15 Kasım 2011 Salı

Hayvancılık

0 yorum | Devamını Oku...

GİRİŞ
Ülke tarımı içinde hayvancılık, genç kuşakların beslenmesinden protein kaynağı bakımından büyük önem arz etmektedir. Sığırcılık özellikle sığır eti üretimi Türk halkının damak zevki ve et kalitesi bakımından vazgeçemeyeceği önemli protein kaynağı olarak, ucuz ve ekonomik olarak üretilmesi, günümüzde uygulanan yetiştirme-beslenme yöntemlerinin gözden geçirilmesi ile mümkün görülmektedir. Sayısal olarak besi materyalinin ve beher baş hayvandan alınan ürünün ekonomik olarak arttırılması yanında, besi faaliyetinin teknolojik olarak uygun barınaklarda yapılması hem hayvancılığımıza, hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır. Hem en uygun ve hemde ucuz olan barınak sistemleri, ilk yatırımlara olan kaynak (ihtiyacını) miktarını azaltacak daha az yatırım sermayesinden tasarruf edilecek mebleğlar, hayvan materyali temini ve işletme sermayesi olarak kullanılarak daha fazla miktarda besi faaliyetine kaynak sağlanmış olacaktır.
Yemin, ete çevrilebilmesi için sığırların metabolik faaliyetine en uygun olan açıkta sığır besisi (Feed-Lot) sistemi, bu faaliyeti geniş çapta yapmak isteyen üreticiler için fevkalade düşük yatırım maliyetleri ile işe başlama imkanı sağlayacaktır.
Sistem sadece ilk yatırım maliyetlerinin düşük olması ile sınırlı kalmamakta işletme maliyetini de fevkalade aşağıya çekmektedir. Zira çok büyük havan kapasitelerine çok az bir işçilikle hizmet verilebilmektedir. İşletmede hayvan kapasitesi yükseldikçe birim hayvan başına işçilik maliyeti doğrusal bir şekilde düşmektedir.
Sistem yine rasyonel bir beslenme için en uygun ortamı teşkil etmekte, yapılacak rasyonel besleme uygulamasına hayvan, genotipik kabiliyetinin en üst sınırında reaksiyon göstermektedir.
Sağlık açısından sürü kontrolü çok kolay ve etkili olmakta sağıtım (tedavi) maliyetleri asgari düzeye inmektedir.
Açıkta besi sistemi, tarım arazisi niteliğinde olamayan meyili arazilerde yapılacağından, hem tarım topraklarının işgal edilmemesi, hemde besi faaliyeti bırakıldığında organik yapısı zenginleştirilmiş, verimli yeni tarım topraklarının kazanılması sağlanmış olacaktır.
Günümüzden onlarca yıl öncesinde tarımda ileri bütün Dünya ülkeleri özellikle ABD tüm ülke düzeyinde uygulamaya koyduğu ve fevkalade iyi sonuçlar alarak tek besi sistemi olarak hergün biraz daha geliştirmek için araştırmalar yaptığı (feed-lot) açıkta besi sistemi, ülkemiz hayvancılığın rasyonel bir şekilde rantable yapıya kavuşturulması için bir çözüm yolu olup, bu da ancak sistemin ülke çapında yaygınlaştırılması ile mümkün görülmektedir.
Geleneksel besi ve hayvancılık, özellikle ahırda barındırma ve samanla beslenme alışkanlığında olan yetiştiriciyi bu alılşkanlığından kurtarıp daha kolay daha ucuz, daha karlı olan yeni sistemlere adaptasyonunu sağlamak hem çiftçinin, hem de ülkemizin yararına olacak ve halkımız zengin protein kaynakları ile daha ucuz olarak beslenerek ülkeyi yönetecek daha akıllı beyinlerin gelişmesine katkı sağlayacaktır.
BÖLÜM I
TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK
Türkiye’de toplam 4 milyon tarım işletmesi mevcut olup, bunların 300.000’I Hükümetin geniş ölçekli bir kırsal kalkınma programı başlatmış olduğu Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) bölgesinde yer almaktadır.* Yörede gelir sağlanması ve artırılması amacına yönelik program temel olarak hayvansal üretime dayandırılmıştır. Bu nedenle hayvan yetiştiriciliğinin istenilen seviyeye ancak yoğun olduğu ve çiftçi kuruluşlarının bulunduğu Adıyaman ve çevresinde bir pilot tanıtım çalışması başlatılmıştır.* Bu çalışma Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Türkiye Kalkınma Vakfı tarafından desteklenmektedir.
“Projenin acil amacı Adıyaman pilot ilinde uygun teknolojilerin değerlendirilmesi, denenmesi ve tanıtımını gerçekleştirerek TCZB ile TKİB’ye yem üretiminin teknik yönleri konusunda yardımcı olmak; ticari amaçlı yem tesisleri, çiftçi grupları ve bireysel çiftçilerce gerçekleştirilecek yem üretimi konusunda hükümetin uygulayacağı bir stratejik plan hazırlamaktadır.* Nihai amaç ise, küçük-ölçekli üreticilerin üretimlerini ve gelirlerini arttırmalarına katkıda bulunmaktır.”
BÖLÜM II
BURDUR’GENEL DURUMU
1. COĞRAFİ YAPI
Burdur ili güneybatı Anadolu göller bölgesindedir. Doğu ve güneyinde Antalya,güney batısında Denizli, kuzeyinde ise Afyon ve Isparta illeri bulunmaktadır. Ege-İç Anadolu ve Akdeniz bölgeleri arasında batı geçit bölgesinde yer alır. 37˚ 10’- 39˚ 20’ kuzey enlemleri ile, 29˚ 35’- 50˚ 25’ doğu boylamları arasındadır.
“İlin yüzölçümü 7 135 km² olup bunun 329 km²’sini su satıhları oluşturmaktadır. Aksu ırmağı ile sınır olan ilde ortalama rakım 1 000 m dolayındadır.”
2. TARİHİ
Burdur adını bir iddiaya göre Bizans döneminde buraya “Polydorion” denilmesinden kaynaklandığı, başka bir iddiaya göre Göl kenti anlamına gelen “Limonobria” sözcüğünden türediği, diğer bir rivayete göre de “Burada dur” sözcüğünün zamanla “Burdur”a dönüştüğü şeklindedir.
Burdur ili neolitik çağa kadar inen zengin tarihi içinde bir çok yerleşimlere sahne olmuştur. Çeşitli kaynaklar ve çevrede görülen arkeolojik kalıntılar bu uzun geçmişin safhalarına işaret ederler. Nitekim neolitik çağa ait yerleşimlerin görüldüğü Hacılar köyünden başlayarak M.Ö.17. yüzyıla kadar uzanan ve Asur ticaret kolonileri çağı adıyla anılan devreye ait eserlerin bulunduğu Düğer Köyü ve Yarışlı Gölü kıyıları ilin tarihinin aydınlatılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
İl topraklarının büyük bir kısmı antik PİSİDİA bölgesinin sınırları içindedir. Roma İmparatorluğunun idaresine geçen 1071 Malazgirt Savaşından sonra Türkmenlerden Kınalı Aşireti yerleşmiştir. Daha sonra Hamitoğulları beyliğinin idaresine giren 1391’de Anadolu Beylerbeyliği merkezi olan Kütahya’ya bağlanmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında Burdur Kuvayi Milliye Teşkilatı çalışmalarını uzun süre bağımsız yürüttüyse de Sivas Kongresinden sonra Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetine bağlanmıştır. Burdur sancağı Cumhuriyetle birlikte İl olmuştur.
3. TOPOĞRAFİK YAPI
Göller bölgesinin en karakteristik topografik özelliğini Burdur ili gösterir. Değişik rakımlı dağ ve tepe yapısında ova ve vadi karakteristiğinde düzlükler ve göller mevcuttur.
İlin en yüksek noktasını 2.598 m yüksekleğindeki Koçaş Dağı temsil etmektedir. (Tablo-1) İlin önemli ovaları ile önemli göl, baraj ve göletleri sırasıyla Tablo-2 ve Tablo-3’de verilmiştir.
ADI YÜKSEKLİĞİ (m) BULUNDUĞU İLÇE
Koçaş Dağı 2 598 Gölhisar
Kestel Dağı 2 336 Bucak
Akdağ 2 276 Ağlasun
Eseler Dağı 2 254 Tefenni
Çeltikçi Belli 1 225 Çeltikçi
Tablo-1: İlin Önemli Dağları (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Rasporu, Burdur: Aralık 2002)
ADI BULUNDUĞU İLÇE
Eğneş Ovası Merkez
Çeltikçi Ovası Çeltikçi
Öteyüzovası Ağlasun
Çine Ovası Merkez
Kestel Ovası Bucak
Ürkütlü Ovası Bucak
Haravza Ovası Çavdır
Söğüt Ovası Çavdır
Tefenni Ovası Tefenni
Beyköy Ovası Tefenni
Hasanpaşa Ovası Tefenni
Erle Ovası Yeşilova
Irla Ovası Yeşilova
Tablo-2: İlin Önemli Ovaları (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
ADI GÖL BARAJ GÖLET NİTELİĞİ BULUNDUĞU İLÇE
Burdur X Acı Merkez
Salda X Tatlı Yeşilova
Yarışlı X Acı Yeşilova
Karataş X Tatlı Karamanlı
Uylupınar X Tatlı Gölhisar
Çavdır X Çavdır
Bademli X Karamanlı
Karacaören-1 X Bucak
Karacaören-II X Bucak
Yapraklı X Gölhisar
Karamanlı X Karamanlı
Kozağaç X Çavdır
Ağlısun X Ağlasun
Söğüt X Çavdır
Belenli X Kemer
Dereköy X Yeşilova
Tefenni X Tefenni
İğdeli X Merkez
Kemer X Kemer
Başpınar X Tefenni
Gökçebağ X Merkez
Eskiyere X Merkez
Yeşilköy X Tefenni
Hasanpaşa X Tefenni
Tablo-3: İlin Önemli Göl ve Göletleri (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
4. TOPRAK ÖZELLİKLERİ
İl arazisi farklı jeolojik zamanlara ait formasyonların biraraya geldiği karışık bir yapıya sahiptir. İkinci jeolojik zamandan önce Testis jeosenklinal sahası içinde kalmış olan arazisi Alp Orijinezi ile ikinci üçüncü ve dördüncü görünümünü kazanmıştır. İl arazisinde yaygın olarak görülen formasyonlar, meteozik ve tersiyerin muhtelif devirlerine aittir.
İlde bulunan toprak grupları arasında ilk sırayı kahverengi orman toprakları almakta ve bunu sırayla kireçsiz- kahverengi orman toprakları ile kestane renkli topraklar izlemektedir.
5. İKLİM DURUMU
“İlde iklim genellikle kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kuraktır. İç Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgeleri arasında geçit iklimi özelliğine sahiptir. Yıllık yağışın büyük bir bölümü kış aylarında yağmur ve kar şeklindedir. İlk donlar Kasım ayında görülür, son donlar ise Nisan ayının ikinci yarısına kadar devam eder. 2002 Yılı yıllık yağış toplamı 501.2 mm’dir”.
Burdur İli Merkezinde yıllık ortalama sıcaklık 13.1˚C’dir. En sıcak ay ortalaması 24.9˚C, en soğuk ay ortalaması 2.2˚C, yıllık yağış tutarı 413.6 milimetredir.
6. NÜFUS VE YERLEŞİM
İlmizin nüfus dağılımı Merkez ve İlçeler üzerinden Tablo 7.’de 11 ilçe, 29 belediye, 183 köy olmak üzere 212 yerleşim birimi gösterilmiştir.
İLÇE ADI NÜFUSU BELEDİYE
SAYISI KÖY SAY. RAKIM
MERKEZ 90 060 3 49 950
AĞLASUN 11 393 3 7 1170
ALTINYAYLA 6 793 1 5 1150
BUCAK 57 950 6 33 800
ÇAVDIR 15 584 4 9 1030
ÇELTİKÇİ 6 758 2 5 830
GÖLHİSAR 21 287 2 12 980
KARAMANLI 8 152 1 8 1070
KEMER 4 714 1 7 1160
TEFENNİ 11 939 3 12 1150
YEŞİLOVA 22 173 3 36 1170
TOPLAM 256 803 29 183
Tablo 4: İlçeler İtibariyle Nüfus Dağılımı (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
BÖLÜM III
BURDUR’DA TARIMSAL YAPI
1. ARAZİ VARLIĞI VE DAĞILIM DURUMU
İlimiz toplam yüzölçümü 713 500 hektardır. İlin toprak kaynakları potansiyeli Tablo 9’da gösterilmiştir. Tablo 9’un incelenmesinden de anlaşılacağı gibi tarım arazisi olarak ilin toplam arazisinin ancak %33.10’nu kullanılabilmektedir.
ARAZİLERİN CİNSİ MİKTARI (ha) %’Sİ
Tarım Arazisi 236 200 33.10
Çayır- Mer’alar 40 821 5.72
Orman Arazisi 325 621 45.63
Su Satıhları 24 800 3.47
Tarıma Elverişsiz Arazi 86 058 12.08
TOPLAM 713 500
Tablo 5: Toprak Kaynakları Potansiyeli (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
Çayır mera arazisi DİE verilerinden alınmış olup İl Müdürlüğümüz çayır mera tespit çalışmaları devam etmektedir.
2. TARIM ARAZİLERİNİN KULLANMA KABİLİYETLERİNE GÖRE DAĞILIMI
İlde en fazla VII. sınıf arazi bulunmakta ve bunu II. sınıf tarım ve VI. sınıf araziler izlemektedir. Tarım arazisi vasfı taşıyan I, II, III ve IV. sınıf arazilerin toplamı 210203 hektardır. Ancak V. sınıf arazilerde de tarım yapılmaktadır.
3.TARIMSAL İŞLETMELER
İlimizde 27 516 aile tarımla uğraşmakta ve tarım işletmeleri “Aile İşletmeciliği” şeklindedir. Kullanılabilir tarım arazisinin %43,63’ü cüce aile işletmeleri (0-20 da), %34.15’i küçük aile işletmeleri (21-50 da), %16.43’ü orta aile işletmeleri (51-100 da), geri kalan %5,9’unu büyük aile işletmeleri (101-500 da ve fazlası) oluşturmaktadır. Söz konusu işletmelerin %85’i yalnız sahip olduğu araziyi işletmektedir. Gerisi ise arazilerini yarıcılık, ortakçılık ve kiracılıkla işletmektedir.
Tarımla uğraşan 27516 ailenin; faaliyet alanı bakımından 7 049’u (%25.62’si) bitkisel ürün yetiştirmekte 832’si (%3.02’si) hayvan yetiştiriciliği yapmakta ve 19614’ü (%71.28’i) hem bitkisel ürün hem de hayvan yetiştiriciliği işini yürütmektedir. 21 Aile su ürünleri üretimi yapmaktadır.(%o8)
Ekonomik Faaliyet İl Merkezi İlçe Merkezleri Bucak ve Köyler ı
Kadın Erkek Kadın Erkek Kadın Erkek
Ziraat.avcılık.ormancılık ve balıkçılık 83 462 694 2619 34825 27786 66469 60,13
Madencilik ve taşocaklığı
1 27 0 71 1 51 151 0,14
İmalat Sanayi
474 2989 208 2712 367 1961 8711 7,88
Elektrik, gaz ve su
17 127 5 96 1 82 328 0,30
İnşaat
15 1047 13 1673 1 987 3736 3,38
Toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller 350 2287 238 2592 86 1203 6756 6,11
Ulaştırma, haberleşme ve depolama 69 905 34 1133 9 1110 3260 2,95
Mali kurum,sigorta,taiınmaz mallara ait işler,yardımcı iş hizmetleri 269 653 152 620 33 307 2034 1,84
Toplum hizmetleri sosyal ve kişisel hizmetler 1628 8095 1094 4751 392 2918 18878 17,08
İyi tanımlanmamış faaliyetler 3 83 2 72 1 50 211 0,19
TOPLAM 2909 16675 2440 16339 35716 36455 110534 100,00
Tablo 6: Burdur İlinde İşgücünün İktisadi faaliyet kollarına göre dağılımı
(Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
Not: Bilgiler işsiz olup iş arayanları kapsamamaktadır.
4. TARIM ARAZİLERİNİN SULANABİLİRLİK DURUMU
İlin 236 200 ha’lık tarım arazisinin sulamaya elverişli kısmı 128 004 ha’dır. Ancak bugün fiilen sulanan alan 93 749 ha olup tarım arazisinin %39.7’si sulanmaktadır. 2002 yılında D.S.İ tarafından sulanan alanı 31.759 ha (Kooperatiflerce DSİ tarafından açılan sondajlarla 11.240 ha)., Köy Hizmetlerince sulanan alan 26.274 ha, çiftçi tarafından 35.716 ha alan sulanmıştır.
5. TARIM ARAZİLERİNİN KULLANIM ŞEKİLLERİNE GÖRE DAĞILIMI
İlimiz tarım arazilerinin %64,01’si tarla bitkileri (hububat, bakliyat, sanayi ve yem bitkileri) yetiştiriciliğinde, %10,34’ü bağ-bahçe olarak kullanılmakta, %5,29’u ise nadasa bırakılmaktadır.
%20.36’sı Tarıma elverişli olduğu halde ekilip dikilmeyen alandır.
MİKTARI (Ha) %’Sİ
I.TARLA BİTKİLERİ 151 194 64.01
Hububat 106.117.8 -
Bakliyat 24302.5 -
Endüstri Bitkileri 6.907.7 -
Yem Bitkileri 8.182.3 -
Yumrulu Bitkiler 817 -
Yağlı Tohumlu Bitkiler 4866.7 -
II. NADAS 12 491.1 5.29
III. BAĞ-BAHÇE 24.432.5 10.34
Meyve 12.648.3 -
Zeytin 65.5 -
Sebze 6.991.4 -
Bağ 2.733 -
Gül 381
Kavaklık-Söğütlük 1 613.3 -
IV. TARIMA ELVERİŞLİ OLD. HALDE EKİLİP DİKİLMEYEN 48.081.6 20.36
TOPLAM 236 200 100.00
Tablo 7: Tarım Arazilerinin Kullanım Şekline Göre Dağılımı (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
* Yem Bitkileri ekiliş alanı ikinci ekilişler ile birlikte 9181.4 ha. dır.
* Kuru soğan ve sarımsak sebze içine, anason, kimyon,kekik meyve alanı içine alınmıştır.
İLÇE ADI YÜZÖLÇÜMÜ SULANAN TARIM ARAZİSİ (ha) SULANMAYAN TARIM ARAZİSİ TOPLAM TARIM ALANI
MERKEZ 143800 17067 43 303 60.370
AĞLASUN 31700 3387 5513 8.900
ALTINYAYLA 34000 724 3121 3845
BUCAK 141400 11540 21 660 33 200
ÇAVDIR 37100 6234 12671 18 905
ÇELTİKÇİ 24700 2270 3250 5520
GÖLHİSAR 30000 15775 1875 17650
KARAMANLI 44000 9140 8220 17360
KEMER 25400 3444 9456 12900
TEFENNİ 50500 13000 7630 20630
YEŞİLOVA 126100 11168 25752 36920
TOPLAM 688700 93749 142 451 236200
CİNSİ YILLAR EKİLİŞ (Hek) ÜRETİM (Ton) VERİM (kg/da)
Y. MERCİMEK 1998
1999
2000
2001
2002 35.0
30.0
25.0
15.0
20.0 30.0
19.0
15.0
10.0
14.0 86.0
63.0
60.0
66.6
70.0
ENDÜSTRİ BİT.
AYÇİÇEĞİ 1998
1999
2000
2001
2002 334.0
90.0
350.0
370.0
540.0 209.0
63.0
210.0
366.0
540.0 62.5
70.0
60.0
99.0
100.0
HAŞHAŞ * 1998
1999
2000
2001
2002 1 217.2
1 889.6
1 704.0
3 736.7
4 291.7 891.0
1472.3
1483.0
32 280.0
2 638.5 73.2
78.0
87.0
86.0
61.4
ANASON * 1998
1999
2000
2001
2002 20 551.0
17 682.0
14 290.0
9 733.0
9 887.5 11 425.2
10 105.7
7 980.0
3 894.0
5 372.0 55.6
57.0
56.0
40.0
54.3
Ş. PANCARI 1998
1999
2000
2001
2002 8 563.8
6 145.0
6 325.4
5 169.0
5 883.6 358 373.0
253 420.0
270 937.0
221 896.0
257 277.0 4 184.7
4 124.0
4 283.0
4 290.0
4 372.7
TÜTÜN 1998
1999
2000
2001
2002 790.0
1383.0
620.0
430.0
272.0 2 245.0
2568.0
1 570.0
1 240.0
680.0 284.0
185.0
253.0
288.0
250.0
YEM BİTKİLERİ
YONCA (Yeşil Ot) 1998
1999
2000
2001
2002 1 878.8
1 999.0
2 200.0
2 118.0
1 862.9 58 400.0
70 350.0
57 473.0
61 610.0
52 915.0 3 108.0
3 519.0
2 612.0
2.908.0
2 840.4
FİĞ (Yeşil Ot) 1998
1999
2000
2001
2002 1 728.5
1 431.0
1 630.0
2 240.5
2 581.0 19 548.0
15 380.0
11 546.0
11 215.0
7 746.0 1 130.0
1 075.0
708.0
500.5
300.1
KORUNGA 1998
1999
2000
2001
2002 745.0
804.0
1 092.0
1 477.0
1 342.4 5 460.0
5395 (Y.Ot)
6 189 (Y.Ot)
12 194.0 (Y.Ot)
11 320.0 733.0
671.0
567.0
825.5
843.2
H. PANCARI 1998
1999
2000
2001
2002 333.0
455.0
509.0
447.0
483.0 25 710.0
33 075.0
31 790.0
32.060.0
35 390.0 7 720.7
7 261.0
6 245.0
7 172.0
7 327.1
Tablo 8: Sulanan Arazi Miktarlarının İlçelere Göre Dağılımı (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
* Türkiye’de haşhaşın %10,3’ü Burdur’da üretilmektedir.
* Türkiye’de anason üretiminin %39.6’sı Burdur’da üretilmektedir.
6. BİTKİSEL VE HAYVANSAL ÜRETİM VE VERİM DURUMU
BİTKİSEL ÜRETİM VE VERİM
a.a.a. Tarla Bitkileri Üretim ve Verimi
İlimiz bitkisel üretimin büyük bir kısmının tarla bitkileri oluşturmaktadır. İlimizde tarla bitkileri olarak hububat ve bakliyat ön sırada yer almakta, bunu yem bitkileri ekimi takip etmektedir. Tarla bitkilerinin son 5 yıllık ekiliş, üretim ve verim miktarları Tablo 10’da verilmiştir.
CİNSİ
YILLAR EKİLİŞ (HEK) ÜRETİM(TON) VERİM(Kg/Da)
HUBUBAT
BUGDAY 1998
1999
2000
2001
2002 74 973.0
79 879.0
69 962.0
69 995.0
68 497.0 184 106.0
202 734.0
173 782.0
162 855.0
171 914.0 245.5
254.0
248.0
232.6
249.9
ARPA 1998
1999
2000
2001
2002 23 872.0
25 486.0
27 096.0
26 531.0
27 842.0 62 147.0
65 795.0
68 613.0
67 954
72 094 260.3
258.0
252.0
256.0
258.3
MISIR(dane)
1998
1999
2000
2001
2002 802.0
805.0
817.0
760.0
752.1
2 362.5
2 885.0
2 952.0
2 372.0
2 745 294.5
358.0
361.0
312.0
364.9
BAKLAGİL
NOHUT
1998
1999
2000
2001
2002 23 750.0
21 252.5
20 795.0
21 540.0
23 306.0 17 684.0
13 279.0
11 930.0
12 159.0
14 551.0 74.4
62.0
57.0
56.0
62.4
K.FASULYE
1998
1999
2000
2001
2002 1 096.3
992 .0
1 163.0
1 079.0
974.5 1 211.0
1 202.5
1 359.0
1 197.0
1 201.0 110.4
121.0
117.0
110.0
123.2
YUMRULU BİT.
PATATES 1998
1999
2000
2001
2002 707.0
666.0
722.0
700.0
817.0 20 965.0
17 456.0
18 947.0
18 536.0
23 075.0 2 965.3
2 621.0
2 624.0
2 648.0
2 824.3
CİNSİ YILLAR EKİLİŞ(HEK) ÜRETİM(TON) VERİM(Kg/Da)
K. SOĞAN 1998
1999
2000
2001
2002 1 057.0
972.0
855.0
777.0
406.0 27 110.0
17.798.0
14 740.0
15 399.0
6.877.0 2 565.0
712.5
1 724.0
1 981.0
1 693.8
K. SARIMSAK 1998
1999
2000
2001
2002 39.5
39.5
41.5
49.5
34.0 402.0
368.0
392.0
448.0
324.0 1 018.0
932.0
945.0
905.0
Tablo 9: Son 5 Yıllık Tarla Bitkileri Üretim ve Verim Durumu (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
YEM BİTKİLERİ
ÜRÜN ADI : FİĞ
İ Ekilen alan
(Hektar)
Kaldırılan ürün miktarı
(Ton)
Dane Ot Dane Yeşil ot Kuru ot
MERKEZ 50 265 1 000 50 3 180 -
AĞLASUN - 130 - - 620 -
ALTINYAYLA - 37 - - 296 -
BUCAK 58 1 400 1 600 93 750 4 725
ÇAVDIR - 39 - - - 195
ÇELTİKÇİ - 100 - - 1 000 -
GÖLHİSAR - 140 - - - 1 400
KARAMANLI - 120 - - - 300
KEMER - 20 - - 400 -
TEFENNİ - 180 - - - 720
YEŞİLOVA - 150 - - 1 500 500
TOPLAM 108 2 581 143 7 746 7 840
ÜRÜN ADI : KORUNGA
İ
Kaldırılan ürün miktarı
(Ton)
Yeşil ot Kuru ot Tohum
MERKEZ 650 4 500 400 -
AĞLASUN 105 4 200 - -
ALTINYAYLA 4 20 - -
BUCAK 93 - 465 -
ÇAVDIR 60.4 - 450 -
ÇELTİKÇİ 30 - 60 -
GÖLHİSAR 200 - 2 000 -
KARAMANLI 20 - 140 -
KEMER 60 900 - -
TEFENNİ 20 200 - -
YEŞİLOVA 100 1 500 500 -
TOPLAM 1 342.4 11 320 4 018 -
ÜRÜN ADI : YOCA
İ
Kaldırılan ürün miktarı
(Ton)
Yeşil ot Kuru ot Tohum
MERKEZ 450 13 750 - -
AĞLASUN 185 4 000 - -
ALTINYAYLA 3 75 - -
BUCAK 214 1 680 6 000 -
ÇAVDIR 59.9 - 599 -
ÇELTİKÇİ 68 4 500 470 -
GÖLHİSAR 250 - 2 500 -
KARAMANLI 95 4 750 - -
KEMER 108 7 560 - -
TEFENNİ 30 600 - -
YEŞİLOVA 400 16 000 4 000 -
TOPLAM 1 862.9 52 915 13 569 -
ÜRÜN ADI : HAYVAN PANCARI
İLÇE ADI Ekili alan
(Hektar) Hasat edilen
Alan (Hektar) Verim
(Kg/Hek.)
Kaldırılan
Ürün miktarı (Ton)
MERKEZ 200 200 80 000 16 000
AĞLASUN 25 25 70 000 1 750
ALTINYAYLA 2 2 50 000 100
BUCAK 20 20 75 000 1 500
ÇAVDIR 26 26 40 000 1 040
ÇELTİKÇİ - - - -
GÖLHİSAR 30 30 70 000 2 100
KARAMANLI 100 100 70 000 7 000
KEMER - - - -
TEFENNİ 50 50 70 000 3 500
YEŞİLOVA 30 30 80 000 2 400
TOPLAM 483 483 35 390
Tablo 10: Bitkisel Üretim ve Verim Durumunun İlçelere Göre Dağılımı
(Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
BÖLÜM IV
BURDUR’DA HAYVANCILIK
Burdur ilinde, özellikle et ve süt verimi yüksek kültür ırkı büyükbaş hayvan populasyonu ağırlıklıdır. Mevcut 109.271 büyükbaş hayvanın yaklaşık yüzde 98’i kültür ırkıdır.
Küçükbaş hayvanların yüzde 53.5’i keçi (217.924 baş) yüzde 46.5’i de koyun’dur (189.628 baş).
Kanatlı hayvanların büyük çoğunluğu tavuk ve horoz (672.149 adet) olup, az sayıda hindi (8.323 adet) ve kaz-ördek (4.407 adet) mevcuttur.
Ayrıca, Burdur ili sınırları içerisindeki göllerde tatlı su balıkçılığı da yapılmaktadır. Gölhisar Gölünde sazan ve yayın balığı, Karataş Gölünde sazan, tatlı su levreği ve Salda Gölünde sazan balığı avlanmaktadır.
Avlanma faaliyetleri göllerin kullanım haklarını alan kooperatiflere üye şahıslar tarafından yapılmaktadır.
“Burdur’da son yıllarda süt hayvancılığına önem verilmesi ve kültür ırkı hayvan sayısındaki artış sebebiyle süt üretimi oldukça artmıştır. 1995 yılında 209.700 ton süt üretimi gerçekleştirilmiştir.”
1. HAYVAN VARLIĞI
İlimizde 2002 yılı hayvan varlığı cinsleri üzerinden tabloda verilmiştir. İlimizde Büyükbaş hayvanların %98’i kültür ırkıdır.
HAYVANLAR CİNSİ ADEDİ TOPLAM
Ğ
ı
11 513
Ş
ı
244 544
ı
ş
6 544
277 215
38 152
Tablo 11: 2001 Yılı Hayvan Varlığı (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu. Burdur: Aralık 2002)
İLÇE ADI KÜLTÜR KÜLTÜR MELEZİ YERLİ TOPLAM
MERKEZ 14 178 30 700 200 45 078
AĞLASUN 2 635 765 - 3 400
ALTINYAYLA 503 370 152 1 025
BUCAK 12 710 1 705 1 085 15 500
ÇAVDIR 2 050 3 035 1 100 6 185
ÇELTİKÇİ 2 800 1 350 - 4 150
GÖLHİSAR 6 750 1 900 - 8 650
KARAMANLI 5 960 245 220 6 425
KEMER 4 690 890 120 5 700
TEFENNİ 1 755 1 810 265 3 830
YEŞİLOVA 10 965 605 - 11 570
TOPLAM 64 996 43 375 3 142 111 513
Tablo 12: Büyükbaş Hayvan Varlığının İlçelere Göre Dağılımı (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
2. HAYVANSAL ÜRETİM VE VERİM
a. BÜYÜKBAŞ, KÜÇÜKBAŞ VE KÜÇÜK EVCİL HAYVANLAR ÜRETİM VE VERİMİ
İlimizde hayvansal ürünlerden et ,et olarak tüketildiği gibi Güç Birliği Et Kombinası ve 3 imalathanede sucuk üretimi yapılmaktadır. Süt ve Süt Ürünleri ise özel bir firmaya ait 1 fabrika ile 16 mandıra tarafından işlenmektedir. Sütün %80’i İl dışına gitmektedir. İlimizin son 5 yıllık hayvansal ürünler üretim miktarları Tablo 13’de verilmiştir.
YIL SÜT
(ton) ET
(ton) YAĞ
(ton) PEYNİR
(ton) YAPAĞI-YÜN KIL (ton) BAL
(ton) YUMURTA
(Adet)
1998 196 857 2 813 70 3 149 314,6 672 156.008.000
1999 217 316 4 232 5 3 693 324 755 151.222.000
2000 228 863 2 014 10 1 944 305 588 137.380.000
2001 234 426 3 179 4 1 500 309,8 551 97 982 500
2002 219 049 2 979 4 1 500 234 692 58 880 080
Tablo 13: Son 5 Yıllık Hayvansal Ürünler Üretim Miktarları (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
ARICILIK ÜRETİMİ
Burdur’da arıcılık yeni gelir kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Burdur Tarım İl Müdürlüğü’nün verilerine göre Burdur ilinde 1995 yılında, toplam 37.305 ilkel ve fenni kovan bulunmaktadır. 1988 yılında 399 ton olan bal üretimi, 1989 yılında 432 tona ulaşmış, 1990 yılında 349 ton bal elde edilirken 1995 yılında 701 ton bal üretimiyle artış kaydedilmiştir.
“Burdur’a yönelik arıcılık politikasında mevcut üreticilerin yanında yeni üreticilerin devreye sokularak aile işletmesi sayısının artırılması amaçlanmalıdır. Bu yönde hane başına 20 kovandan az olmamak kaydıyla, arıcılığın ayni kredilerle desteklenmesi sağlanmalıdır.
Yörede yapılan incelemelerde, kredi konusunda bilgilenmeye ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.”
c. SU ÜRÜNLERİ ÜRETİMİ
İlimizde su ürünleri üretimi, göllerde avcılık yoluyla ve kültür balığı yetiştiriciliği şeklinde yapılmaktadır. Uylupınar, Karacaören Baraj Göllerinde ve Karataş Gölünde avcılık yapılmaktadır. Yapraklı Baraj Gölünün kirası 2001 yılında bitmiş olup, yeniden kiralama işllemleri devam etmektedir. Çavdır (Kızıllar) Baraj Gölü 15.09.1999 yılında 5 yıllığına S.S. Kızıllar Köyü Su Ürünleri Kooperatifine kiralanmasına rağmen alet ekipman ve bilgi yetersizliği nedeniyle sınırlı sayıda avcılık yapılmaktadır.
GÖL ADI YILLAR SAZAN (Kg) AYNALI SAZAN (Kg) SUDAK (Kg) HAVUZ BALIĞI (Kg) YAYIN (Kg)
UYLUPINAR
(GÖLHİSAR) 1998
1999
2000
2001
2002 4 100
4 450
5 300
9 000
4 000 -
-
-
-
- 4 400
650
500
900
- -
-
-
-
- 350
540
1 750
800
500
KARACAÖREN I
(BUCAK) 1998
1999
2000
2001
2002 5 940
5 936
6 021
1 613
300 -
-
-
-
- 10 439
2 676
3 537
320
6000 -
-
-
-
9000 -
-
-
-
-
YAPRAKLI
(GÖLHİSAR) 1998
1999
2000
2001
2002 -
-
-
-
- -
22 700
12 500
11 000
- -
-
-
-
- -
-
-
-
- -
-
-
-
-
KARATAŞ
(KARAMANLI) 1998
1999
2000
2001
2002 -
-
-
9 490
500 -
-
-
-
- -
-
-
330
1 500 -
-
-
-
- -
-
-
-
-
ÇAVDIR
(KIZILLAR) 1999
2000
2001
2002 -
-
-
30 -
-
-
10 -
-
-
- -
-
-
- -
-
-
-
Tablo 14: Son Yıllık Su Ürünleri Üretimi (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
YILI TÜRÜ Havuzlarda Üretim (Kg) Kafeslerde Üretim (Kg) Toplam (Kg)
1998 Alabalık 95 900 296 455 392 355
1999 Alabalık 176 276 288 100 464 376
2000 Alabalık 113 130 302 500 415 630
2001 Alabalık 196 970 244 400 441 370
2002 Alabalık 119 600 305 400 425 000
Tablo 15: Su Ürünleri Kültür Balıkları Üretimi (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
Yılı Adedi
Üretim Türü Üretim Şekli Kapasite
(Ton/Yıl) Onaylanan Birim
1998 2 Alabalık Havuz 30 T.K.B. İl Müdürlüğü
1998 2 Alabalık Kafes 50 T.K.B. TÜGEM
1999 3 Alabalık Havuz 71.5 T.K.B. İl Müdürlüğü
2000 1 Alabalık Havuz 9 T.K.B. İl Müdürlüğü
2001 1 Alabalık Kafes 25 T.K.B. İl Müdürlüğü
2002 - - - - -
Tablo 16: Son 5 yıl içerisinde onaylanan projeler (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
İlimizde mevcut göl ve göletlere 2002 yılında balıklandırma yapılmamıştır.
3. BİTKİSEL VE HAYVANSAL ÜRETİM GELİRİ DURUMU
İlimiz 2001 yılı bitkisel üretim geliri 171.149.349.000.000. TL, hayvansal üretim geliri 68.399.152.000.000. TL olup, toplam üretim geliri 239.548.501.000.000. TL’dir.
ÜRETİM 1997 1998 1999 2000 2001 2002
Bitkisel Ür. Geliri 38.715.460 77.392.971 85.880.135 121.141.801 171.149.349 241.125.998
Hayvansal Ür. Geliri 16.880.517 28.148.030 39.650.760 50.714.900 68.399.1852 94.637.516,3
TOPLAM 55.595.977 105.541.001 125.530.895 171.856.701 239.548.501 335.763.514,3
Tablo 17: Son 5 Yıllık Bitkisel ve Hayvansal Üretim Geliri (1.000.000 TL) (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
BÖLÜM V
TARIM VE KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ
1. PROJE VE İSTATİSTİK ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI
a. TARIMSAL DESTEKLEME ÇALIŞMALARI
Yem Bitkilerinin Hayvan Yetiştiriciliğinde Önemi ve 2000/467 Sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Yürütülen Çalışmalar
Bölgemizde başlıca yonca, korunga, adi fiğ, macar fiği, triticale, silajlık mısır, hayvan pancarı, sudan(sorgun) otu, şugarleaf yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yem bitkilerinin başlıca avantajları; Hayvanların besi değerini arttırmakta, süt verimini yükseltmekte, hazır kesif yemlerin yerini alarak üreticiye maddi destek sağlamaktadır. Yem bitkilerinin başlıca özellikleri şunlardır;
YONCA: Yonca sulak arazilerde ekimi gereken çok yıllık bir yem bitkisidir. Tohumunun dekara 4-5 Kg atılması gerekmektedir. Yoncalar hasat zamanı yeşil ot olarak ve aynı zamanda balya yapılarak kış sürecinde de hayvanlara yem olarak verilmektedir.
KORUNGA: Korunga kıraç arazilerde ekimi yapılan çok yıllık bir yem bitkisidir. Tohumunun dekara 10-12 Kg atılması gerekmektedir. Koprungalar hasatla yeşil ot olarak ve aynı zamanda balya yapılıp, yem olarak tüketilmektedir.
ADİ FİĞ ve MACAR FİĞİ: Fiğ kıraç arazilerde ekimi yapılan tek yıllık baklagillerden bir yem bitkisidir.tohumu dekara 10-12 Kg atılması gerekmektedir. Adi Fiğin sap kısmı güçsüz olduğunda yulaf ve arpa ile yaklaşık 1/3 oranında yani 9-10 Kg Adi Fiğ tohumu, 3 Kg Yulaf tohumu atılarak hasat zamanında ürünün dik durmasını sağlayarak hasatta kolaylık sağlanmaktadır. Macar Fiğinde bu uygulamaya gerek görülmemektedir.
SİLAJLIK MISIR: Silajlık mısır sulu arazilere ekimi yapılan tek yıllık bir yem bitkisidir. Tohumu dekara 4-5 Kg atılması gerekmektedir. Mısırlar silaj yapılarak yem bitkisi olarak değerlendirilmektedir.
HAYVAN PANCARI: Hayvan pancarı sulu arazilerde ekimi yapılan tek yıllık bir yem bitkisidir. Tohumu dekara 2 Kg atılması gerekmektedir. Hayvanların iştahla yediği bir yem bitkisidir.
SORGUM-SUDAN OTU (ŞUGARLEAF): Sulu arazilerde ekimi yapılan tek yıllık yem bitkileridir. Tohum dekara 3,5-4 Kg atılması gerekmektedir. Hasattan sonra tüketilmektedir.
“Tarım İl Müdürlüğü olarak, 2000/467 sayılı hayvancılığın desteklenmesi hakkındaki genelge kapsamında çok yıllık (yonca ve korunga) bitkilere en az 10 dekar olmak koşuluyla %30, tek yıllık (Adi fiğ, macar fiği, silajlık mısır, triticale, hayvan pancarı, sudan otu, şugarleaf) bitkilere en az 25 dekar olmak şartıyla %20 destekleme primi ödenmektedir.”
Bu projeler kapsamında Burdur İl Genelinde 2000 yılında üreticiye 119.577.880.000 TL, 2001 yılında 876.582.646.000 TL, 2002 yılında 781.174.365.500 TL. Yem Bitkileri Desteklemesi ödemesi gerçekleşmiştir.
Tarım İl Müdürlüğü olarak 2003 yılı faaliyetlerimiz sürmektedir.
2000/467 Sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında 2002 Yılında Yürütülen Çalışmalar
Söz konusu karar kapsamında İl Merkezi ve bağlı köylerde 01 Ocak-2002 - 31 Aralık 2002 tarihleri arasında 79 adet yem bitkileri projesi onaylanmıştır. Bu projeler çerçevesinde 518 da. Yonca, 398 da. Korunga, 994 da. Fiğ, 246 da. Triticale, 142 da. S. Mısır ekimleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bir çiftçimize ğproje kapsamında yağmurlama sulama sistemi ödemesi yapılmıştır.
İl Merkezinde 31 Aralık 2002 tarihine kadar onaylanan projelerin toplam yatırım tutarı 216.577.752.000- TL. dir. Projelerin toplam destekleme tutarı 54.421.325.000- TL. olup, 38.630.075.000- TL. destekleme ödemesi yapılmıştır. Ayrıca 2001 yılında onaylanıp hakedişi 2002 yılında yapılan projelere 20.503.874.500- TL. destekleme ödemesi yapılmıştır. Toplam 2002 yılında yapılan hakediş 59.133.949.500. TL. dir.
İl genelinde 583 proje onaylanmıştır. 1.475 dekar Yonca, 848 da Korunga, 572 da. M. Fiği, 24.408 da. A. Fiğ, 5.000 da. Triticale, 630 da. H.Pancarı, 168 da. Sudan otu, 10.915 da. S.Mısır olmak üzere toplam 44.017 da. ekilişleri gerçekleştirilmiştir. Bu projelere 6 ad. Silaj makinesi, 1 ad. Rötavatör, 18 ad. Çayır biçme makinesi, 1 ad. Mibzer , 1 ad. Yükleme aparatı, 5 ad. Pulluk, 1 ad. Ot tırmığı, 1 ad. Sulama sistemi ilave edilerek Alet-Makine desteklemelerinden de yararlanmaları sağlanmıştır.
İl genelinde 31.12.2002 tarihine kadar onaylanan projelerin toplam yatırım tutarı 3.875.398.252.000. TL. dir. Projelerin toplam destekleme tutarı 804.102.841.000. TL. olup, 746.593.765.000. TL. destekleme ödemesi yapılmıştır. Ayrıca 2001 yılında onaylanıp hakedişi 2002 yılında yapılan projelere 34.580.600.500. TL. destekleme ödemesi yapılmıştır. Toplam 2002 yılında yapılan hakediş 781.174.365.500. TL. dir.
Projeler ile ilgili çalışmalara 2003 yılında da devam edilecektir. Proje ile ilgili yayım ve diğer çalışmalarımız devam etmektedir.
2. HAYVAN SAĞLIĞI ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI
a. BULAŞICI HASTALIKLAR :
İlimizde 2002 yılı içerisinde 4 mihrakta Şap, 5 mihrakta Burucella Melitensis, 2 mihrakta Koyun-Keçi çiçek hastalığı ve 1 mihrakta sığır tüberkülozu olmak üzere toplam 12 mihrakta hastalık çıkmış olup, 1 mihraktaki Br melitensis hastalığı dışındaki tüm hastalık mihrakları alınan idari ve fenni tedbirlerle mahallinde söndürülmüştür.
HASTALIĞIN ADI HASTALIĞIN ÇIKTIĞI YER
Brucelle Melitensis Bucak/Karaaliler
Brucella Melitensis Bucak/Ürkütlü
Brucella Melitensis Bucak/Yüreğil
Brucella Melitensis Bucak/Kestel
Brucella Melitensis Burdur/Güneyyayla
Koyun-Keçi Çiçek Tefenni/Hasanpaşa
Koyun-Keçi Çiçek Karamanlı/Manca
Şap Burdur/Menderes
Şap Burdur/Aziziye
Şap Burdur/Kışla-Bağlar
Şap Çavdır/Kozağaç
Tüberküloz Burdur/Kozluca
Tablo 18: Buaşıcı Hastalıklar (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
b. KORUYUCU VE BEDELLİ AŞILAMALAR:
il genelinde 2002 yılında hastalık çıkış ve sönüşleri de dahil olmak üzere, her türlü aşılamalarda 152.712 büyükbaş, 337.189 küçükbaş, 5.510 kanatlı, 2.509 kedi-köpek olmak üzere, toplam 497.920 baş muhtelif hayvana aşı tatbik edilmiştir.
c. KUDUZ HASTALIĞI İLE MÜCADELE ÇALIŞMALARI:
İlimiz genelinde 2002 yılında 2.509 kedi ve köpek kuduz aşısı ile aşılanmıştır.
d. HAYVAN VE HAYVANSAL ÜRÜNLERİN İHRACINDA SAĞLIK MUAYENELERİ VE RAPOR TANZİMİ:
2002 yılı içerisinde 58.984 büyükbaş, 115.137 küçükbaş, 46 tek tırnaklı, 1000 adet balık, 41.168 ad. arılı kovan Yurt İçi Veteriner Sağlık Raparu, 2.739.603 kg (sığır,koyun,keçi eti ile böbrek iç yağı) et Havyan Maddelerinin Sevkine mahsus Yurtiçi Veteriner Sağlık Raporu ile diğer illere sevk edilmiştir.
e. SAĞLIK TARAMASI:
İlimiz genelinde 2002 yılı içerisinde 209.933 büyük baş, 169 baş tek tırnaklı, 435.861 küçükbaş 7.725 kanatlı, 2.728 baş kedi- köpek ve 22.809 ad. Arılı kovan olmak üzere toplam 679.125 baş muhtelif hayvan salgın, bulaşıcı ve zoonoz hastalıklar yönünden kontrolden geçirilmiştir.
f. POLİKNİK ÇALIŞMALARI:
ilimiz genelinde 2002 yılında klinik ve köy çalışmalrında ; özel ve resmi Veteriner Hekimlerce 3.846 baş sığır, 1.140 baş koyun, 1.210 baş keçi, 33 baş tek tırnaklı, 94 baş köpek, 12 baş kedi ve 52 kanatlı olmak üzere, toplam 6.387 baş muhtelif hayvan muayene edilip, teşhis ve tedavileri gerçekleştirilmiştir.
g. HAYVANCILIK BELGESİ
2002 yılı içerisinde süt teşvik primi ve Tarım Kredi Kooperatifi kaynaklı kredililerden faydalanmak üzere, 4.037 yetiştiriciye hayvan varlığı mevcut belgesi tanzim edilmiştir.
h. ZOONOZ HASTALIKLAR:
ilimiz Sağlık Müdürlüğü ile ortaklaşa yürütülen Zoonoz Hastalıkların 1 yıllık değerlendirilmesinde, Sağlık Müdürlüğünden bildirilen verilere göre, Kuduz Hastalığı yönünden 803 kişinin kedi ve köpekler tarafından ısırılmış olduğu, ayrıca 136 kişide Brucella, 2 kişide Şarbon ve 2 kişide Leptospirosis hastalığına rastlanıldığı bildirilmiştir.
Hayvanlarda ise İlimiz genelinde 5 mihrakta Zoonoz hastalık (Brucella Melitensis) görülmüştür.
ı. BÜYÜKBAŞ HAYVANLARIN TESCİLİ, TANIMLANMASI VE İZLENMESİ:
ilimiz genelinde 2001 yılı eylül ayında başlanılan çalışmalar sonucu, 110.000 büyükbaş hayvana kulak küpesi takılmış ve daha önce küpeli olanlarla beraber 121.396 büyükbaş hayvan kayıt altına alınmıştır.
Ş AŞILANAN
BÜYÜKBAŞ KÜÇÜKBAŞ
ENTEROTOXEMİE
ENFEKSİYON HEPATİT NECROZAN
AGALACTİA
KEÇİ CİĞER AĞRISİ
ECTİMA -
-
-
-
- 141.892
1.930
5.735
25.549
1.750
TOPLAM - 176.856
Tablo 19: Burdur İli 2002 Yılı Bedelli Aşılama Cetveli (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
FAALİYETİN ADI PROGRAM DÖNEM GERÇEKLEŞMESİ AŞILANAN HAYVAN
MİKTARI %’si
BÜYÜKBAŞ HAYVANLARDA
Şap Aşılaması
142.300
148.853
105
KÜÇÜKBAŞ HAYVANLARDA
Şap Aşılaması
-
54.462
-
KOYUN
Vebası Aşılaması
16.500
14.594
88
BÜYÜKBAŞ HAYVANLARDA
BR.S. 19 Genç Aşılaması
-
-
-
BÜYÜKBAŞ HAYVANLARDA
BR.S.19 Ergin Aşılaması
-
-
-
KÜÇÜKBAŞ HAYVANLARDA
Rew.1 Genç Aşılaması
42.000
36.417
87
KÜÇÜKBAŞ HAYVANLARDA
Rew. 1 Ergin Aşılaması
4.000
6.389
160
SIĞIRLARDA THEİLERİOSİS
Aşılaması
-
-
-
BÜYÜKBAŞ HAYVANLARDA
ANTHRAX Aşılaması
3.635
3.859
106
KÜÇÜKBAŞ HAYVANLARDA
ANTHRAX Aşılaması
5.100
7.541
148
KÜÇÜKBAŞ HAYVANLARDA
Çiçek Aşılaması
17.000
40.930
241
MAVİ DİL - - -
KEDİ ve KÖPEKTE KUDUZ
Aşılaması
3.100
2.509
81
KANATLILARDA EWCASTLE
Aşılaması
18.000
5.510
31
TARAMA (Muhtelif Baş) 471.000 679.125 144
Tablo 20: Burdur İli 2002 Yılı Hayvan Hastalık ve Zararlıları ile Mücadele Çalışmaları (İl Ggeneli) (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
İ TOPLAM AŞILANAN HAYVAN MİKTARI
B. BAŞ K. BAŞ
ŞAP 13. Mihrakta
Burdur/Bağlar Mah. Menderes Mah. Gökçebağ Yarıköy, Büğdüz, Bayındır, Bağlar Mah. Kemer/Yeni Cami Mah. Tefenni/Beyköy-Yokuş Mah. Hasanpaşa-Yuvalak. Çavdır/Kozağaç
16.933
13.295
BRUCELLA MELİTENSİS 1. Mihrakta
Burdur/Aziziye, Karaçal, Gökçebağ -
2.620
ANTHRAX 1. Mihrakta: Burdur/Askeriye 975 180
SIĞIR TÜBERKÜLOZU 1. Mirakta: Burdur/Büğdüz - -
İBR 7. Mihrakta:
Burdur/A.Müslümler, Büğdüz, Yassıgüme, Başmakcı-Çeltikçi/Bağsaray-Bucak/Ürkütlü - -
TAVUK TİFOSU 1. Mihrakta: Tefenni/Fatih Mah. -
PPR (Koyun-Keçi Vebası) 1. Mihrakta: Yeşilova/Bayındır Köyü - 4.000
ŞAP
4. Mihrakta
Burdur/Hacılar, Yarıköy, Necatibey Mah. Bucak/Katrandağı 1.749 325
PPR (Koyun-Keçi Vebası) 4. Mihrakta
Gölhisar/Armutlu Mah., Karapınar.
Burdur/Halıcılar. Karamanlı/Kavaklar - 16.213
BRUCELLA MELİTENSİS 4. Mihrakta
Burdur/Yarıköy, Kozluca, Gökpınar
Bucak/İncirdere - 4.045
KOYUN-KEÇİ ÇİÇEK 1. Mihrakta: Bucak/Kestel 400
Şış KEDİ-KÖPEK
345
RUAM 15. Mihrakta
Burdur/Kayış, Yarıköy, Yazıköy,
Hacılar, Gökçebağ. Çavdır/Söğüt, Kozağaç. Gölhisar/Yeşildere, Elmalıyurt.
Bucak/Karapınar, Heybeli, Taşyayla, Çamlık, Kestel. - -
SIĞIR TÜBERKÜLOZU 1.Mihrakta : Burdur/Büğdüz - -
ŞAP 3. Mihrakta
Burdur/Büğdüz, Yarıköy, Karakent 3.800 -
BRUCELLA MELİTENSİS 3. Mihrakta
Gölhisar/Çamköy.Bucak/Karaaliler. Tefenni/Hasanpaşa - 3.085
ANTHRAX 2. Mihrakta
Burdur/Güneyyayla, Taşkapı 1.012 3.016
KOYUN-KEÇİ ÇİÇEK 2. Mihrakta
Gölhisar/Karapınar. Karamanlı/Esenler. - 1.955
ŞAP 5. Mihrakta
Burdur-Menderes Mah., Kışla Mah., Bağlar Mah., Aziziye. Çavdır-Kozağaç 9.274 7.620
BRUCELLA MELİTENSİS 5. Mihrakta
Bucak-Karaaliler, Ürkütlü, Yüreğil, Kestel
Burdur-Yaylabeli - 1.055
TÜBERKÜLOZİS 1. Mihrakta: Burdur/Kozluca - -
KOYUN-KEÇİ ÇİÇEK
3. Mihrakta:
Karamanlı-Mar-Manca Tefenni-Hasanpaşa - 3.400
ŞAP 3. Mihrakta
Burdur-Düğer, Kayaaltı, Hızırilyas Mah. 3.120 -
BRUCELLA MELİTENSİS 1. Mihrakta: Bucak-Avdancık - 1.910
ANTRAX 1. Mihrakta: Ağlasun 50 2.881
Tablo 21: Burdur İlinde Son 5 Yılda Çıkan-Sönen Sağlığı ve Bulaşıcı Hayvan Hastalıkları (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
AYI Pazara Get. Hay. Sayısı Raporlu Menşeli Belgesiz Sat.Yap. Hay. Sayısı
Ocak 9.300 1.774 7.526 - 5.871
Şubat 15.905 3.765 12.140 - 11.926
Mart 13.445 4.879 8.566 - 8.383
Nisan 10.567 3.463 7.104 - 6.225
Mayıs 14.038 5.339 8.699 - 11.227
Haziran 6.311 2.783 3.528 - 3.638
Temmuz 9.181 3.868 5.313 3 6.517
Ağustos 10.796 5.003 5.790 - 6.964
Eylül 11.680 5.711 5.969 - 7.467
Ekim 2.691 1.023 1.668 - 1.622
Kasım 9.418 3.577 5.841 - 6.114
Aralık 7.554 2.956 4.598 - 4.729
Toplam 120.886 44.141 76.742 3 80.683
Tablo 22: Hayvan Pazarları Kontrolü 2002 (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
i. KAÇAK YAKALANAN HAYVAN VE HAYVAN MADDELERİNE YAPILAN İŞLEMLER
“İlimizde kaçak hayvan nakleden şahıslar hakkında İl ve İlçe Müdürlüklerimiz görevlileri ile Emniyet, Jandarma ve Belediye Zabıta Güçlerince ortaklaşa yapılan çalışmalar neticesinde toplam 27 sevkte 131 adet büyükbaş, 413 adet küçükbaş, 1250 adet kanatlı, 40 adet arılı kovan, 503 adet sığır derisi 1088 adet koyun derisi, 168 adet keçi derisi ve 150 kg. et’in kaçak sevk edildiği tespit edilerek yasal işlem yapılmıştır.”
3. KONTROL ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI
a. GIDA KONTROL ÇALIŞMALARI :
Gıda Kontrolünün amacı; Gıda maddeleri üreten fabrika ve imalathanelerde üretilen gıda maddelerinin insan sağlığına zararlı olup olmadığının araştırılması, Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ve Ürün Tebliğleri, Mecburi Türk Standardı ve Gıda Maddeleri Tüzüğüne uygunluğunun denetlenmesi ve daha kaliteli, daha sağlıklı koşullarda mamul madde üretilmesini sağlamaktır. 441 Saılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri hakkındaki Kararname ile 560 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kararname gereğince gıdalarda denetleme çalışmaları yürütülmektedir.
Gıda işletmelerinin denetimi yılda en az iki kez yapılacak şekilde programlanmaktadır.
Denetimler sonucunda alınan numuneler İl Kontrol Laboratuar Müdürlüklerine gönderilerek analizleri yaptırılmakta, laboratuar analiz sonuçları ise Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği- Ürün Tebliğine, Ürün tebliği yayımlanmamışsa Mecburi Türk Standard’ına, Standardı yoksa Gıda Maddeleri Tüzüğüne göre değerlendirilmektedir. Analiz sonucu uygun gelen gıda numuneleri gıda işletmelerine yazılı olarak bildirilmektedir. Analiz sonucu olumsuz gelen gıda numuneleri ile ilgili olarak ise; (raf ömrü 15 günden fazla olanlar için) önce işletmeye itiraz hakkını kullanabilmesi için konu yazı ile bildirilmektedir. İşletme sahibi 15 gün içinde itiraz hakkını kullanmak istediği taktirde, Müdürlüğümüze dilekçe ile müracaat ederek, muhafaza edilen şahit numune Bakanlığımızın belirlediği Referans laboratuarına, ücretini işyeri ödemek kaydıyla gönderilir. Referans Laboratuarının analiz sonucu kesin olup bu sonuca göre gerekli işlem Müdürlüğümüzce yapılmaktadır.
İşletme itiraz hakkını tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde kullanmak istemediği takdirde ise 4128 sayılı kanunun 18/A maddesinin ilgili hükümlerine göre yasal işlem yapılmaktadır.
Raf ömrü 15 günden az olan ve analiz sonucu olumsuz gelen gıda numunelerinde ise, işletmenin analiz sonucuna itiraz hakkı ürünün raf ömrü ile sınırlıdır. Bu süre içerisinde itiraz hakkını kullanmadığında analiz sonucuna göre gerekli işlem yapılmaktadır.
Söz konusu işletmelerin 2002 yılı içinde 279 kez denetimi yapılmış ve 265 adet gıda numunesi alınmıştır. İl Kontrol Laboratuar Müdürlüklerince yapılan analizleri sonucunda 186 gıda numunesinin Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği- Ürün Tebliği, Mecburi Türk Standardı veya Gıda Maddeleri Tüzüğüne uygun olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre olumsuz çıkan 79 gıda numunesi için ilgili üretim yerlerinden 6’sı yazılı ve sözlü olarak uyarılmış, 48 işletme 4128 Sayılı Kanunun 18/A maddesinin (g) bendine göre yasal işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. 4 işletme hakkında 4128 sayıl kanun gereği İdari Para Cezası Kararı verilmiştir. Ulusal Çiğ Sütte Kalıntı İzleme Planı Gereği alınan çiğ süt numunelerinden 21 adedinde Aflatoksin M1 ve Kloramfenikol tespit edilmiştir. Konu ile ilgili olarak Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürlüğü ile koordineli olarak çiftçilerimizin eğitim faaliyetlerine başlanmıştır. Çiftçi eğitim faaliyetlerimiz sürdürülmektedir.
b. GIDA SİCİL TESCİL VE ÜRETİM İZNİ FAALİYETLERİ
İlimizde bulunn111 adet gıda imalathanesinin 67 adedi Gıda Sicil Sertifikası almıştır. Bu işletmeler ürettikleri ürünler için de 115 adet Üretim İzni Sertifikası almışlardır. Kalan 44 gıda işletmesi Gıda Sicil Üretim İzni Başvurularını yapmışlar, fakat çalışma izni gibi dosyadaki bir takım eksiklikleden dolayı dosyalar beklemededir.
İlimizde üretilen meyve ve sebzelerin saklandığı Soğuk Hava Depoları da Gıda Siciline kaydolmak zorundadırlar. İlimizde bulunan 5 adet Soğuk Hava Deposu Gıda Sicil müracaatlarını yapmışlar, fakat henüz dosyalarını tamamlamışlardır.
c. YEM KONTROL HİZMETLERİ
1734 Sayılı Yem Kanunu, buna bağlı yem yönetmeliği ve 441 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Müdürlüğümüze verdiği yetkiye dayanılarak, ayrıca Bakanlığımız Tamim ve Genelgeleri doğrultusunda yem kontrol hizmetleri yürütülmektedir.
İlimizde Karma Yem üretimi yapan 5 yem fabrikası ile (Ekinciler, Hatipoğlu, Özhatipoğlu, Çavuşoğulları Bur-Ak Yem) 2 adet gayri faal yem fabrikası (BurYem, Bucak Yem) bulunmaktadır. Depolama ve satış yapan ruhsatlı faal 243 adet yem bayimiz mevcuttur. 5 fabrikaya 31 denetim yapılmış 6 takım yem numunesi alınmış, 546 bayi denetimi yapılmış, 122 takım yem numunesi alınmış ve analizleri yaptırılmıştır.
Norm ve tescillerine uygun üretim yapmayan Gaziantep Sercan Yem Fabrikasında üretilen Kemer ilçemizde Osman İşleyen’e ait yem bayiinde satılmakta olan 14,5 ton sığır süt yemine el konularak, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Aynı gerekçe ile Beyşehir Yem Fabrikasına ait İlyas Köyünde satılmakta olan 15 ton sığır süt yemine el konularak suç duyurusunda bulunulmuştur. Söz konusu davalarda yargılama süreci devam etmektedir.
Bakanlığpımızca fabrika kuruluş aşaması tamamlanan Özhatipoğlu Akdeniz Yem Fabrikasına 29.05.2002 tarih ve 1227 no’lu Genç Girişim AŞ. Yem Fabrikasına 14.11.2002 tarih ve 1262 Ruhsat (Yem Üretim Belgesi) tanzim edilmiştir. İş terki sebebiyle 6 yem bayilik ruhsatı iptal edilmiş olup, İl Müdürlüğümüze başvuruda bulunan 16 özel ve tüzel kişiliğe bayilik şartları uygun bulunarak yem bayilik ruhsatları düzenlenmiştir.
Diğer illerde üretim yapan 90’a yakın karma yem fabrikasından ilimize yem girişi olmaktadır. Karma yemlerdeki sorunlar ise zaman zaman uygun olmayan ortamlarda depolama, normlara uygun olmayan yem üretimi (ham protein eksikliği, kül fazlalığı, rutubet ve selüloz fazlalığı, mikrobiyolojik bozukluklar) olarak tespit edilmiştir.
d. YEM SANAYİ
Yem Sanayiinde Burdur’da 4 özel firma (Merkez’de 2, Ağlasun’da 1 ve Bucak’da 1 adet olmak üzere) faaliyet göstermektedir. Bunların toplam kapasiteleri 160.680 ton/yıl olup, kapasite kullanım oranları ise yüzde 30-50 arasında değişmektedir.
Burdur’da yem ve süt üretiminde bir dengesizlik mevcuttur. Sütün büyük bölümü işlenmeden dışarı gönderilirken, tüketilen yemin büyük bölümü dışarıdan gelmektedir
“Yem sanayii; tavukçuluk ve büyükbaş hayvancılık ile birlikte entegre olarak düşünülmeli ve uygulama bu şekilde gerçekleştirilmelidir.”
e. SU ÜRÜNLERİ VE SULARDA KİRLİLİK KONTROL ÇALIŞMALARI
Su ürünleri kaynaklarımızdan ekonomik olarak yararlanmak, üretimi ve su ürünleri ihracatını artırmak için deniz ve iç sularımızdaki su ürünlerinin kalite ve stoklarının korunması, ekonomik türlerin geliştirilmesi, suların kirlenmesinin önlenmesi ve su ürünlerinin kalkınma plan hedeflerine ulaşılmasını sağlamak amacıyla, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununa ve bu kanuna ait yönetmelik ile 35/1 ve 35/2 numaralı Su Ürünleri Avcılığını düzenleyen sirkülerle gereğince ilimizde su ürünleri kontrol hizmetleri yürütülmektedir.
İlimizde su ürünleri istihsali açısından önemli 6 adet baraj gölü, 3 adet doğal göl ve 11 adet gölet mevcuttur.
Doğal Göller Baraj Gölleri Göletler
1-Karataş
2-Uylupınar
3-Gölcük 1-Karacaören 1
2-Karacaören 2
3-Yapraklı
4-Karamanlı
5-Kızıllar
6-Bademli 1-Tefenni
2-Elmacık
3-Belenli
4-Alanköy
5-Başpınar
6-İğdeli
7-Kemer
8-Hasanpaşa
9-Gökçebağ
10-Askeriye
11-Ağlasun
Tablo 23: İlimizdeki su ürünleri açısından önemli su kaynaklarımız (Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
Yukarıda belirtilen doğal göl, baraj gölü ve göletlerde, karaya çıkş noktalarında, balık stış yerlerinde, yasak tahdit ve mükellefiyetlere uyulup uyulmadığı hususlarında 2002 yılında gerekli kontroller yapılmıştır.
Müdürlüğümüzce 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunun 20., Su Ürünleri Yönetmeliğinin 11. ve 12. Su Ürünleri Avcılığını düzenleyen 35/1 numaralı sirkülerin 36. maddesi gereğince; su kirliliği kontrol çalışmaları yapılmış, su numuneleri alınarak Müdürlüğümüzde ve İl Kontrol Laboratuarında analizleri yapılmıştır.
Su Kirliliği çalışmaları analiz sonuçları değerlendirilerek dönem raorları halinde Bakanlığımıza bildirilmiştir.
f. MEZBAHA VE KOMBİNA ÇALIŞMALARI
2002 yılında ülkemizde mevcut tek tırnaklı, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlardan elde edilecek etlerin gerekli teknik ve hijyenik şartlarda üretilmesini, işlenmesini, mamul madde haline getirilmesini, ambalajlanmasını, paketlenmesini, soğutulmasını, muhafazasını ve nakledilmesini sağlayarak güvenli et ve et ürünleri sağlamak, işletmenin atık ve artıklarının çevre ve toplum sağlığına zarar vermesini önlemek amacıyla yayınlanmış olan, “Kırmızı Et ve Et Ürünleri Üretim Tesislerinin Kuruluş, Açılış, Çalışma ve Denetleme Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik” kapsamında ilimizde mevcut Belediye Mezbahaları ve özel işletmelerde ruhsatlandırma çalışmalarına devam edildi. Yeşilova Belediyesine ait mezbahada ruhsatlandırma çalışmaları sonuçlandırılarak kendilerine 3. sınıf mezbaha çalışma izin belgesi verilmiştir. Ruhsatlandırma çalışmalarına devam edilmiş olup, Karamanlı ve Kemer Belediyelerine ait mezbahanelerde gerekli tadilat işlemlerinin yapılmaması ve dosyalarındaki eksik bilgi ve belgeler olması nedeniyle çalışma izni verilmediğinden 31 Aralık 2000 tarihinde ilgili belediyelerce kapatılmışlar ve halen faaliyet göstermemektedirler.
2002 yılı sonu itibariyle İlimizde Burdur Güçbirliği Gıda San. ve Tic. A.Ş’ne ait 1 adet kombina, Azizoğlu Et Entegre Gıda San. Ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait Sucuk İşletmesi ve Aran Sucuk İşletmesi olmak üzere 2 adet sucuk işletmesi, Bucak İlçesinden Zeki DOĞAN’a ait 1 adet Et Parçalama tesisi ve Bucak, Çavdır,Gölhisar, Tefenni ve Yeşilova Belediyelerine ait 5 adet 3. sınıf mezbaha ilgili yönetmelik kapsamında çalışma izni almışlardır. Çalışma izni alarak faaliyetleri devam ettirmekte olan bu tesisler İl ve İlçe Müdürlüklerinde görevli Veteriner Hekimlerce 4’er defa denetlenmiş olup, eksiklik ve aksaklıkları kendilerine bildirilerek en kısa sürelerde tamamlamaları istenilmiştir.
İlimizde bulunan özel kombina, tesisler ve Belediye Mezbahalarında 2002 yılı faaliyetleri dönemler halinde Bakanlığımıza bildirilmiştir.
g. İLDEKİ DAMIZLIK ERKEK HAYVANLARIN SAĞLIK KONTROLLERİ VE DAMIZLIĞA ELVERİŞLİ OLMAYANLARIN ENENMESİ ÇALIŞMALARI
Eneme ile ilgili çalışmalar Merkez İlçede İl Müdürlüğümüz Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğünce, İlçelerde ise İlçe Müdürlüklerimizde görevli Sağlık Personeli, Veteriner Hekim ve Veteriner Sağlık Teknisyenleri tarafından yürütülmektedir.
Yapılan çalışmalarla ilgili raporlar İl Müdürlüğümüze yıl sonu itibariyle bildirilmekte olup, Şube Müdürlüğümüzce İlçeler üzerinden icmalleri yapılarak Bakanlığımız Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğümüze gönderilmiştir.
İLÇE Genç Boğa Boğa Manda
Boğası At Koç Teke Katır Merkez Çebiç Oğlak Genel Toplam
Merkez - - - - 2 3 - - - 47 52
Ağlasun - - - - - - - - - - -
Altınyayla - - - - - - - - - - -
Bucak - 11 - - 36 1302 - - - - 1349
Çavdır - - - - - - - - - - -
Çeltikçi - - - 3 35 115 - 2 - - 155
Gölhisar - - - - 12 43 - - - - 55
Karamanlı - - - - - - - - - - -
Kemer - - - - - - - - - - -
Tefenni - - - - - - - - - - -
Yeşilova - - - 1 - 115 - 5 - - 121
TOPLAM - 11 - 4 85 1578 - 7 - 47 1732
Tablo 24: 2002 Yılı Eneme Yapılan Hayvanların Cinsi ve Miktarları (Baş)
(Kaynak: Burdur Tarım İl Müdürlüğü, Yıllık Çalışma Raporu, Burdur: Aralık 2002)
h. ÇİĞSÜTTE KATKI KALINTI İZLEME PLANI ÇALIŞMALARI:
Çiğ Sütte Katkı Kalıntı İzleme Planı dahilinde toplam 21 süt işleme tesisinden toplam 33 çiğ süt numunesi alınmıştır. Alınan çiğ süt numunelerinde Aflatoksin M1 ve Veteriner İlaç kalıntılarının tespiti için, Ankara İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü, Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ile Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne gönderilen 33 çiğ süt numunesinden; 12’si nin analiz sonucu olumlu olup, 21 analiz sonucu olumsuz tespit edilmiştir.
ı. ULUSAL SÜT VE MAMULLERİNDE KATKI KALINTI İZLEME PLANI ÇALIŞMALARI
Bakanlığımız Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün Ulusal Süt ve Mamullerinde Katkı Maddeleri İzleme Talimatı doğrultusunda İlimizde bulunan 11 mandıradan ve 52 süt işleme tesisinden 2002 yılı içinde toplam 64 adet beyaz peynir ve yoğurt numunesi alınarak Antalya ve Isparta İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğünde kullanımı yasak olan E.200 (Sorbik Asit), E.202 (Potasyum sorbat) ve E.203 (Kalsiyum Sorbat) kalıntısı tespit analizleri yaptırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda 58 numunede kalıntı tesbit edilmemiş olup kalıntı tespit edilen “6” işletme yazılı ve sözlü olarak uyarılmış ve durum Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğümüze yazı ile bildirilmiştir.
i. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ SANAYİ
Burdur İli ve ilçelerinde mevcut büyükbaş hayvan varlığının büyük bir bölümü (yaklaşık yüzde 98’i) süt verimi yüksek kültür ırkı hayvanlardan meydana gelmektedir. İl’de süt üretimi 1995 yılı için 209.700 tondur.
Burdur’daki bu potansiyele karşılık mevcutta sadece Mis Süt, Pak Süt ve Varollar Süt İşletmeleri Tesisleri vardır. Süt Endüstrisi Kurumuna bağlı fabrikayı devralan Mis Süt Fabrikasının süt işleme kapasitesi 20 ton/gün süt olup, fiili üretim kapasitesi 40 ton/gün süttür. Pak Süt ve Varollar Süt İşletmeleri’nin süt işleme kapasiteleri sırasıyla 15 ton/gün ve 40 ton/gün süttür.
Burdur’da süt inekçiliği yapan çiftçi ailelerinin üretim kooperatifleri çatısı altında örgütlenmiş olmaları, mevcut toplama merkezleri ve soğuk zincir nedeniyle potansiyele kolay ulaşılabilme ve pazara yakınlık (Ege ve Akdeniz) gibi avantajlar gözönüne alındığında, süt ve süt ürünleri yatırımları için İlin büyük potansiyele sahip olduğu görülmektedir.
Burdur’da mevcut kooperatiflerin destek sağlanarak sütü işlemeye teşvik edilmelerinin yanısıra, süt entegre tesisleri kurulmasıyla, mevcut süt potansiyelinin sadece peynir veya tereyağına dönüştürülmesiyle bile önemli ölçüde katma değer yaratılabilir. Sütün, yoğurt, ayran ve dondurma üretiminde değerlendirilmesiyle de daha yüksek katma değer meydana getirmek yanında, istihdam artışı da mümkün olacaktır.
j. SÜT TEŞVİK PRİMİ
Süt Teşvik Priminin Amacı; Çiftçilerin gelir düzeyini yükseltmek, süt sanayiinde, teknolojik gelişmeyi sağlamak, hayvancılığın gelişmesine katkıda bulunmaktır.
Bu amaçla çift cidarlı kazan ve pastörizatör sistemine sahip süt mamulleri imal eden 9 işletme süt teşvik primi kapsamına alınmıştır. 2002 yılı sonu itibariyle süt teşvik primi kapsamındaki işletmeler toplam 52.815.606 litre çiğ süt alımı yapmışlardır. 03.10.2002 tarihinde Bucak ilçemizde faaliyet gösteren Bucak Süt İşletmesinin kod numarası iptal edilerek süt teşvik primi kamsamından çıkarılmıştır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca Süt Teşvik Primi kapsamındaki süt işleme tesislerine süt satan üreticilere beher litre çiğ süt için 10.000 TL süt teşvik primi ödemesi yapılmaktadır. Aynı vasıftaki işletmelere süt satan soy kütüğüne kayıtlı işletmelere ise sattıkları beher litre çiğ süt için ise 20.000 TL teşvik primi ödenmektedir.
Çiğ süt üreticilerimizin Süt Teşvik Primi kapsamındaki işletmelere sattıkları sütlerin fatura kontrolleri ve onayı Müdürlüğümüzce yapılmaktadır. 2002 yılı içinde soy kütüğüne kayıtlı olmayan ilimiz üreticilerinin işletmelere verdiği yıl sonu itibariyle toplam süt miktarı 119.352.767 litre olup, soy kütüğüne kayıtlı işletmelerin toplam süt miktarı ise 17.528.130 litredir. İlmizde 2002 yılı içerisinde işletmelere satlan ve faturası onaylanan süt miktarı toplam 136.880.897 litredir. Bu miktarların beyan edildiği faturalar kontrol edilerek onaylanmıştır. Bu bilgileri kapsayan Süt Teşvik Primi İcmal Cetveli üç ayda bir olmak üzere, Bakanlığımız Koruma Kontrol Genel Müdürlüğüne ve Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğüne gönderilmektedir.
k. DÜNYA SÜT GÜNÜ
Uluslar arası Sütçülük Federasyonunun (İ.D.F.) 1956 yılında aldığı bir karar gereğince 21 Mayıs bütün ülkelerde “Dünya Süt Günü” olarak kutlanmaktadır.
Bakanlığımız Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünce yürütülmekte olan süt tüketimini artırma kampanyası ve 21 Mayıs’ın “Dünya Süt Günü” olması nedeniyle 20-24 Mayıs 2002 tarihlerini kapsayan “Süt Haftası” boyunca;
- Süt Haftasının anlam ve önemini belirten sözlerin bulunduğu bez dövizler ve Bakanlığımızca önceki yıllarda gönderilen afişler İl Merkezi ve ilçelerde halkın dikka

12 Kasım 2011 Cumartesi

Kümes Ekipmanları

0 yorum | Devamını Oku...

KÜMES EKİPMANLARI
Tavukçulukta ekipmanların ayrı bir önemi vardır. Çoğu tavukçuluk ekipmanları, bugün üstün bir teknoloji ile yapılmakta ve hazır olarak satılmaktadır. Satın alınırken, amaca en uygun tipin seçilmesi gerekir. Ancak bunlar arasında, bazı işletmeler tarafından yapılabilecek olanları da vardır. Bu durumda tek tek ekipmanların teknik özelliklerinin bilinmesi gerekir. Tavukçuluk ekipmanlarının büyüklük ve dizaynları farklıdır. Hatta bir ekipmanın, örneğin yemliğin bile farklı büyütme dönemleri için kullanılacak büyüklük,tip ve özellikleri olabilmektedir. Ancak bütün ekipmanlar için geçerli olabilecek bazı temel özelikler vardır. Ekipman seçiminde önemli olan hususlar aşağıda verilmiştir:
a- Fayda değeri: Ekipman yararlı ve çalışır durumda olmalıdır.
b- Yapı özelliği: Bir çok ekipman işletmede monte edildiğinden, parçalanıp toplanabilir bir yapıda olmalıdır.
c- Sağlamlık: Tavukçuluk ekipmanları, uzun süre kullanılabilecek şekilde sağlam olmalıdır.
d- Kullanışlılık: ekipmanlar, komplike olmamalıdır. Kullanım kılavuzuna ihtiyaç duyulmamalı, kullanan işçiler kolayca kavrayıp öğrenebilmeli, kullanabilmeli ve küçük arızaları kolayca tamir edebilmelidirler.
e- Yıllık bakım masrafları: Ekipmanların yıllık bakım masrafları düşük olmalıdır. Çünkü yumurtanın maliyetinde gerek amortisman, gerekse yıllık bakım-onarım giderleri önemlidir. Ucuz ekipman olarak daha yüksek bakım-onarım giderleri ödemek ve kısa süre kullanmak yerine, uzun ömürlü ve yıllık bakım-onarım giderleri düşük ekipman almak çok daha ucuzdur.
f- Taşınabilirlik: Tavukçulukta kullanılan ekipmanların çoğu taşınabilir, yani bir yerden diğer yere kolayca nakledilebilir özellikte olmalıdır.
g- Bulunabilirlik: Seçilecek sabit, portatif ve taşınabilir özellikteki ekipmanlar ve yedek parçaları kolayca bulunabilir olmalıdır.
h- Yemliklerin yem zayiatını azaltıcı nitelikte olması: Hayvanlar, uygun şekilde yapılmış yem zayiatı azalacaktır. Böyle yemlikler yemin hayvan tarafından yemlik dışına saçılmasını asgariye indirileceğinden, yem zayiatı azalıp yemden tasarruf edilecektir.
I- Ekipmanların işgücünü azaltıcı özellikte olması: modern ekipmanlar kümeste ihtiyaç duyulan işgücünü azaltıcı nitelikte olmalıdır.
i- Gübre muhafaza ve kirliliğin önlenmesi: Gübrenin hem çevreyi kirletme özelliği hem de satılabilir değeri vardır. Bu nedenle gübre, uygun muhafaza yöntemi kullanılarak, en karlı şekilde elden çıkarılmalıdır.
j- Ekipmanlar, yapısal olarak karmaşık olmamalı sık sık arıza yapmamalı ve istenen fonksiyonları tam olarak sağlayabilmelidir.
k- Ekipmanlar kolay temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir nitelikte olmalıdır.
Kümeslerde Isıtma Sistemleri ve Ana Makineleri
Çevre kontrollü olmayan kümeslerde genellikle ısıtma odun yakıtı ile gerçekleştirilir. Kümesin büyüklüğüne göre yeterli soba kurulabilir, ısıtmada dikkate alınacak sıcaklık civciv seviyesinde ölçülmelidir.
Sobaya ve diğer ısıtma ekipmanlarına alternatif olarak çeşitli tip ana makineleri bulunmaktadır. Yer tipi veya çok katlı ana makineleri, tavana asılanlar, yere konulanlar, elektrikli, fuel oil’le ısıtılanlar, doğal gazlı, gaz yağı ile çalışan ana makineleri ve infrared lambalar bunlar arasında sayılabilir.
a- Çok katlı ana makineleri: çok katlı ana makineleri kafes şeklindedir. Genellikle 6 katlı, ikili bloklar halinde, ısıtma sistemi elektriklidir. Her katta, ön ve arkada yemlik ve suluklar bulunur. Kolayca çıkarılıp, temizlenip takılabilirler.
Civciv burada iki, en fazla üç hafta kalıp kümes ya da kafeslere nakledilirler. Bugün için yaygın değildir ve yerlerini diğer ısıtıcılar almıştır.
b- Gazlı ana makineleri: Yaygın olarak kullanılan bir ana makinesi tipidir. Isıtıcı, 2-2.5 m çapında kubbe şeklindeki bir kapağın içine yerleştirilmiştir. Her biri için 500-750 civciv hesaplanabilir.
c- Düz şapka tipi ana makineleri: Isıtıcının üzerinde bulunan kapak düzdür. İsmini de bu özelliğinden almıştır. Isıtıcı tarafından radyant isi meydana getirilir. Yaklaşik 1.2 m çapındadırlar ve zeminden 60 cm yükseğe asılırlar. Her ısıtıcı için 500 civciv hesaplanır.
d- Katalizörlü (katalitik) ana makineleri: Bir katalizör tarafından meydana getirilen kimyasal reaksiyonla ısı üretimi esasına dayalı gazlı ısıtıcılardır. Temiz ve alevsiz bir ısı sağlarlar. Toz ve rutubetten etkilenmezler.
e- İnfrated ana Makineleri: İnfrarad tuğlalı ana makineleri, ısıtıldığında infrared ışınlar veren, ısıya dayanıklı bir tuğla altındaki özel bir ısıtıcı ile ısı verirler. Bu ana makinelerin şapkalı ve şapkasız olmak üzere çeşitli tipleri vardır. Isı verme güçleri diğer ana makinelerinden biraz daha düşüktür. İnfared lambalar yataklığın üzerine 45-70 cm yükseğe asılırlar. 60-100 civciv için 250 watt’lık bir ifnrared lamba yeterli olmaktadır.
f- Gazyağı ile çalışan ana Makineleri: diğer yakıtların bulunmadığı veya gazyağının ucuz olduğu yerlerde kullanılan geniş bir şapka ile örtülü ana makineleridir.
g- Elektrikli ana makineleri: Elektriğin pahalı olmadığı yerlerde kullanılan ısıtıcılardır. Isıtıcılar bir şapka altında yerleştirilmiş olup, ısı bir termostatla ayarlanabilir. Bazı modellerinde şapkanın üstüne yerleştirilen bir fan ile üstten taze hava alınarak, aşağıya veya civcivlerin üstüne iletilir. Yaklaşık 2500 watt’lık elektrik gücü, bu ısıtıcılar için yeterli olabilir.
Kümeslerde ısıtma değişik şekillerde yapılmaktadır. Bunlar:
a- Sıcak hava sistemi: Kümese sıcak hava akımı verilerek yapılan bir ısıtma sistemidir.
b- Zemin ısıtma sistemi: Bu sistemde betondan yapılmış kümes tabanı altına döşenen borulardan geçen sıcak su ile ısıtılır. Kümesin dışına yerleştirilen termostatlı kazandan borulara su verilir. Bazı durumlarda beton zeminin, tabana yerleştirilmiş elektrik telleriyle ısıtılması mümkündür. Zemin ısıtma sisteminde yataklık kullanılmaz. Civciv büyütme kümesinden zemin ısıtma sistemi kullanılıyorsa, bütün zemin ısıtılmaz. Ancak kümesin ortasındaki hat üzerinde 2.5 m genişlikteki bir alan ısıtılır. Bütün zeminin ısıtılması durumunda, civcivlerde zayıf tüylenme görülecektir.
c- Sıcak su borularıyla ısıtma: Bu sistemde ihtiyaç duyulan ısıyı sağlamak için yerden 30 cm yükseklikte su boruları yerleştirilir. Kümes dışında bir odada bulunan termostatlı bir sıcak su kazanından bu borulara sabit sıcaklıkta su verilir. Ayrıca kümesin ortasında, boruların altına da bir termostat yerleştirilir. Böylece kümeste sıcaklık düştüğünde, kazandan sıcak su çekilerek istenen sıcaklığa ulaşılacaktır. Kümesin orta hattında, zemine yakın olarak 4-8 kadar su borusu yerleştirilir. Borulardan çıkan ısının da civcivlere yöneltilmesi için boruların üzerine kapaklar yerleştirilir. Su boruları, kümesin ön veya arka tarafına yerleştirilmemelidir.
d- Merkezi ısıtma sistemi: Kalorifer sistemiyle bütün kümesin merkezi olarak ısıtılması esasına dayanır. Isıtıcılarla veya ana makineleri ile yapılan ısıtma ile tüm kümesin ısıtılması arasında bazı farklılıklar vardır. Tüm kümesin ısıtılması durumunda, kümes içi sıcaklık ısıtıcılar altında civciv seviyesindeki sıcaklıktan birkaç derece daha düşük tutulmaktadır. Tüm kümesin ısıtılması durumunda, kuluçkadan çıkmış günlük civcivler için sağlanan sıcaklık yaklaşık 29C iken, ısıtıcılar altında civciv seviyesinde istenen sıcaklık 32C’dir.
İlk günlerde civcivleri ısı kaynağına yakın tutabilmek için civciv büyütme çemberleri kullanılır. Büyütme çemberleri bir daire oluşturacak şekilde, ısı kaynağına yaklaşık 75 cm mesafede yerleştirilir. Civcivler büyüdükçe daha fazla alan sağlanması amacıyla çemberlerin çevrelediği alan genişletilebilir. Soğuk havalarda büyütme çemberlerinin yekpare olması, sıcak havalarda ise bir miktar hava sirkülasyonunun sağlanması amacıyla ağ gözlü olması tercih edilir.
İlk günlerde bütün civcivlerin, üşüdüklerinde ısı kaynağına yaklaşmasını öğrenmeleri pek kolay değildir. Civcivlere ısı kaynağının yerini öğretmek ve teşvik etmek için, ısıtıcı civarına küçük bir ışık kaynağı (atraksiyon lambası) yerleştirilebilir. Bu ışık kaynağı, her ısıtıcı için 7.5 watt’lık normal elektrik ampulü olabilir. İlk 2-3 günden sonra civcivler ısıtıcıların yerini öğrenecek ve alışacakları için bu ışık kaynağı kaldırılır.
Yemlikler
Yemlikler kolay doldurulabilir, kolay temizlenebilir, yem zayiatını asgari düzeyde tutulabilir,içlerine hayvanların giremeyeceği şekilde olmalıdır. Ayrıca, içlerine hayvanlar tarafından yataklık materyali bulaştırılmayacak şekilde, fakat rahatça yem yiyebilecekleri yükseklikte düzenlenmelidirler. Bugün farklı ihtiyaçlara göre yapılmış çok çeşitli yemlik tipleri bulunmaktadır. Bu ekipmanların otomatik olanları hem işgücünden tasarruf sağlarlar, hem de yemi temiz ve taze özellikte tutarlar. Ancak bu otomatik ekipmanların kullanılabilmesi için, elektrik kesilmelerine karşı işletmede jeneratör bulunması zorunludur.
Yemlikler aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:
Şekillerine Göre Yemlik Tipleri: Şekil itibariyle üç tip yemlik bulunmaktadır:
a. Oluk tipi yemlikler
b. Yuvarlak yemlikler
c. Borulu yemlikler
Otomasyon Tiplerine Göre Yemlik Tipleri: Otomasyon durumuna göre yemlikler üç grupta toplanır:
a- Basit yemlikler: Bunlara oluklu, tekne veya yalak şeklindeki yemlikler de denir. Oluklu yemlikler genellikle 12 m uzunlukta olurlar ve elle doldurulurlar. Be yemliklerin üzerleri, hayvanların yemlik içine girmelerini ve yem zayiatını önleyecek şekilde yapılırlar. Gerek yarı otomatik olan askılı, gerekse otomatik yemliklerin, basit yemliklerde bulunmayan büyük avantajları vardır. Elle doldurulan basit yemliklerde daha fazla işgücüne ihtiyaç duyulur.
b- Yarı otomatik yemlikler: Bu yemliklere askılı yemlikler de denir. Askılı yemliklerde 20-40 cm çaplı bir silindir kısmı ile bu silindirin, üzerine oturduğu yine daire şeklinde derince bir tabla kısmı vardır. Üstten konan yem, silindirin altı ile tabla arasındaki boşluktan akar. Bu yem hayvanlar tarafından tüketilip seviyesi düştükçe yemin akması da devam eder. Bu yemlikler tavana asılırlar ve ismini de buradan almışlardır. Bu yemliklerin doldurulması için yem arabaları kullanılır.
c- Otomatik Yemlikler. Bu yemlikler,hayvanların yem yiyebilecekleri askılı bir tava, taban veya oluktan ibarettir. Otomatik yemliklerin çeşitli firmalarca imal edilmiş değişik tipleri bulunmaktadır. Kafes ve yer sistemlerinde kullanılabilir. Yem, yem deposundan yemliklere otomatik yemlikler, ticari sürüler için en uygun sistemdir ve her zaman hayvanlara taze temiz yem sağlanması avantajına sahiptirler.
Her yaş döneminde hayvanlara yeterli miktarda yemlik alanı sağlanmalıdır. 0-6 haftalık civciv büyütme döneminde, uzun yemliklerde hayvan başına 5 cm yemlik alanı hesaplanır. 7-20 haftalık dönemde 5-7.5 cm ve yumurtlama döneminde 10 cm olarak hesaplanır. Uzun yemliklerde yemliklerin her iki tarafı da kullanılabilecekse oluk uzunluğu iki yemlik alanı sağlayacaktır.
Yuvarlak yemliklerde ihtiyaç duyulan yemlik alanı daha azdır. Yukarıda belirtilen üç yaş dönemi için yuvarlak yemliklerde hayvan başına ihtiyaç duyulan yemlik alanı 1.5-2, 3.5-4 ve 4.5 cm kadardır. 100 yumurta tavuğu için 18-22 kg kapasiteli 6 adet askılı yemlik hesaplanabilir.
Kafes sisteminde üç yaş dönemi için hayvan başına yemlik alanı ihtiyaç sırasıyla 4.5-5.56, 5.5-7 ve 7.5-10 cm olarak hesaplanabilir.
Suluklar
Tavukların tükettikleri yemin 2-3 katı suya ihtiyaçlarının bulunması, suyun ve sulukların önemini göstermektedir. Kullanılan su ekipmanları ve suluk sistemleri suyu temiz tutabilmeli, kolaylıkla temizlenebilmeli, mümkün olduğunca etrafa su sıçramasını önleyebilecek şekilde olmalı ve sıcak havalarda suyu serin tutucu, soğuk havalarda da suyu donmaktan koruyucu özellikte olmalıdırlar. Sulukların temiz tutulabilmesi, su sıçramasının önlenmesi ve yataklığın ıslanmaması için, suluk yüksekliğinin hayvanların omuzları hizasında tutulmasına dikkat edilmelidir.
Bugün ticari üretim işletmelerinde çeşitli tip suluklar kullanılmaktadır. Suluklar otomasyon durumuna göre üç kısma ayrılırlar:
a. Basit suluklar
b. Yarı otomatik suluklar
c. Tam otomatik suluklar
Suluklar şekilleri itibariyle de dört gruba ayrılırlar:
a. Uzun, oluk şeklindeki suluklar
b. Yuvarlak silindir şeklindeki suluklar
c. Çanak suluklar
d. Damaklıklı suluklar
Oluk Suluklar: Genellikle "V" şeklindedirler ve kümes zemini üzerinde yükseklikleri 5-40 cm arasında ayarlanabilir. Bu sulukların üst kısmı, hayvanların sıçramalarını önleyecek şekilde yapılırlar. Bazen da diş kısma konulan tel parmaklık ile su sıçramalarının azaltılmasına çalışılır. Çalışma sistemleri genellikle şamandıra ile sağlanır. Bu sulukların suyun akması ve durması için kullanılan düzeneğe göre çeşitli tipleri bulunmaktadır. Bu suluklarda suyun derinliği 1.5 cm’yi geçmemelidir. Bu sağlanmadığı takdirde, suluktaki su daha kısa zamanda kirletilecektir.
Yuvarlak Suluklar: Yaygın olarak kullanılan suluklardır. Yuvarlak suluklar depolu yarı otomatik, ya da bir depoya su borusu hattı ile bağlı olarak tam otomatik tipte olurlar. Yuvarlak suluklar arasında en çok kullanılan askılı suluklardır. Askılı suluklar tavana asılan plastik veya metalden yapılmış yuvarlak suluklardır. Tavana bağlı oldukları ip veya zincir, uzatılıp kısaltılarak yerden yükseklikleri ayarlanabilir.
Kap veya Çanak Suluklar: Bunlar 5-15 cm çapında ve 2.5-7.5 cm derinlikte küçük suluklardır. Bu sulukların da, suyun suluklara akmasında kullanılan düzenek çeşidine göre çeşitli tipleri bulunmaktadır.
Damlalıklı (Nipel) Suluklar: Damlalıklı suluklar bir haftalık yaştan önce kullanılmazlar. Bu suluklar, hayvanın gagasının teması ile su damlama esasına göre çalışırlar. Damlalıklı suluklar, kafes sisteminde yaygın olarak kullanılan suluklardır.
İlk 1-2 hafta içinde 100 civciv için 4-5 litrelik bir civciv suluğu hesaplanır. 2-6 haftalık yaşta oluk suluklarda hayvan başına 1-1.5 cm suluk mesafesi hesaplanır. Bu dönemde 100 hayvan başına bir adet askılı otomatik suluk kullanılır. 6-10 haftalık yaşta hayvan başına oluklu suluklar için 2 cm, 10-20 haftalık yaşta da 2.5-3 cm hesaplanır. Askılı yuvarlak otomatik suluklar kullanılıyorsa, 100 hayvan başına bir suluk yeterlidir. Yumurta verim döneminde, uzun suluklarda hayvan aşına 3 cm suluk alanı hesaplanır. Yuvarlak askılı çanak ve damlalıklı sulukların her biri için sırasıyla 20-25, 8-12 ve 8-10 adet piliç hesaplanabilir. Kafes sisteminde 0-6, 6-20 haftalık yaşlar ve yumurta verim döneminde kap veya damlalıklı suluk başına 20, 10 ve 5 hayvan hesaplanır.
Tünekler
Tünekler, daha çok ekstansif sistemde kullanılan ve hayvanların özellikle geceleri tünemeleri için kullanılan yapılardır. Entansif sistemde hem büyütme, hem de yumurtlama kümeslerinde tüneğe ihtiyaç duyulmaz ise de, özellikle küçük sürülerde kullanılabilir. Hatta kafes sisteminde dahi tünek uygulamasını görmek mümkündür.
Tünek yapımında kullanılan en yaygın materyal tahtadır. Tünekler genellikle 5-x5, 5×7.5 veya 5×10 cm kesitli, köşe ve sivri keskin kenarları yuvarlaklaştırılmış tahtalardan yapılırlar. Böylece hayvanların kolay ve daha rahat durmaları sağlanır. Bu tahtalar 30-40 cm aralıklarla birbirine paralel olarak yerleştirilirler. Tünekler normal olarak gübre çukurunun üst kısmına yerleştirilirler.
Hayvanların tünekte rahat edebilmeleri için, büyüklüklerine göre yeterli alan sağlanmalıdır. Bunun için hafif ırk ve hatlarda hayvan başına 20 cm, ağır ırk veya hatlarda ise hayvan başına 25 cm yerleşim mesafesi hesaplanmalıdır. Tüneklerin yerden yüksekliği hafif ırk ve hatlar için 60-80 cm, ağır ırk ve hatlar için ise 40-60 cm olmalıdır. Tüneklerin altında gübre birikeceğinden bu gübrenin periyodik olarak toplanması gerekir. Ancak tüneklerin altında gübre çukurunun bulunması daha uygundur. Böylece tavukların gübre ile teması azaltıldığından daha kaliteli gübre ve daha temiz yumurta elde edilir. Gübre çukuru, kümeste sağlık koruma önlemleri bakımından da önemlidir.
Diğer Kümes Ekipmanları
Kümeslerde yukarıda özellikleri verilen ekipmanlar yanında, birçok ekipman ve malzemeler kullanılmaktadır. Bunlar aşağıda verilmiştir.
a. Su saati.
b. Yem alarm saati
c. Gübre toplama ve yataklık kaldırma ekipmanı, gübre kurutucuları.
d. hijyen ekipmanları
e. Yakma makineleri ve imha çukurları
f. Hayvan yakalama ekipmanları, canlı ve ölü tavuk taşıma sandıkları.
g. Gaga kesim makineleri.
h. Jeneratör
ı. Aydınlatma makineleri
j. Havlandırma sistemi
k. yem tankları
a-) Su saati
Tavukçuluk işletmelerinde hayvan günlük su tüketiminin ölçülmesi için su saati kullanılır.Bu amaçla geliştirilmiş ve ticari olarak satılan çeşitli tipte su saatleri bulunmaktadır.
b-)Yem alarm saati
Otomatik yemleme ekipmanları kullanıldığında sistemin sürekli çalışması yerine kesintili olarak yem verilmesini sağlayan ve yem nakil mekanizması ile bağlantılı bir alarm saati kullanılabilir.Bu saat ile otomatik yemleme sisteminin çalışmaya başlaması ve durdurulması sağlanır.Bu sistem,ayrıca yemleme ekipmanlarının daha uzun süre kullanılması sağlanır.
c-)Gübre toplama ve yataklık kaldırma ekipmanları
Tavukçuluk işletmelerinde gübre bazen bir problemdir.Bazı işletmelerde kolayca değerlendirilir.Ancak gübrenin kümeste,toplanması,depolanması nakli ve değerlendirilmesi ,tavukçuluk işletmeleri için çok önemlidir.Bunun içinde ekipmanlara ihtiyaç duyulur.Uygulanan yetiştirme sistemine bağlı olarak gübre periyodik olarak hayvanlar kümesteyken depolanacağı gibi verim dönemi sonunda hayvanlar kümesten çıkarıldıktan sonra bu gübre kaldırılabilir.Bu gübrenin kaldırılmasında çeşitli ekipmanlar ve sistemler geliştirilmiştir.
Hayvanlar kümesteyken özel gübre toplama sistemleri hariç,gübrenin toplanması zordur.Ancak yer sisteminde kümes boşaltıldığında, yataklık kaldırılması için yükleyiciler ve benzeri ekipmanlar geliştirilmiştir.
Gübre kurutucular
Tavukçuluk işletmelerinde gübre ve değerlendirilmesi bir problem olabilir..Elde edilen gübrenin kurutulması için gübre kurutucular geliştirilmiştir.Bunlar gübreyi kurutmakta, pasrarizasyon işlemi uygulamakta,böylece elde edilen ürün yem katkı maddesi olarak satılmaktadır.
d-)Temizlik ve sprey ekipmanları:
Kümeslerde temizlik ve dezenfeksiyon önde gelen bir işlemdir.İşletmelerde hem dezenfektanların hem de sineklere karşı infektisitlerin kullanılmasında güçlü bir püskürtücü ve diğer temizlik ekipmanları bulunmaktadır.
e-)Yakma makineleri ve imha çukurları
Yakma makineleri
Sağlık koruma ve hastalık koruma çerçevesinde ölü hayvanların yakılması tavukçular tarafından tavsiye edilen bir yöntemdir.Uygun şekilde yapılmış yakma makineleri ile koku,hastalık,sinek veya su kirlenmesi problemi olmaktadır.İşletmede yapılabilecek tipleri olduğu gibi ticari olarak yapılan ve satılan tipleri de bulunmaktadır.
İmha çukurları
İmha çukurları,yaklaşık 1,80-2,2m derinlik ve 1,20-1,25m genişlikte ,yer altında ,hava ve su geçirmeyen özellikle kapakla örtülmüş hayvanın içine konulabilecek yapılardır.
f.) Hayvan yakalama ekipmanları, canlı ve ölü tavuk taşıma sandıkları
Başarılı yöneticiler kümeslerde de hayvanların C.A’larını izlerler ve her dört haftada bir örnekleme ile uygun oranda tartım yaparlar.Bu işlemin yapılabilmesi için yakalama çitlerine ve çengellere ihtiyaç duyulur.
Canlı tavuk taşıma sandıkları;
tavukçuluk işletmelerinde büyüme yumurtlama kümesleri ayrı olduğunda hayvanların taşınmasında canlı tavuk taşıma sandığına ihtiyaç duyulur.
Ölü tavuk taşıma sandıkları
Kümeste ölen hayvan konacağı ve elden çıkarılmak üzere taşınacağı sandıklara ihtiyaç duyulur.Bu sandıkların iyice kapanabilir kolayca temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir özellik ve tipte olmasına dikkat edilir.
g-) Gaga kesim makineleri.
Et ve yumurta tavukçuluğunda gaga kesimi yaygın bir uygulamadır.Gaga kesimi genellikle 7-14 günlük yaşlarda olmakla beraber nadiren de olsa ihtiyaç duyulduğu herhangi bir yaşta da uygulanan bir işlemdir.
h-) Jenaratör
Bir tavukçuluk işletmesinde elektrik kesintisi duyumlarında yemlik, suluk, yumurta toplama ve benzeri sistemlerle aydınlatma için jenaratör bulunması gerekir.
I-) ışık ayar saati:
Suni aydınlatma diğer kümeslerde olduğu gibi yumurtlama kümeslerinde de gerekli olup tespit edilen bir aydınlatma programının uygulanabilmesi için ışıkların belirli bir saatte açılıp kapanması gerekmektedir.
j-)Havalandırma sistemi:
Birçok havalandırma yöntemleri içerisinde mekanik sistem en iyisi olandır.
Mekanik havalandırmanın emici ve basıcı sistem olmak üzere iki temel esası vardır. İhtiyaç duyulacak fan miktarı, kullanılacak fanların kapasitesine, hava giriş deliklerine ve kümeste ihtiyaç duyulacak havalandırma miktarına bağlıdır.
k. yem tankları:
Bir nevi yem deposu olarak kullanılan bu tanklar, kümeslerin hemen yanında veya civarında yerleşirler.

Hassas Tarım

0 yorum | Devamını Oku...

‘HASSAS TARIM’
Ahmet TEKBAŞ*
GİRİŞ
Tarım, ülkemizde uzun yıllardır bilişim sektörünün ilgi alanı dışında kalmış olmasına karşın, gelişmiş ülkelerde özellikle bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir.
Tarımsal üretimde insan gücünden hayvan gücüne ve daha sonra da traktör gücüne geçiş sürecinin devamı olarak değerlendirilen ‘Hassas Tarım’ (Precision Farming) bilişim çağının gelişen teknolojilerinin ekonomik ve çevre ile bütünleşik üretim faaliyetlerinde kullanımını ifade etmektedir.
Hassas tarım, girdi kullanımının azaltılması konusundaki baskılar altında, geliştirilmiş bilgi ve kontrol sistemlerinin kullanımıyla etkinliğin arttırılması sayesinde kaynak israfının önüne geçmeyi, ürünün brüt getirisini artırmayı ve üretimden kaynaklanan çevresel kirliliği en aza indirmeyi amaçlamaktadır.
HASSAS TARIM NEDİR?
Verimlilik potansiyelleri esas alınarak, tarla ve bu tarlalara ait alt bölümlerin işletilmesidir ve tarımsal işletmecilik teknolojisinin esasını oluşturur.Hassas uygulamalı tarımla tarladan elde edilen ham veriler kullanabilir verilere dönüştürülerek girdilerin eniyilenmesi ve ürün veriminin arttırılması için işletmecilik kararlarında değişiklik yapılması sağlanır.
KLASİK TARIM HASSAS TARIM
•Arazideki toprak karakteristikleri ve verim heterojen değişim göstermesine rağmen homojenmiş gibi işletilmekte •Arazideki toprak karakteristiklerini ve verimin heterojenliğini dikkate alarak işletilmesini sağlar
•Bundan dolayı uniform girdi uygulanmakta •Bundan dolayı değişken oranlı girdi uygulamasına olanak sağlar
•Ortalama bilgiye dayalıdır •Spesifik bilgiye dayanır (alana özgüdür).
•Değişken tür ve miktarlarda uygulama yapılmamakta ve bu girdi arazideki alt bölgelerin bir fonksiyonu olarak ele alınamadığından ürün performansı arttırılamamaktadır. •Değişken tür ve miktarlarda uygulama arazideki alt bölgelerin bir fonksiyonu olarak ele alındığından ürün performansını arttırma potansiyeline sahiptir.
Hassas Uygulamalı Tarım;
• Değişken düzeyli teknoloji (Variable Rate Application Technology,VRAT),
• Reçeteli Tarım (Prescription Farming),
• Yerine göre tarım (Site Specific Farming),
• Yerine göre ürün işletmeciliği (Site Specific Crop Management),
• Uzaktan algılama destekli tarım (Remote Sensing Agriculture),
• Hedef Tarım (Target Farming),
• Hücresel Tarım (Grid Farming)
Gibi değişik kavramlarla da ifade edilmektedir.
NEDEN HASSAS TARIM ?
Çünkü;
• Aynı miktar girdi kullanımıyla daha fazla ürün verimi,
• Azaltılmış girdi kullanımıyla aynı miktarda ürün verimi ve
• Azaltılmış girdi kullanımıyla daha fazla ürün verimi elde edilebilmektedir.
HASSAS UYGULAMALI TARIMIN BİLEŞENLERİ
Hassas uygulamalı tarıma etki edebilecek pek çok faktör bulunmaktadır.Bu faktörler Şekil 1’de özetlenmektedir.
Ekonomik Zorunluluklar Yasalar Çevresel Etkiler
Azaltılan Girdiler
Araç Konumlandırma Sistemi
Coğrafik Bilgi Sistemi
Coğrafik Bilgi Sistemi
Geliştirilmiş Kontrol
Hassas Tarım
İşletmecilik Bilgi Sistemi
Karar-Destek Sistemi
Alet Kontrol ve Görüntüleme
Artan Verimlilik
Ürün Modelleri ve Tarlanın Geçmişi
Daha Az Kayıp İyileştirilmiş Brüt Miktar Daha Az Çevresel Etki
Şekil 1. Hassas Uygulamalı Tarım Sisteminin Bileşenleri
Hassas uygulamalı tarımda başarı, kullanılan teknolojinin düzeyine bağlıdır.Bu nedenle,mevcut en iyi teknolojilerin kullanılmasına gereksinim vardır ve Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojisi (Precision Farming Technology,PFT) sistemin en önemli ölümünü oluşturmaktadır.
PF’ de kullanılan teknolojilerin temel unsurları üç ana grup altında toplanabilir(Şekil 2):
1. Veri toplama (data collecting),
2. Veri işleme ve karar verme (data processing and decision making) ve
3. Değişken düzeyli uygulama (variable rate application)
Veri Toplama Teknolojileri Veri İşleme/Karar Verme Teknolojileri Uygulama Teknolojisi
Küresel Konum Belirleme
Ürün Verimi Görüntüleme Ürün Verimi Haritalama
Coğrafik Bilgi Sistemi
Değişken Düzeyli uygulama
Toprak Örnekleme Toprak Özelliği Haritalama
Ürün ve Toprak Koşullarını İzleme
Uzaktan Algılama
Şekil 2. PF teknolojilerinin kısımları
VERİ TOPLAMA
Küresel Konum Belirleme Sistemi
Küresel konum belirleme sistemi; bir cismin veya insanın yeryüzündeki gerçek konumunu belirlemek için kullanılan uydu teknolojisini ifade eder.
Hassas uygulamalı tarımda GPS teknolojisi, üretim alanından toplanan toprak özellikleri veya diğer agronomik karakteristiklerin yerinin tam olarak bilinmesine izin verir.GPS; Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından 1973 yılında geliştirilmiştir.Başlangıçta sadece askeri amaçlı olan bu sistem daha sonra sivil ve ticari kullanıma da açılmıştır.Bir GPS dört bölümden oluşur.Bunlar;
Uydu birimi
1. Konum-kontrol birimi
2. İletim birimi
3. Kullanıcı birimidir.
Uydu:Bu birim, dünya yüzeyinden yaklaşık 20.000 km uzaklıkta her bir yörüngeye 4 uydu düşecek şekilde 6 yörüngede toplam 24 adet NAVSTAR (Navigation by Satellite Timing and Ranging) uydusundan oluşur.Her bir uydu,günde iki kez dünyanın çevresini dolanır.
Konum-Kontrol:Bir ana kontrol istasyonu, bir verici istasyonu ve dört adet alıcı istasyonundan oluşan bu birimin görevi; uydu yörüngesindeki yeni parametrelerin hesaplanması, sürekli olarak GPS uydularının hareketlerinin izlenmesi ve uydu saatinden kaynaklanan hatlarının düzeltilmesi gibi sistemin istenilen biçimde çalışmasına yönelik düzenlemeleri yapmaktadır.
Veri İletimi:Uydu ve kullanıcı arasında, uydu sinyalinin kat etmesi gereken aralıktan oluşan birimdir.Bu birim; iyonosfer ve troposferin meydana getirdiği dünya atmosferidir.
Kullanıcı:Sonsuz sayıda GPS alıcılarından oluşur.
Verim Görüntüleme-Haritalama Sistemleri
Ürün verim ve kalitesi; üretim sezonu boyunca bitki büyüme ve gelişmesine etki eden bütün faktörlerin ortak etkisinin bir sonucudur.Ürün ait verim ve kalite haritaları, üretim alanındaki mevcut bölgesel değişkenliği ifade eden göstergelerdir.Hassas tarımın amacı bölgesel değişkenliğin etkisini azaltmaktır.
Ürün veriminin verim monitörü ile görüntülenmesi, ilgili verimin kaydedilmesi ve daha sonra verim haritasının oluşturulması, hassas tarım uygulamasının en önemli kısmını oluşturur.Çoğunlukla kabin içerisinde yer alan verim monitörleri iki önemli işlevi yerine getiren küçük bir bilgisayardan başka bir şey değildir.İlki, sürekli olarak duyargalardan gelen ve verimin hesaplanmasında kullanılan ürün akış miktarı, ürün nem içeriği, hız vb. bilgilerinin okunmasıdır.Diğeri ise toplanan bu bilgilerin kaydedilmesidir.
Verim ölçüm yöntemlerinin büyük bir bölümü, ürün ağırlığının hasat sırasında ve hasat sonunda belirlenmesi esasına dayanır.Tarımsal ürünler farklı nem içeriklerinde farklı ağırlıklara sahip olduğundan, ürün veriminin ölçülmesinde ürün neminin de belirlenmesi zorunludur.
Ürün Verimini Belirlemede Kullanılan Yöntemler
Üç temel yöntem kullanılmaktadır.
1. Hasat sonrası verim ölçüm yöntemi:Hasat edilen ürünün ağırlığı, depolama yerindeki tartım düzenleri veya tartım sistemine sahip taşıyıcılarla belirlenir.Çiftçi tarladan hasat edilen ürünün taşındığı her bir tarım arabasını tartar ve bunu kaydeder.Tartım aşamasında ürün nem içeriği değeri de belirlenip kaydedilmelidir.Kaydedilen bu verileri kullanarak, tarım arazilerinin verim haritaları oluşturulabilir.
2. Yığın tipi verim ölçüm yöntemi:Bu yöntem genellikle tahıllar için kullanılmaktadır.Ürün miktarının ölçümü, ürünün hasat deposundan tarım arabasına boşaltılması sırasında gerçekleştirilir. Hasat sonrası ve yığın tipi verim ölçüm yöntemlerinde ürün veriminin hesaplanabilmesi için hasat edilen alanın belirlenmesi gerekmektedir.
3. Hareketli verim ölçüm yöntemi:Bu tip bir sistemle ürün verimi, ürünün hasat edilmesi sırasında sürekli olarak (anlık) ölçülür ve kaydedilir.Bu sistemler genellikle her bir veri noktasını ayrı ayrı kaydeder.Bu yöntemle belirlenen verim değeri yer belirleme verisiyle birleşirse, seçilen birim alan için Hassas Uygulamalı Tarımsal Üretim Yönteminde kullanılmak üzere verim haritaları oluşturulabilir.
İlerleme Hızı Duyargası Ürün Nem Duyargası Ürün Miktarı Duyargası
DPGS
PCMCIA Kartı
Bilgisayar ve Monitör
Hasat Başlığı Duyargası Haritalama Yazılımı
Ürün Başlığı Duyargası İş Genişliği Duyargası Ürün Yoğunluğu Duyargası Verim Haritası
Şekil 4. Verim Görüntüleme Haritalama Sisteminin Elemanları
TOPRAK ÖRNEKLEME
Verim açısından önemli olan toprak örnekleme ve analizi; toprak organik madde içeriği gibi bir çok faktörün ölçümü ile ilgilidir.
Otomatik olarak çalışan ve DPGS sistemiyle donatılmış bir araç, üzerinde bulunan hidrolik esaslı bir sondayı toprağa daldırmakta ve istenilen derinlikten aldığı toprağı etiketlendirmektedir.Bu tip araçların kullanılmasıyla toprak örnekleme işlemi daha kısa sürede ve standart olarak gerçekleştirilebilmektedir.
Uzaktan Algılama
Uzaktan algılama, farklı amaçlı yerel ve zamansal değişimler üzerinde değerlendirmeler yapmak üzere fiziksel temas olmaksızın nesnelerin durumunu görüntüleme ve değerlendirme olarak tanımlanabilir. Uzaktan algılama, hassas uygulamalı tarım için önemli bir işletmecilik aracı olma özelliğine sahiptir. Uzaktan algılama tarımda son 30 yıldan beri kullanılmaktadır.
Uzaktan algılama; bitki ile fiziksel temasın zor olduğu veya bitkiye zarar verme durumunun söz konusu olduğu durumlarda bitkilerin uzaktan algılanabilmesi, geniş alanların görüntüsünün hızlı ve tekrarlanabilir bir şekilde daha az işgücü ile alınabilmesi ve tüm yetiştirme periyodu boyunca kullanılabilmesi nedeniyle geleneksel tarla gözlemlemesine alternatif olarak kullanılabilmektedir. Sorunların önceden saptanması ve gereğinin yapılmasıyla muhtemel ürün kayıplarının önlenmesi uzaktan algılama görüntülerinin kullanılmasıyla mümkün olabilir.
Coğrafik bilgi sistemleri
Hassas uygulamalı tarımda; verim, toprak özellikleri, hastalık ve zararlı durumu vb. birçok veri elde edilmektedir. Bu verilerin elle işlenmesi ve analizi çok zor ve zaman alıcı olduğu için, verilerin işleme tabi tutulması, görüntülenmesi ve analiz edilmesi için vazı özel bilgisayar sistemleri kullanılır. Verilerin saklanması ve analizini sağlayan bu tip sistemler, Coğrafik Bilgi Sistemleri (Geographic Information Systems, GIS) olarak adlandırılır.GIS, basit bir bilgisayar yazılımından çok, oldukça gelişmiş bir teknolojidir. Bir GIS veri tabanı sistemi, konumsal bilgi ve koordinat sistemi ile tarla sınırları, verim, pH, besin elementi düzeylerinin vb. gibi tarlaya ve bitkiye ait özelliklerini (veri bileşenlerini) içerir.
Değişken Düzeyli Uygulama (VRA)
- Değişken düzeyli uygulama yöntemleri
Değişken düzeyli uygulamaları ( VRA) yerine getirilmesi ile ilgili olarak iki temel yöntem vardır.
- Harita esaslı ( map-based) ve
- Duyarga esaslı ( sensor-based) yöntem
Her iki yöntem de tarla ve ürün koşullarını, tarlanın her yerinde eşit duruma getirmek için girdilerin değişik miktarda uygulanmasının amaçlamaktadır.
Harita esaslı VRA sistemi, tarlanın elektronik haritasında bulunan bilgileri ( konum ve uygulama miktarı bilgisi) esas alarak, girdi ile ilgili uygulama miktarını değiştirir.
Duyarga esaslı VRA sistemi, uygulama haritası uygulama aracına yerleştirilen duyargalardan elde edilen verileri kullanır. Duyargalar, toprak veya ürünle ilgili özellikleri algılar ve bunu bilgisayara aktarır.
Bir değişken oranlı sistem.taşınır bilgisayar uygulama haritasını saklar ve traktörde yer alır.Kontrol sistemi (solda)hidrolik ünite sağda yer almaktadır
SONUÇ
Daha önce sadece sivil toplum örgütlerinin faaliyet alanları ile sınırlı kalan çevre bilinci son yıllarda ulusal ve uluslar arası referansları olan bir duyarlılık halini almıştır.Diğer taraftan,tarımsal üretim alanlarında tarım dışına kayma ile meydana gelen gerileme ve ulusların artan nüfuslarının beslenme ve barınma gereksinimlerini karşılamak amacıyla, optimum girdi kullanımına olanak sağlayacak etkin işletmecilik uygulamalarına olan gereksiniminde bilinmektedir.
Tarımsal üretimle ilgili 1980‘li yıllarda yapılan toplantılarda yüksek sesle dile getirilen kavram; Sürdürülebilir Tarım(Sustainable Agriculture, ) olmuştur.Sürdürülebilirlik kavramı ; ülkeleri aşarak dünya genelini ilgilendiren ve hükümetlerin çevre politikasının esasını oluşturan bir olgu haline gelmiştir.Buna göre, sürdürülebilir ürün yetiştirmede çevrenin korunması ve mümkün olduğu kadar az zarar verilmesi temel amaçtır.
Bir değişken oranlı sistem.taşınır bilgisayar uygulama haritasını saklar ve traktörde yer alır.Kontrol sistemi (solda)hidrolik ünite sağda yer almaktadır
LİTERATÜR
1. Hassas tarım ders notları Yrd.Doç.Dr.Ufuk TÜRKER
2. Ziraat Mühendisleri Odası Sunum-2005 Prof.Dr.Mustafa VATANDAŞ- Prof.Dr.MetinGÜNER-Yrd.Doç.Dr.Ufuk TÜRKER
3. ‘Tarımda Yeni Teknolojiler’ Kamil Okyay SINDIR
4. ‘Alansal Değişikliğin Hassas Tarım Teknolojilerinden Yararlanarak Belirlenmesi’ Ufuk TÜRKER,İbrahim GÜÇDEMİR,Armağan KARABULUT,Çetin ARCAK.

Devekuşu Yetiştiriciliği

0 yorum | Devamını Oku...

DEVEKUŞU YETİŞTİRİCİLİĞİ
Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koy maktadır. Bu durum, insanları yeni kaynakları aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırmalar yapmaya ihtiyaç duyar hale getirmek tedir. İnsanoğlunda yenilik arayışı ve daha iyisini üretme isteği vardır. Söz konusu isteğin gerçekleşmesi, bilimsel çalışmalar ve teknolojik ilerleme lerin uygulanması ile mümkün olacaktır. 20. Yüzyılda bilim ve teknolojideki gelişmelerin parelelinde, hayvancılık önemli seviyelerde mesafe kaydet miştir. İnsanların sağlıklı ve ye-terli ölçüde beslenmesi için hayvansal pro teinler gereklidir.
Bilinen hayvansal protein kaynaklarına alternatif olması ve ülkemizin hayvansal protein açığının kapa- tılmasına katkıda bulunması amacıyla, her yönüyle ekonomik bir kanatlı hayvan olan Devekuşu yetiştiriciliği önemli olmaktadır.
Devekuşu kanatları küçülen ve uçma yeteneğini kaybeden kuşlar sınıfına giren koşocu-yürüyen kuş- lardandır. Bu günkü yaşadığı bölgeler Afrika’nın doğusu ile güneyindeki sıcak ve kurak iç bölgelerdir. Eski çağlarda Büyük Sahradan Orta Asya çöllerine kadar uzanan geniş bir alanda yaşadığı bilinmektedir.
Yaklaşık 13-14 cm gaga uzunluğuna sahip olup ağzında diş yoktur. Kafası vücuduna oranla küçük boy-nu uzundur. Boyları 2-2,8 m arasında değişir. İki tırnaklı uzun ve güçlü bacaklara sahiptir. Baş boyun ve bacaklar sert ince, kanatlar ile gövdesi gösterişli ve tüylüdür. Göğüs kemeği bulunmamaktadır. Erginlerenin canlı ağırlığı 110-160 kg. arasında değişmektedir. Bunun doğada özgürce yalnız Afrika’nın doğusu ve güneyinde rastlanmak- tadır. Gerektiğinde ortalama 60 km/saat süratle koşmakta hatta 90 km/saat hıza dahi ulaşabildiği bildirilmektedir. Ayakları ile tekme atarak, gagası ile darbe vurarak kendisini korur. Ortalama 60/70 yıl yaşarlar. Bakım ve besleme ortamına göre 20-30 yıl damızlıkta kullanılabilirler.
Evcilleştirilmeleri, tüylerinin kadın giysilerinde kullanılmasıyla başlamıştır. Bu gün deresi eti ve tüyü İçin, başta Güney Afrika olmak üzere ABD, Avustralya, Kanada, Çin, Zimbabve, Bostvana, Namibya, İsrail ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çiftliklerde yetiştirilmektedir.
Ülkemizde Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinde ve Kırşehir ile Antalya’da damızlık verebilecek ka- pasitede üretim yapılmaktadır. Ancak ülkemiz için oldukça yeni bir hayvancılık dalıdır. Giderek meraklı üretici sayısı artmaktadır.
ÜRETİMİ :
Devekuşlarının üretimi, tabii kuluçka ve kuluçka makinalarında yapılmaktadır. Yılda 40 ila 100 arası yumurta veren dişiler erkeklerine nazaran daha ufak yapılı olup, grimsi-kahve renklidir. Erkekleri ise siyah renkli olup kanat ve kuyrukta beyaz renkli gösterişli tüyler bulunur. Dişiler 2-2.5 yaşında, erkekler 2.5-3 yaşında eşeysel olgunluğa erişirler. Dişiler genellikle Nisan-Eylül döneminde yumurtlarlar. 2-3 gün arayla yumurtlar, iki haftalık bir aradan sonra tekrar tekrara yumurtlarlar. 1100-1800 gr. Ağırlığındaki yumurtalardan yaklaşık 50 kada-rı damızlık değerdedir. Bakım ve beslenme durumuna göre ve yumurta verimi artabilir. Yumurtalardaki döllülük oranının artması için 1 erkek 2 dişi şeklindeki eşlemelerde her iki cinsiyetinde aynı yaş grubunda olmasına dikkat edilmelidir. Erkekler çiftleşme öncesi dişinin etrafında kanatlarını açarak dans eder. Bu dönemlerde sinirli ve sal- dırgan olurlar.Kuluçkalık yumurtalar 13-18 C derecelik % 22-25 nemli odalarda, temizlenip dezenfekte edilerek depolanır. Uygun koşullarda 7-14 gün süreyle muhafaza edilebilir. Kuluçka süresi 42 gün olup, döllük oranı %70, ku-luçka randımanı %75 civarındadır. Kuluçka ısısı 36.2 C’dir. Fümigasyondan sonra hazır durumdaki kuluçka ma-kinalarına yerleştiri len yumurtalar 14 günde döllülük kontrolüne 39. günde de inficar bölümü ne alınırlar. Çıkan civcivlerin ilk üç aylık dönemi en kritik devredir. Bu dön emde %30 lara varan ölümler olabilir. Üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü oldukça yüksektir. Devekuşu yumurtası 24-25 tavuk yumur tasına eşdeğer büyük-lüktedir. Daha ziyade damızlık olarak kullanılması nın yanı sıra yemeklik olarak’da kullanılmaktadır.
Devekuşu 9-12 aylık olduklarıda ( yaklaşık 90-110 kg) kesilirler. Eti kırmızı renkli olup, yağsız ve koles-terolü düşük, yumuşak bir ettir. Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak kullanılmaktadır. Kilosunun 17-18 dolardan
Satıldığı ifade edilmektedir. Yağ oranı % 3, kolesterol miktarı ise dana etinin yaklaşık % 55-60’ı kadardır. Et ran-dımanı % 40-50 arasında olup en kıymetli kısımları butlarıdır.Derisi devekuşunun en değerli ürünüdür. Sığır derisinden 3-5 kat daha dayanıklıdır. Kalite olarak timsah .Ve fil derisi ile karşılaştırılabilecek düzeyde olup, suya karşı dayanıklı yumuşak bir deredir. Güney Afrika’daki çiftliklerin gelirini % 75 ini deri, % 20 sini et ve % 5 ini ise tüyleri teşkil etmektedir. Derisinden, şapka, eldiven, çanta ve bot yapılmaktadır. Tüylerinin, moda sektöründe süslü giysi ve şapka yapımlarında kullanılması evcilleş-tirilmesinin başlangıcı olmuşsa da bugün, eskisi kadar önem taşımamaktadır. Ancak yine de 8 ayda bir kesilen tüy-ler bir gelir kaynağı olmaya devam etmektedir.
SEVK VE İDARESİ :
Devekuşu yetiştiriciliği için üreticiler aşağıdaki sistemlerden birini seçebilirler. Bu, üreticinin imkan- larına göre belirlenir.
a-) Ekstansif Sistem : Doğal koşullarda, açık alan yetiştiriciliği.
b-) Yarı Entansif Sistem : Yarı kapalı yarı açık alan yetiştiriciliği.
c-) Entansif Sistem : Tamamen kapalı barınaklarda yapılan yetiştiricilik.
Devekuşları için en uygun ısı 18-20 C dir. Yaşantılarını daha soğuk ve daha sıcak ortamlarda da sür- dürürler. Ancak soğuk ve yağışlı ortamları pek sevmezler. Verimli bir üreme sezonu için sıcak ortamı tercih eder- ler. İstenen seviyede bir üretim için besleme, bakım ve çevre ısılarına dikkat etmek gerekmektedir. Devekuşlarını stresten uzak tutmalı, sevk ve idaresi yumuşak ve dikkatli yapılmalıdır. Ani korku ve sert davranışlara meydan ve- rilmemelidir. Bu durum yumurta verimindeki ani düşmelerle kendini gösterir.
Erkekleri üreme mevsimi dışında dişilerle bir arada bulundurulmamalıdır. Dişi ve erkekler çiftleşme dönemleri dışında birbirlerini görmediği takdirde daha yüksek cinsel aktiviteye sahip olurlar. Devekuşu çiftlikleri
enaz 2 m yüksekliğindeki çitlerle çevrilmeli, barınakların yüksekliği ise 3 m den alçak olmamalıdır. Merada otla-tılmaları için 10-15 hayvana 1 hektar, dinlenme ve gezinti için ise 40 hayvana 1 hektar arazi düşünülmelidir.
BESLENME :
Devekuşu yetiştiriciliğinde büyük gider yem gideridir. Bu nedenle kısmen de olsa meraya dayalı besle-me daha ekonomiktir. Merada buldukları ot tohumları, yeşil ot türleri yanında ufak böcek gibi bir takım canlıları da yerler. Diğer kanatlılarda olduğu gibi dengeli beslenmeleri çok önemlidir. Toz yemler burun deliklerine kaçma- ması nedeniyle pek sevilmez. Hayvanın yaşa göre düzenlenmiş rasyonlarla ve mutlaka peletlenmiş yemlerle bes-meleri gerekir. Fakat bu fabrika yemlerinde bilhassa vitamin ihtiyaçlarına çok dikkat edilmelidir. Yeşil yonca ve diğer yeşil ot veya sebze çeşitlerinin kıyılarak yemlerine karıştırılması yemi daha lezzetli ve iştah açıcı hale geti-recektir.
Yemin Temel Besin Maddeleri :
A-) Enerji Maddeleri : Karbonhidratlar (tahıllar) ve yağlar.
B-) Proteinli Maddeler : Bakla, Soya fasulyesi, Yer fıstığı gibi yağlı tohumlar ve küspeler.
C-) Vitaminler : Sentetik vitaminler ve yeşil yemler.
D-) Mineral Maddeler : Kemik unları, kireç taşı, midye kabukları ve fosfor ihtiva eden kalsiyum bileşikleri ile tuz.
Bu besin maddelerinin karma yemlerdeki oranlarını yaş gruplarına göre dengeli bir şekilde düzenle-mek gerekir. Civciv, Piliç ve anaç yemleri özellikle kapalı sistemlerde titizlikle hazırlanmalıdır. Yumurtlama döneminde kesinlikle yem değişikliklerine gidilmemelidir.
Civcivlerin Beslenmesi : Yumurtadan çıktıktan sonra ilk 3-4 gün yiyeceğe ihtiyaç duymazlar. Yumur-ta sarısındaki besin maddeleri bu süre içindeki ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre sonuna doğru yem yemeye başlarlar. Kümes ısıları tavuk civcivi gibi düzenlenebilir. Yani ilk hafta 35 C daha sonra 20 C ye kadar azaltılarak düzenle-nir. Yeme alıştırma genelde lapa türü hazırlanmış yemlerle yapılmalı daha sonra fabrikalarda hazırlanmış “Deve-kuşu Civciv Yemi “ verilmelidir. Bu yemler minimum % 18 proteinli, 2600 Kcal/kg enerji, sindirimi kolay, bakteri mantar yönünden temiz olmalıdır. 1-2 hafta sonra bu yemlerin içine kaliteli yeşil yemler ilave edilebilir. Yemler-deki kalsiyum oranı % 2 yi geçmemelidir. Fazla kalsiyum bacak bozukluklarına sebep olabilir. Civciv yemi 40-50 gramla başlayarak yaş ilerledikçe 500-600 grama çıkarılır. İçme sularının temizliği de çok önemlidir. Temizliğe çok dikkat edilmeli su kapları günde birkaç kez yıkanmalıdır.
Piliçlerin Beslenmesi : Civcivler 6 aylık olduktan sonra piliç devresine geçerler. Damızlıkta kullanıla-cakları 2 yaşına kadar bu döneme uygun “Devekuşu Piliç Yemi “ ile beslenmelidir. %16/17 proteinli 2450 Kcal/kg enerjili % 2-2.5 oranında kalsiyum ve bunun 1/3 oranında fosfor ihtiva etmesi gereken bu yemlerde selüloz miktarı civciv dönemine göre daha yüksek olabilir. Ancak yeşil yem veya vitamin düzeylerine çok dikkat edilmelidir.
Damızlığa ayrılacak hayvanların yağlandırılmaması için yemlerin kalori düzeyi titizlikle kontrol altında tutulmalıdır. Yedikleri yem miktarı günlük 1 kg dan, giderek 3 kg a kadar yükseltilir. Yemlerin yapısı pelet şeklin-de olmalı ve imkanlar ölçüsünde yeşil yemlerle lezzetlendirmeye çalışılmalıdır.
Damızlıkların Beslenmesi : Dişiler 2 yaşında, erkekler ise 2.5- 3 yaşında damızlık olarak kullanılırlar. Dişiler 18-20 aylıkken yumurtlamaya başlarlar ise de 2 yaşından önce çiftleştirmeye alınmamalıdır. Günlük yem tüketimleri 5 kg’ a kadar yükseltilebilir. Kaliteli kaba yemlerle takviye edilerek “ Devekuşu Damızlık Yumurta Yemi “ verilmelidir. Bu yemler, minimum % 15 protein, 2450-2500 Kcal/kg enerji, % 3-4 oranında kalsiyum %0.35-0.40 fosfor ihtiva eden, bakteri ve küf yönünden temiz olmalıdır.
Ergin hayvanlar günde 1-1.5 kg taş yu-tarlar bunu hazımı kolaylaştırmak için yaparlar. Her yaş dönemi için hazırlanan yemlerde vitamin düzeyi çok iyi ayarlanmalıdır. Sağlıklı bir döl verimi için, bilhassa serbest otlama imkanı olmayan yetiştiricilikte bu çok önemlidir. Yemler, diğer dönemlerde olduğu pelet şeklinde olan, içme suları ve su kaplarını temizliğine dikkat edilmelidir. Bütün yem çeşitlerinde önemli olan yemlerin ekonomik olmasıdır.
Hastalıkları :
Devekuşunun belli başlı hastalığı bulunmamaktadır. En çok ilk üç aylık ölümleri kayda değerdir. Kuluç-da yeteri kadar sıcaklık ve nem verilmemesi, havalandırma sorunları, yumurtaların gereği kadar çevrilmemesi, ka-buk altının artmasına çıkan civcivlerinde yaşama gücünün düşük olmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra A,B, C, ve biotin gibi önemli vitaminlerin eksiklikleri tüm kanatlılar gibi Devekuşlarında da çeşitli anomaliler meydana getirirler. İlk üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü yüksektir. Ancak en çok görülen bir sorunda ayak bozukluklarıdır.
Kaynak:Tarım bakanlığı

Arıların Hayatı

0 yorum | Devamını Oku...

ARILARIN HAYATI 1
…Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi? (Yasin Suresi, 73)
İç savaşlar, toplu katliamlar, gözünü kırpmadan adam öldüren insanlar, sokaklarda yatan çocuklar, evi barkı olmadığı için soğuktan donan insanlar, çocuk yaşta cinayet işleyenler, aile içinde yaşanan problemler, gençlik çeteleri, yolsuzluklar, …
Günlük yaşamın bir parçası haline gelen bu gibi toplumsal sorunlar düşünüldüğünde hepsinin temelinde ortak bir eksikliğin olduğu görülecektir. Bütün bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan adaletsizlik, dolandırıcılık, sahtekarlık, merhametsizlik gibi kötü ahlak özelliklerinin temelinde yatan da yine bu eksikliktir.
Bu önemli eksiklik insanların düşünmemeleri ve dolayısıyla gerçekleri görememeleridir. Bu gibi kişiler için ön planda olan kendi çıkarları, kendi yaşamlarıdır. Çevrelerinde yaşananlar onları ilgilendirmez. Ara sıra düşündükleri sınırlı konular da yine kendileri ile ilgilidir. Bu nedenle kendi doğru ve yanlışlarının sınırları içinde bir yaşam sürerler. Günlük yaşamın akışı içinde yaptıklarını yeterli gören bu kişiler dünyada bulunuş amaçları gibi hayati önemdeki konuları akıllarına bile getirmezler.
Çevrelerindeki canlıların özelliklerini, nasıl olup da böyle kusursuz bir çeşitliliğin ortaya çıktığını, kendi vücutlarını, gökyüzündeki dengeleri kısacası hiçbir şeyi düşünmezler. Dolayısıyla da bunların Allah tarafından "tasarlanmış", yani "yaratılmış" olduğunu fark edemezler. Tüm evrenin yaratıcısı olan üstün güç sahibi Allah’ı gereği gibi takdir edemezler. Neden yaratılmış olduklarının ve Allah’a karşı sorumlu olduklarının bilincine varmazlar. Oysa Kuran’da düşünmenin önemini, ancak düşünen kimselerin öğüt alacağını vurgulayan pek çok ayet vardır. Bir ayette düşünen ve bunun sonucunda Allah’ın kudretinin farkına varan kişilerden şöyle bahsedilir:
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190-191)
İşte Balarısı Mucizesi kitabının amacı da Allah’ın yaratılış mucizelerinden birini daha tanıtarak bu düşünce tembelliğini kırmaktır. Bununla birlikte balarısının kitap konusu olarak seçilmesinin de çok önemli bir nedeni vardır. Balarıları Kuran’da Allah’ın dikkat çektiği canlılardandır. Allah Nahl Suresi’nde arıların Kendi vahyi ile hareket eden canlılar olduklarını şöyle bildirmektedir:
Rabbin balarısına vahyetti:
Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
Görüldüğü gibi ayetlerde kendine ev edinen, meyvelerden yiyen ve bal üreten arılara dikkat çekilmektedir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği gibi kovandaki arılarla ilgili benzer işlerin tümü işçi arılar tarafından yapılmaktadır. Bir arı kovanında işçi arılar, kraliçe arı ve erkek arılar bulunur. Kovandaki hemen hemen her türlü işle görevli olan işçi arılardır. Bununla birlikte kraliçe arının, kovanın devamlılığını sağlamak gibi son derece önemli bir görevi vadır. Erkek arılarınsa kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kısa yaşam süreleri içinde bu görevlerini yerine getirirler ve hemen arkasından ölürler.
Arıların özelliklerinin detaylı olarak inceleneceği bu kitapta ayrıca arıların aralarında nasıl anlaştıkları, kovandaki on binlerce arının nasıl olup da problemsiz bir şekilde yaşadıkları, yönlerini nasıl buldukları, nasıl bal ürettikleri gibi daha birçok konu ayetlerle birlikte ele alınacaktır. Evrim teorisinin iddia ettiği gibi ne doğada ne de arıların hayatında başıboş ve tesadüfi bir "yaşam mücadelesi" olmadığını da ilerleyen bölümlerde bir kere daha göreceğiz.
Arı kovanındaki hayat
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.
Bu kitabın konusu olan balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların yavrulara gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili davranışlar detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha iyi anlaşılacaktır.
Arıların yuvalarına gösterilen özen
Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine göre daha fazla özen gerektirir. Özellikle yumurta, larva, pupa gibi değişik evrelerden geçerek erişkin hale gelen canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım uygulanır.
Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler. Arı yavruları, sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.
Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu işçi arılara aittir. İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması için peteklerin içinde özel olarak belirlenmiş bir bölgede kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu hücrelere yumurtlamak için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve uygunluğunu kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak ilerler.
Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından, yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar, detaylı metodlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar
İşçi Arıların Larvalara Uyguladıkları Titiz Kontrol
Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle hücrelere yerleştirdiği arı yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde gelişirler. Bu sürenin sonunda hücrelerden beyaz kurt şeklindeki arı larvaları çıkar.1 Yumurtadan çıkan bu canlıların gözleri, kanatları ve bacakları yoktur. Dış görünüş olarak balarısına hiç benzemezler.
İşçi arılar bu yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli ve özenli bir şekilde beslerler. Öyle ki tek bir larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir.2 Larvalar yumurtadan çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler. Larva dönemi arıların sürekli beslendikleri ve beden olarak en çok geliştikleri dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına kadar ulaşırlar.3
Kraliçe arının yumurtaları bırakmasından 3 gün kadar sonra kurt şeklindeki arı larvaları ortaya çıkar. Arı larvaları, 6 gün içinde ilk ağırlıklarının 1500 katına ulaşır ve neredeyse bulundukları hücrelere sığmaz olurlar (solda). Bu noktadan sonra büyüme durur ve pupa aşaması başlar.(sağda)
Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde olan bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.
Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır. Ve yavru arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.
Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Larva yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar.4 Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya adeta hapseder.5
Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir geçiş yaparlar. Pupa döneminin detaylarına geçmeden önce dikkatle incelenmesi gereken nokta, koza örülen maddenin yapısıdır.
Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek bezleri sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği; hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir. Diğer bir özelliği ise içerdiği "fibroin" isimli protein sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.
Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal maddelerin belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.
1-Elastik bir protein olan "Fibroin" % 53.67. (Bu bileşik, glikol (% 66.5), lösin (% 1.5), arjinin (% 1), tirozin (% 10)’den meydana gelir.)
2-Jelatin yapısında yine bir protein olan "Serizin" % 20.36. (Bu madde serin (% 29), alanin (% 46) ve lösin (% 25)’den meydana gelmiştir.)
3-Diğer proteinler % 24.43
4-Mum % 1.39
5-Yağ ve reçine % 0.10
6-Renk maddesi % 0.05 6
Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü her arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün arı larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında yukarıdaki formüle sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca arı larvaları bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde üretmeye başlarlar. Bunlar göz önünde bulundurularak düşünülecek olursa akla pek çok soru gelecektir. Örneğin larvaların vücudundaki bu kimyasal madde nasıl ortaya çıkmıştır? Gözü, kanadı, beyni, olmayan, bir et parçasından farksız, henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl şartlarda bir yaşam süreceğini bilmeyen bir larva kendi başına karar verip, böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin kimyasal maddenin koruyucu formülünü larvanın kendisi mi bulmuştur? Üretimini larva kendi kendine mi başarmıştır? Bu kimyasal maddeyi larvanın vücuduna kim yerleştirmiştir?
Solda, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan arı larvalarının anatomik yapıları görülmektedir. Bir et parçası şeklindeki böyle bir canlının kendi kendine karar vermesi ve gelişmesi için gerekli kimyasal maddeleri üretmesi kuşkusuz imkansızdır.
Yavru arıların gelişim aşamaları
Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını; hareket bile etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan, göremeyen, duyamayan, sadece çok basit yaşamsal fonksiyonlara sahip olan larvanın kendisi sağlamış olamaz. Böyle bir şeyin iddia edilmesi elbette ki bilimsellikten ve akılcılıktan uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia arı larvasının kimyasal madde oluşturabilecek bilgilere sahip olduğu, matematiksel hesaplar yapabildiği gibi çıkarımların kabul edilmesi demektir. Bu ise bilimsel olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.
Yalnız burada vurgulanması gereken son derece önemli bir nokta vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir canlı olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü hiçbir canlının kendi vücudunda var olmayan bir sistemi kendi kendine oluşturması söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki akıl sahibi yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın çok basit formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini sağlayacak sistemleri kendi vücudunda oluşturması mümkün değildir. Bu durumda akıl ve bilinç sahibi insanların yapamayacağı bir şeyi bir böceğin yapabileceğini iddia etmek de kesinlikle akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.
"Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl meydana gelmiştir?" sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle ipeği oluşturan maddeleri tekrar hatırlayalım. Bunlardan biri olan fibroin; glikol, lösin, arjinin ve tirozin maddelerinin belirli oranlarda birleşmesiyle meydana gelen bir maddedir. İpeği oluşturan maddelerden başka biri olan serizin ise serin, alanin ve lösin’in çok hassas yüzdelerde biraraya gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının koza örerken kullandıkları ipeğin yapısındaki maddeler sadece bu kadar değildir. Bundan başka mum, yağ ve reçine gibi maddeler de ipeğin yapısında bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda maddenin belirli oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir. Bir deney yapalım ve ipeği oluşturan maddelerden en basit yapılı olanını ele alarak bu maddenin kendi kendine oluşmasını bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim, ne gibi işlemler yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir. Ve günlerce, aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl boyunca beklense de, değil bu maddelerden tek bir tanesi, bu maddeleri oluşturan atomlardan tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamayacaktır. Bu durumda koza örmede kullanılan ipeği oluşturan maddelerin her birinin tesadüfen ortaya çıktığını ve daha sonra yine tesadüfen biraraya gelerek ipek oluşturduklarını iddia etmekse tamamen akıl ve mantık ölçülerinden uzaklaşmak olacaktır.
İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan çıkıp, uçabilir hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için bütün mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması gereklidir. Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine yani, ölümüne neden olacaktır. Bu da arı neslinin zaman içinde yok olması demektir. Bu durumda varılan sonuç, arıların evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm sistemleriyle birlikte var olduklarıdır. Bu da arıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını bize gösterir. Bu Yaratıcı tüm evrene hükmeden, üstün bir aklın sahibi olan Allah’tır.
Arıların ne gibi özelliklere sahip olmaları gerektiğini belirleyen ve bunların tümünü eksiksiz bir şekilde onlarda var eden, larvaya nasıl koza öreceğini ilham eden, kısacası arıların her hareketine hükmeden Allah’tır.
Pupa Dönemi
İşçi arıların üzerine mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte larva, pupa dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin içinde 12 gün boyunca kalır.7 Bu süre içinde hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez. Oysa hücrenin içindeki pupa sürekli büyüme halindedir. Arı yumurtası kraliçe arı tarafından hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra hücrenin kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar. Bundan sonra pupanın dış yüzeyi ölü bir kabuk olarak hücrede kalır. Pupadan çıkan balarısı yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne bu hücrenin içinde geçirdiği gelişim evrelerinin sonucunda başlar.8 Balarısı hücreden ne larvaya ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir canlı olarak çıkar. Balarısının, son aşamanın tamamlanması ile birlikte, yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı sistemlerde hiçbir eksik olmadan pupadan çıkması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın, yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur. Örneğin uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları, yapacağı işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına karşı kullandığı iğnesi, salgı bezleri, balmumu üretmesini sağlayacak sistemi, üreme sistemi, polen toplamaya yarayan tüyleri kısacası bütün vücut sistemleri eksiksiz olarak arının pupa evresini geçirdiği kozanın içinde gelişir.
Bir arının tüm fiziksel özellikleri, pupa evresindeki kapalı mekanın içinde oluşur. Pupadan çıkan bir arının kanatları, gözleri kısacası tüm vücut sistemi dış dünyadaki yaşamı için hazırdır.
Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya dönüştüğünü sorular sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının pupa dönemindeki büyüme evreleri ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır? Bu süreci belirleyen kimdir ya da nedir? Arının kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfler midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç müdür?
Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın içindeki canlının dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek kendinde gerekli değişimleri oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır. Kendi kendine gelişen tesadüflerle bir canlıdaki göz, sindirim sistemi, enzim, hormon gibi yapıların oluşması kesinlikle mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan herhangi bir müdahalenin yapılması ise söz konusu bile değildir.
Her balarısı, bulunduğu hücrenin içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar. Ne tesadüfler ne de arının kendisi böyle bir oluşumu gerçekleştiremez.
Hücresinin kapağını açarak dışarı çıkan bir arının tüyleri ilk anlarda ıslaktır.
Bir süre sonra bu tüyler kurur ve arı kovan içindeki görevlerini yerine getirmeye başlar.
Pupa evresinde arının her organının eksiksiz bir şekilde, tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını sağlayan ne tesadüfler ne de arının kendisidir. Böyle kusursuz bir oluşum ancak üstün bir güç sahibi tarafından gerçekleştirilebilir ki, bu benzersiz gücün sahibi, yaratmada hiçbir ortağı olmayan Allah’tır.
İŞ BÖLÜMÜ VE KOVAN DÜZENİ
Bir kovanda sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde, kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde hiçbir kargaşa da yaşanmaz.
Arılar arasındaki düzen son derece dikkat çekicidir. Bu nedenle bilim adamları kovandaki düzenin nasıl sağlandığı, iş bölümünün neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket ettiği gibi sorulardan yola çıkarak arılar üzerinde çok detaylı araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri sonuçlar araştırmacılar açısından son derece düşündürücü olmuştur. Özellikle canlıların tesadüfen ortaya çıktığını iddia eden evrim savunucuları bu sonuçlar üzerine teorilerinin içine düştüğü çelişkileri sorgulamak zorunda kalmışlardır.
Evrim teorisinin temel iddialarından olan "yaşam mücadelesi" kavramı evrimciler tarafından sorgulanan çelişkilerden sadece bir tanesidir. Evrimcilere göre doğadaki her canlı kendi çıkarlarını korumak için savaşır. Ayrıca bu çarpık anlayışa göre bir canlının, yavrularına bakma sebebi de neslini devam ettirme isteğinden, yani içgüdüsünden başka bir şey değildir. Zaten evrimcilere göre açıklayamadıkları tüm canlı davranışlarının sebebi "içgüdü"lerdir. Bu içgüdülerin nasıl ortaya çıktığı sorusunun mantıklı bir cevabı ise evrimciler tarafından verilememektedir.
Evrimciler içgüdünün doğal seleksiyon denen evrim mekanizması ile kazanılmış bir özellik olduğunu iddia ederler. Doğal seleksiyon, "bir canlı için faydalı olan her türlü değişimin diğerlerinin arasından seçilerek o canlıda kalıcı hale gelmesi ve bu şekilde bir sonraki nesle aktarılması" anlamına gelmektedir. Ancak dikkat edilirse burada kastedilen seçimin yapılması için bir bilinç ve bir karar mekanizması gerekmektedir. Yani bir canlının önce bir davranışta bulunması, ardından bu davranışın kendisine uzun vadede çok ciddi yararlar sağlayacağını tespit etmesi ve ardından da yine bilinçli bir kararla bu davranışı sürekli hale getirerek "içgüdüleştirmesi" gerekmektedir. Ancak kuşkusuz böyle bir karar mekanizması doğadaki canlılardan hiçbirine ait olamaz. Değil kendileri için yarar getirecek olan bir davranışı seçip sürdürmeleri, onların kendi içinde bulundukları durumdan dahi haberleri yoktur.
Örneğin bu içgüdü konusunu bir önceki bölümde incelediğimiz koza örme örneği üzerinde düşünelim. Söz ettiğimiz gibi, belirli bir vakit geldiğinde işçi arılar peteğin tepesini kapatırken, larva da kendi etrafına kozasını örmektedir. Ve Afrika’da yaşayan da, Avustralya’da hayatını sürdüren de olsa tüm balarıları, milyonlarca yıldır aynı işlemi yerine getirmektedirler. Yani bu, tüm balarılarının sahip olduğu bir içgüdüdür. Peki ama arı larvaları ve işçi arılar, larvalar için en uygun gelişme ortamının kozanın içi olacağını nasıl tespit etmişlerdir? Bunları kendi hesaplamaları ve seçimleri ile yapmaları mümkün müdür?
İşte bu noktada evrimcilerin kendi içlerinde büyük bir çelişkiye düştükleri açığa çıkmaktadır. Çünkü iddia ettikleri gibi bir seçimi ancak üstün bir güç sahibi yapabilir; ancak bilinçli bir varlık bu canlılara tam ihtiyaçları olan özellikleri ve içgüdüsel davranışları verebilir. Bunu kabul etmekse bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmek demektir. Yani, doğadaki kusursuz tasarım Allah’a aittir ve canlıların "içgüdü" olarak tanımlanan tüm davranış biçimleri Allah’ın onlara ilhamıdır. Evrimciler de aslında bu gerçeğin farkındadırlar. Arı gibi küçük ve bilinçsiz bir canlının bu olağanüstü yeteneklere kendi iradesiyle sahip olamayacağını onlar da bilirler. Ama evrimciler Allah’ın üstün gücünü gördükleri, kendi iddialarının imkansızlığının da farkına vardıkları halde teorilerini savunmaktan vazgeçmezler.
Geçmişte de bu zihniyeti taşıyan insanlar yaşamıştır. Hz. Musa döneminde peygamberin gösterdiği apaçık mucizeleri görmezlikten gelen ve Allah’ın apaçık varlığını inkar etmekte direnen insanlar olmuştur. Allah bu insanların içinde bulundukları durumu şöyle haber vermiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Bilim adamları, doğadaki canlıları incelediklerinde bir değil, iki değil, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca canlı türünün, birbirinden çok farklı yaratılış delilleri ile karşılaşmışlardır. Ve bu yüzden de içgüdü iddialarının anlamsızlığını defalarca itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Genetikçi Gordon Taylor’ın aşağıdaki sözü evrimcilerin içinde bulundukları bu çıkmazı açıkça ortaya koymaktadır:
İçgüdüsel bir davranış ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap alamayız.9
Charles Darwin’in oğlu Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin isimli kitapta babasının bu konuda yaşadığı zorlukları şöyle anlatmıştır:
Çalışmanın (Türlerin Kökeni’nin) 3. Bölümü’nde birinci kısım tamamlanıyor ve hayvanların alışkanlıkları ile içgüdülerindeki varyasyonlardan söz ediyor… Bu konunun yazının başlangıç kısmına dahil edilmesinin sebebi, içgüdülerin Doğal Seleksiyon’la gerçekleştiği fikrini imkansız olarak değerlendiren okuyucuların aceleyle reddetmemesini sağlamak. Türlerin Kökeni’nde yer alan "İçgüdüler Bölümü" özellikle teorinin en ciddi ve en açık zorluklarını içeren konu".10
Evrim teorisinin içgüdüler karşısında içine düştüğü durum Charles Darwin tarafından çeşitli şekillerde itiraf edilmiştir. Örneğin Darwin hayvanlardaki içgüdülerin teorisini yıktığını Türlerin Kökeni adlı kitabında şöyle ifade etmektedir.
İçgüdülerin çoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görülecektir.11
Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde içgüdülerin gelişemeyeceği hakkında şöyle söylemektedir:
Şu tahmin üzerimde ağır basıyor. İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir değişime uğramıyorlar. Kitabımda da belirttiğim gibi, içgüdü veya yapının ilk olarak bilinçsiz aşamalarla değişmesini anlayabilmek oldukça zordur.12
Teorinin kurucusu olan Darwin canlılarda görülen karmaşık ve faydalı davranışların doğal seleksiyon yoluyla kazanılmış olmasının imkansız olduğunu da çok defalar itiraf etmişti. Ancak saçma olmasına rağmen bu iddiayı neden sürdürdüğünü de şöyle açıklamıştı:
Sonunda, yavru guguğun üvey kardeşlerini yuvadan atması, karıncaların köleleştirmesi… gibi içgüdüleri, özellikle bağışlanmış ya da yaratılmış içgüdüler olarak değil de, bütün organik yaratıkların ilerlemesine yol açan genel bir yasanın, yani çoğalmanın, değişmenin, en güçlülerin yaşamasının ve en zayıfların ölmesinin küçük belirtileri olarak görmek, mantıklı bir sonuç çıkarma olmayabilir, ama benim hayalgücüm için çok daha doyurucudur.13
Evrim teorisinin savunucuları, üstün bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmemek uğruna her türlü yola başvurabilmektedirler. Nitekim teorinin kurucusu Charles Darwin, yukarıdaki sözlerinde, içgüdülerin yaratılmış olduğunu kabul etmemenin mantıksız olabileceğini, ama yine de hayalgücüne dayanarak inkarda diretmenin kendisi için daha "doyurucu" olduğunu ifade etmiştir. Buradan çıkan sonuç, yukarıda verdiğimiz ayette geçen, "vicdanen kabul ettiği halde inkar etme" saplantısının açık bir örneğidir.
Charles Darwin’in örnek olarak verdiği guguk kuşlarının ve köleci karıncaların ortak özellikleri; amaçları doğrultusunda bir taktik belirlemek ve bu taktiğe uygun planlar yaparak, bunları eksiksiz uygulamaktır. Başka bir canlıyı kandırmak için taktik belirlemek, karşı tarafın zayıf noktalarını tespit ederek içten çökertecek planlar yapmak gibi özellikler ancak akıl, planlama ve muhakeme yeteneği sonucunda gerçekleşecek özelliklerdir. Oysa ne karıncalar ne de guguk kuşları akla ve muhakeme yeteneğine sahip değildirler. Bu konularda bir eğitimden geçmemişlerdir. Uyguladıkları taktikleri başkalarından da öğrenmemişlerdir. Bu konuyla ilgili bir bilgi birikimine de sahip değildirler. Hiçbir şekilde düşünme yeteneği olmayan bu canlılar sahip oldukları özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır. Allah’ın kendilerine ilhamı sayesinde akıl ve muhakeme gerektiren bu gibi işleri yapabilmektedirler.
Balarılarının bilinçli davranışları Darwin’i açmaza sürükleyen konulardan biridir. Ama yalnızca balarıları değil birçok canlının bilinçli davranışları, evrim teorisi tarafından açıklanamaz. Örneğin dişi guguk kuşları yumurtalarını farklı türde bir kuşun yuvasına bırakarak büyütürler. Ve bu şekilde yumurtaların bakımını başka kuşların üstlenmesini sağlamış olurlar. Yuvadaki diğer yumurtalardan önce dışarı çıkan yavru guguk kuşu –yuvaya sonradan dahil olmasına rağmen –ilk iş olarak yuvadaki diğer yumurtaları aşağıya atar. Bunu yaparken de yuvanın asıl sahibi olan kuşun yuvada bulunmadığı zamanı seçer. Yavru guguk bu şekilde kendisini garanti altına almış olur. İşte Darwin’i zorda bırakan olaylardan biri, yavru gugukların doğar doğmaz yaptıkları bu bilinçli harekettir.
Aynı şekilde bazı karıncaların başka karınca türlerinin larvalarını kaçırarak köleleştirmesi de Darwin’i çıkmaza sürükleyen hayvan davranışlarındandır. Köleci karınca olarak adlandırılan bu karıncaların en önemli özellikleri savaştıkları koloninin larvalarını çalarak, daha sonra bu larvaları kendi işlerinde kullandıları köleler haline getirmeleridir. Köleci karıncalar bunu yaparken karşı koloninin salgıladığı alarm kokusunu taklit ederek savaştıkları koloni üyelerinin paniğe kapılmasını sağlarlar. Bu sayede saldırıya uğrayan koloninin üyeleri kaçarken, köleci karıncalar da köle olarak kullanacakları larvaları ve besin depolarını ganimet olarak alırlar.
Yukarıdaki resimlerde dişi guguk kuşu (ilk resim), yavru guguk diğer yumurtayı yuvadan atarken (ikinci resim) ve yumurtanın bırakıldığı yuvanın asıl sahibi kendisinden büyük yavruyu beslerken (üçüncü resim) görülüyor.
En sondaki resimde köleci karıncalar görülüyor. Hayvanlardaki şuurlu davranışlar, canlıların tesadüfen ortaya çıktığı düşüncesini savunmaya çalışan evrim savunucularını zor durumda bırakmaktadır. Öyle ki bu konuda yaptıkları açıklamalar, evrimin geçersizliğini ortaya koyan birer itiraf niteliği taşımaktadır.
"İçgüdü" İddiasına Balarılarından Bir Darbe
Evrimciler ne kadar görmezlikten gelseler de doğadaki canlıların davranışları, onların iddialarını yalanlamaktadır. Balarıları da yaşadıkları sosyal düzenle, sahip oldukları bilinçli davranışlarla evrimci iddialara darbe vuran canlılardandır.
Arı kovanlarında asla evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir "yaşam savaşı"na rastlanmamaktadır. Tam tersine arılar arasında son derece fedakar ve işbirliği içinde davranışlar vardır. Kovandaki genel düzen dikkate alınarak yapılacak bir karşılaştırma arıların akıllı, fedakar ve disiplinli davranışlarının bu canlıların kendilerinden kaynaklanmadığını, tesadüfen de oluşamayacağını anlamak için yeterli olacaktır.
Sayı olarak bir kovandaki arıların sayısı kadar insanın birarada, aynı mekanda yaşadığı ve bu kişilerin her türlü ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıkları düşünülecek olursa, arıların yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bir arı kovanındaki en alt limiti dikkate alarak, 20.000 kişinin birarada kapalı bir alanda yaşadığını varsayalım. Temizlik, beslenme, güvenlik ve bunlara benzer daha pek çok konuda çok fazla problem çıkacaktır. Tam anlamıyla bir düzen ancak kuvvetli bir organizasyonla yapılan işbölümünden sonra sağlanacaktır.
Kısacası arıların kurduğu düzeni insanların kurması oldukça zahmet gerektiren bir işlemdir. Oysa bir arı, hücresinden ilk çıktığı andan itibaren bu düzeni nasıl sürdüreceğini, düzendeki görevini, nerede, ne zaman, nasıl davranması gerektiğini bilir. Üstelik bu canlıları yönlendiren, onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren başka arılar yoktur. Bu canlılar hiçbir eğitim de almazlar ama son derece disiplinli bir şekilde görevlerini yerine getirirler. Çünkü arılar bu özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır. Daha önce Nahl Suresi’nde de gördüğümüz gibi Allah onlara yapacakları işi "ilham etmiştir". Karanlık bir kovanda on binlercesi birarada yaşayan arıların aralarındaki düzeni ve kusursuz disiplini sağlayan, sonsuz bir güç ve ilim sahibi olan Allah’tır.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi
4. Bal yapılması
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri
6. Kovanın havalandırılması
7. Kovanın güvenliği
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması
On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen, her bireyin üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi ile sağlanmaktadır. Peki kovanda nasıl bir düzen vardır? Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve neye göre belirlenmektedir?
Bu soruların cevaplarını araştıran Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre işçi arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden tamamen farklı görevler alırlar.14 Bu dönemler;
- Birinci dönem: 1. ve 2. gün
- İkinci dönem: 3-9. günler
- Üçüncü dönem: 10-16. günler
- Dördüncü dönem: 17-20. günler
- Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.
Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde sadece yaş etken değildir. Her arının belli sorumlulukları olmasına rağmen acil durumlarda arılar hemen görevlerinde değişiklik yapabilirler. Bu, arı kovanı gibi kalabalık bir topluluk için son derece önemli bir avantajdır. Eğer arılar arasındaki görev dağılımı katı kurallara bağlı olsaydı, beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında koloni zor durumda kalabilirdi. Örneğin kovana büyük bir saldırı olduğunda sadece gardiyan arılar savaşa katılsalardı, diğerleri kendi işlerine devam etselerdi elbette ki bu kovan açısından tehlikeli olurdu. Oysa böyle bir durumda koloninin büyük bir bölümü savunmaya katılır ve öncelikle kovan güvenli hale getirilir.
Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık konusunda görev yapan bir kişinin, birdenbire mimarlık ya da mühendislik yapar hale gelmesinden farklı değildir. Burada bir karşılaştırma yapalım ve öncelikle insanlar için düşünelim. Değişik konularda görev alabilen kişiler zeki olarak nitelendirilirler. Bir insan için normal olan bu özellikler bir böcek için söz konusu olduğunda elbette durum değişmektedir. Çünkü insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da belli bir tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim kazanabilirler. Ama burada söz konusu olan arılardır. Arıların yetenekleri ve bilgi birikimleridir. Bunun olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Arılardaki bilgi birikimi ve yeteneklerin açıklaması nedir? Onlara kim tarafından verilmiştir?
Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi savunucularına göre ya tesadüflerdir ya da "tabiat ana"nın onlara bir hediyesidir. Evrimciler doğa ya da tabiat ana olarak nitelendirdikleri gücün arıları usta birer mimar, usta birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline getirdiğini iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin, ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu "doğa " kavramı tesadüfleri kullanarak bir arı meydana getiremez. Bir arının kanadını, arılardaki peteklerin hepsini aynı ölçülerde altıgenlerden yapabilecek bir yeteneği, arıların üreme sistemini kısacası arının tek bir vücut parçasını bile yaratamaz. Çünkü doğanın kendisi de Allah tarafından yaratılmıştır. Doğayı oluşturan her parça tüm detaylarıyla birlikte Allah tarafından tasarlanmıştır.
Arılar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah’ın ilhamıyla hareket ederler. Yaptıkları bilinçli hareketlerin, sahip oldukları yeteneklerin tek kaynağı budur.
Çok sayıda arının yaşadığı bir kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar sorumludur. Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine düşen sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri ile sağlanır. On binlerce arıya nasıl davranacaklarını ilham eden, herşeyden haberdar olan Allah’tır.

Tere

0 yorum | Devamını Oku...

Baharlı çeşnisinden ötürü yaprakları yemek ve salatalara katılarak ya da öylece yenilen Tere bitkisi, Turpgillerdendir. Anayurdu Asya kıtası olan ve 20-50 cm. kadar boylanabilen biryıllık otsu tere bitkisi ülkemizde bolca yetiştirilmekte, Anadolu’da yabani örneklerine kırlarda rastlanmaktadır.
Bitkinin, yeşil renkli çok parçalı yaprakları ve beyaz ya da pembe renkli çiçekleri vardır. Yapraklarının tadı biraz acı ve yakıcıdır. Kokusu da hoş olmadığı halde vitamin ve mineraller yönünden çok zengin ve iştah açıcı olan bu yapraklar, salatalara çeşni vermesi için katılır. Kemikli kuzu ya da koyun etiyle, tere kebabı adı verilen özel bir yemeği yapılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze terenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2,6 gr. protein; 5,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,7 gr. yağ; 1,1 gr. lif; 76 mgr. fosfor; 81 mgr. kalsiyum; 13 mgr. demir; 14 mgr. sodyum; 606 mgr. potasyum: 930 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0.26 mgr. B2 vitamini; l mgr. B3 vitamini: 0.24 mgr. B6 vitamini: 69 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Hiç önemsenmeyen ve hatta küçümsenen tere bitkisi, yukarıda görüldüğü gibi çok önemli oranlarda doğal vitamin ve mineral içermektedir. Bunun yanı sıra;
o Tere iştah açıcı bir besindir.
o Lif oranı yüksek olduğu için peklikten şikâyetçi olan kişilere iyi gelir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Yetiştirilmesi oldukça kolay bir bitki olan tere, tohumlarıyla çoğaltılır. Yaz mevsiminde hasat edilecek tereler, derin kazılmış ve iyi gübrelenmiş tereliklere (tere yatağı), mart ayında tohumları serpilerek ekilir ve üzerleri ince bir toprak tabakasıyla kapatılır.
Kısa zamanda çimlenen bitki, zayıf olanları sökülerek seyreltilir. Ya da tohumlar başlangıçta 30 cm. aralıklı sıralara yan yana ekilir. Çimlendikten sonra gene seyreltme yapılır. Kış mevsiminde hasat edilecek tere tohumlan, sonbaharda yukarıda açıklanan şekilde ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ilıman iklimlerin bitkisi olan tere, yarıgölge ve gölge yerleri sever. Tere, yaz mevsiminde yakıcı güneşten korunmalıdır.
Toprak ve gübreleme isteği: Tere, bol humuslu ve organik madde yönünden zengin bahçe toprağını sever. Bu nedenle terelik hazırlanırken derin kazılmış toprağa, bol bol iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompost gübre verilmelidir.
Sulama: Suyu seven bitki olan tere, yazın sıkça sulanır ve toprağının nemli olmasına özen gösterilir.
Hasat (Derim): Tere, tohumlarının ekilmesinden 8 hafta kadar sonra hasat edilecek hale gelir. Genç bitkilerde önce dış yapraklar, yaşlı bitkilerde ortadaki yapraklar koparılarak hasat edilir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top