11 Kasım 2011 Cuma

Patates

0 yorum | Devamını Oku...

Serinletici ve lezzetli bir meyve olan karpuzu yaz mevsimi ile sonbaharda veren Karpuz bitkisi, Kabakgillerdendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen bitkinin yabani türlerine Kuzey Afrika ile Sudan’da rastlanmaktadır. Ülkemizde karpuz üretimine en uygun yerler Çukurova ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyıya yakın yöreleridir.
Toprak üzerine yatarak 3-5 m. kadar boylanabilen karpuz bitkisinin iri yaprakları parçalı, küçük çiçekleri sarı renklidir. 5-10 kg. ağırlığa kadar çıkan meyveleri yuvarlak, oval, silindirik ve son zamanlarda üretilenleri dikdörtgen biçimli; kalın kabuğu koyu yeşil düz, açık ve koyu yeşil çizgili ya da benekli olur. Genellikle kırmızı ve pembe, bazen sarı renkli olan eti (özü) çok sulu, serinletici ve meyve iyice olgunlaştığında tatlıdır.
Meyvenin içinde dağınık olarak yer alan tohumları (çekirdekleri) irice ya da ufaktır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar sonucunda, kısır (çekirdeksiz) karpuz türleri de elde edilmiştir. Karpuz, ülkemizde çok sevilerek çiğ olarak yenilmekte, ayrıca kabuğundan reçel yapılarak tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. dilimlenmiş karpuzun besin değerleri şöyle sıralanabilir: 26 kalori; 0,5 gr. protein; 0,3 gr. lif; 0 kolesterol; 10 mgr. fosfor; 7 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 320 mgr. potasyum: 590 IU A vitamini ve 7 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerin incelenmesinden görüleceği gibi karpuz özellikle potasyum minerali ve A vitamini yönünden yararlı bir besindir. Bunun yanı sıra;
o Kanı temizler, böbreklerdeki kum ve taşların atılmasını sağlar: Çünkü içerdiği sıvı oranı nedeniyle karpuz, idrarı büyük oranda artırır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Karpuz bitkisi, tohumlarının (yani meyvenin içinde bol miktarda bulunan çekirdeklerinin) toprağa 50-60 cm. aralıkla ekilmesiyle üretilebilir. Ama, naylon tüplerde serada ya da naylon örtü altında yetiştirilmesiyle erkenciliği sağlanır ve bitki son ilkbahar donlarından korunmuş olur. Tüplerde üretilen fideler, uygun havada (toprak sıcaklığı 12 dereceye ulaştığında), bahçeye ya da tarladaki yerine, gene 50-60 cm. aralıkla açılan çukurlara (ocaklara) şaşırtılarak ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Karpuz, ılık ve sıcak bölgelerin bitkisidir. Özellikle meyvesinin gelişmesi için çok sıcağa gereksinir.
Toprak isteği: Karpuz bitkisi derin, geçirgen, süzek (suyu iyi akıntılı) ve yine de biraz nem tutan kumlu-tınlı ve tınlı-kumlu topraklarda iyi yetişir. Ağır bünyeli killi topraklar karpuz üretimine uygun değildir. Hafif bünyeli topraklarda ancak çok iyi gübreleme yapılırsa istenen sonuç alınır. Karpuz yetiştirilecek alanda taban suyu seviyesi l m’den yukarı çıkmamalıdır.
Sulama: Diğer pek çok üründe olduğu gibi, karpuz bitkisinden de iyi verim alabilmek için kök çevresinde toprak nemi yeterli olmalıdır. Bu nemin oranı düşünce sulama yapılması gerekir. Karpuz bitkisine verilen su, tuzlu ve kirli olmamalıdır. Sulamada yeraltı suyu kullanılıyorsa su bekletilip havalandırılmalıdır.
Karpuz bitkisi geliştikçe, su gereksinimi artar. Ancak meyve irileşene kadar sulamada aşırıya kaçılmamalıdır. Çünkü bu aşamada fazla sulama, meyvenin değil de bitkinin irileşmesine ve kolayca mantar hastalıkları kapmasına yol açar. Tüm kabakgillerde olduğu gibi sulama sırasında bitkinin yaprak, çiçek ve meyveleri ıslatılmamalıdır.
Gübreleme: Karpuz bitkisinin ekileceği toprak, sonbaharda derin kazılarak hazırlanır, kesekleri parçalanır ve yanmış çiftlik gübresi bu toprağa karıştırılır. İkinci kez ocak-şubat aylarında toprak işlenirken taban gübresi verilir. Fosfatlı gübre bu sırada, azotlu ve potaslı gübreler ise üçe bölünerek dikim sırasında, bitki çiçeklendiğinde ve meyveler ceviz kadar irileştiğinde partiler halinde verilir.
Toprak işleme: Karpuz üretiminde, bitkiler arasında çıkan ve gelişen yabani otlarla, çapayla (ve büyük tarlalarda traktörle) yüzeysel olarak kazılarak mücadele edilmelidir. Karpuz bitkisinin yüzlek (yüzeysel) olan kökleri bu işlemler sırasında özenle korunmalıdır. İlk toprak işleme, dikimden 20-25 gün sonra yüzeysel; ikinci işleme, 20-25 gün daha geçtikten sonra biraz derince yapılır, bunun ardından toprağa azotlu ve potaslı gübre verilir.
Hasat (Derim): Karpuz bitkisinde hasat zamanının geldiği, meyvelerinde şu olgunluk belirtilerinin görülmesiyle anlaşılır: Olgunlaşan karpuzlar, kavunların tersine hafifler. Kabukları parlak bir görünüş kazanır. Karpuzun kabuğu tırnakla kolayca sıyrılabilir. Meyve sapındaki kulakçıkları kurur.
Karpuzu dalına bağlayan tüylü sapı da kurur. Olgun karpuz sapından kolayca kopar. Parmakla karpuzun kabuğuna vurulduğunda meyveden kendine özgü tok bir ses çıkar. Makbul bir yöntem olmamakla birlikte, avuçlar arasına alınan karpuz sıkıldığında meyvenin içinden bir ses geldiği duyulur. Bu belirtiler görülüp algılanınca hasada geçilebilir. Böylece karpuz, keskin bir bıçakla sapı kesilerek hasat edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Karpuz bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan ciddi bir mücadele sürdürülmelidir.

Patates

Salı, 06 Kasım 2007
Nişastaca zengin patates adlı yumruları insan yiyeceği ve hayvan yemi olarak kullanılmak üzere yetiştirilen Patates bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Güney Amerika’daki And dağları bölgesi olan patates, 16. yüzyılda Avrupa’ya ve iki yüz yıl önce ülkemize getirilmiştir. Önce Doğu Anadolu bölgemizde yetiştirilen bitki, yüz yıl kadar önce Batı illerimizde de yaygınlaşmaya başlamıştır.
Biryıllık otsu bitki olan ve 50-100 cm. kadar boylanabilen patatesin zayıf bir kök yapısı vardır. Bitkinin gövdesi üç bölümden oluşur: Toprak üzerine çıkan sapları üç köşe kesitlidir. Toprak altındaki yumrularında bulunan gözlerden yan dallar (ya da daha yaygın deyişle stolonlar) sürer. Stolonların uç noktaları genişleyip şişerek gene yumrular oluşturur.
Toprak üzerine çıkan stolonlar, bitkinin yeşil kısımlarını meydana getirir. Patates bitkisinin sapı üzerinde yer alan yapraklarında, 3-13 adet yaprakçık bulunur. Yaprakçıklar yaprak ekseninin üzerinde karşılıklı çifter çifter sıralanır. Uçta öteki yaprakçıklardan büyük olan tek ve ucu sivri bir yaprakçık yer alır. Yeşil renkli yaprağın yüzü düz, kabartılı ya da buruşuk olur.
Her dalın ucunda açan mor-pembe renkli çiçeklerindeki erkek organ altın sarısı renklidir. Döllenen dişi organ yeşil, mor ya da koyu renkli domatesi andıran meyveler verir. Fındık ya da ceviz büyüklüğündeki bu meyvelerde tohumlar meydana gelir. Patatesin yeşil kısımlarında, renksiz filizlerinde ve hatta yeşil yumrularında solanin adlı hafif zehirli bir alkoloid bulunduğundan, bu kısımları yenmez.
Patatesin, yalnızca sarı ya da özel renkli toprakaltı yumruları yenilir. Birçok çeşidi bulunan; kabuk rengine göre sarı, kırmızı ya da pembe patates diye adlandırılan yumruların, bir de tatlı patates diye adlandırılan türü vardır. Patates, etli ve kızartma yemekleri, salataları yapılarak; birçok yemeğe garnitür olarak ya da püresi katılarak her mevsimde bolca tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
Kabuğuyla haşlanmış 100 gr. patatesin içerdiği besin değerleri şunlardır: 93 kalori; 2,6 gr. protein; 21,2 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 65 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 503 mgr. potasyum; 23 mgr. magnezyum; eser miktarda A vitamini; 0,1 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 1.7 mgr. B3 vitamini ve 20 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen bazı önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Patates, içerdiği maddelerle bazı virüsleri yok eder ve ayrıca bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
o Patates hazımsızlığı giderir ve sindirime yardımcı olur: Bu etkisi nedeniyle gastrit, ülser ve kolit rahatsızlığı çekenlere patates yemeleri öğütlenmektedir.
Dikkat: Patates, içerdiği nişastalı maddelerle bedende insülin ve şeker düzeyini hızla yükseltir. Bu nedenle yenmesi, bazı şeker hastalarına kısıtlanabilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Patates bitkisi tohumuyla üretebilirse de genellikle yumrularıyla çoğaltılmaktadır. Bunun için yumrularına "ön filizlendirme" işlemi uygulanır. Uzun süre düşük sıcaklıkta saklanmış yumrular önce karanlıkta 3-4 gün süreyle 18-20 derecede bekletilir. Sonra bulundukları ortamın sıcaklığı 10 dereceye düşürülerek aydınlık ve havadar yere çıkarılır. Böylece yumrular üzerinde 1-2 cm. uzunlukta, koyu renkli sağlam sürgünler elde edilir. Bu şekilde patates, hem sağlıklı hem de 10-15 gün erken ürün verir.
Filiz vermeyen, ipliksi filiz verip de sağlıklı olmayan yumrular ayıklanmış olur. Genellikle patates yumrularının kesilerek tohumluk olarak dikilmesi uzmanlarca önerilmemektedir.
Patateslerin dikimi, toprak sıcaklığının yükselip 8-10 dereceye ulaştığı zamanda yapılır. Bu da ülkemizde bölgelere göre ocak-şubat aylarından nisan-mayıs aylarına kadar dikim zamanının değişmesi anlamına gelir. Sıralarda 35-40 cm. aralıklarla ekilen patateslerin üzerine, 10-15 cm. kalınlıkta toprak tabakası örtülmelidir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Patates, ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Yetiştirme mevsimi boyunca 15-18 derecelik sıcaklık ortalaması en iyidir. Gece boyunca hava sıcaklıkları da önemli olup en uygunu 10-14 derecelerdir. Bitkinin gelişmesinin başlangıcında, -2 derece sıcaklık bitkiyi dondurabilir. 21 derecenin üzerindeki sıcaklıklar da patates bitkisinin verimini olumsuz yönde etkiler.
Toprak isteği: Patates bitkisi derin, hafif, havadar, süzek (suyu iyi akıntılı) topraklarda çok iyi gelişir. Taban suyu yüksek (yani yüzeye yakın) olan ve ağır yapılı topraklarda patatesin kök yapısı zayıflar ve yumruları çürür. Toprağın asilliği nötr ya da hafif asit; pH’ı 5,5-6 olduğu koşullar patates için en iyisidir.
Toprak işleme: Patates bitkisi, daha küçük ve 2-4 yapraklı iken boğaz doldurma denilen işlemle çevresindeki toprak çapayla kabartılır ve bitkinin gövdesine bastırılır. Bu işlem, aynı zamanda yabani otlarla mücadeleyi de sağlamaktadır.
Sulama: Patates, kuraklığa dayanabilen bir bitki değildir. Yetiştirme mevsiminde aylara düzenli olarak dağılan 300-450 mm’lik yağış ya da buna eşdeğerde sulama ister. Hava neminin %70 olduğu bölgelerde çok iyi gelişir. Patates bitkisi hafif topraklarda yetiştiriliyorsa 8-12, ağır topraklarda 15-20 günde bir sulanır.
Bitkinin suya gereksindiği, alt yapraklarının sararıp solmasıyla belli olur. Ancak ilk sulama için bu belirti beklenmemelidir. Patates bitkilerine düzenli olarak su verilmesi, ürün verimini ve niteliğini yükseltir. Ama, hasattan 15-20 gün kadar önce, yumruların olgunlaşması ve kabuğunun pişkinleşmesi için sulama kesilmelidir.
Gübreleme: Patates, bütün çapa bitkileri gibi çiftlik gübresinden hoşlanır. Toprakta organik madde oranını yükseltmek, toprak yapısını düzeltmek ve ürün verimini artırmak için bir önceki sonbahar mevsiminden patates ürününün yetiştirileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Bunun için önceden toprak analizi yapılıp analiz sonuçlarına göre verilecek gübre miktarı saptanır. Ayrıca bu analiz sonuçlarına göre patates bitkisine verilecek azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre miktarları da belirlenir.
Hasat (Derim): Patates bitkisinin yaprak ve sapları kahverengileşip kuruduğu, yumruları ana bitkiden ayrıldığı ve yumru kabuğunun sertleşip pişkinleştiği zaman hasat işlemine başlanır. Hasattan 15-20 gün önce kesilen sulama, hasat işleminin kolaylaşması için hasattan 2 gün önce son kez yinelenir. Hasat küçük bahçelerle elle, büyük bahçelerde pulluk ya da sokum makineleriyle yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Patates bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan uygun ilaçlar kullanılarak yapılacak mücadele, yüksek nitelikli ve verimi tam ürün almamızı sağlar.

Karpuz

0 yorum | Devamını Oku...

Serinletici ve lezzetli bir meyve olan karpuzu yaz mevsimi ile sonbaharda veren Karpuz bitkisi, Kabakgillerdendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen bitkinin yabani türlerine Kuzey Afrika ile Sudan’da rastlanmaktadır. Ülkemizde karpuz üretimine en uygun yerler Çukurova ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyıya yakın yöreleridir.
Toprak üzerine yatarak 3-5 m. kadar boylanabilen karpuz bitkisinin iri yaprakları parçalı, küçük çiçekleri sarı renklidir. 5-10 kg. ağırlığa kadar çıkan meyveleri yuvarlak, oval, silindirik ve son zamanlarda üretilenleri dikdörtgen biçimli; kalın kabuğu koyu yeşil düz, açık ve koyu yeşil çizgili ya da benekli olur. Genellikle kırmızı ve pembe, bazen sarı renkli olan eti (özü) çok sulu, serinletici ve meyve iyice olgunlaştığında tatlıdır.
Meyvenin içinde dağınık olarak yer alan tohumları (çekirdekleri) irice ya da ufaktır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar sonucunda, kısır (çekirdeksiz) karpuz türleri de elde edilmiştir. Karpuz, ülkemizde çok sevilerek çiğ olarak yenilmekte, ayrıca kabuğundan reçel yapılarak tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. dilimlenmiş karpuzun besin değerleri şöyle sıralanabilir: 26 kalori; 0,5 gr. protein; 0,3 gr. lif; 0 kolesterol; 10 mgr. fosfor; 7 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 320 mgr. potasyum: 590 IU A vitamini ve 7 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerin incelenmesinden görüleceği gibi karpuz özellikle potasyum minerali ve A vitamini yönünden yararlı bir besindir. Bunun yanı sıra;
o Kanı temizler, böbreklerdeki kum ve taşların atılmasını sağlar: Çünkü içerdiği sıvı oranı nedeniyle karpuz, idrarı büyük oranda artırır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Karpuz bitkisi, tohumlarının (yani meyvenin içinde bol miktarda bulunan çekirdeklerinin) toprağa 50-60 cm. aralıkla ekilmesiyle üretilebilir. Ama, naylon tüplerde serada ya da naylon örtü altında yetiştirilmesiyle erkenciliği sağlanır ve bitki son ilkbahar donlarından korunmuş olur. Tüplerde üretilen fideler, uygun havada (toprak sıcaklığı 12 dereceye ulaştığında), bahçeye ya da tarladaki yerine, gene 50-60 cm. aralıkla açılan çukurlara (ocaklara) şaşırtılarak ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Karpuz, ılık ve sıcak bölgelerin bitkisidir. Özellikle meyvesinin gelişmesi için çok sıcağa gereksinir.
Toprak isteği: Karpuz bitkisi derin, geçirgen, süzek (suyu iyi akıntılı) ve yine de biraz nem tutan kumlu-tınlı ve tınlı-kumlu topraklarda iyi yetişir. Ağır bünyeli killi topraklar karpuz üretimine uygun değildir. Hafif bünyeli topraklarda ancak çok iyi gübreleme yapılırsa istenen sonuç alınır. Karpuz yetiştirilecek alanda taban suyu seviyesi l m’den yukarı çıkmamalıdır.
Sulama: Diğer pek çok üründe olduğu gibi, karpuz bitkisinden de iyi verim alabilmek için kök çevresinde toprak nemi yeterli olmalıdır. Bu nemin oranı düşünce sulama yapılması gerekir. Karpuz bitkisine verilen su, tuzlu ve kirli olmamalıdır. Sulamada yeraltı suyu kullanılıyorsa su bekletilip havalandırılmalıdır.
Karpuz bitkisi geliştikçe, su gereksinimi artar. Ancak meyve irileşene kadar sulamada aşırıya kaçılmamalıdır. Çünkü bu aşamada fazla sulama, meyvenin değil de bitkinin irileşmesine ve kolayca mantar hastalıkları kapmasına yol açar. Tüm kabakgillerde olduğu gibi sulama sırasında bitkinin yaprak, çiçek ve meyveleri ıslatılmamalıdır.
Gübreleme: Karpuz bitkisinin ekileceği toprak, sonbaharda derin kazılarak hazırlanır, kesekleri parçalanır ve yanmış çiftlik gübresi bu toprağa karıştırılır. İkinci kez ocak-şubat aylarında toprak işlenirken taban gübresi verilir. Fosfatlı gübre bu sırada, azotlu ve potaslı gübreler ise üçe bölünerek dikim sırasında, bitki çiçeklendiğinde ve meyveler ceviz kadar irileştiğinde partiler halinde verilir.
Toprak işleme: Karpuz üretiminde, bitkiler arasında çıkan ve gelişen yabani otlarla, çapayla (ve büyük tarlalarda traktörle) yüzeysel olarak kazılarak mücadele edilmelidir. Karpuz bitkisinin yüzlek (yüzeysel) olan kökleri bu işlemler sırasında özenle korunmalıdır. İlk toprak işleme, dikimden 20-25 gün sonra yüzeysel; ikinci işleme, 20-25 gün daha geçtikten sonra biraz derince yapılır, bunun ardından toprağa azotlu ve potaslı gübre verilir.
Hasat (Derim): Karpuz bitkisinde hasat zamanının geldiği, meyvelerinde şu olgunluk belirtilerinin görülmesiyle anlaşılır: Olgunlaşan karpuzlar, kavunların tersine hafifler. Kabukları parlak bir görünüş kazanır. Karpuzun kabuğu tırnakla kolayca sıyrılabilir. Meyve sapındaki kulakçıkları kurur.
Karpuzu dalına bağlayan tüylü sapı da kurur. Olgun karpuz sapından kolayca kopar. Parmakla karpuzun kabuğuna vurulduğunda meyveden kendine özgü tok bir ses çıkar. Makbul bir yöntem olmamakla birlikte, avuçlar arasına alınan karpuz sıkıldığında meyvenin içinden bir ses geldiği duyulur. Bu belirtiler görülüp algılanınca hasada geçilebilir. Böylece karpuz, keskin bir bıçakla sapı kesilerek hasat edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Karpuz bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan ciddi bir mücadele sürdürülmelidir.

Kereviz

0 yorum | Devamını Oku...

Kimimize hoş gelen, kimimizin nahoş bulduğu kokusu nedeniyle sevilen ya da nefret edilen Kereviz adlı kış sebzesi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası ile Kafkasya olan yabani kereviz adlı bitkinin ayıklanması ve ıslahıyla kültüre alınmıştır. 30-100 cm. boylanabilen, her bölümü keskin kokulu ve ikiyıllık otsu bitki olan kerevizin kökü ve/veya yaprakları sebze olarak tüketilmektedir.
Bitkinin ilk yılında yumrusu (kökgövdesi) gelişir. İkinci yılında sapları gelişip çiçek açar ve tohum verir. Kerevizin yumru kökü gelişkin olanlarına kök kereviz, çok parçalı ve sapı oluklu yaprakları olanlarına yaprak ya da sap kereviz adı verilir. Kereviz, kişilerin yeğlemesine göre, bu kök ve/veya yapraklarının sadeyağlı ya da zeytinyağlı yemekleri yapılarak tüketilir. Batı ülkelerinde sap kerevizin yaprakları salatalara bolca katılır.
Bitkinin körpe yaprakları, güneşsiz ve havadar bir yerde kurutularak havanda ezilip toz haline getirilir ve bazı yiyeceklere, çeşni vermesi için serpilir. Bitkinin tohumları da kurutulup ezilerek kereviz tuzu olarak bazı yiyeceklere katılır. Tuzsuz rejimlerde sofra tuzu yerine kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. sap ya da yaprak kerevizin besin değerleri şöyledir: 17 kalori; 0,9 gr. protein; 3,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 29 mgr. fosfor; 39 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 126 mgr. sodyum; 341 mgr. potasyum: 240 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0.3 mgr. B3 vitamini: 0,06 mgr. B6 vitamini; 8 mcgr. folik asit; 9 mgr. C vitamini ve 0,5 mgr. E vitamini.
100 gr. kök kerevizin yukarıdakilerden farklı besin değerleri şunlardır: 40 kalori; 1,8 gr. protein; 8,5 gr. karbonhidrat; 100 mgr. sodyum ve 300 mgr. potasyum.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra, kerevizin sağlığımıza yararlı etkileri bitkiyi şifalı (tıbbi) otlardan saydıracak kadar çoktur. Bunları da şöyle özetleyebiliriz:
o Güçlü bir idrar söktürücüdür: içerdiği apiol adlı maddeyle idrar yollarını ve kanı temizler. Bedende şikâyetlere neden olan bazı durumlara (sözgelişi, eklemlerdeki gut hastalığı gibi) iyi gelir.
o Sinirleri yatıştırıcı etkisi vardır. Aşırı sinirlilik durumunu yok eder.
o Bedene yararlı diğer etkileri de şunlardır: Uyarıcıdır. Bedeni güçlendirici toniktir. Gaz söktürücüdür. iştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır.
o Çok eski çağlardan beri, kerevizin cinsel gücü artırıcı (afrodizyak) etkileri bulunduğu ileri sürülegelmiştir.
Bu etkileri sağlamak üzere, kereviz, yemeklerde ve salatalarda bolca tüketilir. Ya da piyasadan satın alınan kurutulmuş kereviz tohumlarından 1-2 tatlı kaşığının üzerine bir bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyondan günde üç kez birer bardak içilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Kereviz bitkisi, minik tohumlarıyla çoğaltılır. 1.000 tanesi 0,50 gr. kadar gelen açık kahverengi (esmer) tohumları, şubat-nisan ayları arasında, toprağı iyi nitelikli yanmış çiftlik gübresiyle karıştırılmış tavalara derine gitmeyecek şekilde ekilir. Tokmakla bastırılıp süzgeçle sulanır. Böylece 15-20 gün içinde gelişen fideler bahçelerdeki yerine 50-60 cm. aralıkla şaşırtılır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kereviz, ılık ve serin iklimli yörelerin bitkisidir. Çok kurak ve sıcak havalardan hoşlanmaz. Soğuğa oldukça dayanıklıdır. Bitki, aylık sıcaklık ortalaması 15-21 derece olan ortamda iyi gelişir. Bitkinin güneşli ve sert rüzgârlardan korunmalı yerlerde iyi geliştiği görülmektedir.
Toprak isteği: Süzek (suyu iyi akıntılı) olmak koşuluyla tınlı-kumlu, humuslu (dolayısıyla bitek) ve nemli toprakları seven kereviz bitkisi ağır, killi topraklardan hoşlanmaz. Toprakta su birikmeleri olursa bitki çürür. Toprağının, pH’ı 5,5-6,7 arasında ve iyi işlenmiş olması gerekir.
Sulama: Kereviz bitkisi, yazın havalar sıcak ve kurak olduğu sürece, toprağı yeterince nemli olacak şekilde sulanmalıdır.
Toprak işleme ve gübreleme: Arada bir toprağı çapalanıp temizlendikten sonra kereviz bitkisine iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potaslı kompoze fenni gübreler verilir. Sap kereviz yetiştirilirken bitkiye azotlu gübre bolca verilmelidir.
Sap kerevizin özelliklerinden biri, saplarının beyaz renkte olmasıdır. Bunu sağlamak için hasattan 6-7 hafta önce bitkinin sap kısmına, kazılan toprak bastırılarak boğaz doldurma işlemi uygulanır. Ayrıca sapların kâğıtla sarılması da yararlı olur.
Hasat (Derim): Kök kerevizin hasadı, bitkinin fidesinin dikiminden 6-7 ay sonra yapılır. Bunun için kök kerevizler topraktan çapa ya da büyük tarlalarda makineyle sökülür. Sap kerevizler ise, bitkiler istenen uzunluk, kalınlık ve dolgunluk durumuna geldiğinde zaman geçirilmeden hasat edilir.

Kiraz

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbahar sonu ile yaz mevsiminin en hoş meyvelerinden birini veren Kiraz ağacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu Kuzey Anadolu olan kiraz ağacı, antik dönemde Yunanistan’a götürülmüş ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. Yabani kiraz ağaçları 20-25 m’ye kadar boylanabilirken bahçe kirazı (Prunus: Cerasus avium) daha kısa boylu bir ağaçtır. Düz ve dik gövdeleri grimsi siyah ya da donuk siyah renkli ve enine çizgilidir.
Dalları düzgün olan kiraz ağacının yaprakları vişneninkinden daha iri, oval biçimli, yaprak ayası buruşuk, alt yüzü tüylü, ucu sivri ve kenarları testere gibi dişlidir. Çiçekleri tek tek değil, bazen altıya kadar değişen sayılarda ve pembe-beyaz renkte, ilkbahar mevsiminde ağacın yeşil renkli yapraklarından daha önce açar. Bu çiçeklerden oluşan ve adına kiraz denilen meyveleri tek tohumlu (sert çekirdekli) olur.
Kiraz meyvesi, ağacın bulunduğu bölgeye ve çeşidine göre nisan sonu ile temmuz başı arasında olgunlaşır. Rengi siyah, kırmızı, sarı ya da beyazımsı olan bu meyveler, 1-3 cm. çapında, yuvarlak biçimli, etli, sulu, az lifli, lezzetli ve hoş aramalıdır. Taze olarak çok beğenilerek yenildiği gibi pastacılıkta, şekerlemecilikte ve içki yapımında kullanılır. Reçeli de yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze kiraz meyvesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 70 kalori; 1,3 gr. protein; 17.5 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 0,4 gr. lif; 19 mgr. fosfor; 22 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 191 mgr. potasyum; 110 IU A vitamini: 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,06 mgr. B2 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini; 0,032 mgr. B6 vitamini ve 10 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Kiraz, bedendeki ürik asit düzeyini düşürerek gut hastalarına yararlı olur: Bunun için kiraz serbestçe ve istendiği kadar yenilebilir.
o Kiraz diş çürümelerini engelleyen bazı maddeleri içerir.
o Kiraz (ve vişne) meyvesinin saplarının sağlığımıza yararlı şu etkileri vardır: idrar söktürücüdür. İçerdiği mineral ve öteki maddelerle bedenin su dengesini düzenler ve pekliği (kabızlığı) giderir. Ayrıca bedeni güçlendirici tonik etkileri vardır: Bu önemli etkilerinden yararlanılmak üzere, taze ya da kurutulmuş kiraz (veya vişne) saplarından 2-3 tatlı kaşığı dolusu alınır, bir bardak suda kaynama noktasına kadar ısıtılır. Daha sonra ateş kısılıp 10-15 dakika ısıtma işlemi sür-
durulur. Böylece elde edilip süzülen dekoksiyondan günde üç bardak içilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Kiraz ağacı, tohumlarının (çekirdeklerinin) ekiminden oluşan çöğürleriyle ve bunların aşılanmasıyla çoğaltılır. Ancak bu yöntemle yapılan fidan üretimi uzun sürdüğünden uygulamada yabani kiraz ya da idris (mahlep) ağacının fidanları anaç olarak kullanılmakta ve bunların istenen kiraz çeşitlerine aşılanmasıyla kiraz ağacı elde edilmektedir. Bizim için en doğru yol, profesyonel ve inanılır üreticilerin yetiştirdiği, türü belli, sağlıklı fidanları alıp bahçemize 7-8 m. aralıklarla dikmek olacaktır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kiraz ağacı, ılıman iklimlerin bitkisidir. Sıcak ve soğuklara karşı vişne ağacından daha çok duyarlıdır. Ülkemizde, genellikle kuzeyde kıyılara yakın bölgelerde ve iç Anadolu’da vadilerde yetiştirilmektedir. Meyvenin olgunlaşması döneminde yaşanan serin havalar ağaçlardan en iyi nitelikli ürün elde edilmesini sağlamaktadır. Kiraz ağaçları, sıcaklığın -20 derecenin altına indiği yörelerde yetiştirilmemelidir. -2 derece ve altında, kiraz çiçekleri donar. Yapraklarını döken kiraz ağaçları dinlenir ve soğuklama gereksinimlerini giderir. Kiraz ağaçlarının 7,2 derecenin altındaki ortalama soğuklama süreleri 1.100-1.300 saattir.
Toprak isteği: Kiraz ağaçları, vişnenin tersine, toprak bakımından çok seçicidir. Süzek (suyu iyi akıntılı), derin, verimli, havalandırılmaya uygun, organik madde yönünden zengin ve yaz aylarında sulanabilen topraklar, kiraz yetiştiriciliği için uygundur. Süzek olmayan, çok nemli, soğuk ve ağır yapılı toprakları sevmeyen kiraz ağaçları, bu özellikleri taşıyan topraklarda yetiştirilirse kısa sürede ürün verimi düşer, ağaçlar hastalanır ve ölür.
Toprakta taban suyu yüksekse kiraz ağaçlarının kökleri yüzeyde kalır. Böyle ağaçlar, yaz kuraklığına ve kış soğuğuna karşı duyarlı olurlar. Çok kurak, kumlu ve kireçli topraklar da kiraz ağaçlarına uygun değildir. Bu gibi topraklarda ağacın meyveleri küçük olur. Ağır topraklarda iyi gelişemeyen kiraz ağaçlarının meyve niteliği düşer. Meyveler olgunlaşamadan dökülür. Ayrıca ağaçlarda zamklanmalar da görülür.
Sulama: Yıllık yağışların 600 mm’yi aştığı yerlerde yetişmiş kiraz ağaçlarının sulanmasına gerek yoktur. Yağış oranı bu miktarın altındaysa, kiraz ağaçları yaz mevsiminde 2-3 kez bolca sulanarak gelişmelerine, çiçek tomurcuğu oluşturmalarına ve meyve tutmalarına yardımcı olunur.
Gübreleme: Kiraz fidanları bahçemize dikilirken iyi yanmış çiftlik gübresi ile fosfat ve gerekiyorsa potaslı gübre verilir. Sonraki 4-5 yılda, kiraz ağaçlarına gübre verilmez. Çünkü, kiraz orman ağacı olup kuvvetle gelişir, yüksek boylu ağaçlar meydana getirir. Bu arada meyve vermeyi geciktirir. İlk yıllarda özellikle kiraz ağacına azotlu gübre verilmesinden kaçınılmalıdır. Sonraki yıllarda yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat, potas ve ayrıca demir, magnezyum, bor ve çinko içeren kompoze fenni gübreler verilir.
Budama: Vişne ağaçları gibi kiraz ağaçları da meyve veren bitkiler arasında en az budama isteyen ağaçlardır. Ancak kuruyan, kırılan, birbirini ve ağacın tacını sıkıştıran, çok zayıf ve bir de obur olan dallar kesilip çıkarılmalıdır.
Hasat (Derim): Kiraz ağacının meyveleri, tam hasat olgunluğuna eriştiğinde toplanarak hasat edilir. Bu dönem, meyvenin normal irilik, renk ile çeşide özgü tat ve aromasına ulaştığı zamandır. Kiraz ağaçları, genellikle bir defada hasat edilir. Hasat işlemi sabah ya da akşam serinliğinde yapılır. Hasat elle, meyvenin sapının, baş ve işaret parmağı arasında tutulup yukarı itilerek daldan ayrılması şeklinde yapılır. Bu arada meyveyi taşıyan dalcığın kırılmamasına ve meyvenin berelenmemesine dikkat edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kiraz ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz, zamanında ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Kuşkonmaz

0 yorum | Devamını Oku...

Sağlığımıza çok yararlı etkileri olduğu halde ülkemizde ne yazık ki pek az tanınan ve tüketilen kuşkonmaz adlı sebzesini veren Kuşkonmaz bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen kuşkonmazların 150 kadar türü vardır. Bunlardan bazısı pek ince yapraklı süs bitkisiyken, bazısı da Ege ve Akdeniz bölgemizin kıyı kesimlerinde doğal olarak yetişen ve halk tarafından toplanıp sarmaşık adıyla sebze gibi değerlendirilen türdür.
Burada konumuza giren ve sofralık sebze olarak tüketilen, tıbbi kuşkonmaz ya da kültür kuşkonmazı (A. officinalis) türüdür. Bu çokyıllık bitkinin toprak altında 50-100 cm. kadar uzayan güçlü bir rizomu (kökgövdesi) ve toprak üzerinde 50-150 cm. kadar boylanıp sebze olarak tüketilen gövde sürgünleri vardır.
Kuşkonmaz bitkisinin yaprak oluşumları, gövde üzerinde üçgen biçimli pulcuklar halinde, küçük ve önemsizdir. Yaprak işlevini, iğne biçimindeki sürgünleri yapar. Kuşkonmaz, genelde ikievcikli bir bitkidir. Erkek çiçekleri ayrı bitkide, dişi çiçekleri de ayrı bitkide yer alır.
Dişi çiçekli bitkiler daha kalın ve güçlü gövde sürgünleri verirken erkek çiçekli bitkiler ince ama daha yüksek ürün verimi sağlayan sürgün verir. İşte kuşkonmaz bitkisinin sözü edilen bu sürgünlerinin tazesi, dondurulmuşu veya konserve edilmişi Batı ülkelerinde makbul bir sebze türü olarak benimsenmektedir. Bu sürgünler, soyulup suda haşlanarak ve üzerinde tereyağı gezdirilip maydanoz serpilerek sıkça yenmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) kuşkonmazın besin değerleri şöyle sıralanabilir: 13-16 kalori; 2,2 gr. protein; 3,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,7 gr. lif; 50 mgr. fosfor; 21 mgr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 1 mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum; 900 IU A vitamini: 0,16 mgr. B1 vitamini; 0,15 mgr. B2 vitamini; 1.4 mgr. B3 vitamini: 26 mgr. C vitamini ve 0,56 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıki değerler incelendiğinde kuşkonmazın kalorisi düşük olduğu halde fosfor ve potasyum gibi minerallerle özellikle A vitamini ve öteki vitaminler yönünden yararlı bir besin olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra; o Kuşkonmaz, güçlü bir idrar söktürücüdür: Bedende kalp yetmezliği nedeniyle oluşan ödemlerin atılmasına yardımcı olur. Kalbi güçlendirir. Bedende bulunan fazla sıvıların atılmasını sağlar. Kanı temizler. Kum dökücü etkisi de vardır.
o Kuşkonmaz sindirimi kolaylaştırır.
o Kuşkonmazın yatıştırıcı ve afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu öteden beri savunulmaktadır.
Bütün bu tıbbi etkilerinden yararlanmak için kuşkonmazın körpe sürgünleri bol bol yenilmelidir.
Dikkat: Gut hastalığı çekenler kuşkonmazı hiç yememelidir. Böbrek rahatsızlığı olanlar ise, kuşkonmazı seyrek ve az yemelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Kuşkonmaz bitkisinin üretilmesi oldukça zahmetli ve diğer sebze türlerinden çok farklıdır. Ancak bir kez yetiştirilen ve iyi bakılan bitki, 15-20 yıl süreyle ürün verir. Bu sürenin ilk iki yılı ürünsüz geçer, daha sonra bitkiden ürün alınmaya başlanır. Bitkinin üretilmesi ya tohumla ya da vejetatif yöntemlerle olur.
Her iki yöntem de birkaç yıl süreli, zahmetli ve profesyonelce çalışmalar gerektirir. Bu şekilde yapılan çalışmaların sonucu elde edilen ve pençe adı verilen toprakaltı rizomu (kök-gövdesi), bitkinin yetiştirileceği bahçe ya da tarlada dikim hendeği adı verilen, sıra arası 150-180 cm., derinliği 25-30 cm. ve eni 30 cm. olan boydan boya bir hat halinde açılmış çukurlara dikilir.
Dikim hendekleri bölgedeki hâkim rüzgârlar yönünde kazılırsa bitki yeterince havalanır, aşırı nemden kurtulur. Bu hendeklere kuşkonmaz pençelerinin dikimi ilkbaharda, toprak tava geldiğinde ve havalar ısınmaya başladığında, sıralar üzerinde 35-40 cm. dikim aralığı bırakılarak yapılır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kuşkonmaz, iklim isteği ve özellikle sıcaklık bakımından uyum yeteneği fazla olan bir bitkidir. Kış soğukları ve yaz sıcaklıklarından olumsuz yönde etkilenmez. Toprak altında kalan pençesi, aşırı soğuklara bile dayanır. Bu nedenle çok soğuk bölgelerde bile kuşkonmaz bitkisi yetiştirilebilir.
Sürgün gelişmesi 12 derecede başlar, bitki, 18 derecede en fazla etkinliğe erişir. Hasat döneminde ise, sıcaklık 15-18 dereceler arasında olmalıdır. Hasattan sonra havanın 35-40 derecelere çıkması bile bitkinin gelişmesinde sorun yaratmaz.
Kuşkonmaz bitkisi, belli bir soğuklama dönemini de yaşamak ister. Bitkiyi ilgilendiren bir başka iklim konusu da, hasat zamanında uzun süreli ve şiddetli yağışları yaşamamasıdır. Aksi takdirde bitkide sürgün gelişmesi yavaşlar ve sürgünlerin niteliği düşer. Bu bakımdan kuşkonmaz bitkisinin üretimine en uygun yerler, 1.200 m. yüksekliğe kadar çıkabilen geniş plato ve ovalardır.
Toprak isteği: Kuşkonmaz bitkisi, farklı toprak bünyelerine de kolayca uyum göstererek kumlu topraklardan ağır killi topraklara kadar farklı yapıdaki topraklarda yetiştirilebilir. Yine de toprak yüzeyi ve alt toprak yapısı, bitkinin gelişmesini, sürgün verimini ve niteliğini etkileyeceğinden, bitkinin yetiştirileceği toprağın dikkatle incelenmesi gerekir.
Kuşkonmaz bitkisinin toprağı geçirgen yapılı, 80-100 cm. derinlikli ve taban suyu seviyesi 60 cm. derinde olmadır. Hafif bünyeli, kumlu, kumlu-tınlı, tınlı-kumlu ve hafif kireçli topraklar kuşkonmaz bitkisine pek uygundur. Bitki, asitli topraklara dayanamaz. Toprağının pH’ı 6,5-6,8′in altına düşmemelidir. Asidite yükselirse yanmış kireç dökülerek durum düzeltilebilir.
Sulama: Kuşkonmazların fidesi yetiştirilirken sık ve az su verilerek bitkinin su gereksinimi karşılanır. Aşırı sulama, mantar hastalıklarına neden olur. Pençelerin hendeklere dikiminden sonra, yazları kurak geçen bölgelerde kuşkonmaz, yağmurlama yöntemiyle ya da sıralara yüzeysel verilecek suyla sulanır. Bu döneminde de bitkiyi sık ama az sulamak daha yararlıdır.
Gübreleme: Kuşkonmaz bitkisinin yetiştirildiği bahçe ya da tarla organik madde içeriği yönünden yetersizse düzenli gübreleme yapılması gerekir. Bitkinin ilk gübrelemesi, nisan-mayıs aylarında yalnızca azotlu gübre verilerek yapılır. Haziranda bir kez daha azotlu gübre verilir. Bitkiye, sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi ile daha sonra da süperfosfat fenni gübre verilmelidir.
Toprak işleme ve diğer bakım işlemleri: Pençelerin dikiminden sonra dikim hendekleri toprakla doldurularak kuşkonmaz bitkisinin normal sıraları ortaya çıkar. İşte bu bitki sıraları arasında yetişen yabani otlarla, gerektikçe çapalama yapılarak mücadele sürdürülmeli; bitkinin ilk iki yılında hasat edilmeyen sürgünleri sonbaharda sararıp kuruyunca, bunlar kesilip bahçe dışına atılmalı, mümkünse yakılıp yok edilmelidir. Böylece bitkiye dadanacak zararlı ve hastalıkların yok edilmesine yardımcı olunur.
Hasat (Derim): Kuşkonmaz bitkisinden, ilk iki yılında kesinlikle ürün alınmaz. Bitkiden ürün alınmaya üçüncü yılında başlanır. Ancak, bitkiyi fazla yormamak için ürün alma işi kısa tutulur. Ürün alma yıllarının başlamasıyla bitkiden düzgün, beyaz, kartlaşmamış ve iyi nitelikli ürün alınması için kuşkonmaz bitkisi sıralarının üzerine yumuşak topraklar çekilip örtülür.
Bu işleme kümbetleme denir. Ilık bölgelerde mart ayının ikinci yarısında, daha serin bölgelerde nisan ayının başında sürgünler uyanmaya başladığından, kümbetleme işi bu sırada yapılıp bitirilmelidir. Gecikilirse sürgünler erkenden toprak yüzüne çıkar, kısa kalır ve renkleri yeşile döner.
Kuşkonmaz bitkisinden hasat ilkbaharda yapılır. Belirli bir süre sürgünler kesildikten sonra hasat işlemi durdurulur. Bitkiye, besin maddesi yapması ve pençelerinde depolaması için izin verilir. İlk ürün alma yılında (bitkinin üçüncü yılı), her bitkiden 2-3 sürgün, sonraki yıllarda 7-8 sürgün, bitki çok güçlüyse 9-10 sürgün alınır. Ürün yani sürgünler kesilir kesilmez nemli bir ortama alınmalıdır. Üzeri nemli bir bezle örtülü bir sepet bu işe yarayabilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kuşkonmaz bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Mandalina

0 yorum | Devamını Oku...

Latincesi Citrus Reticulata olup Akdeniz ülkelerinde, Brezilya, Meksika ve ülkemizde yetişen bir ağaçtır.
Herbal Terapi
Çiçekleri çay olarak içilmekte ve meyvesi yenmektedir. Sindirimi kolaylaştırıcı ve sakinleştirici olarak kullanılmaktadır.
Aromaterapi
Mandalın aromatik yağı, tatlı portakal ve limon kokusunda, psikolojik rahatsızlıklarda sakinleştirici, uykusuzlukta, idrar retansiyonunda, aşırı huzursuzlukta, yara izinde kullanılır.
Kozmetikte Kullanım
Mandalina yağı derinin üzerindeki porus adını verdiğimiz gözeneklerin açılmasında, tonik olarak ve aknede kullanılmaktadır.
Kullanım Şekli
Masaj olarak, banyoda, buğu tarzında kullanılır. Eklem ağrılarında masaj tarzında uygulanır. Banyoda gevşeme sağlamak ve yorgunluğu gidermek için birkaç damla kullanılır. Mandalın esansı yağı, deri üzerinde irite edici etkisi mevcuttur, güneş yanıklarında dikkatli kullanılmalıdır. Serin yerde ve koyu şişelerde saklanmalıdır.
Uygun Karışımları
Sardunya Zencefil Lavanta Neroli.

Enginar

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbaharda piyasaya çıkan, yazın müjdecisi olan ve besleyici, sağlıklı ve çok lezzetli yemekleriyle sofralarımızı şenlendiren enginar adlı sebzeyi veren Enginar bitkisi, Bileşikgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan enginar bitkisi, en çok bu bölgenin ülkelerinde ve gösterişsiz miktarda olsa da Türkiye’de yetiştirilmektedir. 50-150 cm. kadar boylanabilen bu çokyıllık otsu bitkinin kısa, kalın bir gövdesi ve bu gövdeden uzayan sürgünleri (çiçek sapları) vardır.
Bitkinin rozet biçiminde gelişen almaşık dizili iri yaprakları, düz ya da çok parçalı, sapsız, gri-yeşil renkli ve yumuşak dikenlidir. Her çiçek sapının ucunda, sayısı 3-10 arasında değişen kömeçleri (baş, kelle) yer alır. 10-13 cm. çapa kadar erişebilen her başın çevresi kiremit gibi birbirinin üzerine binmiş morumsu yeşil renkli, sert burgu yaprakçıklarıyla sıkıca sarılıdır. Bu yaprakçıklar koparılıp açılınca, dipte yeralan çiçek tablasının üzerinde bulunan mavi renkli yüzlerce çiçek görülür.
Çiçeklerin çevresi de iplikçik biçiminde ot gibi yapılı pek çok burgu yaprakçığıyla dolu olur. İşte enginarın sebze olarak yenen kısmı, bu çiçeklerin altındaki etli çiçek tablasıdır. Çiçek tablası taze olarak yenilmeli, kartlaşmaya bırakılmamalıdır. Bitkinin sürgünleri yani çiçek sapları da körpeyken soyularak yenilebilir. İlkbahar mevsiminde baş bağlayan enginarın Türk mutfağındaki önemli yemekleri; dolması ve bezelye ya da bakla ile birlikte hazırlanan nefis zeytinyağlılardır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze ve çiğ (pişirilmemiş) sebze olarak enginarın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 80 kalori; 3 gr. protein; 7,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.5 gr. lif; 70 mgr. fosfor; 55 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 45 mgr. sodyum; 330 mgr. potasyum; 30 mgr. magnezyum; 0,5 mgr. çinko; 280 IU A vitamini: 0,15 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B6 vitamini ve 10 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerler incelendiğinde enginarın bedenimiz için ne denli yararlı ve vazgeçilmez bir besin olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;
o Enginar, içerdiği ciarin adlı etkili madde ile karaciğer ve safra kesemizi destekleyen bir besin olarak uzun zamanlardan beri Batı ülkelerinde büyük kabul görmekte ve bolca tüketilmektedir: Diğer hafif acı-tatlı sebzeler gibi enginar da, safra salgılarını artırmakta ve sindirimi kolaylaştırmaktadır.
o Enginar, kandaki yağ ve kolesterol düzeylerini düşürmektedir.
o Enginar, güçlü bir idrar söktürücüdür: Böbreklerin çalışmasını düzenlemekte ve bedendeki istenmeyen sıvıların atılmasını kolaylaştırmaktadır.
o Enginar ayrıca, içerdiği inülin adlı maddeyle, geleneksel olarak seker hastalarına tavsiye edilen bir besindir: Bu tür nişasta olan bu madde, sindirilmeye dirençlidir. Ve kandaki şeker düzeyini düşürür.
o Enginarın körpe yaprak ve çiçek saplarının kaynatılarak suyunun içilmesinin dahi, yukarıda sözü edilen etkileri kısmen de olsa sağlayacağı uzmanlarca savunulmaktadır.
Bütün bu etkileri sağlamak üzere enginarın tazesinin ya da konserve edilmişinin bol bol yenilmesi öğütlenmektedir. Ne yazıktır ülkemizde, ekolojik koşullar yani bitkinin istekleri birçok yerde tam olarak karşılandığı halde enginar pek sınırlı miktarda yetiştirilmekte ve bu nedenle yüksek fiyatlarla satışa sunulmaktadır. Enginar üretimimizin artırılıp bu yararlı sebzenin artık zenginlerin besini olmaktan çıkarılması en içten dileğimizdir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Enginar bitkisi, tohumlarıyla ya da daha pratik olarak piç veya memeleriyle çoğaltılır. Tohumla üretilen çeşitler için bitkinin tohumlarının yurtdışından getirilmesi gerekmektedir. Çünkü yerli enginar çeşitlerinin tohumla üretilmesi mümkün değildir. Piçle üretimde, bitkinin toprakaltı gövdesinin ortasından çıkan sürgünleri kullanılır. Bunlar, boyu 15-30 cm. ve kalınlıkları 1,5-2,5 cm. kadar olunca dip kısmında biraz kökü bırakılmak koşuluyla topraktan ilkbaharda sökülüp alınır. Bu sürgünler hemen ya da biraz bekletilerek 30 cm. derinlikteki ocaklara (çukurlara) hendekleme yapılarak dikilir.
Memelerle yapılan üretimde, hasattan sonra yazın bitkinin topraküstü kesimleri kuruduğu halde toprakaltı kesimleri canlı kalmaktadır. Ertesi mevsimde toprak ve hava nemi yükselince yeni sürgünler ortaya çıkar. Bunların üzerinde meme şeklinde bazı kabarcıklar bulunduğundan öyle adlandırılır. İşte bu gövde parçaları yazın dinlenme halindeki bitkiden alınır, bölünüp çoğaltılır. Her parçanın 5-8 cm. çapında ve 10-15 cm. uzunlukta olması, üzerinde birkaç memenin bulunması gerekir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim istekleri: Enginar bitkisi, kışları ılık geçiren yörelerde, kış ve ilkbahar aylarında yetişir ve gelişir. En iyi gelişim gösterdiği sıcaklık, 15-18 derecelerdir. Kış mevsimi sıcaklıklarının 7 dereceye indiği yerlerde yetiştirilmesi güçleşir. 20 derecenin üstüne çıkan sıcaklıklarda bitkinin gelişmesi yavaşlar ve 25 derece sıcaklıkta gelişmesi durur. Bu sıcaklıkta başları kartlaşır ve yenilmez hale gelir. O dereceye düşen sıcaklıkta enginar bitkisi zarar görmeye başlar. -7 derecede toprak üstü ve -10 derecenin altında toprakaltı kısımları ölür. Enginar bitkisi nemli havaları sever ama aşırı nemden hoşlanmaz. Kuru havalar da bitkiyi olumsuz yönde etkiler.
Toprak isteği: Enginar bitkisi, toprak yönünden çok seçici değildir. Derin topraklar bitkinin kök geliştirmesine yararlı olur. Süzek (suyu iyi akaçlanmış), tınlı ve killi-tınlı topraklar enginar yetiştirilmesi için en uygun olanlardır. Toprak organik madde yönünden zengin olmalıdır. Bu nedenle ilk yetiştirilme yılında toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Enginar bitkisinin yetiştirilmesi için güneye doğru eğimli, bol güneş gören ılık topraklar çok uygundur.
Sulama: Enginar bitkisi, üretim ve yetiştirilme dönemlerinde bol su ister. Kış mevsimi yağışlı geçerse sulanması gerekmez. Oysa kış yağışsız geçiyorsa o zaman sulama yapılması gerekebilir. Hasat döneminde havalar yağışsızsa bitki mutlaka sulanmalıdır. Yazın bitkinin dinlenme döneminde bitki sulanmaz. Dinlenme mevsimi bitip de sonbahar yaklaşınca, ağustosta ve eylül ayı başında bitki uyandırılması için sulanır.
Gübreleme: Enginar bahçesi kurulurken, toprak, iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenir. Daha sonra bitkiye azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübreler verilir. Hasattan sonra toprakta kalan bitkinin artıkları toprağın organik madde gereksinimini kısmen karşılar. Bu nedenle çiftlik gübresiyle fenni gübre kullanımı azalır. Bütün bu durumlar için büyük miktarda enginar üretimi yapılan tesislerde toprak analizleri yapılarak gübre gereksinimi saptanır.
Ocak temizliği: Genellikle sonbahar mevsiminde enginar bitkisinin içinde yetiştirildiği ocaklar, uyandırma sulamasından sonra temizlenir. Bitkinin meme denilen kesimlerinden süren piçlerden en sağlıklı olanları bırakılarak geri kalanları çıkarılır. Geçen yıldan kalma dal ve yapraklar temizlenir. Biraz iyi yanmış çiftlik gübresi verilerek bitkinin boğazı doldurulur. İlkbaharda gene ocaklar açılır. Fazla piçler sökülüp çıkarılır.
Toprak isleme ve yabani ot mücadelesi: Sonbahar ve ilkbahar mevsimlerinde yapılan ocak temizliği sırasında, bitkinin çevresindeki yabani otlar çapalamayla yok edilir. Ayrıca yazın bitkinin dinlenme mevsiminde de çevresindeki yabani otların temizlenmesi enginar bitkisine yarar sağlar.
Hasat (Derim): ilkbahar mevsiminde bitkinin başları (kelleleri) yeterli büyüklüğe eriştiğinde geciktirilmeden kesilerek hasat edilir. Hasat geciktirilirse kartlaşır, başı saran burgu yaprakçıkları gevşer ve bitki tablasındaki etinin tadı acılaşır. Başın yenilme değeri yitirilmiş olur.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Enginar bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Fasulye

0 yorum | Devamını Oku...

Tazesiyle kurusuyla mükemmel bir besin olan ve sağlığa yararlı birçok etkisi bulunan Fasulye’leri veren bitkiler, Baklagiller’dendir. Anayurdu Amerika kıtası olan ve on altıncı yüzyılda Avrupa’ya getirilip oradan tüm dünyaya yayılarak yetiştirilmeye başlanan fasulyeler, genellikle biryıllık sarılgan otsu bitkilerdir. Birçok türü bulunan fasulyeler, sırık fasulyeleri ve bodur fasulyeler olarak iki ana gruba ayrılır.
Sırık fasulyelerinin çalı, ayşekadın, şeker ve barbunya gibi türleri; bodur fasulyelerin yer ve ferasetsiz adı verilen türleri vardır. Önceki yıllarda soya ve börülceler fasulye grupları içinde sayılırken son zamanlarda kendi özel başlıkları altında tanıtılmaktadır. Sırık fasulyeleri 3 m’ye kadar boylanabilirken yer fasulyelerinde boylanma çok daha az olur. Fasulye bitkilerinin yuvarlak kesitli dayanıklı gövdeleri; türlere göre rengi yeşilin tonlarında değişen, sapları farklı uzunlukta olan ve uçları sivri yaprakları vardır.
Fasulyenin yaprakları güneşten fazla hoşlanmadığı için, yaprak sapının gövdeye bağlandığı yerdeki şişkinlikler sapları hareket ettirerek yaprağın güneşe karşı meyilli durmasını sağlar. Fasulye bitkisinin çiçekleri türlere göre beyaz, sarı, kırmızı ve morumsu renk tonlarında olur. Erselik özellik de taşıyan bu çiçekler, kendi kendini döller. Döllenen çiçekler bir badıç (bakla) oluşturur. Bu badıcın içinde bitkinin tohumları, çeşitli türlere göre sayıları 4-10 arasında değişerek oluşur.
Fasulye tohumları (çekirdekleri) gene türlere göre beyaz, bej, siyah, kahverengi, kırmızı ya da vişne renginde veya çok değişen renklerde lekeli olur. Fasulye bitkisinin taze sebze olarak tüketilen badıcında göz önüne alınan en önemli özellik, badıcın yanlarında gömülü olarak uzanan kılçığıdır. Bitkinin ıslah çalışmalarında, kılçığın en ince hale getirilmesi amaçlanır.
Fasulyenin kurumuş badıcı ayıklandığında ortaya çıkan tohumları kuru sebze olarak tüketilir. Taze ve kurusuyla fasulye, Türk mutfağının vazgeçilmez sebzelerinin başında gelmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
Çeşitli türlerdeki taze fasulyelerin 100 gramının içerdiği ortalama besin değerleri şöylece sıralanabilir: 25-103 kalori; 1,6-8,4 gr. protein; 5,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1-6.7 gr. lif; 37 mgr. fosfor; 37-50 mgr. kalsiyum; 0,6-2,5 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 151-420 mgr. potasyum; l mgr. çinko; 540 IU A vitamini; 0,07 mgr. B1 vitamini; 0,9 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 42 mcgr. folik asit ve 12 mgr. C vitamini.
Oysa, kuru fasulyenin besin değerleri çok yüksektir. 100 gr. kuru fasulyenin ortalama besin değerleri şöyle sıralanabilir: 340 kalori: 23 gr. protein: 21.2 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,6 gr. yağ; 1,5 gr. lif; 148 mgr. fosfor: 144 mgr. kalsiyum: 7,8 mgr. demir: 416 mgr. potasyum: 0.65 mgr. B1 vitamini: 0,22 mgr. B2 vitamini: 2,4 mgr. B3 vitamini ve 1.1 mgr. E vitamini. İşte bu nedenle uzmanlar, kuru fasulyenin sıkça tüketilmesini öğütlemektedir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
o Fasulyeler kandaki kötü kolesterol düzeyini önemli ölçüde düşürürler. ABD’de son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalarda, diyetlerinde düzenli olarak çeşitli fasulyelere yer veren kişilerin, üç haftalık böyle bir diyetten sonra kötü kolesterol düzeylerinde %19′lara varan düşüşlerin yaşandığını saptamıştır.
o Potasyum oram yüksek olan fasulyelerin düzenli olarak alımı, yüksek tansiyonu düşürmektedir.
o Zengin lif içeriğiyle fasulyeler, peklik (kabızlık) çeken kişilere iyi gelir, ayrıca kalınbağırsak ve hemoroit sorunları çekenler de fasulyelerden yararlanmalıdır.
o Fasulyeler, yüksek oranlı demir içeriğiyle kansızlığı ve folik asit içeriğiyle gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Fasulyeler, ensülin ve kan sekeri düzeyini kontrol altında tutarak seker hastalarına yardımcı olurlar.
o Fasulyeler, yüksek oranlı antioksidan içeriğiyle bedenin kansere yakalanması rizikosunu azaltır: Bu bağlamda, özellikle kadınlarda meme kanserleri ve genellikle kalınbağırsak kanserleri sayılabilir.
İşte sağlığa yararlı bu pek önemli etkilerinden faydalanılmak üzere kuru fasulyelerin günde 55-60 gr. ve taze fasulyelerin 100-120 gr’lık bir miktarının günlük diyetimize katılarak alınması uzmanlarca öğütlenmektedir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Fasulye bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş çekirdekleriyle) çoğaltılır. Tohumlar ilkbaharda ve iklimin uygun olduğu yörelerde ikinci ekim olarak sonbaharda doğrudan doğruya bahçemizde hazırlanacak yerlerine ekilir. Bitkinin çimlenmesi için havanın 18-30 derece sıcaklıkta ve toprağın nemli olması gerekir. Bu nedenle uygun sıcaklıklarda tohumların birkaç gün önceden sulanıp tava gelmiş toprağa ekilmesi doğru olur. Tohumlar sıralara ekilir ve sıra üzerindeki aralıklar sırık fasulyeler için 20-30, bodur fasulyeler için 15-20 cm.; ekilecek toprak derinliği 3-5 cm. olmalıdır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Fasulye, ılık iklimlerin bitkisidir. Donlardan çok korkar. İlkbahar ve sonbahar arasındaki dönemde rahatlıkla yetiştirilebilir. Sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki büyük ölçüde zarar görür. Ülkemizde ılık bölgelerde ilkbahar ve sonbaharda ekimi yapılarak yılda iki kez yetiştiriciliği sürdürülebilir. Bitkinin en iyi gelişimi ve yüksek ürün verimi 15,5-21 derecelerde gerçekleşmektedir.
Toprak isteği: Fasulyeler ıslah edilmiş kumlu topraklardan orta ağır topraklara kadar pek çok toprak tipinde yetiştirilebilir. Ancak derin, geçirgen, su tutma yeteneği yerinde olan ve organik madde yönünden zengin toprakları yeğler. Fasulyeler fazla asitli toprakları sevmez. Bitki için toprak pH’ı 5,5-6,7 olmalıdır. Toprak asiditesi yüksekse, fasulye yetiştiriciliği için toprağa sönmüş kireç katılması gerekir.
Toprak işleme: Tohumlarının ekiminden 7-10 gün kadar sonra fasulyeler çimlenmeye başlar. Çimlenme böylece başladıktan sonra toprağın kabartılması, yabani ot mücadelesinin yapılması ve toprak yüzeyinde yağış ve sulamalar nedeniyle oluşan kaymak tabakasının kırılması amaçlarıyla toprağın düzenli olarak çapalanması gerekir. Sert kaymak tabakasını kırıp toprak yüzeyine çıkamayan fideler için toprağın kaymağının, fideleri zedelemeden bir sopayla kırılması iyi olur.
Bazı üreticiler fasulyenin yetiştirildiği toprağa bir miktar kompost (yaprak çürüntüsü) dökerek bu sorunu çözer. Fideler çimlenip toprak üzerinde görününce, yapılan ilk çapalama işleminden sonra ikinci çapa yapılır ve bitkinin boğazı hafifçe doldurulur. Bundan sonra bitki iyice gelişinceye kadar 2-3 hafta aralıklarla çapalama işlemleri yinelenerek sürdürülür.
Sulama: Fasulyelerin iyi gelişmesi, bol ve iyi nitelikli ürün alınması için bitkilerin sulanmaları büyük önem taşır. Fasulyelerde ilk meyveler görülünceye kadar su verilmesinden kaçınılırsa da, havalar çok sıcak ve kurak gidiyorsa bitkiye bir-iki kez makul düzeyde su verilmesi gerekir. Fasulye bitkisi iyice çiçeklenip ürün vermeye başlayınca, sulama işi de artık düzenle sürdürülür. Hava durumuna göre, 4-5 günde bir yeterli miktarda sulama yapılırsa ürün miktarı ve niteliği yükselir.
Gübreleme: Tüm baklagillerde olduğu gibi, fasulyelerde de bitkinin kökünde havadaki serbest azotu tutan yumrucuklar vardır. Bunlar hem bitkinin kendisi hem de aynı toprağa daha sonra ekilecek bitkiler için bir avantaj oluşturur. Böylece havanın azotunu alarak çimlenen fasulyeler için daha sonra gene azot ile potas ve fosfatların verilmesi gerekir. Yapılacak toprak analizine göre saptanan miktar ve oranlarda fenni kompoze gübre, üç parti halinde ve çapalama işlemlerinden sonra verilmelidir. Ancak, fenni gübreler fasulye bitkisinin kökünden en az 5 cm. uzağa dökülmelidir.
Herekleme: Sarılgan ve yüksek boylu bir bitki olan sırık fasulyelerinin yetiştiriciliğinde yerine getirilmesi gereken önemli bakım işlerinden biri de bitkinin bir askıya alınarak desteklenmesidir. Ülkemizde bu iş, genellikle herek adı verilen 1,5-2 m. uzunlukta ve 3-4 cm. kalınlıkta ağaç dalları, kargı kamışları ya da özel madeni direkler kullanılıp bunların bitkinin yanına dikilmesiyle gerçekleştirilir. Herekleme işinde ekonomi sağlamak üzere, sıra üzerindeki iki fasulye bitkisinin ortasına bir herek dikilerek iki bitkinin aynı direğe bağlanması sağlanır.
Hasat (Derim): Fasulyelerin hasadında en iyi zaman, badıçların gerçek büyüklüğünün 1/3′ü ya da en çok 1/2’sine ulaşıldığı zamandır. Bu zaman geçirilirse badıçlar selülozlaşma sonucu sertleşir, tanelerin yenilmesi keyfi yitirilir ve özellikle kılçıklı türlerde sertleşen kılçıklar yemeği yeme sırasında insanın sinirlerini bozacak hale gelir. Fasulye bitkisinin hasadı, badıçların elle koparılarak toplanması şeklinde yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Fasulye bitkilerine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Havuç

0 yorum | Devamını Oku...

Besinlerimiz arasında belki de bedenimize en yararlı sayılan ve sözgelişi Belçika’da çocukları yemeleri konusunda yüreklendirmek için meyve sınıfına sokulan Havuç’u veren bitkisi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdunun Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika olduğu savunulan havuç, günümüzde dünyanın pek çok yeri ile Türkiye’de bol bol yetiştirilmektedir. Bugün makbul sayılan havucun, birçok yabani türünün yıllarca süren seleksiyonları sonucunda elde edilmiş 8 önemli çeşidi vardır.
50-100 cm. kadar boylanan havuç, ikiyıllık bir kültür bitkisidir. Birinci yılında toprak altında bulunan ve yenilen etki kökleri ile toprak üstü yaprak ve saplarını geliştirir. İkinci yılında bitkinin çiçek ve tohumları oluşur. Bazı yabani havuçlarla birkaç kültür türünde bitki biryıllık olarak gelişmekte, aynı yıl içinde bitkinin tüm bölümleri oluşabilmektedir. Bitkinin besin yönünden pek zengin etli, şişkin kökü, çeşitli biçim, renk ve büyüklüklerde olur. Kökün ortasında bulunan ve halk arasında odun denilen özü de çeşitli çaplarda ve özelliklerdedir. Bu tür, özün bulunmadığı havuç türü elde edilememiştir.
Havuç köklerinin rengi genellikle sarı, turuncu ya da çeşitli tonlarıyla pembedir. Ülkemizde Hatay ilimizin Samandağı yöresinde, koyu vişne çürüğü renkli pek nadir görülen havuçlar yetiştirilmektedir. Havuç bitkisinin oluklu gövdesi ve dereotununkine benzeyen ince yaprakları vardır. Erselik özellikli çiçekleri, 60-100 cm. uzunluktaki sapın ucunda şemsiye biçiminde oluşur. Beyaz ya da ender olarak yeşilimtırak renklidir.
Havuç tohumları küçük, sarımtırak kurşuni renkli ve hafif çengellidir. Havuç kökleri çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiği gibi yemeklere ve salatalara katılarak, suyu çıkarılarak, tatlıları ile turşusu yapılarak bol bol tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze havucun içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 30-42 kalori; 1,1 gr. protein; 9,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; l gr. lif; 36 mgr. fosfor; 37 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 47 mgr. sodyum; 341 mgr. potasyum: 23 mgr. magnezyum; 8.115-11.000 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.6 mgr. B3 vitamini: 0.15 mgr. B6 vitamini: 7,6 mcgr. folik asit: 6-8 mgr. C vitamini ve 0,6 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan gerçekten çok dirimsel besin değerlerinin yanı sıra;
o Havuç, düzenli olarak yenildiğinde, sigara içen kişileri de içermek üzere, bedenin akciğer kanserine yakalanma rizikosunu en aza indirgemektedir: Ayrıca havucu sık ve bol tüketen kişilerin gırtlak, mesane (idrar kesesi), rahmin boyun bölümü, kalınbağırsak, prostat ve yemek borusu kanserlerine yakalanma rizikosunun %50 oranında; menopoz döneminin sonrasını yaşayan kadınlarda, göğüs kanserlerine yakalanma rizikosunun %20 oranında azaldığı yapılan araştırmalar sonucunda saptanmıştır.
o Kalbin dostu da olan havuç, kandaki kolesterol düzeyini düşürmenin en kolay yoludur.
Araştırmalar, havuç yemenin kolesterolde önemli düşmelere neden olduğunu, havuç yemeyi bırakan kişilerde kısa sürede kolesterolün eski düzeyine yükseldiğini göstermiştir.
o Havuç bazı türden gıda zehirlenmelerini önler.
o Ayrıca, yapılan araştırmalar, havucun menenjit ve ansefalit (beyin iltihabı) ile gebelikte fetüse geçerek düşüğe neden olan listerya adlı maddenin etkilerini yok ettiğini göstermiştir.
o Havuç, içerdiği yüksek lif oranıyla peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelmektedir.
o Kaynatılarak içilen havucun suyu diyareye iyi gelir.
o Ayrıca halk arasında, havucun sindirimi kolaylaştırıcı, gaz söktürücü, idrarı artırıcı, kurt düşürücü, aybaşı olayını kolaylaştırıcı ve hatta gebeliği önleyici, afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri bulunduğuna uzun yıllardır inanılmaktadır.
Bütün bu dirimsel önem taşıyan etkilerinden yararlanılmak üzere kişiler özgürce ve bol bol havuç yemelidir. Piyasada toz şeklinde de satılan havucun günlük diyetimizde sıklıkla yer alması, sağlığımıza büyük fayda sağlayacaktır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Havuç bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar bölgenin iklim koşullarına göre, şubattan kasıma kadar ya önce yastıklara ekilip fideleri yetiştirilip daha sonra bu fideler havucun asıl yatağına şaşırtılır ya da ekim, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu zamanda doğrudan doğruya bitkinin asıl yatağına yapılır. Hafif çengelli olan havuç tohumları birbirine takıldığından, ekimden önce bunlar bir torba ya da avuç içinde ovalanarak birbirinden ayrılmalıdır.
Havuç tohumları toprakta kesinlikle 2 cm’den derine ekilmemelidir. Sıralara ekilen tohumlar çimlendikten sonra, zayıf fideler sökülerek seyreltilir. Fide ekiminde, sıra üzerinde fide aralığı 5-10 cm. olarak bırakılır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
Mim isteği: Havuç, ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Kısa gün bitkisi olarak da kabul edilen havuç az ışık, yüksek toprak nemi ve nispeten düşük sıcaklıklarda en iyi gelişmeyi gösterip yüksek ürün verimi sağlamaktadır. En uygun havuç rengi 15,5-21 derece sıcaklıklarda oluşmakta, bunun altı ve üstü sıcaklık derecelerinde ürün kötü bir renk almaktadır. Belirtilen bu sıcaklık derecelerinde ayrıca en uzun kökler oluşmaktadır.
Toprak isteği: Havuç bitkisi derin, gevşek bünyeli, geçirgen, organik madde yönünden zengin, uygun oranda kireç içeren kumlu-tınlı ya da tınlı-kumlu topraklarda en iyi sonucu verir. Yüksek toprak asiditesine karşı oldukça duyarlıdır. En uygun toprak pH’ı 6,5-7,5 arasıdır. Kireci fakir topraklara yeterli oranda sönmüş kirecin verilmesi gerekir.
Toprak işleme: Havucun yetiştirildiği toprak derin kazılmalı ve çok dikkatle işlenmelidir. Aksi takdirde çatallaşan havuç kökleri ürün değerini yitirir. Havucun toprağındaki yabani otlar elle ya da çapalamayla temizlenmelidir.
Sulama: Havuç bitkisi makul düzeyde suyu sever. Çimlenmeye başlamasından hasat sonuna dek, belli aralıklarla düzenli olarak, ayrıca her çapalamadan sonra mutlaka sulanmalıdır.
Gübreleme: Öncelikle potas ve ikinci derecede fosfora gereksinim duyan havuç bitkisi, özellikle taze çiftlik gübresinden hiç hoşlanmaz. Böyle gübre verilirse ürün verimi düşer ve bitki birinci yılında tohuma kalkma (yani çiçek açıp bitki verme ve kökünü ikmal etme) eğilimi gösterir.
Hasat (Derim): Havuç bitkisi, köklerinin sertleşmesine olanak tanınmadan hasat edilmelidir. En rahat yenilen havuçları elde etmek için, köklerin normal iriliğinin 1/3 ve en çok 1/2’sine ulaşıldığında hasadın yapılması gerekir. Hasat, bir gün önce sulanan topraktaki bitkilerin elle sökülmesiyle yapılır. Sokumun ardından hemen kökün üst kısmı kesilip çıkarılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Gelişme döneminde havuç bitkisinde zararlı ve hastalıklar görüldüğünde, bunlarla, tarım uzmanlarına danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir

Hindiba

0 yorum | Devamını Oku...

Yaprakları salata olarak sevilip yenilen Hindiba’yı veren bitkisi, Bileşikgiller’dendir. Çeşitli kaynaklarda bitkinin anayurdunun Hindistan, Endonezya ya da Mısır olduğu belirtilmektedir. Ülkemizde yakın yıllara kadar yabanilerinden yararlanılırken son zamanlarda kültüre alınmış ve daha iyi nitelikli hindibalar yetiştirilmeye başlamıştır.
Hindiba, 50-100 cm. kadar boylanabilen iki-yıllık otsu bitkidir. Birinci yılında, toprak üzerinde rozet şeklinde yayılan açık yeşil renkli yaprakları; ikinci yılında, bu rozetin orta yerinden uzayan çiçek saplarının üzerinde açan çiçekleri görülür. Açık mavi renkli çiçekleri, pek ilginç şekilde sabah erken saatlerde açar ve açışından tam beş saat sonra kapanır. Biyolojik yönden erselik olan bu çiçekler, kendi kendini döller ve içinde tek tohumu bulunan meyvesini oluşturur.
Bitkinin çok sağlam bir kazık kökü ile toprak yüzeyine yakın saçak kökleri vardır. Yabani hindiba (C. intybus) da yukarıda sayılan benzeri özellikleri taşır. Hindibaların, birinci yılında oluşturduğu rozet şeklindeki körpe yaprakları topraktan sökülür, kökleri kesilip atılarak ve bozulmuş yaprakları çıkarılarak salatası yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze hindibanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 20 kalori; 1,7 gr. protein; 4,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0.9 gr. lif: 54 mgr. fosfor; 81 mgr. kalsiyum; 1.7 mgr. demir; 14 mgr. sodyum; 294 mgr. potasyum: 10 mgr. magnezyum; 3.300 IU A vitamini; 0,17 mgr. B l vitamini; 0,14 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini: 0,02 mgr. B6 vitamini; 63.7 mcgr. folik asit: 10 mgr. C vitamini ve 2 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yenilebilen yabanilerine yol, bahçe ve tarla kenarlarında, otların arasında bile rastlanan hindibanın yukarıda gösterilen ve dikkati çekecek kadar yüksek besin değerleri vardır. Bunun yanı sıra;
o Hindiba, içerdiği yüksek orandaki demir vb. maddelerle kansızlığı önler, yüksek oranlı lifiyle pekliğe iyi gelir: Bu etkilerinden yararlanmak için hindibanın, diyete katılıp bolca yenilmesi öğütlenmektedir.
o Hindiba, bedeni güçlendirici bir toniktir. İştahı açar. İdrar söktürücüdür, kam temizler, müşkil etkisi de vardır: Bu etkilerinden yararlanılmak üzere hindibanın kazık kökü sonbaharda topraktan sökülür, temizlenip gölgede kurutulur. Kuru kök parçalarından 2-3 tatlı kaşığı alınıp bir bardak suda kaynama noktasına kadar ısıtılır. Sonra ateş kısılarak 15-20 dakika daha ısıtma sürdürülür. Böylece elde edilen dekoksiyondan günde iki-üç bardak içilir.
o Hindiba, bedende oluşan yangıları hafifletir: Bunun için bitkinin toprak üstü yeşil bölümleri toplanır, ezilerek yara lapası hazırlanır ve dıştan yangılı yerlere uygulanır.
Dikkat: Oturduğumuz büyük kentte hemşerilerimizin, en fazla trafiği taşıyan caddelerden birinin refüjündeki çimlerin arasında kendiliğinden yetişen yabani hindibaları bilinçsizce söküp salata yapmak üzere evlerine götürüşlerine rastlıyoruz.
Böyle bitkilerin yoğun egzoz gazı nedeniyle yenilemez nitelik taşıdıklarını kendilerine anımsattığımızda, kimi kişilerin bitkileri oraya bırakıp hemen çekildiklerine, kimi kişilerin de hiçbir şey duymamış gibi yabani hindibaları toplamayı sürdürdüklerine tanık oluyoruz. Sağlığımız için yararlı bu tür bitkileri her zaman, trafikten uzak sakin kırsal alanlarda toplamak doğru olacaktır. Anımsatırız…
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Hindiba bitkisi, tohumlarıyla çoğaltılır. Üretim iki evrede gerçekleştirilir: Birinci evrede soğuk yastıklara tohumlar, sonbaharda hasat edilecekler için temmuz-ağustos aylarında; kışı ılık geçen yerlerde aralık-ocak aylarında, sırada aralıkları 15-25 cm. bırakılarak ekilirler.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim ve toprak isteği, sulama ve gübreleme: Marulda olduğu gibidir.
Toprak işleme: Hindiba bitkisinin yetiştirildiği topraktaki yabani otlar ayıklanmalı, yetiştirme döneminde toprak birkaç kez çapalanıp kabartılmalıdır. Bazı yetiştiriciler daha iyi nitelikli ve oldukça toplu hindiba başları üretmek için yaprak uçlarına yakın yerden bitkiyi hafifçe bağlar. Hasattan 2-3 hafta önce yapılan bu işlem daha gevrek ve hoşa giden renkte hindiba yapraklarının elde edilmesini sağlamaktadır.
Hasat (Derim): Çeşidine göre normal iriliğine ulaşmış hindibalar, elle ya da çapayla sökülür, kökü kesilerek ve sararmış yaprakları koparılarak temizlenip hasat edilir.

Ispanak

0 yorum | Devamını Oku...

Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis sayesinde çocukların en sevdiği sebze durumuna gelen Ispanağı veren, Ispanakgiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Kafkasya, Iran, Afganistan ve Türkmenistan olan ıspanağın yabani örneklerine o bölgelerde rastlanmakta ve bunlar yerli halk tarafından yemeklik olarak kullanılmaktadır.
Ispanak, dünyada ve ülkemizde bol bol üretilen ve tüketilen sebzelerden biridir. Pek çok çeşidi bulunan ve oldukça kolay yetiştirilen ıspanak, biryıllık otsu bitkidir. Güçlü bir kazık kökü ile buna bağlı toprağın yüzeyine yakın gelişen ince saçak kökleri vardır. Yapraklarının biçim, renk, etliliği bakımından ve bir de yaprak ayasının düz ya da kıvırcık olması yönünden ıspanaklar çeşitli tiplere ayrılır.
Bitkinin çiçekleri salkım şeklinde olup her salkımda, sayısı 6-12 arasında değişen çiçekleri yer alır. Ispanağın tohumları da, dikenli ya da pürüzsüz olmak üzere iki tipte olur. Türk mutfağında önemli yeri bulunan ıspanağın körpe olanları, salatalara katılarak çiğken yenildiği gibi çorbası, kavurması, püresi, sotesi, kıymalısı, kuşbaşı etlisi, yumurtalısı ve börekleri pişirilip beğenilerek yenilir. Ispanak dondurularak İleriki kullanımlar için saklanabilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze sebze ıspanağın içerdiği besin değerleri şunlardır: 25 kalori; 3 gr. protein; 3,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 2.1 gr. lif; 38 mgr. fosfor; 170 mgr. kalsiyum; 2.2 mgr. demir: 50 mgr. sodyum; 500 mgr. potasyum: 8.100 IU A vitamini: 0,07 mgr. B l vitamini; 0,14 mgr. B2 vitamini; 0.5 mgr. B3 vitamini: 150 mcgr. folik asit; 28 mgr. C vitamini ve 1,7 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukardaki değerler dikkatlice incelendiğinde ıspanağın insanlar için ne denli önemli ve mükemmel bir besin kaynağı olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;
o Ispanak, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Yapılan araştırmalar ıspanağı bolca tüketen kişilerde deri, akciğer, prostat ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yakalanma oranlarının çok düşük olduğunu göstermiştir.
o Ispanak, yüksek oranda A, C ve E vitamini gibi antioksidan maddeleri içerdiğinden, kişilerin kalp krizi geçirme, felç olma ve katarakt illetine yakalanma tehlikesini de azaltmaktadır.
o Ispanak, ‘Yaşlılık Körlüğü’ de denilen Makula dejeneresansına iyi gelmektedir: Ispanağı bolca tüketen kişilerde, sonu körlükle noktalanan bu tür görme bozukluğu hastalığının en aza indirgendiği saptanmıştır. Son zamanlarda ıspanağın proteiniyle l voltluk bir elektrik akımı üretilmekte ve bununla gözlere canlılık kazandırılmaktadır. Bu konuda fareler üzerinde deneylere başlanmıştır. Olumlu sonuçların insanlar için de bir umut kaynağı oluşturması en büyük dileğimizdir.
o Potasyum yönünden çok zengin olan ıspanak, yüksek tansiyonu düşürmektedir.
o Demir yönünden de zengin olan ıspanağın yüksek oranda oksalat içermesi demir alımını engeller gibi görünürse de, yapılan araştırmalar iki günde bir ıspanak yiyenlerde demir oranının başlangıçta biraz düştüğünü, ancak altı haftadan sonra yükselen düzeylere ulaştığını göstermiştir.
o Yüksek oranda folik asit içeren ıspanak, gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığıyla sakat çocuklar doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Ispanak, zengin oranlı lifiyle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelmektedir.
o Ayrıca ıspanağın, idrarı artırıcı, müshil, tonik (bedeni güçlendirici) ve yatıştırıcı etkileri de bulunmaktadır.
Bu denli çok dirimsel önemi bulunduğu halde yüksek oranda oksalat içermesi nedeniyle ıspanağın her gün değil, haftada iki kez yenilmesi yararlı olur. Taze olmayan ıspanakları yemektense, dondurulmuş ıspanakların tüketilmesi daha iyidir. Ancak, teneke kutularda saklanan ıspanak, folik asidini yitirmektedir.
Dikkat: Gut hastalığı, safra ve böbrek taşı rahatsızlıkları çekenler yüksek oranda oksalat içeren ıspanağı yememelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Ispanak bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Ülkemizde genellikle ilkbahar ve sonbaharda, ıspanak tohumları doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilmektedir. Ekim, ya serpme yöntemiyle ya da toprakta hazırlanan sıralara yapılır. Serpme yönteminde, daha sonra çimlenen bitkiler seyreltilir. Sıra üzerinde tohumlar 10-12 cm. aralıkla ve toprak yüzeyinin 2-3 cm. altına ekilir. Bu aralıklar bırakıldığında bitkinin seyreltilmesi de gerekmez.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ispanak, ılık ve ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Serin hava koşullarıyla birlikte uygun bir nem ortamının bulunmasını ister. 10-15 derece sıcaklıklarda iyi sonuç ve ürün verir. Kışı yumuşak geçen yerlerde mükemmel yetiştirilir. Bitki fazla sıcaklıkları sevmez, bu durumda hemen tohuma kalkar.
Toprak isteği: Ispanak bitkisi, toprak bakımından fazla seçici olmamakla birlikte geçirgen, gevşek bünyeli, organik madde yönünden zengin tınlı topraklarda en iyi sonucu verir. Bitki için en uygun toprak pH’ı 6-7 arasıdır. Asit karakterli topraklara karşı duyarlı olan ıspanağın, bu gibi yerlerde yetişebilmesi için toprağa sönmüş kireç verilmesi gerekir.
Toprak işleme: Tohumlarının ekiminden 10-15 gün sonra çimlenen ıspanak bitkilerinin yaprakları tümüyle toprak yüzünü örtene kadar, yabani otları ayıklamak, topraktaki kaymağı kırmak ve yüzeyi kabartmak için birkaç kez toprağı çapalama işi yapılır.
Sulama: Havaların yağış durumuna göre, ıspanak bitkisinin aksatılmadan sulanması gerekir.
Gübreleme: Ispanak kısa gelişme döneminde topraktan oldukça fazla besin çeker. Bu nedenle yeterli derecede olmak üzere iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübre verilmesi gerekir. Eğer çiftlik gübresi sağlanamazsa, yerine yeşil gübreleme yapılmalıdır.
Hasat (Derim): Ispanak bitkisinin hasadı, tohumlarının ekiminden 2-2,5 ay kadar sonra başlar. Ülkemizde hasat işi genellikle bitkilerin bahçede seyreltilmesi, istenilen niteliğe erişmiş bitkilerin topraktan olduğu gibi çekilip çıkarılması şeklinde yapılır. Böylece bahçede kalan öteki bitkiler daha rahat bir gelişme ortamına kavuşmuş olur.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ispanak bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Kabak

0 yorum | Devamını Oku...

Nefis yaz sebzelerinden biri olan Kabağı veren, Kabakgillerin örnek bitkisidir. Anayurdunun Kuzey Amerika olduğu sanılmakta ve Amerikan İngilizcesindeki kabak sözcüğünün Kızılderililerin dilinden alındığı savunulmaktadır. Ülkemizin hemen her yerinde yetiştirilen otsu kabak bitkisinin, boyu birkaç metre uzayabilen köşe kesitli sürüngen bir gövdesi vardır. Bu gövdenin üzerinde, diken gibi sert tüyler ile bitkinin tutunmasına yarayan sülükleri bulunur. Bitkinin yaprakları iri, kaba ve diken gibi tüylerle kaplıdır. Tekevcikli sarı renkli çiçeklerinde, çanak ve taç yapraklarının dibi bitişiktir.
Bitkinin kabak adı verilen meyvesi etli ve suludur. İçinde kabak çekirdeği denilen tohumları yer alır. Taze sebze olarak çeşitli sadeyağlı, zeytinyağlı ve etli yemekleri yapılan bu meyvenin iyice olgunlaşmış olan tohumları çıkarılıp kavrularak çerez olarak tüketilir. Ayrıca bazı yörelerde kabağın erkek çiçekleri toplanıp dolma yapımında asma yaprağı gibi kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze kabağın içerdiği besin değerleri şunlardır: 14 kalori; 0,5 gr. protein; 3,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 25 mgr. fosfor; 25 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; l mgr. sodyum; 141 mgr. potasyum; 390 IU A vitamini: 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,8 mgr. B3 vitamini ve 10 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Kolay sindirilebilen bir sebze olduğu için hasta ve yaşlı kişilerin diyetinde sıkça yer alan kabağın yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Özellikle başta akciğer kanseri olmak üzere, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltan etkileri vardır: Elimizdeki çok inanılır kaynaklara göre kabak, yemek borusu, mide, mesane (idrar torbası), gırtlak ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu en aza indirgemektedir. Bu etkisinden yararlanmak için kabağın günlük diyetimize katılması ve bolca yenmesi yeterli olur.
o Kabağın olgun ve taze çekirdekleri, aynen tatlı kabaklarınınki gibi hiçbir zehirli madde içermedikleri halde bedendeki tenya ve diğer kurtları düşürücü etkiler taşımaktadır: Bunun için kabuğu soyulmuş ama kavrulmamış çekirdeklerinden yetişkinlere günde 50-100 gr., çocuklara 30-40 gr. aç karnına yedirilir.
Alınmasını kolaylaştırmak için bu çekirdekler kabukları soyularak havanda dövülür. Bal ya da şekerle karıştırılıp macun haline getirilir. Bağırsak asalaklarını atabilmek üzere kişiye, çekirdekleri yedirdikten bir saat sonra müshil içirilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Kabak bitkisi tohumlarıyla (kavrulmamış çekirdekleriyle) çoğaltılır. Bunun için iki yöntem kullanılır. Zamandan kazanmak üzere, ilkbaharda ya tohumları sıcak yastıklara veya orta boy saksılara ekilip elde edilen fideler don tehlikesi ortadan kalktıktan sonra bahçemizde hazırlanmış asıl yerlerine şaşırtılır. Ya da toprak ve hava koşulları izin verir vermez gene ilkbaharda tohumları bahçedeki yerine doğrudan doğruya ekilirler. Kabak fidelerinin ya da çekirdeklerinin bahçemizdeki sıra aralıkları 60 cm. ve çekirdeklerin toprakta dikilme derinliği 3-5 cm’dir. Bu çekirdekler ekildikten sonra üzerleri bastırılıp can suyu verilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kabak, ılık ve sıcak iklimlerin bitkisidir. Soğuklardan korkar. Sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde donar ve ölür. Kabak tohumlarının normal çimlenme gösterebilmesi için toprak sıcaklığı 10-12 derece olmalıdır. Kabak bitkisi yazın çok sıcak ve kurak hava koşullarından da hoşlanmaz. İlkbahar ekiminde tohumları geciktirilmeden yerlerine ekilmeli, hasat dönemi çok sıcaklara bırakılmamalıdır. Sonbahar ekimi ise, ağustos içinde ya da eylül başında yapılmalıdır.
Toprak isteği: Kabak bitkisi, çok aşırı nitelikleri içermediği sürece birçok toprak tipinde yetiştirilebilir. Ancak, bitkiye en uygunu derin, geçirgen, su tutma yeteneği yerinde, humuslu ve organik madde yönünden zengin topraklardır.
Toprak işleme: Kabak bitkilerinin bahçeye ekiminden sonra, 3-4 yapraklı olduklarında yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması amacıyla ilk çapalaması yapılır. Bundan 3 hafta sonra ikinci çapalama, gerekiyorsa aynı aralıklarla üçüncü ve dördüncü çapalamalar yapılır.
Sulama: Kabak bitkilerine, ilk meyveleri görülünceye kadar su verilmesinden kaçınılır. Bu dönemde havalar çok kuraksa aşırıya kaçmamak koşuluyla 1-2 kez sulama yapılır. Bitkilerde meyve görüldükten sonra, sulama düzenli ve yeterli olarak yapılmalıdır. 2-4 gün arayla bitkiye su verilmesi, ürün verimini artırır.
Bitkinin yaprakları sabah ve akşamları porsuyup sarkıyorsa bitkinin suya gereksindiği anlaşılır. Aslında bu duruma meydan verilmeden sulama aralıksız sürdürülmelidir. Son olarak şunu da ekleyelim, kabak bitkileri sulanırken yapraklarına kesenkes su sıçratılmamalıdır.
Gübreleme: Kabak bitkisi gübreyi çok sever. Çünkü, gelişme ve ürün verme dönemlerinde topraktan çok miktarda besin kaldırmaktadır. Bu nedenle kabak bitkisine iyi yanmış çiftlik gübresiyle azot, potas ve fosfatlı kompoze fenni gübre verilir.
Hasat (Derim): Kabak, tohumları bahçeye ekildikten ortalama 10-14 hafta sonra hasat edilir. Normal büyüklüğüne erişen kabak meyveleri, keskin bir bıçak kullanılarak kesilir. Bitkinin gövdesine zarar vermemek için meyveler zorlanarak elle koparılmamalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kabak bitkisinin iyi gelişmesi, bol ve iyi nitelikli ürün vermesi için üzerlerinde hastalık ve zararlıları görülünce uzmanların direktiflerine göre uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak bunlarla zamanında, aksaksız ve yeterli mücadele sürdürülmelidir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top