oranında gerçekleştirilecek indirim sonucunda tahıllarda müdahale fiyatları 2001-2002 pazarlama dönemi sonunda 101,31EURO/ton’a düşürülecektedir.
2002-2003 pazarlama döneminde ise konsey tarafından yeni bir indirimin gerek olup olmadığı konusunda karar verilecektir.
Yapılan fiyat indirimine karşılık telafi edici ödeme miktarları 63EURO/ton’a yükseltilecektir. Konseyin 2002-2003 pazarlama döneminde müdahale fiyatları konusunda alacağı karar bu ödemelerin miktarlarını da etkileyecektir.
10.1.2 Yağlı Tohumlar
Telafi edici ödemeler üç aşamada indirilerek 2002-2003 yıllarında 63EURO/ton seviyesine çekilecektir. Böylece tahıllar ve yağlı tohumlara sağlanan doğrudan ödemeler eşitlenmiş olacaktır. Ayrıca 2000 yılından itibaren yağlı tohumlar için uygulanan referans fiyat uygulamasına son verilecektir.
Yapılan bu düzenlemeler ile 2002-2003 yıllarından itibaren üretim alanlarına ilişkin kısıtlamalarda kaldırılacaktır.
10.1.3 Proteinli Bitkiler
Proteinli bitkilerin tahıllar karşısında rekabet avantajını devam ettirebilmesi için toplam 72,5 EURO/ton telafi edici ödeme yapılacaktır.
Gündem 2000 reformları ile ekilebilir ürünlerde üretimden vazgeçme uygulaması da ele alınmıştır. Ekilebilir ürünlerde tarım arazilerinin zorunlu olarak üretime kapatılması uygulamasına 2006-2007 dönemine kadar devam edilecektir. Küçük ölçekli üreticilerin bu zorunluluktan muafiyet hakları korunmuştur.
Tarım arazilerinin gönüllü olarak üretime kapatılması da desteklenerek 2001-2002 yılından itibaren bu arazilere de 63EURO/ton (telafi edici ödemelerle aynı miktardır) destek ödenecektir.
Ayrıca patates nişastasının asgari fiyatı 2000-2001’den başlayarak eşit dilimde %15 oranında indirime tabi tutulacaktır. Yapılan doğrudan yardım miktarı ise 110,54EURO/ton’a yükseltilecektir.
10.2 Sığır ve Dana Etleri
Bilindiği gibi AB’nin net üretimi son yıllarda 8 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. En önemli üreticiler Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’dir ve AB üretiminin üçte ikisi bu ülkelere aittir.
Sığır ve dana AB’deki toplam tarım üretiminde değer açısından ikinci büyük bileşkenidir ve %11,9’luk bir paya sahiptir.
1996 yılında İngiltere’de baş gösteren BSE (deli dana hastalığı) krizi sektöre büyük zarar vermiştir. Krizle mücadele etmek amacıyla aynı yıl kısa vadeli önlemler alınmıştır. Danaların kesilerek işlenmesi, mevsimden önce pazara sürülmesini içeren bazı önlemlere ek olarak İngiltere’de 30 aylıktan daha büyük sığırlar imha edilmiştir. Ayrıca bu hayvanların insan gıdası ve hayvan yemi olarak kullanılması yasaklanmıştır.
Yeni düzenleme ile sığır eti müdahale fiyatlarında 2000-2002 yılları arasında toplam %20 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada eşit oranlarda gerçekleştirilecek indirimler sonucu müdahale fiyatları 2224 EURO/ton seviyesi düşürülecektir.
1 Temmuz 2002’de müdahale fiyatı uygulaması yerine 2224 EURO/ton seviyesinde sabitlenen özel depolama yardımı için temel fiyat uygulamaya başlanacaktır. Özel depolama yardımı domuz etinde olduğu gibi ortalama AB piyasa fiyatlarının, temel fiyatların %103’ünden daha az olması halinde verilecektir. Bu tarihten itibaren ortalama piyasa fiyatının 1,560 EURO/ton’un altına düşmesi durumunda komisyon tarafından üye ülkelerde alım için ihaleler düzenlenecektir.
Erkek hayvanlar ve yavrulamış inekler için verilen mevcut prim üç yıllık dönemde arttırılacak ve doğrudan çiftçiye ödenmek şartıyla yeni bir kesim primi ihdas edilecektir. Bu yardım her takvim yılında bölge için öngörülmüş sınırları aşmamak koşuluyla işletme başına verilecektir.
Yavrulamış inekler için verilecek prim 2002 yılında hayvan başına 200 EURO’ya üye ülkelerin insiyatifinde bulunan ulusal ek yardım miktarı da hayvan başına 50 EURO’ya yükseltilecektir.
8 aylıktan büyük bütün büyükbaş hayvanlar için 80 EURO, diğerleri (1-7 aylık) için de 50 EURO kesim primi ödenecektir. Ödeme belirli bir besleme sürecinden sonra doğrudan çiftçilere yapılacaktır.
Üye ülkelere, kendilerine tahsis edilen toplam miktarları aşmamak koşuluyla üreticilerine yıllık ek ödeme yapabilme imkanı verilmiştir.
Gündem 2000 belgesine göre, tüketimdeki azalışa bağlı olarak üretimde de azalma olması, müdahale stoklarının ise 2005 yılında 1,5 milyon tona yükselmesi beklenmektedir.
10.3 Süt ve Süt Ürünleri
Süt üretimi AB ülkelerinde önemli bir tarımsal faaliyettir. İnek sütü üretiminin Birlik tarımsal üretim değeri içindeki payı %18,4’tür.
Gündem 2000’de komisyon ekilebilir ürünler ve sığır eti sektörlerinde uygulaması öngörülen köklü değişikliklerin bu sektör için gerekli olmadığına karar verilmiştir. Bu alanda rereformlar2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiştir.
Tereyağı ve yağsız süt tozu müdahale fiyatları 2005/2006 yılından itibaren üç aşamada %15 düşürülecektir.
Üretim kotası rejiminin uygulama süresi 2007/2008 pazarlama dönemine kadar uzatılmıştır. Tüm kotalar 2005 yılından itibaren %1.5 arttırılacaktır. Artış üç aşamalı ve destekleme fiyatlarındaki düşüşe paralel olacaktır.
Yunanistan, İspanya, İrlanda, İtalya ve Kuzey İrlanda diğer ülkelerden farklı olarak 2000 yılından itibaren iki aşamadan oluşan özel bir artışa sahip olacaklardır. Bu ayarlamalar 2003 yılında tekrar gözden geçirilecektir. Amaç 2006 yılından sonra şimdiki kota sistemine son vermektir.
Üreticilerin gelir seviyesinin korunabilmesi amacıyla fiyat indirimlerine paralel olarak üç yılda artacak bir yardım sistemi düzenlenecektir. Her takvim yılında,işletme başına ve prim ödenebilecek referans miktarlarına göre ton başına üreticilere;2005 yılında 5.75 EURO, 2006’da yılında 11,49 EURO, 2007’de 17,24 EURO süt primi ödenecektir.
10.4_Şarap
AB, dünya şarap piyasasında söz sahibi konumdadır ve dünya üretim ve tüketiminde %60, ihracatında da %70 paya sahiptir.
Bu sektör 1962 yılından günümüze dek ortak piyasa düzeni kapsamında yer almıştır.
Özellikle 1980’li yıllarda ortaya çıkan aşırı üretim, o dönemde stokların artmasına neden olmuştur ve ünlü şarap gölleri nitelemesi bu dönemde ortaya çıkmıştır.Stok artışı ile mücadele etmek için 1987 yılında mevzuat yenilenmiştir.
Gündem 2000 ile;
Sektöre yönelik yürürlükte bulunan 23 ayrı tüzük birleştirilmiş ve böylece yeni bir şarap Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuştur.
Yeni üzüm bağları ekimi konusundaki yasağın devamına karar verilmiş olmakla birlikte yeni üye ülkelere belirli oranlarda yeni ekim hakkı tanınmıştır.
Ev şaraplarının zorunlu distilasyonu (damıtılması) uygulaması kaldırılmıştır.Bunların yerine Pazar koşullarının bozulduğu ve stokların artmaya başladığı dönemlerde hayata geçirilmek üzere arz garantisi sağlamak ve pazara sürülen şarabın belirli bir kalite seviyesinin altına düşmesini engellemek amacıyla “kriz distilasyonu” adı altında yeni bir uygulama başlatma kararı alınmıştır.
10.5_Tütün
Tütün üretimi Topluluğun en az gelişmiş bölgelerinde yoğunlaşmış durumdadır. Tütün işlemesine yönelik fabrikalar da yine bu bölgelerde bulunmaktadır.
Bu bölgeler için tütün önemlidir. Çünkü üretim yapılan topraklar verimsizdir ve alternatif ürün üretim miktarları kısıtlıdır. Bu nedenle az gelişmiş bölgelerde tarım sektöründe faaliyet gösterenlerin gelir düzeyinin korunması için tütün sektörünü destekleme yoluna gitmektedir. Günümüzde bu ürün için sağlanan primler, tütün üreticilerinin gelirlerinin %80’ini oluşturmaktadır.
Tütün işleme ve üretiminde yaklaşık 200 bin kişi istihdam edilmektedir.
25 Haziran 1998 tarihinde Tarım Konsey Toplantısında; üç yıllık geçiş döneminin ardından prim ödemelerinin 2 bölüme (sabit ve değişken) ayrılması kararlaştırılmıştır. Toplam primin %30-45’i değişken bölüme ayrılacak ve bu prim kaliteli ürün üretenlere verilecektir. Böylece kaliteli ürün üretimi teşvik edilmiş olacaktır. Sabit bölüm ise tüm üreticilere verilecektir.
Ayrıca üretim kotalarına ilişkin sistem de esnek hale getirilmiştir. Getirilen bu esneklik ile kotalar tütün çeşitleri arasında transfer edilebilecek ve üreticiler kotalarını devredebileceklerdir. Üretim yapmak istemeyen üreticiler de kotalarını ücret karşılığında geri iade edebileceklerdir.
10.6_Zeytinyağı
Topluluğun zeytin üretiminde, İspanya %50, İtalya da %25 söz sahibi ülkelerdir.
Birliğin zeytinyağı ortak piyasa düzeni 1966 yılında oluşturulmuştur. Son olarak sektörde, arz ve talep dengesini sağlamak ve kaliteli ürün üretimini teşvik etmek amacıyla 25 Haziran 1998 tarihli Tarım Konsey toplantısında reform yapılmıştır.
Yapılan yeni düzenleme uyarınca, geçiş dönemi (1 Kasım 1998- 31 Ekim 2001) uygulamaları başlamıştır. Bu kapsamda, azami garanti edilmiş miktar 1.777.261 tona (%31.6 oranında) çıkarılmıştır. Üreticiye verilecek yardımlar %5 oranında azaltılacak, üretim yardımı 1 Kasım 2001 tarihinden itibaren (bazı istisnalar hariç) sadece 1 Mayıs 1998 tarihinden önce dikilmiş ağaçlardan elde edilen zeytinyağına verilecektir.
Reformlar kapsamında;
Azami garanti edilmiş miktar, üye ülkelere ulusal garanti edilmiş miktarlar olarak dağıtılacak,
Ulusal miktarın bir bölümü sofralık zeytin için kullanılabilecek,
Üretim yardımlarının kullandırılmasında 500 kg/yıldan üreten üreticiler ile diğerleri arasında yapılan ayırıma son verilecek,
Tüketim yardımı kaldırılacak,
Müdahale alımı kaldırılacak ve yerine müdahale için özel depolama yardımı geliştirilecektir.
10.7_Bütün Ortak Piyasa Düzenlerine Yönelik Düzenlemeler: Yatay Tüzük
Gündem 2000 ile tüm Ortak Piyasa Düzenlerini kapsayan ve Yatay Tüzük olarak adlandırılan yeni bir tüzük belirlenmiştir. Bu tüzük ile Ortak Piyasa Düzenlerinde geçerli olacak genel kurallar düzenlenmiştir.
Sözü edilen tüzüğün en önemli unsurları; çevre koruma yükümlülükleri, doğrudan ödemelerin ayarlanması ve artan fonların üye ülkenin kullanımına bırakılmasıdır.
Belirlenen bu unsurlara göre;
Üreticilerin doğrudan ödemelerden yararlanabilmeleri için üretim yöntemlerinde çevre faktörünü dikkate almak zorundadır. Üye ülkeler, uyulması gereken çevresel önlemleri ve bu önlemlerin alınmaması durumunda geçerli olacak yaptırımları tanımlayacaktır. Bu yaptırımlar, doğrudan ödemelerin kısıtlanması ve durdurulmasını da içerebilecektir.
Üye ülkeler, tarım işletmesinin refah düzeyi ve işletmenin istihdama katkısını dikkate alarak bazı şartlar altında doğrudan ödeme miktarlarını ayarlayabileceklerdir.
İlk iki uygulama çerçevesinde üreticilere ödenmeyen fonlar, üye ülkelerin kullanımına tahsis edilecektir. Ancak bu fonların tarımsal çevre koruma programları, ağaçlandırma, erken emeklilik ve az gelişmiş bölgelerin kalkındırılmasına yönelik olarak kullanılma şartı bulunmaktadır.
Yatay tüzük, doğrudan ödemelerde üye ülkelerin yetkilerini önemli ölçüde arttırmış ve bir anlamda sisteme esneklik de kazandırmıştır.
10.8_Kırsal Kalkınmaya Yönelik Tedbirler
Gündem 2000 ile fiyat ve Pazar mekanizmalarında yapılan düzenlemelerin kırsal kalkınma tedbirleriyle desteklenmesi kararı alınmıştır.
Bu alandaki en önemli yenilik, kırsal kalkınma alanındaki AB mevzuatının tek bir Tüzük altında birleştirilmesidir. Bu tüzük ile, FEOGA yapısal fonlar Tüzüğü, Yapısal Fonların Hedef 5a’ya ilişkin dört tüzük ile MacSharry reformlarının çevre, ağaçlandırma ve erken emekliliğe ilişkin ek tedbirlerini içeren üç tüzük yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni tüzük; tarım ve ormancılık sektörlerinin güçlendirilmesi, kırsal alanların rekabet gücünün arttırılması ve çevre koruması yoluyla Avrupa’nın kırsal mirasının sürdürülmesi şeklinde üç alanda kırsal kalkınmayı desteklemeyi hedeflemekte ve bu alanlarda verilecek destekten yararlanmak için gerekli genel şartların çerçevesi çizilmektedir. Ayrıntılar program aşamasında saptanacaktır. Üye ülkelerin esnek biçimde ve kendi ihtiyaç ve önceliklerine göre hazırlayacakları Tüzük kapsamında yer alan kırsal kalkınma tedbirlerine yönelik programları 2000 yılı başından itibaren 7 yıl için geçerli olacaktır.
2000-2006 Döneminde uygulanacak AB’nin Kırsal Kalkınma Destek Miktarları aşağıdaki tablo 5’te verilmiştir.
Önlem Ödeme (EURO) Referans
Genç çiftçiler için ödeme yardımı 25000 —–
15000 İşletme sahibi (yılda)
150000 İşletme sahibine edinebilecek toplam miktar
3500 İşçilere (yılda)
35000 İşçiye ödenebilecek toplam miktar
200
25
Tarımsal çevre önlemleri desteği:
-Yıllık üretim
-Özel dayanıklı üretim
-Diğer amaçlı kullanım
600
900
450
Hektar başına
Ağaçlandırmadan doğan gelir kaybını telafi primi:
-Çiftçiler yada çiftçi örgütleri
-Diğer tüzel kişiler
725
185
Hektar başına
Ormanları koruma ve ekolojik işleviyle bağlantılı ödemeler:
-minimum telafi ödemesi
-maksimum telafi ödemesi
40
120
Hektar başına
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
10.9_Aday Ülkelerin Ortak Tarım Politikası’na Uyumu
Daha öncede ifade edildiği üzere Gündem 2000 reformunun hazırlanmasında en önemli neden AB’nin genişleme sürecidir. Nitekim Gündem 2000 reform planının yayınlanmasının ardından 11-12 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Lüksembourg Zirvesinde AB’ye aday olan ülkeler belirlenmiş ve bu ülkeler için tam üyelik süreci de başlatılmıştır.
Lüksembourg Zirvesi kararları uyarınca, aday ülkeler için iki aşamalı bir süreç benimsenmiştir. “İlk dalga” olarak tanımlanan ve Çek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs, Macaristan, Polonya ve Slovenya’dan oluşan aday ülkeler ile 31 Mart 1998 tarihinden itibaren katılım görüşmeleri başlatılmıştır.
Bu ülkeler içinde en güçlü görünen adaylar istikrarlı politikaları ile Polonya ve Macaristan’dır. Ayrıca Estonya’da üyelik için gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Çek Cumhuriyeti de ekonomik ve politik istikrarı yakalayamadığı ve hedefleri doğrultusunda gerekli olan değişiklikler için aldığı radikal kararları uygulamaya koyamadığından Polonya ve Macaristan’ın biraz gerisinde kalmış durumdadır.
İlk dalgada yer alan Litvanya, Letonya, Bulgaristan, Romanya ve Slovak Cumhuriyeti ise ekonomik ve siyasal alanda sağladıkları reformlar ile Birlik mevzuatına uyum konusunda kaydettikleri ilerlemeler yeterli bulunduğu takdirde “ilk dalga”ya dahil olabileceklerdir.
Türkiye ise bu zirvede adaylar arasında yer almamıştır. Üstelik ehliyeti bir kez daha teyit edilen Türkiye ile üyelik yönünde ilişkilerin özel bir strateji çerçevesinde ilerletilmesi kararı alınmış ve 3 Mart 1998 tarihinde sunulan “Türkiye için Avrupa Stratejisi” adlı belgede ülkemizin tam üyeliğe hazırlanması için öneriler sunulmuştur.
10 Aralık 1999 tarihinde düzenlenen Helsinki Zirvesinde ise Türkiye’nin adaylığı resmen tanınmıştır. Böylece Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs’ın AB’ne adaylığı en yakın ülkeler olarak değerlendirildiği günlerde Türkiye’de tam üyeliğe aday ülkeler arasında yerini almış durumdadır.
AB üyeliğine aday ülkelerin üyelik öncesinde OTP’ye uyum çalışmalarına katkıda bulunmak ve bu ülkelerin kırsal kalkınma ve tarımsal işletmelerinin modernizasyonuna yönelik çalışmalarının desteklenmesi amacıyla “Tarım ve Kırsal Kalkınma Alanında Özel Katılım Programı (SAPARD)” oluşturulmuştur.
Günümüzde tarım da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri’in (MDAÜ) desteklenmesi için temel kaynak olarak PHARE programı kullanılmaktadır. SAPARD ise bu ülkelerdeki kırsal kalkınma çalışmalarının FEOGA’nın “Garanti” bölümü kapsamında desteklenmesini öngören farklı bir programdır.
Avrupa Konseyi’nin Berlin Zirvesinde (25 Mart 1999) belirlenen bütçe planı taslağı uyarınca Komisyon, 20 Temmuz 1999 tarihinde Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) için 2000-2006 (toplam 7 yıl) döneminde uygulanmak üzere yıllık 520 milyon Euro’luk genel bütçeye sahip adı geçen program çerçevesinde endikatif bir bütçe tesisatı (tablo 6) düzenlenmiştir. Aşağıda tabloda MDAÜ’lere SAPARD kapsamında sağlanması öngörülen destek miktarları görülmektedir.
Tablo:6 SAPARD Programı Kapsamında MDAÜ’lerin Yıllık Endikatif Bütçe Tahsisatları
Birim: Milyon Euro (1999 Sabit Fiyatları ile)
Ülkeler Tahsisat Miktarı Pay (%)
Polonya 168.683 32,0
Romanya 150.636 28,9
Bulgaristan 52.124 10,0
Macaristan 38.034 7,3
Litvanya 29.829 5,7
Çek Cumhuriyeti 22.063 4,2
Letonya 21.848 4,2
Slovakya 18.829 3,5
Estonya 12.137 2,3
Slovenya 6.337 1,2
Toplam 520.000 100,0
Kaynak: Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası Reformunun Yeni Tur DTÖ Çok Taraflı Müzakereleri ve Genişle

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top