26 Aralık 2011 Pazartesi

Yengeç Burcu Özellikleri - 22 Haziran - 23 Temmuz

0 yorum | Devamını Oku...
Yengeç
Grubu: Su
Uğurlu günü : Pazartesi
Uğurlu Sayısı : 2
Uğurlu Taşı : Yakut
Uğurlu Renkleri : Beyaz, Gümüş, Gri
Uğurlu Çiçekleri : Nilüfer, Zambak
Uğurlu Kokuları : Müge, Leylak
En Belirgin Özelliği : Sadakat
En Büyük İdeali : Maddi Güven
En Büyük Hatası : Dikkatsizlik
En Büyük Arzusu : Toplumda yükselme

İnsanlık ile ilgili konular, edebiyat, klasik ve tarihi bilimler en hoşlandığı alanlardır. Öğrenmek, bilmek, eskiye dönmek bu burç insanının en büyük uğraşlarından biridir. Çok duyarlı ve duygusaldır. Genellikle içine kapanık, yeni şeylere karşı kuşkuludur. Ancak kendisini savunmak için cesaretini toplar. Eyleme geçmeden önce eksi ve artıları düşünür ve ancak kazanacağından emin olduktan sonra harekete geçer. Genelde pasif kalmayı tercih eder. Bazen de heyecanla coşabilirler. Bu durum başkalarını da etkiliyebilir ve peşinden sürükleyebilir. Konuşmaktan çok düşünmeyi tercih eder. Ve çok donuk biçimde susar.

YENGEÇ BURCU ERKEĞİ

Yengeç burcunda doğmuş bir erkeği seviyor ve onunla evlenmek istiyorsanız her şeyden önce ona uygun bir kadın olmaya çalışmalısınız. Her ne kadar bu burcun erkeği ikizler tipi gibi insanı uğraştırmasa da, onun da bazı huylarına dikkat etmek gerekir. Her şeyden önce karşınızda çok hisli bir erkeğin olduğunu bilmelisiniz. Terbiyeli ve naziktir. O daima size itina edecek, saygı gösterecektir. Sizin rahat etmeniz ve küçük düşmemeniz için elinden geleni yapacaktır. Bazı çekingen tipler, bir türlü cesaret edip aşklarını itiraf edemezler ve onları mutlu edecek kadınlar da bir süre sonra uzaklaşıp giderler. Bu konuda onlara yardımcı olmalısınız. Siz kendisiyle ne kadar ilgilenir, ona ne kadar yakınlık gösterirseniz o kadar iyi olur.
Bu erkeğin dikkatini çekmek için dış görünüşünüze çok dikkat etmelisiniz. O daima derli toplu, sade zarif insanları beğenir. Yengeç burcu erkeği sevdiğini söyledikten ve sevildiğini anladıktan sonra çekingenliğinden tamamen sıyrılır. Daha sonra sevgide inat ve ısrar ortaya çıkar. Artık sizi bırakmaya hiç niyeti yoktur. Bir yengeç gibi kıskacıyla sizi yakalamıştır.
Yengeç burcu erkeğine yalan söylemeyin, çünkü çok iyi rol yapsanızda gerçeği sezer. Ona daima dürüst davranmalısınız. Kendisini kıskandırmaktan da çekinmelisiniz. Bu tip çok samimi olduğu arkadaşlarını bile kabul etmez. Onun için siz dünyanın en eşsiz kadınısınız.
Yengeç hesabı temsil eden bir burç değildir. Yengeç burcunda doğan insan matematik konusuna pek ilgi duymaz. Ancak o kafasının içinde bir hesap makinesiyle yaratılmıştır sanki. Her türlü hesabı kafasında kolaylıkla yapar.
Yengeç burcu erkeği su grubundandır. Bu nedenlede suyu çok sever. Hergün banyo yapmaktan hoşlanır ve çok temizdir. Denize girmek ve su sporlarıyla uğraşmak onun için bir tutkudur.

YENGEÇ BURCU KADINI

Yengeç burcu kadını bir çok bakımdan bu burcun erkeğine benzerler. Onlar da çekingen, iyi niyetli, çok hassas romantik tiplerdir. Yengeç burcunda doğmuş bir kadını beğenebilirsiniz. Belki bir fırsatını bularak ona yaklaşabilirsiniz. Onu anlamakta zorlanabilirsiniz. Çünkü değişken bir tiptir.
Yengeç burcunda doğan kadın kolay ağlar. Üzücü bir haber, acıklı bir film, hüzünlü bir şarkı onu ağlatabilir. Göz yaşları durunca bulutların arkasından çıkmış bir güneş gibi yüzü aydınlanır.
O çok hassas ve romantiktir. Bu nedenle sevgiye çok değer verir. Eğer bu kadını seviyorsanız ona aşkınızı sık sık açıklamalısınız. Bunu duymaktan mutlu olacaktır. Yengeç kadını neşelidir, hislidir, gülmesini eğlenmesini sever. Ama sevgi konusunda çok ciddidir. Havai değildir. Kısa süreli maceralardan pek hoşlanmaz.Eğer ciddi bir beraberlik düşünüyorsanız ona yaklaşmalısınız.
Yengeç kadını güvenebileceği, kendisine destek olacak iradeli, güçlü bir erkek ister. Kendisi hislere kapılan sık sık endişe eden bir tip olduğu için ona ancak böyle bir erkek güç verebilir.
Yengeç kadını yolculuğu çok sever. Özellikle deniz yolculuklarından çok hoşlanır.
Yengeç burcu kadını annesine çok düşkündür. Bu nedenle sizde onun annesine saygı göstermelisiniz.
Yengeç burcu kadınının en belirgin kusuru dedikodudur. Kendisinden bahsetmeyi sevmeyen kadın başkalarından bahsetmeyi ve onlar hakkında uluorta konuşmayı çok sever.
Yengeç burcu kadını için hayatta eşi ve yuvası kadar, çocuklarıda pek kıymetlidir. Hatta o, çocukları olduktan sonra sizi biraz ihmal edebilir. Onun çocukları sizden üstün tuttuğunu sezer gibi olursunuz. Bu çocuk sevgisini onunla paylaşırsanız mesele kalmaz. İdeal anneler yengeç burcundan çıkar.

YENGEÇ BURCU ÇOÇUĞU

Yengeç burcunda doğan çocuk hassas, içli, neşeli, sevilmeye çok ihtiyacı olan bir tiptir. Ona gereken şevkati gösterir, böylece güven duymasını sağlarsanız kolaylıkla terbiye edip büyütürsünüz. Aksi halde çocuk hislerini içine atacak, bir kenara çekilecek ve kendisini yanlız hissedecektir.
Bu çocuğun hayal gücü fazladır. Özellikle annesinin anlatacağı güzel masallar onu etkileyecektir. Zaten o daima anne şevkatini ve ilgisini arayacaktır. Ona hak ettiği sevgiyi vermez, ilgiyi göstermezseniz çocuk büyüyünce insanlardan çekinen şüpheci bir tip olacaktır.


YENGEÇ BURCUNUN DİĞER BURÇLARLA KARŞILAŞTIRILMASI



YENGEÇ BURCU ÇOÇUĞU

Ikizler Burcu Özellikleri - 22 Mayıs - 21 Haziran

0 yorum | Devamını Oku...
Ikizler
Grubu : Hava
Uğurlu günü : Çarşamba
Uğurlu Sayısı : 4
Uğurlu Taşı : Akik, İnci
Uğurlu Renkleri : Sarı,Gri, Açık Mavi,
Uğurlu Çiçekleri : Mimoza,Çiğdem
Uğurlu Kokuları : Yasemin, Sümbül
En Belirgin Özelliği : Sevgi Gücü
En Büyük İdeali : Yazarlık
En Büyük Hatası : Gevezelik
En Büyük Arzusu : Yazdıkları sayesinde ün yapmak.
Yaratıcı, zeki, hareketli ve çok yönlüdür. Bilmesi ve öğrenmesi gerekeni daima araştırır ve öğrenir. Ne istediği pek önceden anlaşılmaz. Zaten kendi de ne istediğini tam bilmez. Ancak canı sıkılıyorsa ya da bir bahse girmek ihtiyacını hissediyorsa tüm isteğini kullanır ve eyleme geçer. Ancak riskten pek hoşlanmaz. Engelleri aşmak için konuşma ve cazibe sanatını büyük bir maharetle kullanır. Genelde çok konuşkandır. Sadece kızdığı ve sinirlendiği zaman susar. Zaman zaman kavgacı, zaman zaman iyi bir politikacıdır. Şakacı, şık ve dayanılmazdır. Bir hayli de kurnazdır. Bu dört fazileti işine geldiği gibi kullanmasını bilir.

İKİZLER BURCU ERKEĞİ

İkizler burcu erkeği kolay bağlanan bir tip değildir. Ani bir kararla evlense bile sonradan pişman olup boşanabilir. İkizler burcu erkeği neşeli, konuşkan, nazik cana yakın bir insan olduğu için çok beğenilir. O tam anlamıyla aranılan bir tiptir.

Her ne kadar bu burcun erkeği kolay bağlanan bir tip olmasa da bu hiç aşık olmayacağı anlamına gelmez. Eğer aşık olursa, sevdiği kimseyi kendine bağlamak için bütün hünerlerini ortaya koyar.Eğer bu erkek gerçekten sizi seviyorsa bunu tatlı sözlerle size açıklayacaktır. Sevgisini onun gibi dile getirebilecek kimse pek az bulunur.

Onu dinlerken kendinizi dünyanın en güzel, en talihli, en mutlu kadını sayacaksınız. Fakat bir süre sonra bu ilginin azaldığını hissederseniz sakın şüpheye düşmeyin. Çünkü o ara onun kafasını kurcalayan başka meseleler vardır ve onlara daldığı için bir süre sizi ihmal ediyordur. Onun dikkatini çekebilmek ve sürekli kendinizi yenilemeli ve ve her sefer başka bir yönünüzü göstermelisiniz. Onun merakını tahrik edip heyacanlandırmalı ve onu oyalamalısınız. İkizler burcu erkeği kafasını kurcalayan, kendisine zevk veren ve her an değişebilen bir kadına bağlanabilir, terk etmeyi aklından bile geçirmez.
İkizler burcu erkeğinin para hakkındaki fikirleri başkalarınınkinden farklıdır. Paraya kimi zaman çok önem verir, kimi zaman da hiç aldırmaz. Bazen çok cömert, bazen de çok cimri olabilir.
İkizler burcu erkeği doğum esnasında eğer sert bir yıldız etkisi almamışsa asla kıskanç değildir. Bu nedenle sizin eski arkadaşlarınızı kıskanmak aklından bile geçmeyecektir. Kendisini aldatmayacağınızdan emindir. Eğer böyle bir şey olursa tek yapacağı sizi bırakıp gitmek olacaktır. Çünkü eşine ve sevdiklerine büyük saygı besleyen erkek, karşılığında da sayılmayı bekler.
İkizler burcu erkeği genelde çift kısmetlidir. Başlarından birden fazla evlilik ya da macera geçer. İkizler burcu erkeği yaptığı evlilikte mutlu değilse ayrılmakta hiçbir sakınca görmez ve o arada kendisi cazip bulduğu birine rastlamışsa ve onu sevdiğine karar vermişse hiç bir kuvvet onu evde tutamaz.

İKİZLER BURCU KADINI 
İkizler burcu kadını çok yönlü, son derece ilgi çeken cazip tiplerdir.Tıpkı bu burcun erkeği gibi onları da anlamak kolay değildir. Böyle bir kadını seviyorsanız mutlaka önce onu iyice tanımalısınız. Zeka ve hareket yıldızının idare ettiği bu kadının kafası fevkalade çalışır. Hem o burcun erkeğine nazaran daha dirençli, daha hırslıdır. Bağımsızlığına düşkün olduğu için de kendisine bir iş veya meslek seçer.

İkizler burcu kadını çok genç yaşta aşık olur. Daha doğrusu olduğuna inanır. Eğer genç yaşta bir evlilik yaparsa bu evlilik kısa bir süre sonra onun hayal kırıklığına uğramasına neden olur.

İkizler burcunda doğan kadında inanılmaz bir cazibe vardır. O üstün zekası, tatlı sözleri, zarif tavırları, neşesi ve daha bir çok özelliği sayesinde en erişilmez sanılan erkekleri bile kendisine bağlayıp, peşinden koşturabilir.

İkizler burcu kadını, bu burcun erkeğinin aksine paraya önem verir. Çünkü para onun için, bağımsızlığı, rahatı, şıklığı, türlü imkanları temsil eder. İşlerinden kazandıkları para yeterli olmasa da, cazibelerinden yararlanarak iyi bir iş bulmaya çalışırlar. Çoğu da bu arzusuna kavuşur.

İkizler burcu kadını toplum da çok beğenilip ilgi toplar. Çok hareketli olduğu için iş ve evlilik hayatını bir arada yürütebildiği gibi kendilerine de ayıracak zaman bulurlar.
İkizler burcu kadını çocuklarına düşkündür. Fakat doğum anında Venüs veya ay parlamışsa çocuklarını pek anlayamazlar.

İKİZLER BURCU ÇOÇUĞU

Çift karakterli ikizler burcunda doğan çocuk sizi hem mutlu edecek, hem de şaşırtacaktır. Çünkü onu anlamakta güçlük çekeceğiniz için ne yapacağınızı bilemeyeceksiniz.

Merkür’ün idaresindeki bu çocuk çok hareketlidir. O daha bebekken beşiğin kenarına tırmanıp dışarıya atlamayı dener. Kendisine daima dikkat etmelisiniz. Bu çocuk çok küçük yaşlarda resim, dans veya müzik kabiliyetini ortaya koyar. Okulda da zekası sayesinde öğretmenlerini memnun eder.

İKİZLER BURCUNUN DİĞER BURÇLARLA KARŞILAŞTIRILMASI



  1. İKİZLER - AKREP
  2. İKİZLER - ASLAN
  3. İKİZLER - BALIK
  4. İKİZLER - BAŞAK
  5. İKİZLER - BOĞA
  6. İKİZLER - İKİZLER
  7. İKİZLER - KOÇ
  8. İKİZLER - KOVA
  9. İKİZLER - OĞLAK
  10. İKİZLER - TERAZİ
  11. İKİZLER - YAY
  12. İKİZLER - YENGEÇ

Boğa Burcu Özellikleri - 21 Nisan - 21 Mayıs

0 yorum | Devamını Oku...
Boğa
Grubu : Toprak
Uğurlu günü : Cuma
Uğurlu Sayısı : 6
Uğurlu Taşı : Zümrüt
Uğurlu Renkleri : Pembe, Açık Mavi, Krem
Uğurlu Çiçekleri : Kırmızı Gül, Pembe Karanfil, Şebboy
Uğurlu Kokuları : Müge, Elma Çiçeği
En Belirgin Özelliği : Dayanıklılık
En Büyük İdeali : Ün
En Büyük Hatası : İnat
En Büyük Arzusu : Büyük servet

Şematik, düzenli ve gerçekçidir. Estetiğe ve güzeliklere hayrandır. Derin duygulara sahiptir ama yaşamda en çok güvenceye önem verir. Eksiklerini gidermek ve yaşamı tanımak için bilgi edinmek, öğrenmek ister. Önüne çıkan engelleri aşabilecek güçte bir arzu istek duygusuna sahiptir. Amaçları konusunda kendinden emin ve kararlıdır. İyice düşünüp tarttıktan sonra maddi isteklerini elde etmek için eyleme geçer. Aceleden hoşlanmaz, aksine çok sabırlıdır. Gerekli olduğu kadar ve belli sınırlar içinde konuşur. Genellikle susmayı tercih eder. Bunun bir nedeni de karşısındaki insana daha sonra silah olacak herhangi bir açık vermemek endişesidir.

BOĞA BURCU ERKEĞİ

Boğa burcu erkekleri, sadık dost, iyi bir eş, şevkatli bir baba ve mükemmel bir aile reisi olular. Boğa burcunda doğan erkeklerin kendilerine has çeşitli özellikleri vardır. Böyle bir erkekle evlenmek ve onunla mutlu olmak istiyorsanız, bunlara çok dikkat etmelisiniz. Boğa erkeği işine son derece önem verir, Hangi işle meşgul olursa olsun son derece dikkatlidir ve başkalarının dayanamayacağı kadar fazla çalışır. Yalnız işini kendi seçmelidir. Çünkü böyle bir insan, sert, haşin, sabırsız bir kimsenin emrinde rahat edemez.
Boğa burcunda doğan erkeklerin seks gücü çok fazladır. Yemek, içmek ve çalışmak gibi seks arzusu da günlük hayatında yer tutar. Eğer bu konuda ona uyamayacaksanız böyle bir erkekle ilişki kurmamanızı ve evlenmemenizi öneririz. Boğa burcunda doğan erkek iştahlıdır. Böyle bir erkeği kendinize bağlamak istiyorsanız ona sevdiği yemekleri pişirmeli ve zevkli bir sofra hazırlmalısınız.
Boğa erkeği çok sağlam ve sıhhatlidir, ama hastalandığı zaman direnci kaybolur. Boyun ve boğazı çok hassastır ve hastalığıda ağır geçer. Ayrıca doktorlara da pek güveni olmadığından çabuk iyileşmesini engeller.
Boğa burcu erkeği daima aşkı arar. Sevdiği anda da o güne kadar gizlediği bütün güzelliklerini ortaya koyar. Boğa burcundan olan erkek seçtimi bir daha o kadından asla vazgeçmez. Fakat size bu konuda açılmasını beklemeyin çünkü o hisleriyle hareket eder.
Sevdiği kadını elde eden ve evlenen bu tip erkek kadar kimse mutlu olamaz. Eğer bu burç erkeği başka yıldızın etkisini almamışsa ömrü boyunca sadece bir kadını sever. Onun yanında huzurlu ve mutlu olurlar. Paranın değerini bilen bu erkek, sevdiği kadın söz konusu olunca tam anlamıyla değişir. Bulabildiği en seçme şeyleri eşine getirir ve eşinin şık olmasını ister.
Boğa burcu erkeği çocukları çok sever. Sevdiği eşiyle birlikte güzel çocuklarda onun idealleri arasındadır.

BOĞA BURCU KADINI

Boğa burcu kadını çok cana yakın, beğenilen, aranılan tiplerdir ve sevilmek için yaratılmışlardır. Evlilik ve annelik onlara çok yakışır.
Boğa burcu kadını güzelliklere çok düşkündür. Onun için güzel olan herşeyin değeri vardır. Özellikle müzik ve resim ona zevk verir. Ayrıca pahalı olmayan anlamlı hediyelerle yani bir çiçekle bile onun gönlünü kazanabilirsiniz.
Boğa burcu kadını kendine güvenir. Her problemi halledebileceğini, her zorluğa karşı koyabileceğini bilirler. Boğa burcu kadını tam anlamıyla sadıktır. Bir kere sevmek ve bağlanmak ister. Aradığını bulursa şartlar ne olursa olsun mutluluk için yaşar. Venüs’ün verdiği güçlü cazibe sayesinde de beğendiği erkeği çabucak eline geçirmesini bilir. Fakat her konuda kendine güvenen bu kadın aşkta hata yapabilir. Kendisine hiç uygun olmayan birisini sevebilir. Hatta istismar edilmeye bile göz yumabilir.
Boğa kadını dostluğa çok düşkündür. Onlardan da aynı şekilde karşılık görmek ister. Dostları için her türlü fedakarlığı yaparlar. Buna karşılıkta sadakat beklerler.
Boğa burcu kadını derli topludur ve tek bir odada yaşasa bile oraya bir yuva havası verir. Zevkleri sayesinde burayı süsler ve kullanışlı hale sokar. Boğa burcu kadını için kalbe giden yol mideden geçer. Sevdiği erkeği kendine bağlamak için yemek konusuna özellikle dikkat eder. Sofrası daima özenli, yemekleri de lezzetlidir.
Boğa burcunda olan gururlu kadın acıya katlanır. Acılarını itiraftan kaçınır. Çünkü kendisi gibi güçlü birinin ıstırabını açıklaması bir zayıflık sayılabilir.
Boğa burcu kadını tam anlamıyla severse bağlanır ve evlenir. Eşinin kusurlarını görmekle birlikte bunlara pek önem vermez ve zamanla her şeyin düzeleceğine inanır. Ayrıca bu kadın kendisine çok güvendiği için eşinden de emindir. Onun kendisini aldatabileceğini aklından bile geçirmez. Eşinin de kendisi gibi sadık olduğunu düşünür. Ama eğer eşi aldatırsa kadın tam anlamıyla yaralanmış bir boğaya döner. Erkek yaptığından pişman olup özür dilerse hayatları eskisi gibi devam eder. Ama aldatmaya devam ederse kadın büyük bir karamsarlığa kapılır ve içine kapanarak adeta hayata küser.

BOĞA BURCU ÇOÇUĞU

Bu burcun çocuğu sessiz ve sakindir. Diğer bebekler gibi huysuzluk etmediğini, ağlamadığını düşünerek memnun olursunuz. Fakat en beklemediğiniz anda feryadı basar. Bu ağlama nedensiz değildir. Daha bir kaç aylıkken rahatsız edilmek istemediğini size açıklamaktadır. Israr etmek , kendisini zorlamak hiç de iyi sonuç vermez. Çünkü o bütün boğalar gibi inatçıdır.
Boğa burcu çocuğu çok sevgi ister. Ona daima sevgi ve şevkat göstermelisiniz. Azarlamanın ve cezalandırmanın tersine ona göstereceğiniz sevgi ve şevkatinizle her istediğinizi yaptırmanız mümkündür. Boğa burcunda doğan çocuk çalışmayı ve okumayı sevmez Onu bu konuda teşvik etmeli, zekasını geliştirmesi için güzel resimlerden çiçeklerden yararlanmalı, onun merakını tahrik etmelisiniz. O güzelliklere düşkün olduğu için böylece böyle şeylere ilgi duyacak ve öğrenecektir,


BOĞA BURCUNUN DİĞER BURÇLARLA KARŞILAŞTIRMASI

Koç Burcu Özellikleri - 21 Mart - 20 Nisan

0 yorum | Devamını Oku...
Koç
Grubu : Ateş
Uğurlu günü : Salı
Uğurlu Sayısı : 9
Uğurlu Taşı : Renksiz Pırlanta, Beyaz Negef
Uğurlu Renkleri : Ateş Kırmızısı, Nar Çiçeği, Al
Uğurlu Çiçekleri : Lale, Gelincik, Papatya
Uğurlu Kokuları : Manolya, Lavanta Çiçeği, Itır
En Belirgin Özelliği : Cesaret
En Büyük İdeali : Zafer
En Büyük Hatası : Acelicilik
En Büyük Arzusu : Liderlik

Son derece hareketli ve dinamiktir. İstekleri de fevkalade güçlüdür. Hatta yaşamını istekleri yönlendirir denilebilir. Bu insanda güçlü bir “ben” duygusu vardır. Bilimi ve bilimle uğraşanları sever hatta pozitif bilim onun da büyük ilgisini çeker. Çünkü kesin ve açık şeylerden hoşlanır. Davranışları ani, tepkileri ise serttir. O ayrıca bağımsızlığına çok düşkündür. Sık sık hiç düşünmeden eyleme geçer. Düşündüğü zaman susar, ama eğer konuşmamasını gerektiren bir durum varsa işkenceye bile karşı koyabilir. Herşeyin açık olmasından hoşlanır. Eğer bir konuda değişik düşünüyorsa bunu saklamanın sahtekarlık olduğuna inanır.

KOÇ BURCU ERKEĞİ

Koç burcunda doğan erkelerle kadınların müşterek tarafları bulunmakla beraber hiç benzemeyen yönleri de çoktur. Yıldızı Mars, Koç burcunda olan erkeğe cesaret, atılganlık, sevimlilik, etkileme gücü, hiddet, şiddet, enerji verir. Bu tip erkekle geçinmek pek kolay değildir. Zira Koç burcunun erkeği her şeyden önce kendi düşüncelerinin, fikir ve özelliklerinin doğru olduğuna inanır.
Koç burcunun erkeği ancak sevdiği işi yaptığı zaman memnun kalabilir. Başkalarından emir almaya tahammülü yoktur. En iyi niyetli, yumuşak, en nazik bir patronun bile sözleri onun sinirlenmesine, kendi kendine kötü şeyler kurmasına yol açar. Koç tipi için bağımsızlık son derece değerlidir.
Koç burcunda doğmuş bir erkek, işsiz kalırsa huysuzlanır ve sevgilisini, eşini bir hayli üzer. Kısaca bir işi, mesleği olmayan bu erkekle evlenmek türlü problemler yaratabilir. Koç burcu erkeği para tutmasını pek bilmez. Bu tipler için para, istediklerini satın almaya yarayan bir nesnedir.
Koç burcunda doğan erkek, kendisini çok beğenir ve üstün görür. Geniş hayali, görülmemiş imkanları sezme gücü sayesinde de bir süre sonra istediği kadar paraya sahip olabilir. Hatta para konusunu çok ilginç bularak bütün güçlerini bu alana verirler. Ancak Koç burcunda doğan erkeğin milyarder olması için mali konuları çok sevmesi gerekir.
Koç burcundaki erkekler işlerini sevseler bile bunun dışında türlü şeylere merak duyarlar. Çoğu spor yapmaktan hoşlanır. Cazibe, savaş yıldızı sayesinde bu erkeklerin vücutları sağlam ve kuvvetlidir. Onun içinde her spor dalında başarılıdırlar.
Koç burcunda doğan erkekler aşka düşkün olurlar. Onun için hayatta aşkın çok önemli bir yeri vardır. Çılgınlar gibi aşık olurlar. O anda aşk uğruna yapmayacakları fedakarlık, kalkışmayacağı delilik yoktur. Fakat bu çok şiddetli olan aşk, aynı şekilde pek kısa ömürlüdür. Koç burcu erkeğini, ömür boyunca kendine aşık edebilen kadın parmakla gösterilecek kadar azdır.
Koç burcunda doğan erkek bir çocuk gibi meraklıdır. Her şeyden önce onun ilgisini çekmelisiniz. Bu tipin ilgisini çekmek için de bir bakıma üstün bir insan olmanız şarttır. Kılığınız, kıyafetiniz, konuşmanız, fikirleriniz, hareketleriniz kusursuz sayılmalıdır. Koç burcunda doğan bir erkek böyle bir tiple karşılaşırsa kısa sürede aşık olur.
Koç burcunda doğan erkek aşık olur olmaz her şey değişir. Sizi sevdiği sürece her şeyinizi hoş, her hareketinizi fevkalade bulur.Koç burcunda doğan erkek sizi çok sevse bile kusurları çabuk gören, çabuk bıkan, çabuk bezen bir tiptir. Siz bu burçtan bir erkekle evlenecekseniz ömür boyunca onu oyalamak zorunda kalacağınızı bilin. Bazı konularda çok bencildir. Onun arzusuna karşı gelirseniz, şiddetli kavgalar kopabilir; hatta kapıyı vurup gitmesi bile mümkündür. Onun hoşlanacağı şeyler hakkında bilgi edineceksiniz. Yine zevk alabileceği konuları araştırıp bulacaksınız. Kısacası yirmidört saatinizi ona vereceksiniz.
Evlendiğiniz erkek, klasik Koç burcu tipinin aksine sessiz de olabilir. Buna da doğum anında parlayan yıldızı yol açmış olabilir. Fakat bu sessizlik onun saydığımız özelliklere sahip olmadığı anlamına gelmez. Tam aksine bu sessiz tip, güç bela bir süre sabrettikten sonra parlar. Koç burcunda doğan erkek hastalığı hiç sevmez. Kendi hastalığını gizlediği için sizin de aynı şekilde hareket etmenizi bekler. Onun için hastalıktan bahsedip şikayete kalkarak onu sinirlendirmeyin.
Eşiniz sizi çok sevebilir ve tam anlamıyla bağlanabilir. Sık sık onu övmeniz yaptığı işlerin ne kadar fevkalade olduğunu açıklamanız lazımdır. Koç burcundan olan bir erkek böyle beğenildiğini, sevildiğini sık sık duymak ister. Koç burcu erkeğiyle evlenecek kadının kuvvetli kişiliğe sahip olması şarttır. Çünkü bu tip, zayıf karakterli bir kadını çabucak ezer ve bıkıp gider. Ama kişilikli, akıllı bir kadın böyle bir erkeği kolaylıkla idare edebilir. Koç burcu erkeği kıskançtır. O sadece sizi değil evdeki durumunuzuda kıskanabilir. Yani evin hakimi o olmalıdır.

KOÇ BURCU KADINI

Koç burcunda doğan kadınlarda tıpkı erkeler gibi kendilerini üstün gören, enerjik, cesur, kıskanç, cana yakın, cazibeli tiplerdir. Ayrıca çekicilikleride dillere destandır.
Koç burcu kadını hırslıdır ve yükselmeyi kafasına koyduğu içinde çalışmayı kabul eder. Koç burcu kadınları için çalışma hayatı, biraz para getirecek ve kendilerini oyalayacak bir vasıta sayılmaz.Çalışma onların hayatta yükselmelerini, bol paraya kavuşmalarını ve isimlerini duyurmalarını sağlamalıdır. Hem bu tipler, cazibelerinden de yaralanarak eninde sonunda istedikleri mevkiye erişirler.
Koç burcunda doğan kadın çok cazibeli, akıllı, neşeli ve hoştur. Onun içinde etrafında pek çok erkek toplanabilir. Bu tip bir hayli havaidir ve etrafına toplanan erkeklerle kısa süreli maceralara girişebilir. Etrafında ne kadar hayranı olursa o kadar memnundur.
Koç burcunda doğan kadınlar arkadaşlıktan pek hoşlanır ve dostluklara da önem verirler. Kendileri veya eşleri iyi para kazanan bu kadınlar, dostlarına karşı son derece cömerttirler. Koç burcu kadınıi giyimine pek meraklıdır. Modayı takip etmekten zevk duyar.
Koç burcu kadınının en büyük kusuru aşırı şüpheciliğidir. O kendisine çok itina etmesine, dikkatle boyanıp giyinmesine rağmen yine de kusurları olduğunu düşünerek üzülür. Bu konuda hep şüphesi vardır. O ancak çok güvendiği ve sevdiği bir kişinin sözlerini dinler.
Koç burcunda doğan kadınların dostluk konusunda acayip tutumları vardır. Cazibe, savaş temsilcisi yüzünden kıskançtır. Onun içinde kendisinden şık veya güzel bir kadın görürse çekemez, kıskanır. Şüpheci bir tip olduğu ve kendisini durmadan inceleyerek kusurlar bulduğu içinde, giyim makyaj, güzellik konularında çok tecrübeli sayılır.
Bu giyim ve kuşam merakı bazen bir hastalık halini de alabilir. Onlar sırf giyim, makyaj vs. için çok masraf ederler.
Koç burcunda doğan kadınlar çok guruludurlar. Onun için düşünmeden sarf ettiğiniz bir sözle onları kırabilirsiniz. Bu tip kırıldığı zaman son derece sarsılır ve kendisini tutamazsa bir olay bile çıkarabilir.
Koç burcunda doğan kadınların acıma duyguları güçlüdür. Bazı durumlarda çok merhametlidirler. O kendisinden aşağı olanlara yumuşak, çekingen kimselere acır. Böyle tiplere daima yardım etmeye çalışır.
Koç burcunda doğan kadınlar sevgiye çok önem verirler. Evlilik onlar için kutsal sayılır. Büyük hırsı olan tipler hariç diğerleri sadece bir tek evlilik yapmayı ve ömürlerinin sonuna kadar aynı yuvada kalmayı isterler. Koç burcundan olan kadının evliliğe ayrıca önem vermesinin büyük bir nedeni vardır. Kadınlarda Güneş ve Mars, erkeklerde Ay ve Venüs evliliği tayin eder. Bu yüzdende aşağı yukarı bütün Koç burcunda doğan kadınlar evlenirler.
Eğer evlilik çok genç yaşa rastlamışsa bu genellikle pek iyi netice vermez. Ama yirmibeş yaşından sonra evlenen kadınlar bu beraberliği başarıyla sürdürürler. Koç burcunda doğan kadınlar sevgide de inanılmayacak derece de kıskançtırlar. Kısacası aynı burcun erkeklerine taş çıkarırlar.

KOÇ BURCU ÇOÇUĞU

Koç burcu çocuğu dünyaya gelir gelmez çığlığı basar. Böylece daha doğduğu andan itibaren ilgiyi üstüne çeker. İlk andan itibaren evin hakimi olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Aceleci, sabırsız Mars’ın etkisindeki çocuk çok erken çağda ayağa kalkar ve yürür. Her şeyi kendi başına yapmak ister. Koç burcu çocuğu inatçı olur.
Koç burcu çocuğunun inadını geçirmek hemen hemen imkansızdır. Onu cezalandırmaya kalkmamanızı tavsiye ederiz. Çünkü ceza, ne kadar hafif olursa olsun kişilik sahibi küçüğe indirilen ağır bir darbedir. En iyisi yumuşaklıkla ve tatlı sözlerle onu yola getirmektir.
Cazibe- Savaş yıldızının etkisindeki çocuk çok gururlu, inatçı, cesur atılgan ve hayalperesttir. Yalan söylerse kendisini cezalandırmamalı ve renkli hayali dolayısıyla olayları başka türlü gördüğünü bilmelisiniz. Bir taraftan da ona gerçeklerle hayallerin birbirinden çok farklı olduklarını yavaş yavaş anlatmalısınız.


KOÇ BURCUNUN DİĞER BURÇLARLA KARŞILAŞTIRILMASI





Kepler

0 yorum | Devamını Oku...

1571’de doğmuş olan Kepler, astronominin ana hatlarını öğrendikten sonra gezegenler sistemini açıklayabilecek bir matematik düzen bulma probleminin adeta hastası olmuştu. Bir yerde “aklımın bütün gücüyle bu problemin üzerinde kara kara düşündüm” diye yazıyordu. Kepler, çağdaşı ve örnek aldığı bir bilim adamı olan Tycho Brahe’nin tam zıttı bir kimseydi. Tycho büyük bir mekanik kabiliyet ve hünere sahipti; fakat matematiğe karşı ilgisi azdı. Kepler bir deneyci olarak beceriksizdi ama matematiğin gücüne hayran olmuş bir kimseydi.Sayıların gücüne karşı duyduğu bu derin saygıyla eski Yunanlılara yaklaşıyor, sayısal bilmeceler çok ilgisini çekiyordu. Hayatını Tycho’nun bıraktığı ve gezegenlerin yerini gösteren çizelgelere vermişti. Tycho Brahe’nin gözlemlerini matematik tasvire çevirirken aynı bu gün herhangi bir ilim adamı gibi davranıyordu. Denel bulguları cetveller dolusu sayılar yerine basit matematiksel kanunlar halinde ifade etmeye çalışıyordu. Matematiksel kanunlarla yalnız gözlemleri açıklamakla kalmayız, aynı zamanda henüz yapılmamış gözlemlerin sonuçlarını da önceden kestirebiliriz, üstelik matematiksel kanunlar sayı çizelgelerinden daha kolay hatırda tutulabilirler ve başkasına çok daha kolay anlatılabilirler.
Kepler’in gezegen yörüngeleri kanunu 5 düzgün katı şekle dayanıyordu. Bu kanuna göre yarıçapı Satürn’ün yörüngesine eşit bir küre bir küpü içine alır(a). Bu küpün içine çizilecek bir kürenin yarıçapı ise Jüpterin yörüngesinin yarıçapına eşittir. Jüpiter’in yörüngesine eşit yarıçaptaki kürenin içine bir düzgün dörtyüzlü çizilebilir(b). Bu dört yüzlünün içine çizilecek kürenin yarıçapı Marsın yörüngesinin yarıçapına eşittir.Mars gezegenin yörüngesinin yarıçapına eşit yarıçaptaki kürenin içine bir düzgün 12 yüzlü çizilebilir(c). Bu düzgün 12 yüzlünün içine çizilecek kürenin yarıçapı yerin yörüngesinin yarıçapına eşittir(d). Böylece bir düzgün katı şekil ve bir küreyi sırayla çizerek düzgün 8 yüzlü için(e) ve düzgün 20 yüzlü içinde Merkür’ün yörüngesinin yarıçapının elde ederiz(f).Kepler bu 5 düzgün yüzlüyü gezegenlerin yörüngeleri arasındaki aralıları kapatan şekiller olarak kabul etmişti. Yalnız 5 tane düzgün yüzlü katı şekil mevcut olduğu için Kepler yalnızca 6 tane gezegen bulunabileceğine inanmıştı.
Kepler ilk kitabında evrende niçin sadece 6 gezegen bulunduğunu anlama çabalarını anlatmıştı. 6 gezegenin yörüngeleri ile 5 tane düzgün yüzlü katı cisim arasında bir bağıntı bulmuştu. O bu yapıdan gezegenlerin o zaman bilinen yörüngelerinin yarıçaplarına uyan oranlar çıkarmıştı.
Kepler bu buluşunu coşkunlukla şöyle anlatmıştı:” bu buluştan duyduğum derin zevk kelimelerle anlatılamaz. Harcadığım zamanı kaybolmuş saymıyorum; çalışmaktan yorulmuş değildim; hipotezimin Copernicus yörüngelerine uyduğunu görünceye kadar, yada uymayıp sevincim kayboluncaya kadar, günler ve geceler boyunca süren hesaplamalarım ve hesapları sınamanın zahmetinden kaçınmıyordum.”
Gezegenlerin yörüngelerinin yarıçapları arasındaki bağıntı. Tycho’nun gözlemleri üzerinde Kepler’in elde etmek istediği sonuçlara tipik bir örnektir. Fakat bununla beraber, en derin bir korelasyon(karşılıklı bağıntı) bile olayların tabiatını açıklamakta derin bir anlama sahip değildir. Bu gün, Keplerin bu buluşu unutulmuş bir olaydan başka bir şey değildir. Bu sistem 6’dan fazla gezegen bulunduğu için yıkıldı. Fakat 7. gezegen Keplerin ölümünden uzun yıllar sonraya kadar keşfedilemedi.
Kepler sonraki gözlemlerle yıkılmayan başka matematiksel bağıntılarda bulmuştu. O, Tycho’nun gözlem sonuçlarını Mars gezegeninin hareketlerinin ayrıntılarıyla inceleyerek analize başladı. Tycho’nun 20 yıllık gözlemleri sırasında Mars nasıl bir yörünge üzerinde hareket etmiştir? Yerin durduğu kabul edilirse mi, Mars daha basit bir eğri üzerinde hareket eder görünecekti? Kepler Copernicus’un düşüncesinin benimsemiş yani yerkürenin hem kendi ekseni etrafında hem de güneş etrafında döndüğünü kabul etmişti. O zamanın geleneklerine uyarak, Kepler önce bir daire üzerinde hareket eden başka dairelerin mümkün olan yörüngelerine uyup uymadıklarını anlamaya çalıştı. Bu alanda sayısız, yorucu , uzun hesaplamalar yaptı. Duran bir yıldızla bir gezegenin arasındaki açıyı (Tycho tarafından ölçülen açılar) duran güneş etrafında dönen, bir gezegenin uzaydaki yerini çevirmek zorunluğu vardı. Üstelik bu açı güneş etrafında dönen yeryüzünden ölçüldüğü için, işlem daha zorlaşıyordu.
Kepler bir daire üzerinde hareket eden başka daireler modeliyle 70 kadar hesaplama yaptıktan sonra, gözlenen gerçeklere ancak şöyle böyle uyabilecek bir sistem bulabildi. Sonra, üzüntüyle şunu fark etti; Bir daire üzerinde dönen daireler sisteminden çıkarılabilecek bir eğri Keplerin hesaplarda kullandığı sınırların dışına çıkıldığında Tycho’nun Mars gezegenin konumları ile ilgili gözlemlerine uymuyordu.
Tycho’nun gözlemleri ile Keplerin hesapları arasındaki uyuşmazlık 0,133 derece kadardı.(bu açı bir saat yelkovanın 0,02 saniyedeki yer değiştirmesi kadardır).Tycho bu küçük açı kadar hata yapmış olamazmıydı? Bir kış gecesinin soğuğu parmaklarını uyuşturmuş veya gözlem alanını bulandırmış olamazmıydı? Kepler, Tycho’nun metodunu ve ölçmelerdeki zahmet ve dikkatinin biliyordu. Tycho bu küçük açı kadar bile hata yapmış olamazdı. Böylece Tycho’nun gözlemlerine dayanarak, Kepler kendi hazırladığı eğrileri reddetti. Bu Tycho’nun denel becerikliliğine ne büyük saygıydı!
“Bu 8’lik açıya rağmen yinede bir evren teorisi kurulabilirdi” diyerek Kepler yine çalışmaya kuruldu. Düzgün hareket hakkındaki eski ve saygıdeğer inançları bir yana bırakarak, güneş etrafında dönerken bir gezegenin hızın değiştirebileceği düşüncesini dikkate almaya başladı. İşte böylece Kepler ilk büyük buluşunu yaptı. Güneşten gezegen uzanan bir doğru parçasının eşit zaman aralıklarında eşit alanlar taradığını gördü. Bu buluşu, bugün 2. Kepler kanunu adıyla bilinmektedir.
Keplerin eşit alanlar kanunu, Mars, yörüngesi boyunca değişen hızla döner. Güneşe en yakın olduğu zaman hızı en büyüktür. Kepler eşi,t zaman aralıklarında(t2-t1=t3-t4), güneşten gezegene uzanan eşit alanlar (alan A = alan B) taradığını bulmuştu.
Bu kanunu bulduktan sonra Kepler, sonunda, gezegenlerin hareketlerini düzgün dairesel hareketlerin bir bileşkesi olarak anlayabilmek gayretlerinde vazgeçti ve birçok oval şekilleri yörünge olarak denemeye başladı. Her gezegen elips şeklinde bir yörünge boyunca hareket ediyor ve güneş bu elipsin odak noktalarından birinde bulunuyordu. Keplerin ne büyük bir sevinç duyduğunu düşününüz. Yıllarca süren gayretten sonra Kepler sonunda gezegenlerin hareketinin açıklayan basit bir eğri bulmuştu.
Kepler bundan sonra bir gezegenin yörüngesinin büyüklüğü ile onun periyodu(Güneş etrafında tam bir devir yapması için geçen zaman)arasında bir bağıntı bulmak için çalışmaya koyuldu. Bir çok denemden sonra, aradığı kesin bağıntıyı buldu: Bütün gezegenlerde, yörüngenin yarıçapı küpünün, periyodun karesine oranı aynıydı. Bu oranı bulduktan sonra, gezegenlerin bu bağıntıya uymakla gösterdikleri düzen dikkate değerdi. R^3/T^2 oranının sabit oluşuna 3. Kepler kanunu denilir.
KEPLERİN 3’NCÜ KANUNU
GEZEGEN
Yörüngenin yarıçapı(A.B.)
T Periyodu
(gün)
R^3/T^2
[(A.B.)^3/gün^2]
R^3/T^2’nin bu günkü değeri(m^3/sn^2
Merkür
0,389
87,77
7,64 x 10^-6
3,354 x 10^-8
Venüs
0,724
224,70
7,52 “
3,352 “
Yer
1,000
365,25
7,50 “
3,354 “
Mars
1,524
689,98
7,50 “
3,354 “
Jüpiter
5,200
4332,62
7,490 “
3,355 “
Satürn
9,510
10759,20
7,430 “
3,353 “
Yörünge ve periyotların çizelgedeki değerleri Kepler tarafından kullanılmış olan sayılardır. Kepler zamanında yarıçaplar yalnız yerkürenin yörüngesinin yarıçapı cinsinden bağıl olarak biliniyordu. Yerkürenin yarıçapına astronomi birimin (A.B.) denir, bu bir uzunluk birimidir. R^3/T^2 oranının hemen hemen sabit değerleri Keplerin 3. kanununu gösterir. Son sütundaki oranlar bu günün duyar ölçümlerine dayanan yörünge ve periyotlarına dayanan yörünge ve periyotlardan hesaplanmıştır.
Bu zafer üzerine Kepler şunları yazmıştı.”…16 yıl önce aranması gerektiğini söylediğim şeyi… onun için Tycho Brahe’ye katıldığım şeyin beklediğimden çok daha derin olan doğruluğunu en sonunda açıklığa çıkardım. Kalıp döküldü, kitap yazıldı; Şimdide okunabilir,gelecek çağlarda da… Allah’ın bir gözlemci için 6000 yıl beklediği gibi bu kitapta bir okuyucu için bir asır bekleyebilir.”
İşte Keplerin 3 Kanunun İfadeleri:
I.Her gezegen, odaklarından birinde Güneş bulunan eliptik bir yörünge üzerinde hareket eder.
II. Güneşle gezegeni birleştiren doğru parçası(yarıçap vektörü) eşit zaman aralıklarında eşit alanlar tarar.
III. R^3/T^2 oranı bütün gezegenler için aynıdır. Eğer bu sabit orana K dersek, bu 3. kanun
R^3/T^2=K halinde yazılabilir.
Ptolemi ve Copernicus’un önerdiği sistemlerinin daireler üzerinde hareket eden başka daireler sisteminin bütün karışıklığı bir yana Keplerin 3 kanunu gezegenlerin yörüngelerini onlardan çok daha doğru olarak gösterir. Bu kanunlar teleskopun bulunuşundan önce yapılmış gözlemlere dayanıyordu.
Kepler, buluşlarıyla astronomiye çok önemli ilerlemeler olanağını verdi. O Tycho Brahe’nin denel verilerle dolu çizelgelerinin basit ve geniş anlamlı bir eğriler ve kurallar sistemi haline getirdi.Keplerin bu sistemi ona “Göklerin Kanun Yapıcısı” adını kazandırdı.

Jüpiter

0 yorum | Devamını Oku...
Jüpiter
Jüpiter, 71370 km ekvator yarı çapı ile Güneş Sistemindeki en büyük gezegendir ve Güneş’e yakınlık bakımından 5. sırada yer alır. Kütlesi yaklaşık olarak dünya kütlesinin 318 katıdır. Bu dev gezegen Güneş çevresindeki turunu 11.86 yılda tamamlar. Çok büyük bir gezegen olduğu için küçük bir teleskopla bile ekvatora paralel olarak uzanan farklı renkteki kuşakları seçilebilir. Jüpiter hakkında ne yazıkki halen kesin bilgiler bulunmamaktadır. Yüzeyi atmosferi ve uyduları hakkında sadce tahminlerde bulunulmaktadır. Bu tahminlere göre çok yoğun bir atmosferi ve de küçük bir çekirdeği bulunmaktadır. Gezegenin içi hakkında yapılan tahminlere göre saf hidrojen veya %1-2 helyum içeren hidrojen ve %1-2 oranında diğer elemanlardan oluşmuştur. Jupiter güneşten aldığı enerjini yaklaşık olarak 2.5 katını çevresine yaymaktadır bunun nedenini gezegendeki gravitasyonel çökmenin hala sürmmesi olarak tahmin edilmektedir. Jupiterin çevresinde 6500 km genişliğinde ve bir kaç km kalınlığında bir halkası bulunmaktadır.
Bu dev gezegen çok büyük bir mağnetik alana sahiptir. Bu alan sayesinde bilinen 16 uydusu bulunmaktadır. Fakat gezegenin uydularının 16 ile sınırlı olmadığı ve başka uydularının da bulunduğu tahmin edilmektedir. Jupiter hakkındaki ilk bilgiler Nasa’nın 70′li yıllarda gönderdiği Pioneer10 ve Pioneer11 uzay sondaları tarafından elde edilmiştir. Fakat Jüpiter hakkındaki en önemli bilgiler 1995 yılında jüpitere ulaşan Galileo uzay sondasından alınmıştır. Galileo’nun gönderdiği bilgiler sayesinde Jüpiterin 4 büyük uydusu (Io, Europa, Ganymede ve Callisto) bulunmuş ve bunlara Galileo uyduları adı verilmiştir. Bu 4 Uydu gezegen ile aynı yönde dönmektedir. Fakat daha sonra bulunan küçük ve gezegene daha yakın olan uydular gezegene zıt yönde dönmektedir. Bu udular içinde en ilginci Europa uydusudur. Dünyadan yapılan incelemelere göre bu uydunun yüzeyinin su buzlarıyla kaplı olduğu ve hiç bir çarpma kraterinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu uydunu üzerinde yer alan ve değişik yönlerde düzgün olrak uzanan çatlaklar, yüzeydeki buzların attaki sıcak bir deniz üzerinde yüzdüğünün sanılmasına neden olmuştur. Bu da bu uydu üzerinde canlı olabilme olasılığını artırmaktadır.
Özellikleri :
Güneşe Olan Uzaklığı
778.000.000 km
Yarı Çapı
71370 km
Kütlesi
1898 x 10 24 kg
Yoğunluğu
1326 kg/m3
Atmosferik Basınç
—-
Sıcaklığı
110 K°
Görünür Parlaklığı
-2.0 m
Güneş Etrafında Dönme Süresi
11.86 gün
Kendi Ekseninde Dönme Süresi
9.9250 saat
Dönme Hızı
13.07 km/sn
Dünya’dan bakıldığında parlak bir disk biçiminde görünen Jüpiter Venüs’ten sonra en parlak gezegendir. Eski astronomlar bu gezegene , Eski Roma mitolojisindeki tanrıların tanrısı olan olan ve Eski Yunan’ın en büyük tanrısı Jüpiter’in adını vermişlerdir. Kuşkusuz o zamanlar bu adın bu gezegene ne kadar uygun düştüğü bilmiyorlardı. Gerçekten de, bütün gezegenler bir araya gelse gene de Jüpiter’in büyüklüğüne ulaşamazlar.
En büyük Gezegen: Jupiter
Bu dev gezegenin kütlesi Dünya’nın kütlesininn yaklaşık 318 katıdır; çapı da 143.800 km yani Dünya’nın 11 katından az buçuk fazla. Jüpiter’in yüzeyindeki kütlesel çekim kuvveti de Dünya yüzeyindeki yerçekiminin neredeyse üç katını bulur. Hacmi ise Dünyanınkinin .1323 katıdır; yani Jüpiter’in kapladığı uzay boşluğuna 1.323 tane Dünya sığabilir. Buna karşılık Dünya ile karşılaştırıldığında oldukça hafi bir gezegendir ve yoğunluğu suyun yoğunluğundan (1 gr/cm3) biraz fazladır.
Atmosferi ise büyük ölçüde Hidrojen’den oluşmuştur.;ayrıca az miktarda helyum, metan, amonyak, etan, su, karbon monoksit, asetilen içerir. Bu atmosferin en dış bölgeleri, üst üste dizilmiş karanlık ve aydınlık kuşaklarıyla yeryüzünden harika bir gbir görsel şölen seyretmemize neden olur. BASit bir teleskopla bile kolayca ayırt edilebilen bu kuşakların nedeni, amonyak kristallerinden ya da amonyak, hidrojen ve kükürt bileşiklerinden oluşan bulutlar ile çok büyük çaplı meteoroloji olaylarıdır.
Muhteşem kızıl benek: Jüpiter
Jüpiter’in atmosferinde dolanan dev fırtınaların ya da antisiklonların yol açtığı bu meteroloji olayları Dünya atmosferinde gelişen hava olaylarına benzer; ama bunlardan çok daha güçlü ve karşılaştırılmayacak kadar büyük çaptadır.
Jüpiter’in atmosferindeki hava sistemlerinin çoğu sürekli hareket halindedir ve genellikle birkaç gün içinde yerini başka bir sisteme bırakır. Jüpiter’in güney yarımküresinde, bulutların arasından seçilen ve 17. yüzyıldan beri gözlemlenen oval biçimli büyük bir leke vardır. Büyük Kızıl Benek denen bu leke o kadar büyüktür ki, kapladığı alana Dünya kolayca sığabilir.. Bilim adamları bu lekenin bir antisiklon yada yüksek basınç merkezi olduğunu sanıyorlar.Olnlara göre leke, çevresnde saatte 290 km hıza ulaşan rüzgarların dolandığı bir dinginlik ya da durgunluk bölgesidir.
Magnetosfer
Jupiter’in Bulutları
Böylesine çalkantılı bir atmosferle kuşaltılmış olan gezegenin dış katmanları çok soğuktur. Ama bu kesimde -130°C dolayında olan sıcaklık iç katmanlara doğru giderek yükselir ve gezegenin merkezine yaklaştıkça tahminen 25.000°C’yi aşar. Bu sıcaklıkta ve çok yüksek atmosfer basıncıı altında hidrojenin bir metal özelliği kazanarak çok iyi bir elektirik iletkenine dönüştüğü biliniyor. Nitekim bu bölgedeki elektirk akımlarının Jüpiter’in atmosferinde büyük çaplı gök gürültülerine ve şimşeklere yol açtığı sanılmaktadır. Üstelik Jüpiter’in atmosferinde büyük çaplı gök gürültülerine ve şimşeklere yol açtığı sanılmaktadır. ÜStelik Jüpiter büyük bir hızla döndüğü için çevresinde çok güçlü bir magnetik alan oluşur. Magnetosfer denen bu magnetik alan gezegenin çevresinde yer alan 7 milyon kilometreden daha ötelere kadar uzanır.
Jupiter’in Gönderdiği Radyo Sinyalleri(DAM)
Jupiter’in Aura’sı
Jüpiter, Güneş’ten aldığı enerjinin neredeyse iki katı kadar enerji yayar. Bu enerjinin büyük ölçüde gezegenin iç kesimlerinde oluşan ve konveksiyon akımlarıyla atmosfere taşınan ısıdan kaynaklandığı sanılıyor. Jüpiter ayrıca radyo dalgaları da salar. Bu radyo dalgalarının kaynağı , gezegenin magnetik alanına yakalana protonlar, elektronlar ve iyonlar gibi elektirik yüklü parçacıklardır. Gene bu parçacıklar nedeniyle gezegenin çevresinde, Dünya’nın çevresindeki VAN Allen Kuşakları’na benzeyen ışınım kuşakları , kutuplarında da kutup ışıkları ile elektrik fırtınaları oluşur.
JÜPİTER NASIL KEŞFEDİLDİ?
1970′lerde NASA ,Jüpiter’in yakınından geçen bir dizi uzay aracı göndermiş ve bunların Dünya’ya ilettiği verilerle bu gezegene ilişkin bilgilerimiz büyük ölçüde artmıştır. 1973′te Pionerr 10, 1974′te de Pionerr 11, Jüpiter’in yakınında geçerek gezegenin magnetik alanının varlığı ortaya koydu. Voyager 1 il Voyager 2 ise 1979′da gezegenin çevresindeki halka sisteminin ilk görüntülerini Dünya’ya gönderdi. Daha önceleri bilinmeyen bu halkalar yaklaşık 1 km kalınlığındaydı ve mikroskobik madde parçacıklarından oluşmuştu.
(bu konuda ve Jupiter uyduları ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayın)
Galileo Uzay Uydusunun çektiği, Jupiter’in uydusu IO
JUPİTER’İN ÇEKİMİ:
Uydusu Ganymade böyle bir Jupiter manzarasına sahip
Güneş Sisteminin en büyük gezegeni olan Jupiter’in öbür gökcisimleri üzerindeki çekim etkisi son derece güçlüdür. Hatta bu gezegenin uydulardan bazılarının, Güneş’in çekim alanına yakalanan küçük gezegenler olduğu sanılmaktadır. Truva Grupları olarak bilinen iki küçük gezegen grubunu bulundukları yerde tutan da Jupiter’in kütlesel çekim kuvvetidir. Jupiter’in çekim etkisi kuyrukluyıldızları yörüngelerinden saptırıp, Güneş’e yaklaştıracak kadar güçlüdür. Nasa, bilimadamları Güneş Sisteminin dış gezegenlerini keşfetmek üzere ilk Voyager uzay aracını fırlattıklarında, bu racın yörüngece yol almasını sağlamak için Jüpiter’in kütlesel çekim kuvvetinden yararlanmışlardı.
Jupiter ile ilgili bilgiler elbette bu kadarla sınırlı değil. Bize bu kadar muhteşem görüntüler hediye edeni keşfetmeye devam…
JÜPİTER’DEKİ ÇARPICI GELİŞMELER
NASA’nın asıl amacı şu an jüpiterin yörüngesinde bulunan cassini uzay aracını 2004 yılında jüpitere indirmek.Ama NASA Jüpiter’in yörüngesindeki uzay aracından Jüpiter’in fotoğraflarını çekmesini istedi.Gelen sonuçlar herkesi hayretler içinde bıraktı…Jüpiter’de yavaş yavaş atmosfer oluşumu başlamıştı.

Satürn (Saturn)

0 yorum | Devamını Oku...

SATÜRN (Saturn) Güneşe uzaklığı: 1343 1425.5 1509 Mio km
Yörüngesel dışmerkezlilik: 0.056
Yörüngesel eğiklik: 2.50
Eksensel eğiklik: 26.40
Çap: 120.500 km
Kurtulma hızı: 35.4 km/sn
Kütle: 95 (Yer = 1)
Hacim: 744 (Yer = 1)
Yoğunluk: 0.7 (su =1)
En yüksek kadir: 0.3
Dolanım süresi: 29.5 yıl
Eksensel dönme: 10 s 14 dk
Kavuşum dönemi: 378.1 gün
Uyduları: 17 tane Pan, Atlas, Prometheus, Pandora, Janus, Epimetheus, Mimas, Encaladus, Tetyhs, Telesto, Calypso, Dione, Rhea, Titan, Hyperion, Iapetus, Phoebe
Gözlem koşulları:Güneşe Jüpiter’den daha uzak ve biraz daha küçük olduğu için Saturn daha sönük görülür. Yaklaşık12.5 ay olan kavuşum dönemi nedeniyle yılın büyük bir bölümünde gökyüzündedir. Yörüngesinde çok yavaş ilerlediği için aynı takım yıldız içinde 2 yıldan daha uzun süre kalır. Satürn’ün halkaları orta boy teleskoplar ile ayırt edilebilir. Her 15 17 yılda bir Dünya Satürn’ün halkalarını düzleminden geçer bu durumda halkalar görülemez. Satürn’ün uydularından sadece Titan ve Rhea orta boy teleskoplar ile görülebilir.
Eski zamanlarda bilinen en dış gezegene, Jüpiter’in babası Satürn’ün ismi verilmişti. Jüpiter kadar parlak olmayan bu gezegenin renginin sarımtıraklığı ona sanki kurşundanmış gibi bir hava verir. Ayrıca yıldızlara göre çok yavaş hareket etmektedir; bu yüzden ona hain sıfatını yakıştıranlar çıkmıştır. Ancak bir teleskopla bakıldığında, hiç tartışmasız gökyüzündeki en güzel cisim odur.
Onu benzersiz yapan halkalarıdır. Bugün bütün devrelerin halka sistemleri olduğunu biliyoruz; ancak hiçbiri Satürn’le yarışamaz. Bu halkalar, ilginin gezegenin kendisinden sapmasına neden olur. Zaten, yüzey şekillerinin etkileyici bir tarafı olmadığı da bir gerçek. Satürn temelde Jüpiter’e benzer; onun da bulut kuşakları ve lekeleri vardır, ancak gözlemlenebilecek etkinlik çok daha azdır.
Geçtiğimiz yüzyılda bile, Jüpiter ile Satürn’ün birer minyatür yıldız olduğu fikri hakimdi. R.A Proctor’un 1882 yılında yazdığı, Satürn ve Sistemi adlı kitabından alınan şu bölüme bir bakalım:
“Gezegenin yüz binlerce kilometre kare genişliğindeki yüzeyi içsel güçler tarafından yarılmış olmalıdır. Aşağıdan çıkan kuvvetli su buharı çok yükseklere kadar fışkırarak ya gezegenin yüzeyini örten bulut katmanıyla birleşiyor ya da kendi bir bulut kümesi oluşturuyordur. Bu küme, aşırı büyüklüğü veya kendini oluşturan maddelerin etrafını çeviren diğer bulutlarınkinden farklı oluşuyla ayırt edilebilir. Böyle bir oluşum Jüpiter üzerinde, Fransa kadar büyük bir kaplayabilirken; iş Satürn’e gelince alan, Rusya kadar olabilir ki bu da bizim en güçlü teleskopumuzla fark edebileceğimiz bir büyüklüktür. Bu durumda, iki gezegen de görünürde sakin bir tavır sergilerken, aşağıda yani yüzeylerinde kargaşanın en büyüğü yaşanıyor olabilir. Hepsi Yorkshire büyüklüğünde binden fazla farklı bölge olsa, tüm yüzey o sakin halini bırakıp kaynayan metale benzer bir görüntü alabilir; ancak bu tür bölgelerin üzerinde oluşacak büyük bulut kütleleri, alttaki yüzeyin hareketliliğini kapatıyor olabilir. Bu durumda en güçlü teleskoplarımızla bile en ufak bir değişim belirtisi göremeyiz. Ve Satürn bu arada biz görmeden daha da çalkantılı bir hal alıyor olabilir.”
Hiçbir şey gerçeğe bundan daha uzak olamaz; ancak Proctor’un, içinde bulunduğu koşullarda böyle bir tablo çizmesi de son derece normal. Satürn, Jüpiter’den oldukça küçüktür; çapı ekvatorda 120.500, kutuplarda ise 108.750 km kadardır. Güneş ile arasındaki mesafe de bayağı uzaktır. Güneş’ten ortalama uzaklığı 1.425.500.000 kilometredir; bu da Dünya’ya hiçbir zaman 1.200.000.000 kilometreden fazla yaklaşamayacağı anlamına gelmektedir. Dolanım hızı saniyede 9,6 kilometre; dolanım süresi ise 291/2 yıldır. Bu Satürn’ün neden gökyüzünde yavaş hareket ediyor gibi göründüğünü açıklıyor. Kendi ekseni etrafında dönüş hızı yüksektir (101/4 saat); dolayısıyla bir Satürn yılında, 25.000 Satürn günü vardır. Ayrıca dönüş hızı, gezegenin her yerinde eşit değildir; Jüpiter’de olduğu gibi, ekvatorda hızlı; kutup bölgelerinde ise daha yavaştır.
Satürn, Jüpiter dışındaki diğer gezegenlerin hepsinden çok daha büyüktür. Satürn’ün hacmi Dünyanınkinin 700 katıdır; oysa yoğunluğu çok düşük olduğundan kütlesi sadece 95 kat daha fazladır. Aslında gezegenin tümünün yoğunluğu, sudan azdır. Demek istediğim, uygun bir okyanus bulup Satürn’ü içine bırakacak olsanız, yüzecektir. Kurtulma hızı yüksekken (35,4 km), yüzeyde kütle çekim kuvveti düşüktür. Kütle çekimi, sadece cismin kütlesine bağlı değildir; cismin büyüklüğü de önemli bir faktördür. Eşit kütleli iki cisim düşünelim; küçük ve dolayısıyla daha yoğun olanın yüzey çekimi daha güçlü olacaktır. Bunun nedeni, onun üzerinde duracak bir gözlemcinin, kürenin merkezine daha yakın olacak olmasıdır. Gazlı yüzeyinde birinin dikelebileceği düşünülemez ama böyle birşey mümkün olsaydı Dünya üzerinde 90 kilo gelen bir kişinin ağırlığı Satürn’de 100 kilo kadar olacaktır. Güneş sisteminde bir Dünyalının kendini, rahatsız edecek kadar ağır hissedeceği tek gezegen Jüpiter’dir.
Satürn yapısal olarak Jüpiter’den pek de farklı değildir. Ancak çekirdeğindeki sıcaklık biraz daha düşüktür; bu değerin 15.000*C (27.000.000*F) kadar tahmin edilmektedir. Yapılan son teorik çalışmalar, çekirdeğin katı kısmının Dünya’dan daha büyük olduğunu göstermektedir. Çekirdeğin üzerinde sıvı metalik hidrojenden oluşan bir katman; onun üzerindeyse sıvı moleküller hidrojenden oluşan bir katman vardır. Sonra da sıra üst bulutlarını bizim de gördüğümüz atmosfere gelir. Bulutlardaki helyum oranı sadece yüzde 6 kadardır; gerisi sizin de tahmin edebileceğiniz gibi esas olarak hidrojendir. Satürn, Güneş’e Jüpiter’den çok daha uzak olduğundan, üst bulutlarının Jüpiter’inkilerden daha soğuk olması beklenir; nitekim öyledir de. Buradaki sıcaklığın -180*C yani -240*F kadar olduğu sanılmaktadır. Üst atmosferdeki amonyağın büyük bir kısmı donmuş haldedir. Ayrıca yapılan spektroskobik gözlemlerde donmuş metana da rastlanmıştır ki, metan kolay donan bir gaz değildir.
Gezegenin üzerinde bir şeyler görmek istiyorsak, iyi sayılabilecek bir teleskop kullanmamız gerekir. Satürn’ün, Jüpiter’in sakin zamanlarını hatırlatan bir görüntüsü vardır; ancak sonuç itibarıyla Satürn daha iyi huyludur. Kuşaklar yuvarlak hatlıdır; ekvator bölgesi genellikle parlak krem renklidir; Jüpiter’in Kızıl Benek’iyle karşılaştırılabilecek herhangi bir oluşum da yoktur. Kutuplar genellikle loştur ve hiçbir yerinde canlı renklere rastlanmaz.
Satürn de Jüpiter gibi etrafa Güneş’ten almış olabileceğinden çok daha enerji yayar. Ancak Jüpiter’e göre küçük olan Satürn’ün oluşumundan bugüne soğumak için yeterli zamanı olmuştur; dolayısıyla bu, Jüpiter’inkinden farklı bir nedene dayanıyor olabilir. En çok kabul gören görüş, sıcaklığın sıvı helyum damlacıklarının daha az yoğun hidrojenin içinden geçerek aşağıya, çekirdeğe doğru hareket etmeleri sonucu, çekimsel olarak oluştuğudur. Bu açıklama tatminkâr değil; ancak bugüne kadar daha iyisini yapan da çıkmadı.
Büyük patlamalar nadiren görülür; ancak ekvator bölgesi civarında ara sıra beyaz beneklere rastlandığı olur. Bunlardan ilk kayda geçeni 1876 yılındakilerdir; 1903’te bir tane daha görülmüştür. Bir sonraki olan 1933’teki öncekilerden çok daha etkileyiciydi. Bu beneği, o yılın Ağustos ayında keşfeden kişi amatör bir gözlemci olan W.T. Hay’di; bu İngiliz, bugün sahne ve sinema komedyeni olarak hatırlanan ünlü Will Hay’den başkası değildir. Bu olay şöyle gelişti: Beyaz benek yavaş yavaş uzadı; üzerinde bulunduğu alanın rengi ise koyulaştı. Baş tarafı belirsizleşirken, arka tarafı keskin hatlı bir şekil aldı. Kraliyet Gök BilimcisiSir Harold Spencer Jones, bu durumu “gördüğümüz yüzeyin altında meydan gelen bir volkanik patlama sonucu püsküren bir miktar madde, kendinden daha hızlı hareket eden bir hava akımıyla karşılaştı; onlar akım ile ileri taşınırlarken, sonradan püskürmeye devam eden maddeler de arka ucu oluşturdular.” diye açıklamıştı. Leke zamanla soluklaştı; birkaç ay sonra da gezegenin çevresinde uzanan parlak bir alandan başka bir şey değildi; sonra da tamamen kayboldu.
1960’ta görülen beyaz benek önceki kadar çarpıcı değildi; ancak gezegeni gözlemleyenler 1990 yılında çok zevkli anlar geçirdiler. Eylül ayının 25’inde, Amerikalı bir amatör olan Stuart Wilber, eskileriyle hemen hemen aynı boylamda yeni bir beneğin parladığını gördü. Daha sonra varlığı doğrulandı; zaten görülmemesi gibi bir şey söz konusu değildi. Daha sonra yaşananlar, alışıldık sırayı izledi. Benek, güçlü ekvator rüzgârlarının etkisiyle birkaç gün içinde yayıldı ve 14.500 km uzunluğunda bir bulut görünümünü aldı. Ekim’in ortalarına gelindiğinde, tüm ekvator boyunca uzanan parlak bir bölge olarak görünüyordu. Parlaklığı gün be gün soldu; birkaç ay içinde yine her şey normale dönmüştü.
Burada ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Elimizde beyaz beneklerin 1876, 1903, 1933, 1960, 1990 yıllarında görüldüklerine dair kayıtlar var. Görünüşlerin arasında geçen süre, sırayla 27 yıl, 30 yıl, 27 yıl ve yine 30 yıl. Bu Satürn’ün dolanım süresi olan 291/2 yıla çok yakın. Rastlantı peşinde koşmaktan hep sakınmış biri olduğum halde, bana sanki ikisi arasında Bir bağıntı varmış gibi geliyor. Bu durumda gözlemciler, 2020 yılı civarında bir beklenti içine girecekler. Benekler, Satürn’ün gördüğümüz yüzeyinin altında hüküm süren koşullar hakkında bilgi verici oldukları için önemliler. Ayrıca dönüş süresinin ölçülmesine de yardımcı oluyorlar.
Dolayısıyla yapılacak en akıllıca iş, göz alıcı halkalara fazla takılmamak ve kürenin kendisini sürekli gözetim altında tutmaktır. İyi aletlere sahip bir amatör de bu işi oldukça rahat bir şekilde kıvırabilir.
Ancak, Satürn’ü bu kadar görkemli yapan da halkalarıdır tabii ki. Küçük teleskop ile bile görülebilen halkalar, on yedinci yüzyıldan beri bilinmektedir. Ne olduklarını tam olarak anlayabilecek kadar net bir şekilde olmasa da, onları ilk gören Galileo’dur. Satürn’ü üçlü gezegen zanneden Galileo, birkaç yıl sonra gezegenin normal görünmesine ve yalnız oluşuna bir anlam verememiştir. Galileo hiç öğrenmemiş olsa da, biz bugün bu sorunun cevabını bulmuş durumdayız.
Galileo gözlemeye başladıktan kısa bir süre sonra halka sistemi Dünya’ya göre yan durmaya başladı. Bu konumda Galileo’nun ilkel teleskobuyla onu görmek imkânsızdı.
1659 yılında, büyük bir ihtimalle zamanının en iyi gözlemcisi olan Christiaan Huygens, ünlü anagramını (o zamanın astronomlarının kullandığı Latince şifreli bir yazı) yayınladı. Bu anagramda, Staürn’ün çevresinde tutulum dairesi boyunca uzanan ve hiçbir yeri gezegenin kendisine değmeyen yassı bir halka bulunduğu söyleniyordu. O ana kadar söyledikleri doğruydu; ancak kuramına, inanılmayacak kadar çok kişi karşı çıktı. Söz gelimi cizvit olan Fransız matematikçi Honoré Fabri, Satürn’ün garip görüntüsünün nedeninin, dört uydu olduğunu iddia ediyordu. Bu uydulardan ikisi, karanlık ve gezegene yakınken, diğer ikisi parlak ve gezegene uzaktı.
Huygens’in halkalarının bütün gökbilimcilere kabulü yıllar aldı. Bu dönemde yapılan çizimlerden bazıları oldukça gariptir; ancak kullanılan teleskopların kalitesi düşünülürse, bu pek de anormal değil.
İkisi parlak bir loş olmak üzere üç ana halka vardır. En dıştaki parlak halka 14.500 km genişliğindedir. İçeri doğru gidildiğinde, G.D. Cassani tarafından 1675 yılında keşfedilen ve bu nedenle Cassini Bölümü olarak anılan bir aralık gelir. Genişliği 4000 km kadar olan bu aralık, A halkasının genişliği yaklaşık 25.700 km olan parlak B halkasından ayırır. Huygens’in tarif ettiği halka, A ve B halkalarının bir birleşimidir.
A ve B halkaları birbirlerine benzemezler. B daha parlaktır ve geçirgenliği daha azdır. Aradaki farklı kaliteli küçük bir teleskopla bile görebilirsiniz. Halka sistemi biraz olsun eğik olduğunda 8 santimlik mercekli teleskopla bile Cassini Bölümü’nü görmekte zorlanılmaz. A halkasının içinde de dar bir aralık vardır; J.F. Encke tarafından keşfedildiği için onun adı verilen bu aralığı görmek çok daha zordur. Özellikle halkaları yandan gördüğümüz zamanlarda onu fark etmek zorlaşır.
B halkası ile gezegen arasında üçüncü bir halka vardır. C halkası Crêpee Halkası ve Karanlık Halka adlarıyla da bilinir. Onu ilk olarak 1850 yılında birbirinden bağımsız iki gözlemci, Amerika’da W. Bond ve İngiltere’de W.R. Dawes, görmüştür. Rahat bir şekilde görülemeyen bu halka yarı geçirgendir. Genişliği ise 19.300 km kadardır.
Uzay Çağı’ndan çok önce, öncekiler kadar net görülemeyen başka halkalar görenler de çıkmıştı. Bunlardan CrépeHlkası’ndan daha içeride olduğu iddia edilen halkaya D Halkası adı verilmiştir. Fransız gök bilimci G. Fournier’in 1907 yılında gördüğü ve ana sistemin dışında olan bir başkasına da, kafa karıştıracak biçimde yine D Halkası denmiştir. Bu konu çok sonra, Pioneer ve Voyager uzay araçlarının uçuşlarından sonra açıklığa kavuştu.
Satürn’de büyüleyici gölge etkileri görülür. Küreden yansıyan ışık, halkaları aydınlatarak onları kırıkmış gibi gösterir. Ayrıca halkaların Satürn’ün üzerine düşen gölgeleri çok rahat bir şekilde görülür, dikkatsiz gözlemciler yanılarak genellikle bu gölgeleri kuşak zannederler.
Halka sistemi daireseldir; ancak biz ona tepeden bakamadığımızdan elipsmiş gibi görürüz. Sistemin toplam çapı 272.000 km kadardır ama halkaların kalınlığı çok incedir. Bu durum, 1966, 1980 ve 1995 yıllarında olduğu gibi yan durduklarında görmek neredeyse imkânsızdır. Daha açık bir şekilde söyleyecek olursak, Dünya halka sistemiyle aynı düzleme girdiğinde, Güneş de aynı şeyi yaparsa halkaları görmek mümkün olmaz; çünkü bu durumda sadece halkalardan en dışta kalanının kenarı güneş ışığı alabilmektedir. Halkaların tamamen kaybolduğunu iddia edenler de çıkmıştır; ancak gerçek böyle değildir. Halkalar, sırayla 13 yıl 9 ayda ve 15 yıl 9 ayda bir yan konuma geliyorlar. Bu eşitsizliğe Satürn’ün yörüngesinin dışmerkezliliği neden oluyor. Kısa olan aralık boyunca Satürn’ün güney kutbu Güneş’e doğru eğik oluyor; bu durumda kuzey yarım küre halkaların ardında kalıyor. Satürn, günberi noktası civarındayken göreceli olarak en hızlı hareket ettiği zamanları yaşıyor. Daha uzun olan aralık boyunca ise kuzey kutbu Güneş’e dönük oluyor; bu sefer de güney yarım küre görülemiyor. Bu devre içinde Satürn, günöte noktasından en yavaş hızıyla geçiyor. Halkalar, Satürn’ün ekvator düzleminde bulunuyorlar; ancak ekvator düzlemi, yörünge düzlemine göre 261/2*kadar eğik.
Ana halkalardan A ve B’nin yekpare ve katı bir görüntüsü vardır; dolayısıyla teleskop ile bakan ilk gözlemcilerin onları sert levhalar zannetmeleri son derece doğaldır. Tabii herkes aynı fikirde değildi; söz gelimi J. Cassini1705’te, halkaların, Satürn çevresinde dönmekte olan küçük parçacıklar olduğunu iddia etmişti. Ancak bu oturaklı tahmin, on dokuzuncu yüzyıla kadar doğrulanmadı.
Fransız Edouard Roche 1848 yılında, kütle çekimi yok denebilecek kadar az olan bir cismin, bir gezegene (veya başka bir cisme) çok yaklaşması durumunda parçalanacağını kanıtladı. Bu tehlikeli alanın kenarı Roche sınırı olarak bilinir. Sınırı, ilgili gezegenin büyüklüğü ve kütlesi beliler. Halkalar, Satürn’ün Roche sınırı içindedirler; bu da katı veya sıvı olmaları halinde parçalanacakları anlamına gelir. Bu iddia, 1875 yılında James Clerk Maxwell tarafından matematiksel olarak kanıtlanmıştır. Ondan yirmi yıl sonra J.E Keeler, spektroskop kullanarak yaptığı gözlemlerden, halkaların iç kısımlarının Satürn’ün çevresinde dıştakilere göre daha hızlı dönüyor olduğu sonucu çıkardı. Tabii bu da Kepler Yasası’na uygun bir durumdu. Yani her bir parçacık kendi başına birer aycıkmış gibi davranıyordu.
1979’dan önce, halkaların az çok yassı ve düzgün olduğu varsayılıyordu. Uzay araştırmaları sonucunda gerçekte öyle olmadığı anlaşıldı. İlk baskını Pioneer 11 yaptı. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, bu sonda 1973’te Jüpiter’i incelemek üzere fırlatılmıştı. Satürn, önceden planlanmış bir hedef değildi; ancak bu karşılaşma çok yararlı oldu; çünkü o zamanlar hiç kimse sondaların, Satürn’ün çevresindeki enkaz ile çarpışmanın yol açabileceği tehlikenin büyüklüğü konusunda bir fikre sahip değildi. Pioneer’ın bulutların 21.000 km kadar üzerinden geçmesi planlanmıştı; öyle de oldu. Böylece hayatta kalma şansı yüzde 99’dan yüzde 1’e düşmüş oldu. Neyse ki hiç yara almadan kurtuldu.
1980 ve 1981 yıllarında, 1979’daki Jüpiter ziyaretlerini bitiren ilk Voyager, Satürn’e geldi. Bu iki Voyager bibirinin eşiydi ancak Jüpiter’den ayrıldıktan sonra farklı roller üstleniyorlardı. Voyager 1 sadece Satürn’ü değil, gezegenin en büyük uydusu Titan’ı incelemek üzere programlanmıştı. Titan’ın bir atmosfere sahip olduğu biliniordu; bu bakımdan özel ilgiyi hakeden bir uyduydu. Sonda, Titan’ı incelemek için tutulum dairesi düzleminden ayrılacaktı; bu durumda da ileride başka bir gezegenle karşılaşma olasılığı kalmıyacaktı. Plan işlerse Voyager 2, Titan’la ilgilenmeyecek ve önce Neptün’le sonra da Uranüs’le buluşmak üzere yoluna devam edecekti. Ancak Voyager 1’in başarısız olması durumunda, Voyager 2’nin Titan’ı incelemesi gerekecekti. Bu durumda da iki uzak devi göremeyecekti. Voyager 1, üzerine düşeni kusursuz bir şekilde yerine getirdiğinde Görev Kontrol Merkezi’ndeki rahatlamayı tahmin edebilirsiniz.
Satürn’ün kendisinin çok güzel fotoğrafları elde edildi. Gezegenin üzerinde kırmızımsı ve kahverengimsi benekler bile vardı. Ekvatora simetrik olarak esen rüzgârın hızı saatte 1500 km’yi bulur ki, bu Jüpiter rüzgârlarından bile daha hızlı olduğunu gösterir. Manyetik alanı Jüpiterinkinden yirmi kat daha zayıftır; ancak bu haliyle bile Dünya’nınkinden bin kat güçlüdür. Manyetik ekseninin, dönme ekseniyle çakıştığı belirlenmiştir. Yani bu durumda, gezegende pusulaya bakılacak olursa, ibre tam kuzeyi gösterecektir. Kutup ışıklarına da rastlanmaktadır; ama tahmin edebileceğimiz gibi Jüpiter’dekilere çok daha zayıf olacaktır.
Voyager 1 Satürn’e doğru yaklaştığında halkaların kimsenin ummadığı kadar karmaşık oldukları anlaşıldı. Binlerce ufak halkadan ve küçük boşluklardan oluşuyorlardı. Bir bütün olarak ise daha önce görülmüş hiçbirşeye benzemiyorlardı. Rahat görünen ayrımların ortaya çıkış nedeninin, uyduların, özellikle de Voyager’lardan önce en içteki olarak bilinen Mimas’ın, çekim gücü olduğu zannediliyordu. Bu belirgin birkaç boşluk için geçerli olabilirdi; ancak sistemin karmaşıklığı, tek nedenin, uyduların tedirgisi olmayacağını gösteriyordu. Satürn’ün halkalarının hareketleribugün bile tam olarak açıklanabilmiş değildir.
Cassini Bölümü boş değildir. Orada da halkacıklar veuzaydagörülen türden parçacıklar vardır. B Halkası’nda, merkezden çevreye doğru yayılan, yaklaşık 15.000 km uzunluğunda garip çubuklar görünür. Bu çubuklar, halka, gezegenin gölgesinden çıktıktan birkaç saat sonra kaybolurlar. Aslında böyle bir büçüm oluşturamamaları gerekir. Hatılarsanız Kepler Yasası şöyle der: İç kısımdaki parçacık, kendine göre dışarıda olan parçacıktan daha hızlı hareket eder. Dolayısıyla merkezden dışarıya doğru çubuk şeklinde bir oluşumun bulunmaması gerekir. Ancak oradalar ve net bir şekilde görülebiliyorlar. Benim bugünkü fikrimi soracak olursanız, bu çubukları, manyetik güçler tarafından halka sisteminin düzleminden çıkartılan parçacıklar oluşturuyor ve yükselen bu parçacıklar daha sonra manyetik alan hatları tarafından süpürülüyor. Şu anda en mantıklı açıklama bu gibi görünüyor. Dünya’dan gözlem yapan kişilerin yaptığı, eski çizimlere baktığımızda, bazılarıda bu çubukların çizili olduğunu görüyoruz.
Yeni halkalar da bulundu. Daha önce D Halkası adı verilen ve bulutların hemen üstüne kadar uzandığı söylenen halka, gerçek bir halka sayılamazdı; dağınık parçacıkların bir alandı. Ancak A Halkası’nın hemen dışında yeni bir halka bulunduğu görüldü. Büyük olasılıkla Fournier’in gördüğü halka olan bu halkaya resmen F Halkası adı verildi. F Halkası’nın örülmüş ipliklere benzeyen garip ve karmaşık bir yapısı vardı. Seyrek yapılı G Halkası ise büyük uyduların en içte olanı Mimas’la aynı yolu kullanan iki küçük ayın yani Janus ve Epimethus’un yörüngesine kadar olan bölgenin needeyse tamamını kaplıyordu. Son olarak bir de E Halkası vardı. G Halkası’ndan bile daha seyrek olan bu halkanın en parlak olduğu yer, ikinci büyük uydu olan Enceladus’un yörüngesinin hemen içinde kalan bölümdü.
Halka parçacıklarını Voyager bile net olarak gösteremedi. Ancak büyüklükleri, çakıl taşıyla birkaç metre çaplı buzblokları arasında değişiyor gibi görünüyordu. Ayrıca halkaların bulunduğu düzlemin 65.000 km aşağısına ve yukarısına kadar uzanan, seyrek yapılı bir hidrojen bulutuna da rastlanmıştı. Halka parçacıklarının bileşimine gelince, görünüşe göre parçacıklar basit su buzundan oluşuyorlardı.
Uzay Çağı’ndan önce Satürn’ün dokuz uydusu olduğu zannediliyordu. Satürn ailesi, Jüpiter’inkinden hayli farklıydı. Satürn’de dört büyük ve bir düzine küçük yerine, bir büyük (Titan) ve birçok ortaboy uydu vardı. Uydularından Rhea ve İapetus’un çapı 1500 km; Dioni ve Tethys’inki ise 1100 km kadardır. Mimas, Enceladus ve Hyperion’un çapları ise 270 km ile 480 km arasında değişir. Önceden bilinen son uydu olan Phobe’nin çapı ise topu topu 225 kilometredir. Satürn’den ortalama 13.000.000 km uzakta olan bu uydu, ters yönde hareket etmektedir; bu durum onun eski bir asteroit olduğu konusunda şüpheye yer bırakmaz. Ondan sonra 9 yeni uydu daha bulunmuştur. Bunlardan Pan, Atlas, Prometheus, Pandora, Epinetheus ve Janus, Satürn’e Mimas’tan daha yakındır. Telesto ve Calypso, Tethys ile aynı yörünge üzerinde hareket etmektedirler. Dione’nin ise Helene adlı bir Troya’lısı vardır. Bunlardan başka birkaç küçük uydu daha olduğu ve toplam uydu sayısının yirminin üzerine çıkacağı düşünülmektedir. Yeni keşfedilen uydulaın hepsi çok küçüktür; aralarında çapı 150 kilometreden büyük olan tek uydu Epimetheus’tur.
Saptanan son uydu olan Pan, A Halkası’nın ortasındaki Encke Bölümü’nün içinde hareket etmektedir. Prometheus ile Pandora’ya çoban uyduları denmektedir, çünkü F Halkası’nın iki kenarında durarak onu sabit bir şekilde tutarlar. Prometheus’un yörüngesi halkanın biraz dışından geçer; dolayısıyla halkayı oluşturan parçacıklardan daha yavaş hareket etmektedir. Bir parçacık diğerlerinden ayrılacak olursa, Prometheus onu yavaşlatarak daha içte bir yörüngeye oturmasını sağlar. Aynı şekilde içeri,Satürn’e doğru yol alan parçacıklar da Pandora tarafından hızlandırılır ve ana halkaya geri gönderilir. Janus ile Epimetheus’un eskiden aynı büyük cisim parçaları olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Birçok bakımdan benzerlik gösterirler. Ayrıca dört yılda bir birbirlerine yaklaşırlar; bu sırada yaşanan ikili etkileşimler sonucu yörüngelerini değiştirirler. Uzayda sandalye kapma oyunu oynayan iki ay gibidirler!Küçük uyduların çoğunun şekli biçimsizdir.
Satürn’ün uydularının en büyüğü olan Titan, Ganymede’den sonra Güneş Sistemi’ndeki ikinci büyük uydudur. Küçük bir teleskopla görülebilecek kadar parlaktır. Dürbünle bile gördüğünü söyleyenler olmuştur. 1944’te, bir atmosferi olduğu belirlendei; Voyager’dan önce atmosferin esas olarak metandan oluştuğu düşünülüyordu.
8 santimlik bir mercekli teleskopla Rhea rahatça, Dione ile Tethys ise biraz daha zor görülür. İapetus’un durumu biraz gariptir; uydu Satürn’ün batısındayken, doğusundayken olduğundan çok daha parlaktır. En çok, Rhea kadar parlak görünür; ancak soluk olduğu zamanlarda 8 santimlik teleskobun menzili dışında kalır. Bu garip durum, uydunun G.D. Cassini tarafından 1671 yılında keşfedilişinden beri bilinmektedir. Bu farkın mantıklı tek açıklaması vardır. Gezegenlerin en büyük uydularının çoğu gibi, İapetheus da eşzamanlı dönmektedir. Yani, çevresinde dönmekte olduğu gezegene hep aynı yüzünü göstermektedir. Bunun nedeni gezegenin çevresindeki dolanım süresinin, kendi ekseni etrafında dönüş süresine eşit olmasıdır. Bu süre İapetheus için 79 gündür. Yani batı uzanımında her zaman, yansıtma oranı daha yüksek olan yüzü bize dönüktür.
Voyager 1’in ana hedefi olan Titan, şok yarattı denebilir. Yüzeyinin görülmesini tamamen engelleyen kalın atmosferinin, bol miktarda nitrojenden ve hatırı sayılır miktarda metandan oluştuğu belirlendi. Yüzey basıncı, Dünya’da deniz seviyesindeki basıncın birbuçuk katından daha fazlaydı. Voyager 1, uydunun 6500 kilometre kadar yakınından geçtiği halde tek görebildiğimiz, portakal renkli sis olarak adlandırılabilecek oluşumun üsy katmanıydı. Yüzey sıcaklığı -180*C (-290*F) olarak ölçülmüştü. Bu oldukça önemliydi çünkü metan gazının, Titan üzerinde katı, sıvı veya gaz halinde bulunabileceği anlamına geliyordu. Bu durum, tıpkı H2O’nun Dünya’dan, buz, sıvı su veya su buharı şeklinde bulunabilmesine benziyordu. Bizim denizlerimize pek benzemese de, Titan’da bir çeşit kimyasal maddeden oluşan denizler olabilirdi. Büyük bir olasılıkla da etan ve metanın oluşturudğu bir karışım.
Titan, haytın ortaya çıkmasına olanak vermeyecek kadar soğuk gibi görünüyor olsa da üzerinde, söz gelimi portakal renkli siste, birçok organik maddeye rastlanmıştır. Uyduda hayat için gerekli tüm koşullar varmış gibi durmaktadır. Bu konunun 2004 yılında aydınlığa kavuşması bekleniyor; çünkü uydu üzerine yumuşak iniş yapması planlanan yeni sonda, uyduya o yıl ulaşacak.
Bir konuyu daha belirtmekte yarar görüyorum. Titan’ın kurtulma hızı, bizim Ay’ımıznkiyle aynı gibidir. Ancak Titan, Ay2dan çok daha soğuk olduğundan bir atmosfer tutmayı başarabilmektedir. Çünkü sıcaklık düştüğünde, atomlar ve moleküller daha yavaş hareket ederler bu da kaçma şanslarının azalacağı anlamına gelir. Milyarlarca yıl sonra Güneş daha parlak hale geldiğinde Titan’ın, üzerinde hayatın ortaya çıkmasına olanak verecek kadar ısınacağı düşünülmektedir. Ancak o zaman da, artan sıcaklık spnucu atmosferin kısa süre içinde kaybedecektir.
Bu arada Voyager’ların, o sırada son derece ters bir konumda olan Phobe dışında, bütün büyük uyduların çok güzel fotoğraflarını çktiğini de belirteyim. M,mas’ın buzlu ve kraterli yapısı vardır. Herschel adı verilmiş büyük kraterin genişliği, uydunun çapının üçte biri kadardır. Encaladus, buzlu ve küçük kraterli düz sayılabilecek bi yüzeye sahiptir. Tethys ise neredeyse saf buzdan oluşmaktadır. Üzerinde yer alan bir hendek, uydunun yarısından çoğu boyunca uzanmaktadır. Dione, Teehys’ten azıcıkdaha büyük ama çok daha ağırdır. Yarı kürelerinin parlaklıkları birbirinden farklıdır. Yüzeyinde, birkaç parlak şekil ile iki üç büyük krater vardır. Rhea’nın yüzeyine bakıldığında, uydunun son derece yaşlı olduğu görülür. Neredeyse Jüpiter sistemindeki Callistokadar kraterli bir yapıya sahiptir. Hyperion’un durumu istisnaîdir. Şekli biçimsizdir; büyüklüğü 360 x 280 x225 kilometre kadardır; bir hamburgere benzediği söylenebilir. Satürn çevresinde bir tam dönüş yapması 21,3 gün sürer; ancak bu, kendi ekseni etrafında dönme süresine eşit değildir, yani dönüşü tutulmuş değildir. Yörüngesinde taklalar atarak ilerliyor gibi görünen Hyperion’un, dönüşünün de düzensiz olduğu söylenebilir. Bu uydunun eskiden daha büyük bir gökcisminin parçası olduğu düşünülmektedir; ancak henüz diğer yarının izine rastlanmıştır.
İapetus’un yarı kürelerinden birisi parlak ve kar kadar yansıtıcı, daha çok görünen diğeri ise karatahta kadar koyu renklidir. Kuramcılar burada, benim Zebra problemi olarak adlandırdığım bir sorun ile karşı karşıyadırlar: Zebra siyah çizgili beyaz bir hayvan mı, yoksa beyaz çizgili siyah bir hayvan mıdır? Söz konusu olan İapetus ise bu soruyu cevaplandırabiliriz. Hareketleri ve diğer uyduları üzerindekietkileri incelendiğinde, yoğunluğunun suyunkinden çok da fazla sonucuna varılmıştır. Yani uydunun büyük bölümü buzdan oluşmaktadır. Karanlık bölge ise hâlâ bir bilmecedir. Nedeninin, en dıştaki uydu olan ve elimizdeki tek ve pek de tatmin edici olmayan fotoğrafında koyu renkli ve diğer buzlu uydulara pek benzemiyor gibi görünen Phoebe’den İapetus’a gelen toz olduğu yönünde iddialar vardır. Ancak Phobe ile İapetus birbirlerine 9,5 milyon kilometreden fazla yaklaşmamaktadır.; ayrıca İapetus’un üzerindeki lekenin rengi Phoebe’nin tozlarınınkinden farklıdır. Bu durumda ya geçmişte uyduya bir kuyruklu yıldız çarpmıştır ya da bu koyu renkli madde buzlu kabuğun altından yukarı çıkmıştır.
Jüpiter’in Galilei uydularını gözlemlemeye göre çok daha zor olsa da bu uyduların da tutulmaları, geçişleri ve parçalı tutulmaları gözlemlenebilmektedir. Ancak bu olaylar küçük bir teleskop ile uydular içinde bir tek Titan izlenebilir. Bu pek de hoş bir durum değildir; çünkü küçük uyduların yörüngeleri tam olarak bilinmemektedir. Bu durumda, tutulmaların ve geçişlerin zamanları konuya biraz olsun açıklık getirebilirdi. İkili olaylara da rastlanmaktadır. Söz gelimi A.E. Levin ve L.J. Comrie, 8 Nisan 1921’de Titan’ın gölgesinin Rhea’nın üzerine düşmesi sonucu yaşanan tutulmayı gözlemlemişlerdir.
Pickering, Phoebe’yi, Harvard College Gözlemevi’nin güney istasyonu olan Peru’daki Arequipa Gözlemevi’nin 60 santimlik teleskobuyla keşfetmiştir. Altı yıl sonra yörüngesi Rhea ile Titan’ın yörüngeleri arasında yer alan yeni bir uydu bulunduğunu açıklayan Pickering, bu uyduya Themis adını vermiştir. Ancak bulunduğu açıklandığı andan itibaren varlığından kuşku duyulmayan bu uyduyu bir daha gören çıkmamıştır. Bu durumda hiç var olmadığı da söylenebilir.

Uranüs (Uranus)

0 yorum | Devamını Oku...

URANÜS (Uranus) Güneşe uzaklığı: 2733.6 2868.8 3004 Mio km
Yörüngesel dışmerkezlilik: 0.047
Yörüngesel eğiklik: 0.8 0
Eksensel eğiklik: 98 0
Çap: 51.120 km
Kurtulma hızı: 22.5 km/sn
Kütle: 14.6 (Yer = 1)
Hacim: 67 (Yer = 1)
Yoğunluk: 1.3 (su =1)
En yüksek kadir: 5.6
Dolanım süresi:84 yıl
Eksensel dönme: 7 s 14 dk
Kavuşum dönemi: 370 gün
Uyduları: 15 tane Cordelia, Ophelia, Bianca, Cressida, Desdemona, Juliet, Portia, Rosalind, Belinda, Puck, Miranda, Ariel, Umbriel, Titania, Oberon
Gözlem koşulları: Uranüs hiçbir zaman 6. kadirden daha parlak olmaz. Bu nedenle çıplak gözle ancak olağanüstü açık ve temiz gökyüzü koşullarında bile sadece küçük sönük bir yıldız gibi görülebilir. Küçük teleskoplarla yeşil bir yuvarlak olarak görülür, ayrıntı seçilemez. Uyduları ancak çok büyük teleskoplar ile görülür. 84 yıl süren dolanım süresi ile Uranüs bir takımyıldızdan diğerine çok yavaş geçer. 90′lı yıllar boyunca Yay ve Oğlak takımyıldızlarında olacaktır.
Eski zamanlarda gezegenlerden beş tanesi biliniyordu. Bunlara Güneş ve Ay da eklendiğinde Güneş sisteminin yedi üyesi oldu. Yedi mistik rakamdı, dolayısıyla bundan daha uygun bir sayı da olamazdı. Ayrıca yeni bir büyük gezegen olabileceği pek akla gelen bir fikir değildi. Bu durum, tanınmamış bir amatör gözlemcinin gök bilimi dünyasını sarsan keşfini yaptığı 1781 yılına kadar böyle kalmıştı.
William Herschel, Hanover’da doğmuş ancak genç sayılabilecek bir yaşta İngiltere’ye gelerek org çalmaya başlamıştır. O sıralarda çok gözde bir yer olan kaplıcalarıyla ünlü Bath’e yerleşen Herschel, kısa süre içinde çok ünlü olmuştu. Gök bilimi ile bir hobi olarak ilgilenen müzisyen, aynalı teleskoplar yapıyordu. Ayrıca birinci sınıf bir gözlemciydi. 1781 yılının 13 Mart gecesinde el yapımı teleskoplarından biriyle Gemini takımyıldızını yani İkizler’i oluşturan yıldızları incelerken gördüğü şey bütün hayatını değiştirecekti. Onun sözlerinden alıntı yapacak olursak:
“Gemini takımyıldızı civarındaki yıldızlara bakarken, diğerlerinden daha büyük olan bir tane gördüm. Bu beklenmedik görüntü karşısında onu, Gemini takımyıldızındaki yıldızlarla ve Auriga ile Gemini arasındaki küçük yıldızla kıyasladım, sonuçta hepsinden daha büyük olduğunu gördüm. Bu durumda onun bir kuyruklu yıldız olduğu sonucuna vardım.”
Kuyruklu yıldılar ilginçtir ama az rastlanır değillerdir, dolayısıyla Herschel de bu keşfi karşısında pek heyecanlanmamıştı. Bu cisimden bahsettiği ilk yazının başlığı Bir Kuyruklu Yıldızın Beyanı’ydı. Ve o bu yazıyı yazarken bulduğu şeyin ne kadar önemli olduğunun farkında değildi. Daha sonra cisim üzerinde çalışan matematikçiler cismin yörüngesini belirlediler. Ortaya çıkan yörünge hiç de bir kuyruklu yıldızınmış gibi durmuyordu. Aslında bu cisim, Güneş etrafında bir tam dönüşünü 84 yılda tamamlayan, Güneş’ten ortalama 2.867.000.000 km uzakta olan ve Satürn’den çok daha uzakta bulunan bir gezegendi.
Herschel, cisme İngiltere Kralı III. George’un şerefine Georgium Sidus yani George Yıldızı adının verilmesini önerdi. III. George, Herschel’e Kral’ın Gök Bilimcisi ünvanını vermiş ve ona müziği bir iş olarak devam ettirmesini gereksiz kılan, tüm zamanını gök bilimine adamasına olanak veren bir aylık bağlamıştı. Yabancı gök bilimciler cisme verilen bu isimden pek hoşlanmamış ve hatta kâşifin şerefine Herschel denmesini bile kabul etmişlerdir.Daha sonra, mitolojik sistemin kullanımını yaygınlaştığında, yeni gezegenin adı, göğü temsil eden tanrının anısına Uranüs olmuştur.
Keşiflerin şans meselesi olduğu genel kabul gören bir görüş olsa da bu, düzenli bir şekilde gökyüzünü gözden geçirmekte olan Herschel’e yapılan bir haksızlıktı. Arkadaşı Dr. Hutton’a yazdığı bir mektupta söylediği gibi: “O akşam çok çalıştığım için gözden kaçırdım diyelim, ama ertesi gün farketmeliydim. Teleskobum o kadar iyiydi ki kolayca görülen gezegen yüzeyini bakar bakmaz görebilirdim.” Herschell hiç teleskop yapmamış olsa bile bu yeni gezegenin o günden pek de uzak olmayan bir tarihte farkedilebileceği çok açıktı. En geç yeni yüzyılın ilk yıllarında, Mars ile Jüpiter’in yörüngeleri arasındaki kayıp gezegeni aramakta olan Schörter’in yılıdız polisleri tarafından bulunacaktı.
Uranüs’ü ilk farkedenin Herschel olduğu doğrudur; ama o, gezgeni ilk gören kişi değildir. Daha önceki yıllarda birçok kez kayda geçirilmiştir. İlk Kraliyet Gök Bilimcisi olan John Flamsteed, 1690 ile 1725 yılları arasında Uranüs’ü tam altı kere görmüştür. Normal bir yıldız olduğunu düşünerek pek üzerinde durmayan Flamsteed ona, bir yıldız ismi ( 34 Tauri) bile vermiştir. Keskin gözlü insanlar nereye bakacaklarını bilirlerse, ortalama kadri 5,7 olan gezegeni çıplak gözle kolayca görebilirler.
Uranüs de devlerden sayılabilir. Jüpiter’e veya Satürn’e göre küçük sayılabilir; ancak Dünya’dan çok daha büyüktür. Ekvatoral çapı 51.120 kilometre kadarken, küresel olarak basık sayılabileceğinden kutupsal çapı bu değerden daha düşüktür. Satürn’e göre çok yoğun sayılabilecek Uranüs, sudan yoğundur. Hacimsel olarak Dünya’dan 67 kat büyüktür; ancak kütlesi Dünya’nınkinin sadece 141/2 katı kadardır. Kurtulma hızı saniyede 22,5 kilometredir. Yüzey çekimi ise Dünya’nınkinden biraz daha fazladır.
Bir teleskop ile bakıldığında Uranüs, soluk mavimsi yeşil bir yuvarlak olarak görünür. Esrarengiz hiçbir tarafı yoktur. Bulutların üst kısımları o kadar soğuktur ki, metan donarak altındaki amonyak bulutlarının üzerini kaplayan bir bulut katmanı oluşturur. Metan, uzun dalgaboylu ışıkları emerken mavi ve yeşili emmez; bu da Uranüs’ün niye o renk görüldüğünü açıklamaktadır. Atmosferi hidrojen açısından zengindir; yüzde 15 oranında da helyuma rastlanır.
Uranüs’ü Jüpiter’in veya Satürn’ün küçük bir kopyasıymış gibi görmek son derece yanlıştır. İncelendiğinde onlardan oldukça farklı olduğu görülür. Son kuramlara göre, büyüklüğü tam olarak belirlenememiş olsa da bir çekirdeği vardır. Bu çekirdeğin üzeri, gazların buzlar ile karışımlarından oluşan kalın tabakalarla çevrilidir. Bu tabakalar bulutların üst kısımları kadar soğuklarsa donmuş halde bulunmaları gerekir. Karışımların büyük çoğunluğu bir tür su karışımından oluşuyor gibi görünmektedir. Bu su ayrıca amonyak ve metan ile birleşerek kalın, buzlu bulut katmanlarını da oluşturmaktadır.
Voyager 2 göreve çıkmadan çok önce ortaya atılan bu görüşler, uzay araçlarından elde edilen bilgileri tarafından doğrulandı. Uranüs ile ondan bir dışarıdaki dev olan neptün, ikiz sayılabilirler. Jüpiter/Satürn çifti, Uranüs/ Neptün çiftinden oldukça farklıdır. Ayrıca en dıştaki devler arasında da birçok farklılık vardır. İçsel bir ısı kaynağı olmayan veya en iyi olasılıkla çok güçsüz bir ısı kaynağı olan Uranüs’ün ekseni inanılmayacak kadar eğiktir.
Jüpiter veya Satürn kadar olmasa da Uranüs’ün de hızlı bir dönücü olduğu söylenebilir. Bugün dönme süresinin 17,24 saat olduğunu biliyoruz. Bu süre, Voyager 2’nin uçuşundan önce tahmin edilenden uzundur. Dünya’dan, kutup bölgeleri gezegenin yuvarlağının orta bölümünde yer alır biçimde görüldüğü zamanlar olur.
Gezegenlerin çoğunun dönüş eksenleri ile yörüngeleri arasında dik sayılabilecek bir açı vardır. Dik açıdan sapma Dünya için 23,5 derecedir; Mars’ınki de yaklaşık bu kadardır; Satürn ile Neptün biraz daha eğikken Jüpiter ve Merkür neredeyse dimdiklerdir. Uranüs’ün durumu ise tamamen kendine özgüdür. Eksenel eğikliği 98 derecedir ki bu değer dik açıdan daha fazladır; yani teknik olarak geriye doğru devinmektedir. Bu da Uranüs’te yaşanan mevsimlerin biraz garip olacağı anlamına gelmektedir. Önce bir kutup, daha sonra ise diğer kutup 21 Dünya yılı kadar süren bir karanlığa gömülecektir. Bu uzun gece boyunca karşı kutupta da gce yarısı güneşi hüküm sürecektir. Dönüş süresinin geri kalanında ise uç durumlara daha az rastlanır.
Peki ama hangisi kuzey kutbu, hangisi güney kutbudur? Bu soruya cevaplandırmak sanıldığı kadar kolay değildir. Voyager 2’nin 1986 yılında gerçekleşen karşılaşması sırasında Pasadena’daki Görev Kontrol Merkezi’nde verilen basın demeçleri hakkında sonuç alınamayan bir tartışma çıkmıştı. Uluslararası Gök Bilimi Birliği’nin (IAU), tutulum dairesinin (Dünya’nın yörünge düzlemi de diyebiliriz) üstünde kalan tüm kutupların kuzey kutbu, altında kalan bütün kutupların da güney kutbu olduğu yönünde bir kararı vardır. Bu durumda Voyager 2 geçerken güneş ışığı alan kutup Uranüs’ün güney kutbu olacaktır. Ancak Voyager ekibi bunu tersine çevirmiş ve güneş ışığı alan kutba kuzey kutbu demişlerdir. Seçim size kalmış. Ben IAU’nun kararına uyma taraftarıyım.
Bu aşırı eğiklik sonucunda, Dünya’dan bazen tam kutba bazen de tam ekvatora doğru bakmaktaız. Söz gelimi 1946 yılında kuzey kutbu yuvarlağın ortasında yer alıyor; ekvator ise kenarda dönüyordu. 1966 yılında ise ekvator yukarıdan aşağıya doğru dönerken, kutuplar kenarlarda yer alıyordu. 1985-86 yıllarında tekrar bir kutba (bu sefer güney) kuş bakışı bakmıştık. 2007 yılında ise bir ekvator görüntüsüyle karşı karşıya olacağız.
Hiç kimse Uranüs’ün niye bu kadar eğik olduğu konusunda bir fikre sahip değildir. En çok benimsenen kuram, gezegenin, ilk zamanlarında ona çarpan büyük bir cisim yüzünden yana yattığı yönündedir. Kuşkucu bir insan olduğumu kabul ediyorum ama, çapı 50.000 kilometre kadar olan bu büyükçe ve sıvı cismin nasıl olup da böyle eğilebileceğini anlayamıyorum. Ancak bu arada daha mantıklı bir açıklama bulamadığımı da söylemek istiyorum. Sonradan bahsedeceğim başka bazı etkenler, Güneş sisteminin dış kısımlarında milyarlarca yıl önce alışılmadık şeyler olduğu yönünde belirtiler içeriyor.
Büyük teleskoplarla bile Uranüs’ün soluk yuvarlağı üzerinde gerçek anlamıyla birşey göremeyiz. Uranüs son derece kişiliksiz bir dünyadır; Jüpiter ve Satürn’e göre (ve hatta Neptün’e göre bile) çok daha donuk olduğu tartışma götürmez.
Uranüs’ün parlaklığında uzun dönemli ve kısa dönemli olmak üzere bazı farklılıklar görülür. Bunun nedeni büyük bir olasılıkla üst katmanlardaki bulutlarda yaşanan değişikliklerdir. Ayrıca Güneş’ten yayılan enerjinin az da olsa farklılık göstermesinin de bir rolü olması muhtemeldir. Bu konuda, değişen-yıldızlarla ilgili olarak yürütülenlere benzer amatör gözlemler çok yararlı olabilir. Ancak kesin ölçümler yapmak pek kolay değildir, çünkü Uranüs, parlak bir ışık noktası gibi değil de belirgin bir yuvarlak olarak görünür.
Amatörlerin Uranüs’ün yıldızların önünden geçişlerini gözlemlemeleri de yararlı olabilir. Bu konuda tek problem Uranüs’ün çok yavaş hareket ediyor olması yüzünden bu tür örtülmelerin sık yaşanmamasıdır. Ancak 1977 yılında gerçkleşen bir tane, çok önemli bir keşif yapılmasını olanaklı kılmıştır.
Tarih 10 Mart’tı ve ilgili yıldız 8. kadirdendi. Örtülme, aralarında Kuiper Airbone Gözlemevi’nin de bulunduğu birçok merkezden izlenebildi. Bu gözlemevi, büyük bir aynalı teleskop taşıyan bir uçaktı. Örtülmeden önce ve sonra yıldız birçok kez parıldadı. Bunun tek açıklaması yıldızın Uranüs’ün etrafında bulunan koyu renkli halkaların arkasında kalıyor olmasıydı. Daha sonra halkalar, özel kızılaltı teknikleriyle de saptandı. Böylece Voyager 2’nin uçuşundan önce onlar hakkında bilgi sahibi olmuştuk. Halka sistemi oldukça genişti; ama yine de Satürn’ün muhteşem halkalarıyla kıyaslanamazdı. Jüpiter’in halkaları parlak ve buzluyken, Uranüs’ünkiler kömür tozu gibi siyah ve dardı.
Voyager 2, Satürn’den 1981 yılında ayrıldıktan sonra çok uzun bir süre boyunca yol aldı. Üstelik araçta işler pek de yolunda gitmiyordu. Ana kamerayı taşıyan tarama platformu yeterince yağlanmamış olduğu için Satürn buluşmasının sonlarına doğru sıkışmıştı ve bir daha normale dönemeyeceğinden endişe ediliyordu. Neyse ki Uranüs’e yapılan ziyarette herşey yolunda gitti ve Voyager hiç hata yapmadan görevini tamamladı. Bu buluşma öncekilerden farlıydı, çünkü uzay aracı hedefine kutup bölgesinden yaklaşacaktı. Bu, hedef tahtasında tam onikiye isabet ettirmeye çalışmak gibi birşeydi.
İlk büyük keşif 30 Aralık 1985’te, aracın gezegene en yakın olduğu tarihten neredeyse bir ay önce yapıldı. Voyager, Uranüs’e o zamana kadar belirlenen en yakın uydu olan Miranda’dan daha yakın yeni bir uydu tespit etmişti. Shakespeare geleneği devam ettirilerek bu uyduya Puck adı verildi. Onu dokuz yeni uydu izledi. Bir gök bilimci durumu, sanki Tanrı bir karıştırıcıya doldurduğu uyduları gelişi güzel fırlatmış, diye tasfir ediyordu. Bu uyduların hepsi ufaktı. En büyükleri olan Puck’un çapı bile 150 km kadardı. Voyager, uydunun koyu renkli ve kraterli bir cisim olarak görünen bir fotoğrafını çekmişti.
Daha büyük olan uydular da buzlu yapılıydılar; ancak birbirlerine pek benzemiyorlardı. Oberon’daki kraterlerin zeminleri karanlıktı; Titania’nın üzerinde hem kraterler hem de vadiler ve buzdan uçurumlar vardı; Umbriel, daha yumuşak görünüyordu ve yüzeyi sanki daha eskiymiş gibi duruyordu. Voyager’ın çektiği Umbriel fotoğraflarından parlak bir şekil görünüyordu ama uzay aracının konumu nedeniyle şeklin tamamıfotoğrafta yer almıyordu. Bir krater olduğu tahmin edilen bu yüzey şekline Wunda adı verilmişti. Ariel’in üzerinde, akan bir sıvı tarafından açılmış gibi duran geniş, dallara ayrılan vadiler göze çarpıyordu. Ancak uyduların hepsi de atmosfer tutmayacak kadar küçüktü. Dolayısıyla bir zamanlar Ariel üzerinde sıvı suyun akmış olabileceğini düşünmek hiç de mantıklı değildi. Sistemde üzerinde durulmaya değer tek parça Miranda’ydı. Miranda’nın yüzeyinde farklı farklı oluşumlar görülebiliyordu: Kraterli ovalar, sarp kayalıklar ve uçurumlarla kaplı parlak bölgeler, korona adı verilen ve yarış pistine benzeyen, ikizkenar yamuk şeklindeki büyük alanlar. Çapı yaklaşık 480 km kadar olan Miranda’nın garip yüzeyi bir bilmeceydi. İlk zamanlarında büyük bir cismin ona çarpmasıyla parçalandığı ve daha sonra tekrar şekillendiği yönünde iddialar vardır; ancak gerçeği bilmiyoruz.
Halkalar net bir biçimde görülmüştü. Toplam on taneydiler. Ayrıca bir de en içteki halkadan neredeyse bulutların üst kısımlarına kadar yayılan seyrek bir madde vardı. Halkaların en geniş olanı en dıştakiydi; Epsilon halkası adı verilen bu halkanın iki çoban uydusu vardı. Cordelia ve Ophelia adlı bu uydular Voyager’ın ziyareti sayesinde tespit edilebilmişlerdi. Voyager, Uranüs’ten uzaklaşırken çekilen son fotoğrafta halka sisteminde bol miktarda toz bulunduğu görülmekteydi. Halkalar birkaç metre çaplı parçacıklardan oluşuyordu ve sonuçta kalınlıkları bir iki kilometreyi geçmiyordu.
Voyager 2, gezegene yaklaşırken birkaç bulut görülmüştü. Uranüs’te Jüpiter veya Satürn’de görülenlere benzer parazitler yoktu. Gezegenin kayda değer hiçbir özelliği yokmuş gibi görünüyordu. Nihayet belli belirsiz birkaç bulut ve radyo sinyallerine rastlandı; bunlar manyetik alanın varlığını gösteriyordu. Daha sonra Uranüs’ün manyetik alanının bizimkine göre ters olduğu, yani bizim kuzey dönme kutbu dediğimiz kutbun, manyetik güney kutup olduğu belirlendi. Manyetik eksen, dönme eksenine göre 60 derece eğikti ve üstelik kürenin merkezinden geçmiyordu.
Bu gerçekten de çok garip ve alışılmadık bir durumdu. Uranüs’te kutup ışıklarının, dönme kutuplarından çok ekvator civarında görüldüğü anlamına geliyordu. Manyetosfer gezegenin güneş alan yüzünde 600.000, arka yüzünde ise 6.000.000 kilometreye kadar uzanıyordu; yani uydu ailesinin tümünü içine alıyor demekti. Kısa dalgaboyunda yürütülen gözlemlerde, gündüz tarafında güçlü emisyonler görüldüğü saptanmıştır. Bu, Güneş sisteminde daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyen ve bugün elektro aydınlanma olarak adlandırılan oluşuma neden olmaktadır.
Uranüs birçok bakımdan dev gezegenler arasında bir istisnadır. Sadece o bir iç ısı kaynağından yoksun görünmektedir; sadece onun eksenel eğikliği aşırıdır; yüzeyinde hiçbir etkinlik yok gibidir ve ekvatoru ile kutupları arasında sıcaklık farkı yoktur.
Uranüs’ten bakıldığında Güneş 1,5 yay derecelik bir açıyla görünecektir ki bu, Dünya’dan Jüpiter’in göründüğü büyüklüğün iki katından azdır. Ancak yine de Güneş çok parlak olacaktır ve bin tane dolunay kadar ışık saçacaktır. Diğer gezegenlerin pek azı görülebilecektir. Satürn çıplak gözle görülebilen bir cisim olacaktır; ancak Uranüs göğünde Güneş’e yakın bir konumda kalacak ve tıpkı Merkür gibi Güneş’in yanından pek uzaklaşamayacaktır. Yaklaşık 223/4 yılda bir de gezegen ile Güneş’in arasından geçecektir. Jüpiter hiçbir zaman Güneş’ten 17 dereceden fazla uzaklaşmayacak ve çoğu zaman çıplak gözle görülmesi mümkün olmayacaktır. Neptün ise karşı-konum civarındayken son derece parlak olacaktır; ancak onun ve Uranüs’ün, Güneş’in farklı taraflarında oldukları uzun süreler boyunca kaybolacaktır. Bu arada, Uranüs’ün Neptün’e bizim olduğumuzdan sadece biraz daha yakın olduğunu da gözden kaçırmayın. Haritalar yanıltıcı olabilir; bu iki gezegenin yakın komşu olduklarını düşünmek çok yanlıştır. Bu tıpkı bazı Avrupalıların Yeni Zellanda’nın Avustralya’dan bir taş atımı mesafede olduğunu düşünmlerine benzer.
Uranüs’ü görmek hiç de zor değildir. 1989 ile 1995 yılları arasında Sagittarius’ta yani Yay’da bulunmuştur; daha sonra geçeceği Capricornus’ta yani Oğlak’ta ise bu yüzyılın sonuna kadar duracaktır. Dürbünle bakıldığında yıldıza benzemeyişiyle ayırt edilebilir. Bir teleskop kullanılırsa mavimsiyeşil yuvarlak görünür hale gelir. İlginç ve garip bir dünyadır. Ayrıca modern insan tarafından keşfedilen ilk gezegen olma gibi bir özelliğe de sahiptir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top