3 Kasım 2011 Perşembe

Lohusa olan kadınlara haram olan şeyler nelerdir?

0 yorum | Devamını Oku...

1. Namaz kilmak

Kadin bu durumlarda kilamadigi namazlari kaza etmez. Narnaz hergün tekrarlandigi için dinimiz kadinlara kolaylik göstermistir. Peygamberimiz (A.S.), kendisine ayhali hakkinda soru soran bir kadina:
         ”Ayhali oldugun zaman namazi birak, ayhali sona erince gusül yap ve namazini kil” (28) .

2. Oruç tutmak

Kadinlar bu hallerde tutamadiklari oruçlari daha sonra kaza ederler. Hz. Aise (R.A.) diyor ki:
        ” Peygamherimiz (A.S.)’in zamaninda biz ayhalinden temizlenince orucu kaza eder, namaz.i kaza etmezdik. ” (29).

3. Kur’an okumak

Peygamberimiz (A.S.) söyle buyurmustur:
Ayhali olan kadin ve cünüp olan kimse Kur’an ‘dan hiçbir sey okuyamaz. ,, (30)
Ancak, ayhali olan bir kadin ögretici, Kur’an okumak niyeti ile degil de ögretmek maksadiyla harf harf, kelime kelime Kur’an ögretebilir. Bu durumda olan kadin dua ayetlerini dua niyetiyle okuyabilir. Şükretmek maksadiyla ”elhamdülillah” diyebilir. ”Besmele” çekebilir, Allah’i zikr ve tesbih edebilir.

4. Kur’an’a el sürmek

Ayhali ve lohusa olan bir kadin Kur’an-i Kerim’e, (Kur’an tercemesi de bu hükümdedir.) kagit ve para üzerine yazili olan Kur’an ayetine el süremez. Kur’an’dan ayri olan bir kab veya kilif ile Kur’an’a el sürebilir. Üzerinde ayet yazili parayi bir kese ile tutabilir.
Bu konuda Kur’an-i Kerim’de:
Ona (Kur’an’a) ancak temizlenenler dokunabilir.” (31) buyurulmus, Peygamberimiz de: ”Kur’an’a ancak temiz olan kimse tutabilir.” (32) uyarisinda bulunmustur .
Müslüman olmayan bir kimseye istegi halinde hidayete ermesi ümidi ile Kur’an-i Kerim ve dini bilgiler ögretilebilir. Ancak, gusül yapmadikça Kur’an’a el sürdürülmez.
Ayhali ve lohusa olan kadin, tefsirden baska dini kitaplari tutabilir. Giydigi elbisenin yeni ile Kur’an’i tutmak mekruhtur. İçinde Kur’an-i Kerim bulunan bir kutuyu tasimak caizdir.
(29) Ebu Davut, Tahare, i 05; Nesei, Siyam, 64
(30) Tirmizi, Tahare, 98; Ibn Mace, Tahare, 1 05 (31)Vakia: 79
(32) Camiu’s-Sagir, (Hadisi Taberani rivayet etmistir.)
Yüzügün tasinda Kur’an’dan bir parça veya Allah’in isimlerinden biri yazili olsa bu yüzük parmakta iken helâya girmek mekruh olur. Üzerinde Kur’an yazili olan bir sey cebe konur veya bir seye sarili olursa mekruh olmaz. Bununla beraber bu gibi davranislardan sakinmak daha uygundur .
Ayhali, lohusa ve cünüp olan kimsenin Kur’an’a bakmasi caizdir.
5. Camiye Girmek
Ayhali veya lohusa olan kadin camiye giremez. Düsman, yirtici hayvan ve soguktan korunmak veya baska yerde bulunmayan ve carnide olan sudan almak gibi zorunlu hallerde ise carniye girebilirler. Böyle bir durumda camiye girmek için teyemmüm yapilmasi uygun olur.

6. Kabe’yi tavaf etmek

Ayhali ve lohusa olan kadin Kâbe’yi tavaf edemez.
7 .Cinsel İliskide Bulunmak
Ayhali ve lohusa olan bir kadinla.cinsel iliskide bulunmak erkege haram oldugu gibi buna imkan hazirlamak ve riza göstermek kadina da haramdir. Bu durumda cinsel iliskide bulunan kimse büyük günah islemis olur ve bundan tevbe etmesi gerekir. Kur’an-i Kerim’de bu konuda söyle buyurulmustur.
Ayhalinde olan kadinlardan uzak durun. (Onlarla cinsel iliskide bulunmaym) Temizleninceye kadar onlara yaklasmayin.” (33)
Ayhali esnasinda cinsel iliskide bulunmanin birçok kadin hastaliklarina sebep oldugu bugün tibben de sabit olmustur .
Kadinin ayhali hakkinda kocasina yanlis bilgi vermesi helal olmaz. Meselâ; ayhali oldugu halde iliskide bulunmasini saglamak için kocasindan bunu saklamak, veya ayhali olmadigi halde kocasinin istegini önlemek için yalandan ayhali oldugunu söylemek helal degildir.
Ayhali ve lohusa olan kadinla yatilir. Göbegi ile dizkapagi arasinda kalan kismin disinda kendisine sarilmak ve öpmekte sakinca yoktur .
(33) Bakara: 222
Özür Sahibi Olanlarin Durumu
Abdesti bozan seyin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine”özür” denir.
Idrarin devamli olarak gelmesi, burundan veya bir yaradan sürekli kan akmasi, bir hastaliktan dolayi göz, kulak ve memelerden gelen akinti özür oldugu gibi, daha önce anlattigimiz istihaza kani da kadinlar için özürdür. Kendisinde böyle bir özür olan kimseye ”özür sahibi ” denir.
Bu özürlerden biri, abdest alip namaz kilacak kadar bir süre ara vermeden namaz vaktinin evvelinden sonuna kadar devam eder ve ondan sonraki her namaz vaktinde de bu özür en az bir defa meydana gelirse, o kimse özür sahibi sayilir.
Eger özür, bir namaz vakti içinde hiç meydana gelmezse özür ortadan kalkmis olur ve o kimse de özür sahibi olmaktan çikar. Özür sahibi özrü devam ettigi sürece her namaz vakti abdest alir ve bu abdestle o namaz vakti içinde -baska bir seyle abdesti bozulmadikça- diledigi kadar farz ve nafile namazi kilabildigi gibi, kazaya kalmis namazlari, cenaze ve bayram namazlarini da kilabilir ve Kur’an-i Kerim’i tutabilir.
Namaz vakti çikinca özür sahibinin abdesti bozulur. Mesela, günes dogunca sabah namazinin vakti çiktigindan özür sahibinin de abdesti bozulmus olur. Namaz vaktinin girmesi ile abdest bozulmayacagindan günes dogduktan sonra bayram ve kusluk namazlari için abdest alan kimse bu abdestle ögle namazini kilabilir.
Özürlü kimseden akan kan, irin ve sidik çamasirina dokunsa bunu yikadigi takdirde, akinti devamli oldugundan dolayi yine pislenecekse çamasirini yikamasi gerekmez. Tekrar dokunmayacaksa yikamasi lazimdir .

Bebeğim neden emmek istemiyor?

0 yorum | Devamını Oku...

Bu sorunun cevabı aşağıdaki şıklardan birisi olabilir. Eğer sizin bebeğinizin farklı bir nedeni varsa lütfen benimle paylaşın.
  • Yeni gıdalar veya beslenme yapılan bazı değişikler anne sütünün tadını değiştirebilir.
  • Bebeğinizin dişleri çıkıyor olabilir.
  • Stres altında olabilirsiniz ve bebeğiniz de bunu anlayabilir.
  • Emzirme saatlerini değiştirmeniz onu etkileyebilir.
  • Bebeğiniz kazayla göğüs ucunuzu ısırdığında yüksek sesle bağırırdığınızda onu korkutursunuz.
  • Parfümünüzün kokusu bebeğinize ağır gelmiş olabilir.
  • Bebeğiniz kulak enfeksiyonu geçiriyor ya da burnu tıkanmış olabilir.

Anne Sütünü nasıl çoğaltabilim?

0 yorum | Devamını Oku...

Emzirmek, bir annenin bebeğine verebileceği en güzel hediyedir, onun için yapabileceği en güzel şeydir. Bebek için en iyi beslenme, hayata sağlıklı bir başlangıç yapmanın en önemli yoludur.
Emzirmenin başlatılıp sürdürülebilmesi için özellikle bebeğin babası olmak üzere tüm aile anneyi desteklemeli; gebelikte takibini yapan doktoru, çocuk doktoru ve aile hep birlikte olumlu, destekleyici bir tutum içinde olmalıdırlar. Alttaki yazıda, annelere anne sütünü arttıracak bazı önerilerimizi sıralayacağız.

Daha Sık Aralıklarla Emzirin:

Yenidoğan bebeğinizi en az 2 saatte bir emzirin, uyuyorsa uyandırın. Gece ise, 4-5 saatten fazla uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Bebeğin sık sık emmesi anne sütünü arttıracak en önemli etkendir. Bu durum, ilk günlerde yeni anne için biraz yorucu olsa da, emzirmenin başarıyla sürmesi için gereklidir. Bebeğin kilo alması anneye bu ilk sıkıntıları unutturacaktır.
Annenin göğsünde her zaman bebeğe yetecek miktarda süt vardır, emzirme sırasında da, hormonal uyarıyla vücut tekrar süt üretecektir. Göğüslerin çok dolu olması bebeğin daha çok doyduğunu göstermez. Aynı şekilde, bazen pompayla sütü sağan anneler gelen miktar karşında hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Pompayla çektiğiniz miktar, bebeğin memede ne kadar alabildiğinin bir ölçüsü değildir. Bebeğin yeterince beslendiğini ancak kilo alışıyla anlayabiliriz. 

Daha Uzun Süre Emzirin:

Bebeğin belli bir süre değil, bir göğsü bitirene kadar emmesini sağlayın, sonra da öbür göğse geçin. Böylece, hem önce gelen sulu sütü, hem de sonra gelen yağlı sütü alacak, vücudunuz da süt yapımı için gereken uyarıları almış olacaktır. 

Emzirme Sırasında Bebeği Mümkün Olduğunca Çıplak Bırakın:

Emerken kolay yorulup bırakan, uyuyakalan bebekler; bezleri kalacak şekilde soyulup anneyle cilt teması sağlanırsa daha uzun ve etkili emmeleri sağlanabilmektedir. Üşümemesi için bir örtü ile korunarak emmesi sağlanabilir. Emerken özellikle bebeğe eldiven giydirilmemeli, anneye dokunabilmesine fırsat verilmelidir. 

Emzirmeye ve Kendinize Odaklanın:

Yenidoğan bebeğini emziren anne önceliğinin emzirme olduğunu bilmelidir. Dinlenmeye, dengeli beslenmeye zaman ayırmalı, babadan emzirme dışı işlerde yardım almalıdır. Ev işlerini de bebekle birlikte mükemmel bir şekilde yürütmesi gerekmediğini kabullenmeli, her şeyi hallederim diyerek kendini strese sokmamalı rahat olmalıdır. 

Biberon ve Emzik Vermeyin:

Emzirme dengesi kurulup bebek kilo almaya başlayana dek (tercihen ilk 1 ay ) bebeğe biberon, emzik verilmemelidir. Böylece tüm emme faaliyetini memede gerçekleştirecek, süt yapımı uyarılmış olacaktır.

Emzik kullanmanın faydası ya da zararı var mıdır?

0 yorum | Devamını Oku...

Bu sorunun cevabı bebeğin içinde bulunduğu durumdan duruma farklılık gösterir. Eğer doğumundan itibaren düzenli ve yeterli miktarda anne sütü almış bir bebekten bahsediyorsak emme içgüsünde doyuma ulaştığını söyleyebiliriz.

Sadece daha az sorun çıkararak uyuması için emziğe alıştırmak zaman zaman anne-babaların başvurduğu bir metottur. Ancak, emziğin asıl amacı çocuğun emme davranışında doyuma ulaşmasını desteklemek ve bir sonraki gelişim basamağına geçmesini sağlamaktır.


Bu durumdaki bebekler için emzik kullanımı, bırakma sürecinde yaşanan sorunlar düşünüldüğünde gerekli görülmemektedir. Bunun aksine, hiç anne sütü alamamış dolayısıyla emme duygusunu doyuma ulaştıramamış bir bebeğe emzik verilmesi, bu hazzı yaşamasını sağlayacağından yararlıdır. Bebeğin duygusal gelişimi için emmenin verdiği güven hissini yaşaması gerekir. Aksi takdirde, bu hazzı yaşamak için parmağına yönelebilir ki bu emzik kullanmaktan çok daha tehlikeli bir alışkanlığa sebep olabilir. Çünkü günü geldiğinde emziği atabilirsiniz ama parmağı kesip atmak mümkün değildir.

Açelya Şahin Fırat
Uzman Klinik Psikolog

Hamilelikte ruhsal ve duygusal değişimler

0 yorum | Devamını Oku...
Her ne kadar hamilelik ve doğum son derece tabi olaylar gibi  gözükse de, bir bakıma normal yaşantınızdan biraz farklı ve özel bir durumdur. Bu dönemde bedensel olduğu kadar, ruhsal olarak da değişimler yaşanır.
Hamileliğin son zamanlarında  yaşanan en temel korku doğum korkusudur. Hamile eğitim merkezleri doğum sancısını azaltan egzersizler ve farklı nefes alma teknikleri gösterme konusunda yararlıdır. Ayrıca doğum deneyimi yaşamış annelerle konuşmak da sizi rahatlatacaktır.
Hamilelik çoğu kadında duygusal gelgitler yaratır. Bunların nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber, hormonal ve diğer fiziksel değişimlerin yanısıra, eşinizin ve sizin hayatınızda meydana gelen değişimlerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Hormonal değişimlere, vücudunuzdaki ağrı ve acılar da eklendiğinde kendinizi kötü hissetmeniz gayet normaldir. Bir dakika sonra bebeğin bir tekmesi, radyoda sevdiğiniz bir şarkı veya izlediğiniz basit bir televizyon reklamı sizi güldürebilir.
Hayatınızda ve vücudunuzda oluşan onca değişimle bu gelgitleri yaşamanız gayet doğaldır. Bazı hamileler, bu gelgitlerden dolayı “iyi bir anne” olamayacaklarını düşündüklerinden kendilerini suçlu hissedebilirler. Ancak genelde kendini sebepsiz yere “üzgün” veya “kötü” hissetmek hamilelikte normaldir. Duyduğunuz bu rahatsızlıkların görüntünüzle, seks hayatınızla , maddi durumunuzla veya kendinizi yalnız hissetmenizle de ilgisi olabilir. Böyle anlarda etrafınızdan alacağınız biraz moral desteği kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Ancak bu ruh haliniz sürekli aynı şekilde devam ediyorsa ve normal yaşantınıza dönmekte çok zorluk çekiyorsanız, depresyonunuz daha ciddi boyutlarda olabilir. En kısa zamanda doktorunuzla görüşün. Size yardım edebilecek birileri mutlaka vardır.
En azından haftada birkaç kez, size ve bebeğe çok önem veren bir yakınınızla görüşün ve durumunuzu paylaşın. Her ne kadar eşinizle herşeyi paylaşmak çok değerli olsa da bazen farklı destek yerleri bulmak her ikinizin de kendini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Bunun dışında sizin için önemli olan şeyleri ertelemeyin, hayatınız devam ediyor bu yüzden hayatınıza ara vermemelisiniz.
Hamileliğinizin özellikle son döneminde kendinize karşı biraz daha hoşgörülü olmalısınız. Unutmayın yeni bir insan dünyaya getiriyorsunuz, bu büyük bir iş ve siz bunun mutluluğunu yaşamalısınız.
Vücudunuz bebeği taşıyabilmek için sürekli genişliyor; bu yüzden daha önce yaşamadığınız kadar ağrı, acı ve stres yaşayabilirsiniz.
Vücudunuz, hamileliğinizin ilk üç ayından başlayarak, bebeğinizin rahatça büyüyebilmesi için, yoğun şekilde hormon salgılar. Bedeninizdeki bu yoğun tempo kendinizi yorgun hissetmenize neden olur. Son üç aya girildiğinde ise sık sık tuvalete gitmek, rahat oturma pozisyonu bulamamak gibi sorunlaruykusuz geceler geçirmenize neden olur. İşte size yorgunlukla baş edebilme yolları:
Az miktarlarda olmak üzere sık sık yemek yiyin.
Eğer doktorunuz vitamin desteği vermişse mutlaka kullanın.
Sık sık yorucu olmayan yürüyüşler yapın.
Fırsat bulabildiğiniz her an dinlenin.
Dört Altın Kural:
Sağlıklı ve rahat bir hamilelik dönemi geçirebilmek için şu kurallara dikkat etmelisiniz;
1. Her Gün 15-20 dakika serin ve gölgelik bir bölgede yürüyüş yapın.
2. Su, meyve suyu, süt gibi kafein, katkı maddesi veya renklendirici madde içermeyen içeceklerden günde 8-10 bardak için.
3. Sabahları ve akşamları en az birer saat bir tarafınıza doğru yatarak dinlenin
4. Gün boyunca az miktarlarda olmak koşuluyla 5-6 öğün yiyin

İnsanın hayat boyu sağlığı, normal doğumdan geçiyor

0 yorum | Devamını Oku...

Geleceğin toplumu, doğum oranındaki düşüş, sezaryenli doğumlardan dolayı tehdit altında bulunuyor. İşte geleceğin büyük tehlikeleri:
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından yayınlanan Çerçeve Dergisi’nde yer alan bir çalışmaya göre, geleceğin toplumu, doğum oranındaki düşüş, sezaryenli doğumlar, boşanmalar, geçim sıkıntıları ve evlenme yaşının artmasından kaynaklanan nedenlerden dolayı tehdit altında bulunuyor.
MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu tarafından hazırlanan Çerçeve Dergisi’nde, sanayi sonrası toplumun ekonomik ve teknolojik trendlerinin demografik gelişmeyi nasıl etkilediğine yönelik bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada, sezaryenli doğum gelecek için büyük tehdit olarak değerlendirildi.
Günümüz Türkiye’sinde sezaryenli doğumun normal, normal doğumun anormal hâle geldiği belirtilen raporda, “Sadece hayatî, istisnaî durumlarda tıbbî zorunluluktan başvurulabilecek bir yöntem olan sezaryenle doğum, bugün gerek doktor, gerekse de hamilelerin gafletiyle neredeyse normal doğum oranını geçti. Oysa adı üstünde insanın hayat boyu sağlığı, normal doğumdan geçiyor.” denildi.
Tıbbî bulgulara göre sadece normal doğum esnasında salgılanan “sevgi hormonu” oksitsin’in anne ve bebek arasında başka türlü kurulamayacak bir bağın kurulmasını sağladığı belirtilen raporda, çocuğun normal doğum esnasında salgılanan bu hormon eşliğinde dünyaya gelişi, onu hayatın zorluklarına karşı dirençli kıldığı kaydedildi.
Raporda, ABD’de yapılan bir araştırma, sezaryenle doğan çocukların ilk 28 gün içinde ölme riskinin, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerden 3 kat fazla olduğunu gösterdiği vurgulandı.
Devlet İstatistik Enstitüsü’nün son verilerine göre, bugün aile başına düşen ortalama çocuk sayısı 2,1 olduğu belirtilen raporda, “Türkiye’de nüfus artışı tehlike sınırında bulunuyor. Ancak asgari 3 çocukla nüfus artışı, normal hızını koruyabiliyor. Karı-koca ile biri kız, biri erkek 2 çocuktan oluşan çekirdek aile imajı, reklâmlarda sürekli yansıtıldığı gibi, ideal olarak insanlara empoze ediliyor. Hatta bugün bazı eşyalar ve evler bile bu 2 çocuklu çekirdek aile standardına göre yapılıyor. Oysa ne yazık ki ileride bu çekirdek ailenin çocuklarının amca, dayı, teyze veya haladan ikisi olmayacak.” görüşüne yer veriliyor.
Eskiye nispetle artışa rağmen boşanma oranları, dünya ortalamalarına göre Türkiye’de henüz makul, iyimser bir seviyede olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’de tüm toplumsal-kültürel çözülmeye rağmen, aile kurumu önemini ve varlığını korumaya devam ettiğine dikkat çekiliyor.
(CİHAN)

Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar nelerdir?

0 yorum | Devamını Oku...
Bakımları iyi yapılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler farkedildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. 

Ateş çok yüksek (39°C) olmasa da öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3-4 kereden fazla ve bol), sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanabilen ve acil değerlendirme gerektiren durumlardır.

İshal nedir, bebek ishal olunca ne yapmak gerekir?

0 yorum | Devamını Oku...
Bebeğin kakası yaşına ve beslenmesine göre değişmektedir. Genelde anne sütü ile beslenen bebekler ilk aylarda günde 8-10 kez püre kıvamında sarı renkli kaka yaparlar. İkinci ve üçüncü aylarda kaka sayısı azalır. Ek gıdalara başlandığında ise renginde ve kıvamında değişme olur.


Bir kez su gibi dışkılama endişe yaratmamalıdır. Ancak bebeklerin her zamankinden daha fazla sayıda ve su gibi kaka yapmalarına ishal denir. Bu durum yakından izlem ve değerlendirme gerektirir. İshal barsak yüzeyinin zedelendiği durumlarda ortaya çıkar. Kaka su gibidir. Çünkü bebeğin aldığı besinler barsaklarda yeterince sindirilip emilmez. Ayrıca zedelenen barsak yüzeyinden sıvı kaybı olur. 

Tuz ve diğer madensel maddeler bu sıvı ile birlikte vücuttan kaybolur. Bu kayıplar bebeğe aşırı şekerli sıvılar verildiğinde daha da artabilir.


İshalde en önemli tedavi vücuttan kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bunun için anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklığı arttırılmalı, ek gıdalarla beslenen bebeklerin ise sulu gıda alımı arttırılmalıdır.
İshal olan bebeklerde yukarıdaki önlemler alındıktan sonra zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Bebeğin ateşini ölçmek için hangi adımlar izlenmelidir.

0 yorum | Devamını Oku...

  1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35°C’nin altına gelmesi sağlanır. (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
  2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
  3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (Ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
  4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
  5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.

Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?

0 yorum | Devamını Oku...
Az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. Bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. 

Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38-39 derece (38 – 39°C olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39°C ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır. 

Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütunun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir.

Yenidoğan bebeklerde sarılık neden olur, bu durumda ne yapmak gerekir?

0 yorum | Devamını Oku...
Yenidoğan bebeklerin yaklaşık yarısında ilk 2 günden sonra sarılık gelişir. 

Çok hafif ve birkaç gün süren sarılık durumları dışında sarılıklı bebekler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Pamukçuk olan bebeklere ne yapmak gerekir?

0 yorum | Devamını Oku...
Bebeklerde pamukçuk sık rastlanılan bir sorundur. 

Ağızda özellikle yanak içlerinde noktalar ya da tabaka şeklinde görülür. 

Anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. Ağrı olduğu için bebeğin beslenmesi bozulabilir. Bu durumda ağız içinin önceden kaynatılmış ılık su ve gazlı bez ile temizlenmesi önemlidir. 

İlaç kullanılması gerekebilir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top