11 Kasım 2011 Cuma

Peynir Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Artvin: Kafkas gravyeriDoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nde Rus etkisi altında üretilen peynirlerden biri. Tat ve karakter olarak Kars gravyerine benzese de delikli dokusu daha ince, rengi ise koyu sarı. Aroması güçlü. Kahvaltıda tüketildiği gibi, sufle benzeri sert ve aromalı peynir gerektiren yemeklerde de rahatlıkla kullanılabilir

Balıkesir-Bursa: Mihalıç peyniriMarmara Bölgesi’nin çeşitli köşelerinde birçok iyi peynir çeşidi bulunur. Balıkesir-Bursa arasında üretilen Mihalıç peynirinin ise yeri bir başka. Susurluk’un meşhur tostları işte bu lezzetli peynirle hazırlanır. Sert, yağlı, tuzlu ve çok dayanıklı bir peynir olan Mihalıç’ın, bol gözeneklisi makbul. Mihalıç peyniri, kahvaltıda ve tostta kullanılabileceği gibi makarnanın üzerine rendelendiğinde Parmesan peynirini aratmaz

Bursa: Dil peyniriDilimlerinin dile benzemesi dolayısıyla bu ismi alan dil peyniri, güçlü ve keskin tadı olan peynirlerden hoşlanmayanların sevdiği bir tür. Tuzsuz, taze olarak tüketilen, kolayca liflere ayrılan dil peyniri, süt tadının yoğun olarak hissedildiği peynirlerden biri. Eğer aldığınız peynir kolay liflenmeyen, sert, tuzlu bir yapıya sahipse ve rengi beyaza yakın, hafif sulu değilse bilin ki kötü üretilmiş bir dil peyniri alıyorsunuz. Dil peyniri, sade olarak tüketildiği gibi domates ve salatalık ile de yenilebilir, pizzalarda kullanılabilir. Evde hazırladığınız pizzaların üzerine dil peynirinin liflerini serperseniz, lezzeti bir anda değişecektir

Diyarbakır:
Örgü peyniriLezzet olarak Çerkez peynirini andıran örgü peyniri İstanbul’ da kolayca bulunuyor. Üretimi emek isteyen bu tuzsuz peynir, yapım aşamasında tuzlu suda kaynatılıyor; lezzetinin sırrı da burada. Satın alırken tuzsuz ve hafifçe esnek olanını tercih edin ve taze ekmek ve domates ile lezzetinin tadına varın!

Antep Fıstığı Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Pistacia cinsinin hemen bütün türlerine sert kabuklu fıstık denirse de bu isim doğru olarak sadece "pistacia vera L. türüne verilir. Pistacia cinsi içerisindeki 10 veya daha fazla sayıdaki türlerden sadece Pistacia vera L. (antepfıstığı) ticari alanda değere sahip olup, kuruyemiş olarak alınıp satılan ve meyveleri yenen bir ürün olarak kabul edilir. Antep fıstığının bütün türlerinin meyveleri kemik gibi çok sert kabukludur. Antep fıstığının dünya üzerinde iki vatanı vardır. Bunlardan biri Anadolu, Kafkasya, İran ve Türkmenistan’ın yüksek kısımlarını içine alan yakın doğu gen merkezi, diğeri de Orta Asya gen merkezidir. Antep fıstığının kültür formlarının gen merkezi ise Anadolu, İran, Suriye, Afganistan ve Filistin olduğu bildirilmektedir.

Yurdumuz Antep fıstığı üretimi 1961 yılında 11 ilde gerçekleştirilirken, şu anda 55 ilde üretim yapılmaktadır. (Kuru,1986) 1951 yılında 5.527 milyon adet civarında bulunan ağaç varlığımız, 1985 yılı kayıtlarına göre 31 milyonu aşmıştır. Ağaç varlığındaki bu artışa paralel olarak meyve üretimi de büyük artış göstermiş, 1950 yılında 3.305 ton olan kavlak fıstık üretimimiz, 1985 yılında 35.000 tona ulaşmıştır. (DİE,1985) Güneydoğu Anadolu bölgesi Antep fıstığı üretimi bakımından Türkiye Antep fıstığı üretiminin %94.2 sini (32.986 ton) karşılar. Bölge üretiminin, %80.3′ü (26.498 ton) ve Türkiye üretimini %75.7 si yanlız Şanlıurfa ve Gaziantep illerimizden sağlanmaktadır. (DİE,1985)Antep fıstığı,memleketimizin önemli ihraç ürünlerinden biri olup, her yıl gerek yabanilerin (melengiç gibi) aşılanmalarıyla ve gerekse çöğürlerle tahsisine çalışılan plantasyonlarla gelecekte daha da geniş sahalar üzerinde ziraatı yapılıp çiftçimizin kalkınmasında olduğu gibi, döviz temininde de önemli rol oynayacaktır. Memleketimizde Antep fıstığı kültürünün gelişmesini zorunlu kılan çeşitli sebepler vardır. Anadolu, Antep fıstığının en önemli gen merkezlerinden birine dahildir. Hakkari ve Artvin’den Çanakkale’ye kadar aşılanmak suretiyle kültüre alınmaya elverişli anaçlar kesif şeritler halinde birbirlerini takip ederler. Bu anaçların bulundukları sahalarda ekseriya başka hiçbir bitkinin yetişmesine, yetişse dahi buralarda ekonomik olarak kültüre imkan yoktur. Antep fıstığı yabanilerinin bulunduğu meyilli, kayalık, kireçli ve kıraç sahalarda başka kültür bitkileri yetişemediği içindir ki, bu topraklar üzerinde yaşayan köylümüzün geçim sıkıntısı içerisinde olduğu bir hakikattır. Mevcut yabani agaçların aşılanmaları suretiyle köylümüzün geçim standardının yükseleceği, başka hiçbir şekilde değerlendirilmeyen bu kayalık arazilerin kıymet kazanacağı ve beklenilenin üstünde dövizin memleketimizde sağlanacağı muhakkaktır. Memleketimizin Antep fıstığının gen merkezi içinde bulunuşu, yabani ağaç miktarı yönünden zengin bir potansiyele sahip oluşu, iklim ve toprak istekleri bakımından diğer meyve türlerine nazaran fazla seçici olmayışı bu ürünün yetiştirilmesini mümkün kılmaktadır.

Antep fıstığı meyvesi fındık, badem ve yer fıstığı gibi yağlı meyvelerle mukayese edildiğinde; protein bakımından %22.6, karbonhidrat bakımından %15.6 ve kalori değeri bakımından 3250 ile birinci, %54.5 yağ oranı bakımından fındıktan sonra ikinci sırayı almaktadır. Bu kadar yüksek besin değeri ve çerez olarak her yerde aranılan bir meyve, ayrıca dünya kültürünün yayıldığı yerlerin sınırlı oluşu nedeniyle Antep fıstığı, iç ve dış pazarlarda hep alıcı bulabilir duruma gelmiştir

Gübrelemenin Önemi

0 yorum | Devamını Oku...
Gübrelemenin Önemi Gübreleme meyveciliğin vazgeçilmez uygulamalarından biridir. Meyve ağaçlarından yeterli büyümeyi sağlamak ve yeteri kadar verim elde etmek için gübreleme şarttır.

Meyve ağaçları topraktan yıllık önemli miktarlarda besin elementi kaldırırlar. Bu kaldırılan besin elementleri ikame edilemez ise ağaçlarda bir takım beslenme bozuklukları ve verim düşüşleri görülür. Bu durumun önlenebilmesi için gerekli besin elementlerinden yeteri kadar takviye yapılmalıdır. Gübrelemede bitkilere ihtiyacı kadar gübre verilmesi yanında besin dengesine de dikkat edilmesi gerekir.

Meyve ağaçlarının yeterli ve dengeli beslenip beslenmediğinin belirlenmesinde en önemli ölçütlerden birisi sürgün uzunluklarıdır. Belirtilen miktarlardan daha fazla veya daha az büyüme istenen bir durum değildir. Ancak sürgün uzunluklarının tek başına ölçü olmadığını toprak ve bitki analizleri ile hem topraktaki hem bitkideki besin elementi düzeyleri sürekli belirlenmelidir

Toprak Analizi Ve Önemi

0 yorum | Devamını Oku...
Toprak Analizi Nedir?

Toprak analizi ile toprak içerisindeki bitkiye yarayışlı bitki besin maddeleri, Potasyum, fosfor ve kireç miktarları belirlenir. Toprağın ihtiyacı olan gübreler, bir rapor halinde düzenlenerek çiftçiye ulaştırılır. Böylece bitkide toksik etki yapacak kadar, aşırı gübre kullanımında önüne geçilir.

Gübre kullanımında en ekonomik yol toprak analizidir. Bunun için yapılması gereken tek şey kurallara uygun olarak alınan toprak örneğinin laboratuvarlara ulaştırılmasıdır.

Toprak Örneği Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?


Toprak örneği alınırken tek yıllık veya çok yıllık bitkilerden hangisi ekilecekse ona uygun olan yöntem seçilmelidir. Tek yıllık bitkilerde toprağın 20 cm derininden örnek alınır.

Çok yıllık bitkilerde ise toprağın derinlemesine örneklenmesi gerekir. Toprak örneği 20-40-60 cm derinliklerden alınabileceği gibi, gerekli görülürse 90 ve 120 cm derinden de alınabilir.

Toprak örneği alınırken, toprak yüzeyi temizlenir ve kürek istenilen derinliğe kadar batırılır. İlk alınan toprak bir kenara konur. İkinci alınan toprak ise temiz bir leğene boşaltılır. Tarlada zik-zaklar çizerek topraklar biriktirilir. En son topraklar paçal yapılır ve torbalanır. Alınan toprak örneğinin 1 kilogramdan az olmamasına dikkat edilmelidir.

Bir kağıda, ad, soyad, toprak örneğinin nereden alındığı gibi bilgiler yazılar örnek torbasının içine konulur. Etiketler mutlak kurşun kalemle yazılmalıdır. Torba muayyen bir yerinden delinerek, nemin kağıdı parçalamasına engel olunmalıdır. Alınan bu örnekler, laboratuvara gönderilir.

Laboratuvar sonuçlarına göre, uygulanacak gübre cins ve miktarı tespit edilmiş olur.

Zeytinyağı Üretimi Hakkında.

0 yorum | Devamını Oku...
Türk tüketicisi her yıl yaklaşık 70.000 ton zeytinyağı tüketiyor. Fakat bu miktarın sadece 25.,000 tonu marketlerde satılıyor. Geriye kalan 50.000 tonu ise üreticiler tarafından ’beyaz teneke’ olarak adlandırılan elden satış yöntemi ile piyasaya sürülüyor. ’Beyaz teneke’nin en büyük alıcısı ise tatilciler.

Zeytinyağı üreticileri tatilciler için fazla mesaiye başladı. Yaz aylarını herkes tatil hevesi ile sabırsızlıkla beklerken, zeytin üreticileri ise tatilcilerin yolunu gözlemeye başladı.

Türk tüketicisi her yıl yaklaşık 70.000 ton zeytinyağı tüketiyor. Fakat bu miktarın sadece 25.000 tonu marketlerde satılıyor. Geriye kalan 50.000 tonu ise üreticiler tarafından ’beyaz teneke’ olarak adlandırılan elden satış yöntemi ile piyasaya sürülüyor. Beyaz teneke satışlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni ise marketlerde satılan ürünlerle arasındaki fiyat farkı ve tatilcilerin bu ürünleri özel üretim olarak görmesi… Ancak zeytinyağı pazarının önde gelen markalarına göre bu zeytinyağları zannedildiği gibi özel değil.

Marketlerde satılan yağların bir kilosunun fiyatı ortalama 8 YTL iken elden satılan yağlar ise 6 YTL’ye kadar iniyor. Elden satılan yağların çoğuna pamuk, mısır ya da ayçiçek yağı karıştırıldığı için bu işi yapanlar ciddi gelir elde ediyor.

Unilever Pazarlama Müdürü Gazanfer İbar’a göre raflara ulaşmadan tüketilen miktarın büyük kısmını, gelir seviyesi yüksek kesimler tarafından tatil dönüşü kaldığı pansiyonun sahibinden ya da çevredeki köylüden satın aldıkları zeytinyağlar oluşturuyor. Bunların çoğunun kalitesiz ve karışım yağlar olduğunu anlatan İbar, "Bu yağlara pamuk, mısır ya da ayçiçek yağı karıştırıldığını biliyoruz. Fakat tüketici bunu anlamıyor. Hatta büyük bir kısmı bidonlarla aldıkları bu yağların özel üretim olduğuna inanıyor. İstanbullu tüketici zeytinyağından anlamıyor. Anadolu insanı zeytinyağını daha iyi biliyor" açıklamasını yapıyor.

Hiçbir denetimden geçmeden bidonlara doldurularak satıldığı için bu ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiğini anlatan İbar, "Zeytinyağında asit düzeyinin 2’yi geçmemesi gerekiyor. Karışım yağlarda asit düzeyini tüketicinin hissetmesi çok zor. Ayrıca bu yağların ne kadarının zeytinyağı ne kadarının başka yağ olduğunu bilmek mümkün değil. Bunun için analizler gerek ve bu tür analizler de oldukça pahalı" dedi.

Üreticiden Korkmayın Asıl Tehlike Aracılar

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin ise Türkiye’de en büyük zeytinyağı tüketicisinin üreticinin kendisi olduğunu söylüyor.

Çetin’e göre elden satılan zeytinyağı direkt üreticiden satın alınmışsa tedirgin olacak bir durum yok. Üreticinin asla kendi ürettiği zeytinyağına ihanet etmeyeceğini söyleyen Çetin, "Bunu duygusallıktan söylemiyorum. Eğer satın alınan ürün direkt üreticiden alınıyorsa bu ürünlerin kalitesiz olması ya da karışım içermesi mümkün değil. Asıl tehlike üretici tarafından değil de bu işi ticaret haline getiren aracı kişilerden satın alınan yağlar. İşte o zaman karışımlar devreye giriyor" diyor.

Üreticinin kendi ürününü pazarlamasının normal olduğunu anlatan Çetin, "Ben zeytinyağı üretiyorum siz de beni tanıyorsunuz. Benden yağ istediniz ben de ürettiğim yağdan size verdim. Karadeniz’e gidenler de üreticiden fındık alır.Bu normal bir şey" diye konuştu.

Karışım Zeytinyağı Üretimi Sektörü İkiye Böldü

Beyaz teneke satışlarını yanı sıra sektörü bugünlerde meşgul eden bir değer önemli konu ise karışım zeytinyağı üretimi. Karışım zeytinyağının içinde pamuk, mısır, ayçiçek yağı gibi pek çok farklı ürün de katılıyor. Türkiye’de karışım zeytinyağı üretimi yasak. Ancak karışım zeytinlağı üretimi özel izinle yapılabiliyor. Sektörün önde gelen markalar ise karışım zeytinyağına karşı çıkıyor.

Unilever Pazarlama Müdürü Gazanfer İbar "Karışım zeytinyağına kesinlikle karşıyız. Karışım söz konusu olduğunda sıvı yağcılar da bu işe girebilir. Kaos yaşanır. Hangi yağdan ne kadar karıştırıldığı konusunda kimse bir garanti veremez. Zaten şu anda böyle birşey söz konusu olamaz. Ayçiçek yağına çıkan izin bile yetkilileri hayli zorluyor. Bir de zeytinyağında aynı kaosu yaşamayı tercih etmezler" dedi.

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin ise zeytinyağının yapısı itibariyle diğer sıvı yağlardan farklı olduğu için karışım olamayacağını ve Türkiye’nin böyle bir hata yapmaması gerektiğini söyledi. Zeytinyağı üreticisi Akdeniz ülkelerinde böyle bir şeye izin verilmediğini anlatan Çetin, "Türkiye de önemli üretici ülke. Yasak bizde de her zaman geçerli olmalı" dedi. Lio ise konuya temkinli yaklaşıyor. Lio Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Şevket Aksoy, "Biz karışım zeytinyağı konusunda izin almadık. Fakat bu bir ticarettir. Dünyada bu yağa izin veren ülkeler var. Amerika’da birçok firma Türkiye’den aldığı zeytinyağını diğer yağ çeşitleriyle karıştırıp satıyor. Üzerine yazıldığı için tüketici bilerek satın alıyor. Talep oldukça bu yönde üretim de olacaktır" diye konuşuyor.

Kişi Başına Yıllık Tüketim 1 Kg

* Türkiye’de her yıl ortalama 150.000 ton zeytinyağı üretiliyor. Bunun 65-70 bin tonu iç pazarda tüketiliyor. Kalanı ihraç ediliyor.

* Komili yüzde 35 pay ile sektörün lideri. Tariş yüzde 25, Kırlangıç yüzde 20, Kristal yüzde 10 pazar payına sahip. Pazarda ayrıca Ülker Altınhasat ve Sabancı Grubu’nun Luna markasının dışında, Ekiz, Lio gibi markalar da bulunuyor.

* Türkiye’de yıllık kişi başına zeytinyağı tüketimi 1 kg civarıda. Buna karşılık Yunanistan’da 21, İtalya’da 12, İspanya’da 1, Tunus’ta 10, Suriye’de 6 ve Portekiz’da 5 kg.

* Son 11 yıllık verilere göre dünya üretiminin yüzde 40’ı İspanya’da, yüzde 23’ü İtalya’da, yüzde 15’i Yunanistan, yüzde 7’si Tunus, yüzde 4.6’sı Türkiye ve yüzde 4.5’i Suriye’de yapılıyor.

* Dünya üretiminin yüzde 80’i üretici ülkelerde tüketiliyor.

Gübre Ve Gübreleme Nedir?

0 yorum | Devamını Oku...
Gübre Ve Gübreleme Nedir?

İçerisinde bir veya birkaç bitki besin maddesini birada bulunduran bileşiklere gübre denir.

Gübrelerin toprağa veya doğrudan doğruya bitkiye verilmesi işlemine de gübreleme denir.

Gübreler yapılarına göre işletme ve ticari gübre olmak üzere iki gruba ayrılır:

İşletme Gübreleri

İşletme gübrelerinin hayvan gübresi, yeşil gübre, kemik unu, kan tozu, boynuz ve tırnak tozu gibi çeşitleri vardır. Ancak işletme gübreleri içerisinde en çok, hayvan gübresi kullanılır.

Ahır Gübresi Nedir?

Ahır hayvanlarının ve katı dışkıları ile yataklıklarının artıklarından oluşan karışıma ahır gübresi denir.

Faydaları Nelerdir?

Ahır gübreleri bitkilerin gelişimi için gerekli besin maddelerini sağlar. Aynı zamanda toprağın yapısını tarıma uygun hale getirir. Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini düzenler.

Ahır gübresinin toprağa verilmesi sonucu toprağın su tutma kapasitesi artar, geçirgenliği olumlu yönde etkilenir. Böylece ahır gübresi, suyun toprak yüzeyinden bağımsızca akmasına buharlaşmasına ve tarıma elverişli toprakları taşıyıp götürmesine engel olur. Gübreleme ile toprağın tarlada tutulması erozyon tehlikesine karşı tedbir olarak düşünülmelidir.

Ahır gübrelerinin uygulandığı topraklar daha kolay tava gelir ve işlenmesi kolaylaşır. İnce yapılı kumlu toprakların parça bağlılığını gevşetir, hava boşluklarını artırır ve toprağa bitki gelişimi için uygun bir yapı kazandırır.

Ahır gübrelerinin nemli özelliklerinden biri de zengin mikro-organizma kaynağı olmasıdır. Toprakla karıştırılan ahır gübresi, topraktaki mikro-organizma sayısını ve etkinliğini artırır, biyolojik değişimlerin hızlandırılmasını sağlar.

Hayvanlar yedikleri yemlerdeki besin maddelerinin ancak 45’inden yararlanabilirler. Yemde bulunan bitki besin maddelerinin yarısından fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Bu nedenle ahır gübreleri içerdikleri besin maddelerinden dolayı, bitki için de zengin bir besin kaynağıdır.

Besin Maddeleri Neye Göre Değişir?

Ahır gübrelerinin içerdiği bitki besin maddeleri, elde edildikleri hayvanın türüne göre farklılıklar gösterir. Koyun ve tavuktan elde edilen ahır gübrelerinin besin maddesi kapsamı, sığır ve beygirden elde edilen gübrelere oranla daha yüksektir. Genç hayvanların gübreleri azot, fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi bitki maddeleri açısından, yaşlı hayvanlardan elde edilen gübrelere göre daha düşüktür. Çünkü genç hayvanlar, kemik ve kas yapılarını geliştirmek için besin maddeleri ile proteinlere daha fazla gerek duyarlar ve kullanırlar.

Ahır Gübrelerinin Bitkilere Yararlı Olması Nelere Bağlıdır?

Ahır gübresinin bitkilere yararlı olabilmesi için, içerdiği karbon/azot oranı büyük önem taşır. Bu oran yataklıkla birlikte taze sığır dışkısında 60/1 beygirde ise 40/1 dir. İyi bir ihtimar ve yanma ile gübredeki karbon/azot oranının 15/1 veya 20/1’e düşürülmesi gerekir. Ahır gübresi taze halde toprağa verilirse yüksek olan karbon/azot oranından dolayı, bitki bundan yararlanamaz, toprakta kurur. Bu nedenle ahır gübresinin ihtimarı ve fermantasyonu gerekir.

Ahır gübresindeki organik madde ve besin maddeleri kaybını önlemek için, gübre tarlaya verilir verilmez pullukla toprak altına gömülmelidir. Aksi halde, gübre tarlada bekletilme süresine bağlı olarak değerinden çok şey kaybeder.

Yeşil Gübre

İşletme gübrelerinden biri de yeşil gübredir. Yeşil gübre baklagil cinsi bitkilerinden seçilir. Baklagiller havanın azotundan yararlanarak, köklerinde azot depolayan ve toprağın azotça zenginleşmesini sağlayan bitkilerdir.

Ticaret Gübreleri

Gübreler içerisinde en sıklıkla kullanılan tür, ticaret gübreleridir. Gübre bayilerinde satılan ticaret gübreleri, bileşimlerinde bir veya birden fazla bitki besin maddesini bir arada bulundurur. İşletme gübrelerinden farklı olarak yüksek miktarda bitki besin maddesi içerir ve suda kolayca çözünürler.

Çeşitleri
Ticaret gübreleri içerdikleri besin maddelerine göre;

Azotlu,Fosforlu,Potasyumlu,Kompoze gübreler olarak 4 ana gruba ayrılırlar.

Azotlu Gübreler

Amonyum Sülfat: Amonyum sülfat, beyaz renklidir. Ve toz şekere benzediği için halk arasında şeker gübre olarak da bilinir. Kimi zaman açık yeşil, açık mavi veya grimsi yeşil renkli de olabilir. Terkibinde % 21 azot bulunan amonyum sülfat, asit reaksiyonlu topraklarda uzun süre kullanılırsa asitlenme yapabilir. Bu nedenle amonyum sülfat yerine amonyum nitrat kullanılmalıdır.

Amonyum Nitrat: Amonyum nitrat, kireç ihtiva eder ve 100 kilosunda 20 ile 26 kg arasında saf azot vardır.

Üre: Azotlu gübrelerden üre, içerisinde en fazla azot bulunduran gübredir. 100 kilogramında 45-46 kilo saf azot bulunur. Suda tamamen erir, beyaz renkli ve yuvarlak tanelidir. Üre bütün bitkilere rahatlıkla uygulanır. Sonbahar ve İlkbahar gübrelemelerinde, bitkinin gelişme dönemlerinde de kullanılabilir. Ürenin fazlaca verilmesi gerektiği durumlarda, verilecek miktar birkaç kısma bölünerek uygulanmalıdır.

Fosforlu Gübreler

Süperfosfat: Süperfosfat danecikler halinde yani granül görünümdedir. Açık gri veya boz renkli olan süperfosfat içerisinde yüzde 16-18 oranında suda eriyebilen fosfor asidi vardır.

Triple Süperfosfat: Fosforlu gübrenin diğer bir çeşidi de triple süperfosfattır. 100 kilogramında 43-46 kilo arasında fosfor asidi vardır. Kirli beyaz veya gri tanecikler halindedir. Uzun süre rutubetli yerlerde saklandığında su çekerek topaklaşır. Eğer topaklaşmış ise bu kesekler kırılarak kullanılabilir.

Potasyumlu Gübreler


Ticaret gübrelerinin potasyum içerenleri de iki tanedir. Bunlar;

Potasyum sülfat, Potasyum nitrattır.

Yurdumuz toprakları genelde potasyum bakımından yeterli durumda olduğundan, potaslı gübre tüketimi de sınırlıdır. Potasyum sülfat yüzde 48-52 oranında potasyum bitki besin maddesi içerir. Potasyum nitrat ise yüzde 46 oranında potasyum bitki besin maddesi içermektedir.

Potasyumlu gübreler ancak, toprak analizi yaptırıldıktan sonra verilen tahlil sonuçlarına göre ihtiyacı olan yerlerde, uygun miktarda kullanılmalıdır.

Kompoze Gübreler

Kompoze gübreler birden fazla bitki besin maddesini birarada bulundururlar. Kompoze gübrenin içerisindeki bitki besin maddeleri azot, fosfor, potasyumdur. Bunlar sırasına göre yüzde olarak ifade edilir.

Örneğin 15-15-15 terkibindeki bir kompoze gübrenin 100 kilogramında 15 kilo saf azot, 15 kilo fosfor, 15 kilo da potasyum oksit var demektir.

Diamonyum fosfat: Diamonyum fosfat 20-20-0, 26-13-0 ve 15-15-15 terkibindedir. Diamonyum fosfat fosfor ve azot gibi iki önemli bitki besin maddesini içerir. Koyu gri veya kirli beyaz renkli danecikler halindedir. içerisinde her bir kilo azota karşılık, yaklaşık 3 kg fosfor bulunur. Bütün bitkilerde kullanılabilir. Diamonyum fosfatın 100 kilosunda yaklaşık olarak 65-70 kg. saf bitki besin maddesi vardır.

20-20-0 terkibindeki kompoze gübrenin 100 kilosunda, 20 kilo saf azot, 20 kilo saf fosfor var; potasyum ise yok demektir. Gri-kahverengi granüller halindedir. Uygun şartlarda uzun süre saklanabilir ve her türlü toprakta kullanılabilir.

15-15-15 şeklindeki kompoze gübrede azot, fosfor ve potas gibi temel bitki besin maddeleri vardır. Bu gübrenin 100 kilogramında 15 kilo saf azot, 15 kilo fosfor, 15 kilo potas vardır.

Aşılama

0 yorum | Devamını Oku...
Aşılama

Gübreleri incelerken bitkilerde ürün veriminin ve kalitesinin artırılmasında özellikle baklagiller için uygulanan aşılama yönteminden de söz etmek gerekir.

Baklagil bitkileri havadaki serbest azotu kendi başlarına kullanamazlar, bunun için gerekli bakterilerin toprakta bulunmaları şarttır. Eğer toprakta bakteri yoksa, baklagil tohumları ekilirken bu tohumların hazırlanan mikrobiyal gübre veya nodozite bakteri kültürü ile kaplanması gerekir. İşte bu işleme de aşılama denir.

Baklagil tohumları aşılanarak ekilirse bitki köklerinden gelişmenin erken dönemlerinde nodozitler oluşur. Özellikle azot eksikliği görülen topraklarda, bitkiyi aşılamanın yararları belirli şekilde görülür.

Ayrıca toprağa uygulanacak azotlu gübreden de kazanç sağlanmış olur. Baklagil bitkileri için kullanılacak bakteri kültürleri, ekimden 1-2 ay önce Toprak Gübre Araştırma Enstitülerinden veya Köy Hizmetleri Araştırma Enstitülerinden sağlanabilir.

Gübreleme Şekilleri


Gübre toprağa, banda verme, serpme, üstten veya yandan gübreleme, püskürtme, damla sulama şekillerinden hangisi uygunsa o şekilde verilir. Gübreyi yukarda belirtilen şekillerden biri ile uyguluyorsak uygulamaya geçmeden önce, ne miktarda verileceğinin belirlenmesi önemli bir konudur.

Gübrenin az veya fazla verilmesinin pek yararı olmayacağının da bilinmesi gerekir. En uygun gübre türüne ve miktarına karar verebilmek için, mutlaka ekilecek tarladan toprak örneği alınmalı ve tahlil yaptırılmalıdır.

Toprağa uygun gübrenin cins ve miktarını tespit eden laboratuvarlar, toprak analizi yolu ile raporlar hazırlayarak çiftçiye yardımcı olurlar.

Enerji Tarımı Nedir?

0 yorum | Devamını Oku...
Türkiye’nin 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun arazisi var. Bu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, 1 milyon 250 bin ton biyomotorin üretimi gerçekleşebilir.

Türkiye, petrol ithalatına her yıl milyarlarca dolar ödüyor. Giderek artan petrol fiyatları, Türkiye’de alternatif enerji kaynaklarını gündeme getirdi. Petrole bağımlılığı en aza indirmenin en iyi yolu ise "Enerji Tarımı". Türkiye’nin coğrafi büyüklüğüne karşın, çorak ve çeşitli nedenlerden dolayı kullanılamaz durumdaki arazi miktarı oldukça yüksek. Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yaptığı ortak çalışmanın sonucunda, Türkiye’nin 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun arazisi olduğu belirlendi. Söz konusu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, örneğin Ege Bölgesi’nde 186.000-308.000 ton arası biyomotorin üretilebileceği belirtildi. Bu rakamlar güneyde 48.000 ila 226.000 ton arasında. Kuzeydoğu Anadolu’da 83.000-123.000 ton arası ve Karadeniz’de ise 82.000-123.000 ton arası biyomotorin üretimi bekleniyor. Toplamda bütün Türkiye’den elde edilmesi beklenen miktar ise 1 milyon 250 bin ton. Potansiyeller hayata geçirilebilirse, Türkiye’nin tarım kapasitesi 3 kat arttırılabilir.

Dünyadaki toplam biyomotorin enerji kaynağı, dünyadaki enerji tüketiminin 10 katına karşılık geliyor. Biyomotorin, bitkisel ve hayvansal yağlardan elde ediliyor. Odun, yağlı tohum bitkileri (kolza, ayçiçek, soya vb.), karbon-hidrat bitkileri (patates, buğday, mısır, pancar, enginar, vb.), elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum, miskantus, vb.), protein bitkileri (bezelye, fasulye, buğday vb.), bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk, vb.), hayvansal atıklar ile şehirsel ve endüstriyel atıklar da biyokütle enerji kapsamında değerlendiriliyor. Böylece çok sayıda alternatif katı, sıvı ve gaz yakıt elde edilebiliyor. En önemli Diesel motoru alternatif yakıtı ise “Dizel-Bi” ya da “Yeşil Dizel” diye bilinen biyomotorin. İlk endüstriyel boyutta üretim 10.000 ton/yıl kapasiteye sahip bir tesis ile Avusturya’da yapılmaya başlandı. Ardından, Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde biyo-motorin üretim tesislerinin sayısı ve kapasitesi giderek artıyor. Çek Cumhuriyeti ise 16 tesisle dünyada en çok biyomotorin tesisine sahip ülke konumunda. 1998 yılı rakamlarına göre dünyada 21 ülke biyomotorin üretiyor.

Biyomotorin, Türkiye için mevcut olanaklarla uygulanabilecek en önemli alternatif yakıt seçeneklerinden biri. Üstelik biyomotorin üretim ve kullanımı için Türkiye, yeterli ve uygun alt yapıya da sahip. Türkiye’de kolza (kanola), ayçiçek, soya ve aspir gibi yağlı tohum bitkilerinin enerji tarımını yapmak mümkün. Hükümetin almış olduğu son tasarruf önlemleri çerçevesinde yalnızca kanola ve soya ekimine destek veriliyor.

Örneğin kanolanın maliyeti buğday ve ayçiçeğinden daha düşük. Ayrıca, GAP Bölgesi’nde kanola ve/veya soya ekimi ile yılda 1,5 milyon ton biyomotorin üretimi yapmak mümkün. Almanya ve Avusturya gibi enerji tarımında başarılı olan ülkelerin uygulamalarının arkasında kanola tarımı yatıyor. Tarım sektöründeki birlik ve kooperatiflerin, nakliye şirketleri, belediyeler, hatta çiftçilerin mazot tüketimlerinin bir bölümünü kendi biyomotorin üretimleriyle karşılayabileceği söyleniyor. Ayrıca uzmanlar, yakın gelecekte motorin içinde belli oranda biyomotorin bulunmasının, başta AB ülkelerinde olmak üzere, zorunluluk haline geleceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bütün ekonomik artılarının yanında biyomotorin ayrıca gerçek bir çevre dostu.

Muadillerinin çevreye verdiği zarar göz önünde bulundurulduğunda; biyomotorin üretimine ağırlık vermek çevre için de adeta bir görev niteliğinde. ABD’de küresel ısınmanın giderek artan etkisine karşılık olarak enerji tarımı alternatifi üzerine ağırlık veriliyor. Dünya’daki genel eğilim, enerji tarımının teşvik ve muafiyetlerle destek-lenmesi yönünde. Türkiye mevcut alt yapısı ve teknoloji olanakları ile biyomotorin üretebilir ve uygulamaya hızla başlayabilir.

Dünya’da Ve Türkiye’de Enerji Tarımı

ABD: ABD’nin enerji tarımına destek vermesinin en önemli nedeni, dünyada yükselmekte olan küresel ısınma karşıtı hareketlere bir cevap verme çabası. Bir yandan iklim değişikliğine çözüm üretirken diğer yandan da enerji politikalarını yeniden gözden geçiren ABD, Enerji Bakanlığı’nın yayınladığı "Bölgesel Biyokütle Enerjisi Programı" ile biyolojik kaynaklı enerjiye destek vereceğini ve geliştirilmesi için çalışmalar başlatacağını açıkladı. Yalnızca ülke içinde değil, kalkınmakta olan ülkelere de enerji tarımı konusunda destek olmayı planlayan ABD, tüm biyolojik enerji kaynaklarından maksimum yararlanma amacıyla enerji tarımına ve biyo-endüstri girişimlerine öncülük edeceğini belirtiyor.

AB: ABD gibi küresel ısınma tehdidinin yanında ayrıca enerji tarımına ve biyokütle enerjisi üretimine yönelerek 500.000 yeni iş alanı elde etmeyi öngörüyor. AB’de çiftçilerden boş arazilerini enerji bitkisi üretimi için kullanmaları isteniyor. AB, "Geleceğin Enerjisi: Yenilenebilir Enerji Kaynakları" başlıklı raporunda 2010’a kadar biyoenerji kaynakları kullanımını yüzde 6’dan 12’ye çıkartmayı hedefliyor.

Türkiye: Enerji tarımının Türkiye açısından en önemli avantajı, enerjide dışarıya bağımlılığı en aza indiriyor olması. Bu anlamda çalışmalar arasında, örneğin; Ankara Üniversitesi’nin desteklediği bir çalışma sonucunda haşhaş yağından biyodizel elde edildi ve diesel motorda yakıt olarak başarıyla kullanılabildi. Ayrıca Türkiye’de son 3 yılda biyodizel üretimi için önemli ticari girişimler de bulunuyor. Bunlardan biri Ülker Grubu’nun AR-GE çalışmaları kapsamında biyoyakıt üretimine destek vermeye başlaması. Bu amaçla Ülker Grubu, İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’ne pilot reaktör bağışladı.

Ayrıca, EİE bünyesindeki “Biyokütle Enerjisi Proje Birimi”, çeşitli büyüklüklerdeki biyodizel projelerin Anadolu’da yaygınlaşması için çalışıyor. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) dâhil olmak üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı nezdindeki bazı müdürlükler ortak bir çalışma ile alternatif sanayi alanlarını değerlendiriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ise biyodizel üretimi için yağlı tohum bitkileri üretiminin arttırılması için çeşitli çalışmalar yürütüyor.)

Tarım Takvimi

0 yorum | Devamını Oku...
OCAK
- Ekolojik koşullar gözönüne alınarak budama işlemi yapılır.
- Çiftlik gübresi sonbaharda verilmemiş ise bu ayda mutlaka verilmelidir.
- Kışı meyve ağaçlarında geçiren zararlılara karşı ilaçlama mutlaka yapılmalıdır.
- Fidan dikimi yapılır.
ŞUBAT
- Ocak ayında yapılması gereken işlerden, gerçekleştirememiş olanlar sonuçlandırılır.
- Uygun hava koşullarında toprak işlemesine başlanır.
.
MART
- Yüksek yörelerde fidan dikimi sürdürülür.
- Toprak işleme bitirilir.
- Gübreleme işlemi tamamlanır.
- Budama tamamlanır.
- Tarımsal mücadeleye devam edilir.
NİSAN
- Fidanlıklarda ot çapası yapılır.
- Nisan ayının ilk haftasında , yabani meyve ağaçlarında ve çeşit değiştirmelerde , kalem aşısı işleri sonuçlandırılır.
- Meyve bahçelerinde toprak işlemesi bitirilir.
- Tüplü fidanların dikimi yapılır.
MAYIS
- Yeni kurulan bahçelerdeki fidanlar sulanır ve ot çapası yapılır.
- Yeşil sürgün budaması yapılır.
- Ayın son haftasında , obur dallar ile piçleri temizlemek zorunludur.
.- Meyve a ğaçlarında , zirai mücadele işleri sürdürülür.
-Tüplü fidan dikimine devam edilir.
HAZİRAN
- Ot mücadelesi sürdürülür.
- Ekolojik duruma göre sulama yapılır
- Ay sonuna doğru şeftali, erik, kiraz ve yazlık elma hasadı yapılır.
- Elma ve armutlarda karaleke, elma iç kurdu, kırmızı örümcek ve diğer zararlılara karşı mücadele işleri sürdürülür.
TEMMUZ
- Meyve bahçelerinde ot alma ve sulama işlerine devam edilir.
- Elma içkurdu, kırmızı örümcek, yaprak galerileri ve diğer zararlılara karşı ilaçla mücadele sürdürülür.
- Çöğür tavaları sulanır, otları alınır ve yapılan göz aşıları kontrol edilir.
AĞUSTOS
- Evvelce yapılmış sürgün aşılarından süren sürgünlerin, rüzgardan kırılmaması için bağlama işlemi yapılır.
- Havalar kurak gidiyorsa sulama işlemi sürdürülür.
- Fidanlıklarda ve meyve bahçelerinde hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır.
EYLÜL
- Çeşitli meyve türlerinde hasada başlanır.
- Meyve bahçelerinde ve fidanlıklarda zirai işlemleri sürdürülür. (Tüketici sağlığı yönünden, meyveli ağaçlarda ilaçlı mücadeleye, hasada 21 gün kala son verilmelidir.)
EKİM
- Hasadın tamamlandığı bahçelere çiftlik gübresi verilir.
- Fidan çukurlarının yerleri işaretlenir ve çukurlar açılır.
- Fidanlıklarda manas ve diğer toprakaltı zararlılarına karşı toprak ilaçlaması ve benzeri mücadele yöntemleri uygulanır.
- Kurumuş, hastalıklı ağaç ve dallar budama yoluyla çıkarılıp, yokedilir.
KASIM
-Fidan dikimine hava koşullarına göre başlanır(Fidan dikiminde en iyi sonuç alınır)
- Fidan çukurlarının açılmasına devam edilir.
- Fidanlıklarda söküm ve hendekleme işlerine başlanır.
- Fidan taşımacılığında karantina kontrolleri yapılır.
- Genç meyve bahçelerinde şekil budaması yapılır.
- Kışı ılık geçen yerlerde, kış budamasına başlanır.
- Fidan dikim işleri yapılır.
- Toprak işlemesi ile birlikte, çiftlik gübresi uygulaması da sürdürülür. Aynı zamanda, fosforlu ve potaslı gübrelerin verilmesine de başlanır.
ARALIK
- Yeni kurulacak bahçeler ile ilgili işlerin yapılmasına başlanır.
- Kışlık budama,-sakıncalı durumların dışında yapılır.
-Fidan dikimine devam edilir.(Fidan dikiminde en iyi sonuç alınır

8 Kasım 2011 Salı

Ahmet Mete Işıkara

0 yorum | Devamını Oku...
Deprem Dede



Türk Kızılayı Danışmanı


akademisyen



1941 yılında Mersin'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Bölümünden mezun oldu, aynı yerde doktora çalışmalarını tamamladı.

17 Ağustos 1999'da Marmara bölgesinde yaşanan deprem sonrası yaptığı toplumu bilinçlendirme çabaları nedeniyle özellikle dönemin çocuklarının bilincine deprem dede, deprem amca gibi isimlerle de yerleşti.

1964 – 1976 yılları arasında Arzmanyetik alanının değişimi ile ilgili çalışmalar yaptı ve Manyetik ve elektromanyetik yöntemlerle yer kabuğunun yapısının araştırılması çalışmalarında bulundu.
1969 yılında Necmi Rıza Ahıska'nın kızı Aysel Ahıska ile evlendi.

1976 - 1983 yılları arasında Türkiye Ulusal Jeodezi ve Jeofizik Birliği Ulusal Jeomagnetizma ve Aeronomi Komisyonu Başkanlığı yaptı.
1979 - 1982 yılları arasında Avrupa Depremlerin Önceden Belirlenmesi Çalışma Grubu’nda koordinatör yaptı.

1980 - 1983 yılları arasında Türkiye adına Avrupa Konseyi Deprem Uzmanları Komitesi’nde temsilcilik yaptı.
1980 - 1992 yılları arasında Avrupa Sismoloji Komisyonu’nda, Depremlerin Önceden Belirlenmesi Komisyonunda Sekter olarak bulundu.
1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde göreve başladı.

1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür yardımcısı oldu.

1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür oldu.

1991 – 1992 B.Ü Rektör Yardımcılığı yaptı
1985 – 1999 Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Jeofizik Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.

1991 – 2002 Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı.
1992 – 2000 B.Ü Yönetim Kurulu Üyesi oldu.
1993 - 2000 yılları arasında Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nda, Depremlerinin Önceden Belirlenmesi Değerlendirme Danışma Komitesi Üyeliğinde bulundu.

2000 – 2002 Başbakanlık Ulusal Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü Ulusal Danışmanlığı görevini yürüttü.

2002 Afete Hazırlık Eğitim Derneği (AHDER) Başkanlığı’nda bulundu.

2005 Türk Kızılayı Genel Başkan Danışmanlığı yapıyor.
1976 – 2008 yılları arasında deprem ve depremselik çalışması, depremlerin önceden belirlenmesi araştırmaları, deprem konusunda toplum eğitimi, afet yönetimi ve afet zararlarının azaltılması konusunda çalışmalar yürütüyor.




HABER

2010-2014 deprem geliyor
Milliyet 4 Eylül 2008

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nün 140. yılı kutlamalarında açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, olası İstanbul depreminin 2010 - 2014 yılları arasında olacağını söyledi.

Kendisinin yürüttüğü olasılık araştırmasına göre, bu veriyi elde ettiğini söyleyen Işıkara, bu yıllar arasında Marmara depreminin büyük bir olasılıkla yaşanacağını kaydetti. " Benim bir olasılık modelime göre yaptığım bir araştırma var. Buna göre İstanbul'da her an bir deprem olabilir" diyen Işıkara 2010-2014 yılları arasında depremin olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

"DEPREMİ ÖNCEDEN BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL"

"Depremi önceden bilmek demek, bir depremin nerede, ne büyüklükte olacağını bilmek demek" diye konuşan Işıkara, depremi önceden bilmenin mümkün olmadığını söyledi. Prof. Işıkara depremin nerede ve ne büyüklükte olacğını bilimin söylediğini, ama bilimin maalesef zamnı tahmin edemediğini kaydetti. 1999'dan bu yana deprem konusunda bilincin arttığını, toplumun eskisinden daha da bilinçli olduğunu söyleyen Işıkara, Türkiye'nin deprem araştırmaları konusunda oldukça ileri düzeyde olduğunu da sözlerine ekledi.




HABER

Işıkara deprem bekliyor



Işıkara, “Marmara depremine, bir gün daha yaklaşıyoruz. 17 Nisan’a kadar 5 ve 5’in üzerinde bir veya iki deprem olursa sürpriz olmaz“ dedi.



Işıkara, “Yılda bir kere 5’in üzerinde 6 ile 6,9 büyüklüğünde deprem olurken, 1 Mayıs 2003’ten bu yana bu yaşanmadı. Bundan rahatsız oluyorum. 17 Ağustos öncesi de böyleydi. Deprem olacak gerçeğini kabul edip, hazırlıklı olmalıyız” dedi. Işıkara, Marmara depreminin 2010 ile 2014 yılları arasında olma ihtimalinin de yüksek olduğuna dikkat çekti.

7 Kasım 2011 Pazartesi

1-3 yaş çocuk bebek gelişimi ve beslenmesi

0 yorum | Devamını Oku...
Çocuğun bir yaşından önceki ve hemen sonraki beslenme şekli pek farklı değildir, yalnız ilk yaşlardaki ile beş-altı yaşlarındaki çocukların beslenmesinde gözetilecek esaslarda önemli ayrılıklar vardır. Küçük çocuğun diş durumu gibi yapısal özellikleri, davranışları, istekleri, deneyimleri, yapmak istedikleri ve yapabildikleri çelişkilidir, uyumsuzdur. Bu sebeple ilgi ve yardıma muhtaçtır. Kendi kendine bırakılmayıp denetim altında tutulması ve beslenmesinin bu özelliklerine göre düzenlenmesi gerekir.


1-3 yaş grubu çocuklarının beslenmesi şu esaslar doğrultusunda düzenlenir. Çocuk büyüdükçe, besin gruplarından verilecek yiyeceklerin miktarı artırılır. Diyet, yeni besinler eklenerek çeşitlendirilir. Yiyecekler, çocuğun diş yapısı ve çiğneme özelliğine uygun olarak hazırlanır. İlk yaşlarda, diyetin önemli kısmını yumuşak besinler oluşturur. Aşamalı olarak diyete taneli, katı-sert besinler eklenir. Diyet ve öğünler çocuğun davranış ve duygusal özellikleri gözetilerek düzenlenir.

Çocuğun,uygun ortam ve durumda, gereksiz engellemelerden kaçınılarak ve yardım edilerek yemesi sağlanır. Her çocuğun gelişim ve kişilik özellikleri bazı değişiklikler gösterir. Bu nedenle, temel ilkelere bağlı kalmak ve besin gruplarından alınması gereken yiyecekleri yeterince vermek koşuluyla çocuğun beslenmesi, çocuğun özelliklerine uygun olarak düzenlenmelidir. Çocuk büyüdükçe alması gereken yiyecek miktarında artış olmaktadır, ancak yetişkinler kendi tükettikleri miktarla karşılaştırarak çocuğun yediğini genellikle az bulmakta, çocuğu zorlamakta ve ters sonuçlar almaktadır. Bazı çocuklar ise, aşırı miktarda yiyerek daha ilk yaşlarda şişmanlamaya başlamaktadır. O nedenle, aile bireyleri çocuğun yemesi gereken miktarlarda gerçekçi olmak, çocuğu yönlendirmek zorundadır.

Çocuğa gereğinden fazla yiyecek verilerek ilgisi azaltılmamalı, büyükler kadar yemesi beklenmemelidir. Çocukların bir kısmı taneli ve katı besinleri çiğnemekte güçlük çekerler ve almak istemezler. Bu çocuklara yumuşak yiyecekler ve ezmelerin yanı sıra kolay çiğnenebilecek meyveler verilerek alıştırılmalıdır.
Çocukların bazıları genellikle iki yaşlarında, yiyeceklere günden güne, öğünden öğüne bile değişik yaklaşım gösterebilir. Severek yediklerini bile reddedebilir ya da tersine yapabilirler. Bu aynı yiyeceğin aynı şekilde ve sık verilmesinden , açlık duygusunun belirmemesinden ya da başka bir ruhsal gerginlikten kaynaklanır. Yememek için direnen, saçıp savuran çocuğa zorla yedirmeye çalışmamalıdır. Hırçınlık göstermeden ve önemseyiş gibi gözükmeden yemek kaldırılmalıdır.

Çocuk yemeğin oyuncak, beslenmenin bir oyun olmadığını sezmeli, çocuğun yemek istemediğini ya da aç olmadığını da yetişkinler anlamalıdır. Bu durumda en uygun yol, çocuğun yemek istemesini ya da açlık belirtileri göstermesini beklemektir. İlk yaşlardaki çocukların yapmaya çalıştıkları ile yapabildikleri farklılık gösterir. Çocuk kendi yöntemleriyle ve kendi kendine yemek ister, ama bazen yardımsız beceremez. Kaşığı, bardağı tutmak isteyen, beceriksiz de olsa ağzına götürmeye çalışan çocuk özendirilmeli, caydırıcı davranışlarda bulunmayıp yardım edilmelidir.

Çocuğun kullanacağı tabak, kaşık, bardak, kolayca tutabileceği biçim ve büyüklükte ve dayanıklı olmalıdır. Düz yada çok çukur tabak yerine, kendi ve çocuğun yemeği kaşığa kolayca alabileceği derinlikte tabak kullanılmalıdır. Bardak saydam ve küçük olmalıdır. Çocuğun bütün giydikleri, önlüğü, iskemlesi, masası kullandığı her tür araç kolay temizlenebilecek özellikte olmalıdır. Masası, iskemlesi uygun büyüklükte ve yükseklikte olmalı, çocuk rahat hareket edebilmelidir. Küçük, düzgün ve döküp saçmadan yiyemeyeceğinden çevreyi de koruyucu önlük alınmalı, temizliği kolay örtü, önlük ve benzeri kullanılmalıdır. Tersi durumunda annenin çocuğa davranışı olumsuzlaşır.

Bu da çocuğun beslenmeye ilgi isteğini azaltır. Çocuğun önlüğü, masa ve iskemlesi gibi kullandığı eşya renk yönünden de uygun olmalı, canlı renkler seçilmelidir. Küçük çocuklar, yiyeceklere dokunmaktan kendi kendilerine yemekten hoşlanırlar. Uygun yiyecekler, tabağına elle alabileceği büyüklükte yada lokmalık parçalara ayrılarak verilebilir. Kayısı, şeftali, armut gibi meyvelerden yumuşak olanları, kavun karpuz, çilek, portakal dilimi, marul, havuç gibi sebze ve meyveler çocuğa verilir. Zarı, kabuğu, çekirdeği iyice temizlenip parmak büyüklüğünde, eliyle tutabileceği büyüklükte birkaç çeşit yiyecek çocuğun tabağına konup istediğinden alması sağlanır yada eline verilir.

Yiyecekler, renk, doku, kıvam ve şekil yönünden çocuğun hoşuna gidebilecek nitelikte hazırlanmalıdır. Besinlerin be şekilde hazırlanması, ilk yaşlarda bile çocuğun beslenmeye karşı ilgisini artırır ve daha düzenli beslenmesine yardımcı olur. Örneğin, kasedeki çiçek motifini görmek için yemeğini bitirir, muhallebisi içine konmuş renkli küçük bir meyve , yumurta sarısı üzerindeki maydanoz gibi bir yeşillik çocuk için hoş bir sürpriz olabilir. Bu ve benzeri uygulamalar, özellikle iştahsız çocukların yemesini kolaylaştırabilir.

Ancak, çocuğun gelecek de aynı uygulamaları bekleyecek, bir yiyeceği başka türlü tüketmeyi engelleyecek alışkanlık kazanması da önlenmelidir. O nedenle, her yiyeceğin değişik şekillerde hazırlanarak yedirilmesi daha uygundur.
Küçük çocukların beslenmesinde gözetilmesi en önemli noktalardan biri de, onları kazalara karşı korumaktır. Kesici, batıcı, kolay kırılabilen, bıçak, çatal, tabak, cam bardak gibi araçlar kullanılırken, özellikle ilk yaşlarda dikkatli olunmalı, bunları ve benzerlerini çocuğun yanında bırakmamalıdır. Çocuğun uzanabileceği, bir şey üzerine çıkarak alabileceği yerlerde yiyecek, zararlı madde, ilaç, kesici, batıcı,yanıcı madde bulundurulmamalıdır.

İlk yaşlarda çocukların ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürdükleri, sürekli denetim altında tutulmaları ve korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Küçük çocuklara, fındık, fıstık, çekirdek, küçük taneli, sert kabuklu ve çekirdekli meyveler kemikli et, kılçıklı balık verilmemelidir. Karpuz ve kavun gibi meyveler çekirdekleri temizlendikten ; erik, şeftali, elma gibi meyvelerin kabuğu soyulduktan sonra verilmelidir. Çekirdek, kemik, kılçık gibi sert maddeler çocuğun yemek ve soluk borusuna kaçabilir. Takılabilir ve çok tehlikeli olabilir.

1-6 yaş bebek beslenmesi

0 yorum | Devamını Oku...
İlk yaştan sonra çocuğun büyüme hızında yavaşlama ve büyüme tablosunda değişme başlar. Bir yaşından sonra bebeklikteki yağ oranı düşer, kaslar gelişme, kol ve bacaklarda uzama, iskelette sertleşme, diş sayısında artma görülür.

Kasların gelişmesiyle çocuk dik durmaya ve yürümeye başlar. Kemikler yavaş uzar, ancak kalınlaşır, minerallerin depolanması hızlanır. İskelet, artmakta olan vücut ağırlığını taşıyabilecek şekilde güçlenir. Bu değişikliklerin yanı sıra çocuğun hareketleri, çevreye ilgisi, merakı ve yemeğini kendi kendine yeme isteği artar. İlk yaşlarda çocukta bencilleşme, olumsuzlaşma ve bağımsızlaşma eğilimi görülür.

Çocuk büyüdükçe bu tutum ve davranışlarda değişme ve olgunlaşma, hareketlerinde artma, oyunlarda zorlaşma, koşma, hoplama, çevreyi tanıma, hayvan gücünde gelişme olur. Zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişme hızlanır, çevresindekilerden daha çok etkilenmeye ve onları taklit etmeye başlar.

Çocuğun beslenmesi, bu fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden gelişme özelliklerine göre düzenlenir. Okul öncesi çocukları hızlı büyüdükleri için, vücut ağırlıklarının kilosu başına enerji ve besin öğesi ihtiyacı yüksektir. Okul öncesi çocukların günlük enerji gereksinmesi, protein ihtiyacı, mineral ve vitamin ihtiyacı vardır.

Çocuğun beslenmesinde temel ilke; enerji ve besin öğelerine ihtiyacı sayısı ve sindirim sistemine uygun çeşit, miktar ve kıvamdaki besinleri seçerek karşılamak, bunu yaparken iyi beslenme alışkanlıkları kazandırmaktır. Çocuğun yeterli ve dengeli beslenip beslenmediği, boy ve ağırlık ölçüleri normal ölçülerle karşılaştırılarak anlaşılabilir.

İyi beslenen çocuk canlı, hareketli, neşeli ve istekli olur. Vücut yapısı normal ve sağlam görünür. Hastalıklara dirençlidir ve hastalanınca kolay iyileşir. Bu ve benzeri özellikleri taşıyan, boy ve ağırlığı normal ölçülere uygunluk gösteren çocuğun iyi beslendiği söylenebilir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top