15 Kasım 2011 Salı

Tarımsal Üretim

0 yorum | Devamını Oku...

GİRİŞ
Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikaları da yine tarım alanında geliştirilmiştir.
Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her dönemde stratejik önemini de korumuştur.
Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir.
Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün desteklenmesini zorunlu kılmıştır.Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.
Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa Birliği’nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.
Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline dayanmamaktadır.Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları ortak bir çerçevede yönetilmektedir.
Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir.
Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün günümüzde de %50’yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği’nde (AB) Ortak Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.
Çalışmamızın amacı AB’ne üyeliği hedeflenen Türkiye’nin tarım sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir.Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, işleyişi ve son durumu incelenmiştir.
İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB’de tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar irdelenmiş ve Türk tarımının OTP’ye uyumunun olası etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Mevzuat değerlendirmesi ve açıklamasına fazlaca yer verdiğimiz için sayfalarda aynı kaynakça mükerreren gösterilmemiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU,GELİŞİMİ VE SON DURUM
1.ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU
Üye ülkeler, AB’nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.
Bu tercihte:
- İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanan kıtlık dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,
-Savaş sonrasında AB’nin nüfusunun önemli bir bölümünü (aktif nüfusun %20’si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,
-Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,
-Üye ülkeler arsında diğer sektörlerde olduğu gibi bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların giderilmesinde yeterli olamayacağı,
yönünde bazı görüşler etkili olmuştur.Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar ayrılıkları da bu oluşumda önemli rol oynamıştır.
AB kurulmadan önce yapılan görüşmelerde Almanya, bir gümrük birliği oluşturulması ve sanayi mallarının serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin sanayi sektörü oldukça gelişmiş durumdaydı.
Buna karşılık toplam nüfusunun % 25’i tarım sektöründe çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin yaratacağı rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa’nın bu konudaki ısrarının da ortak bir tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir.
Ortak Tarım Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ürünlerinin de (gıda sanayi gibi) AB içinde serbest dolaşımının tam olarak sağlanamayacağı ve rekabetin bozulacağı endişesidir.
Saydığımız bütün nedenlerle AB içinde bir ortak tarım politikası uygulanmasına karar verilmiş ve Roma Antlaşmasıyla da bu politikanın yasal temelleri atılmıştır.
OTP ilk kez Roma Antlaşmasının 3/d bendinde öngörülmüştür. Bu konuda ilk ciddi adımlar 1960-1964 yılları arasında atılmış ve 1962’de de ilk Ortak piyasa Düzeni oluşturulmuştur.
OTP gereği üye ülkeler milli yasama ve yürütme yetkilerinin bir kısmını Birliğin Organlarına devrettiklerinden tarım konusunda bağımsız politikalar uygulayamamakta ve birliğin aldığı kararlara uymak zorunda kalmaktadırlar.
2.ORTAK TARIM POLİTİKASININ AMAÇLARI
Roma Antlaşmasının 39. maddesinde Avrupa Birliği’nin OTP’ sinin amaçları:
Teknik gelişmelerin desteklenmesi, tarımsal üretimin rasyonel hale getirilmesi, üretim faktörlerinin özellikle de işgücünün optimal kullanımını sağlayarak tarımda verimliliğin yükseltilmesi,
Özellikle tarımda çalışanların kişi başına gelirlerinin arttırılarak yaşam standartlarının yükseltilmesi,
Pazarlarda istikrarın sağlanması,
Ürün arzında sürekliliğin temini diğer bir ifadeyle ürün arzının güvenliğinin sağlanması,
Uygun fiyatlarla tarımsal ürünlerin tüketiminin mümkün kılınması
olarak belirlenmiştir.
Roma Antlaşması ile OTP’nin genel çerçevesi çizilmiş, daha somut önlemler,ilkeler ve mekanizmalar ise uzun yıllar süren görüşmeler sonucunda şekillendirilmiştir.
Yaklaşık üç yıl süren görüşmelerin sonucunda 1962 yılında tahıllara ilişkin bir Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuş ve OTP resmen uygulamaya konulmuştur.
3. ORTAK TARIM POLİTİKASININ İLKELERİ
Avrupa Birliği’nde Ortak Tarım Politikası’nın yürütülmesinde bazı prensipler esas alınmıştır. Roma anlaşmasında yer almayan ancak 1960’lı yılların başından bu yana uygulanan bu prensipler; tek pazar ,Birlik tercihi ve ortak mali sorumluluktur.
3.1 Tek Pazar
Bu ülke ,ticarette gümrük vergilerinin, diğer engellerin ve rekabeti bozabilecek sübvansiyonların kaldırılarak üye ülkeler arasında tarım ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanmasını hedeflemektedir.
Belirlenen bu hedefe ulaşmak için fiyat, döviz kuru, rekabet kuralları, üçüncü ülkelere karşı koruma mekanizmaları, kamu sağlığı ve veterinerlik gibi tarımı doğrudan etkileyen alanlarda ortak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Üye ülkelerde iç pazarlarına yönelik korumaya son verilmesi ve kuralların uyumlu hale getirilmesi, ayrıca diş rekabete karşı ortak kotuma mekanizmaları kullanılması sonucunda Birlik içinde tarım ürünlerinde tek fiyatın oluşacağı düşünülmüşse de bu gerçekleşmemiştir. Birlik içinde tarımsal ürünlerde tek fiyatın oluşmamasında; idari kararlarla fiyat oluşumuna müdahale edilmesi ve döviz kurlarında yaşanan istikrarsızlık etkili olmuştur.
Ürünlerin üye ülkeler arasında serbest dolaşımı sağlanmış ancak bu Tek Pazarın oluşturulması yeterli olmamıştır. Ancak 1999 yılından itibaren EURO’nun kaydi anlamda da olsa tek para birimi olarak kullanılması, üye ülkelerde döviz kuru istikrarsızlıklarını ortadan kaldırmış ve bu gelişme de tarım ürünlerini Tek Pazar’a göz ardı edilemeyecek katkılarda bulunmuştur.
3.2 Birlik Tercihi
Tek Pazar oluşturma çabalarının bir sonucu olarak görülebilecek bu tercih;ürün alımında Avrupa Birliği üyesi devletlerin tercih edilmesini ifade etmektedir. Böylece doğal olarak tarım sektörünün üçüncü ülkelere karşı korunması da sağlanmış olmaktadır.
Avrupa Birliği tarım ürünlerinin fiyatları dünya fiyatlarının üzerindedir. Bu nedenle fiyatların düşmemesi dolayısıyla üreticilerin bu düşüşten zarar görmemesi ayrıca üçüncü ülkeler ile rekabet edebilme imkanına sahip olunması için Avrupa Birliği üreticilerini korumak zorunda kalmakta ve bunu yaparken de iki temel mekanizmadan yararlanmaktadır.
Bunlardan birincisi gümrük vergileridir. Bilindiği gibi daha önce ithal edilen ürünlerin fiyatının AB seviyesine yükseltilmesi amacıyla “prelevman” adlı değişken bir vergi uygulanmaktaydı.Prelevman, Birlik tarafından belirlenecek olan eşik fiyat ile dünya CIF fiyatı arasındaki farka eşit olmakta ve AB’ye üye ülkenin giriş gümrüğünde ithalatçıdan tahsil edilmekteydi. Sabit ve değişken olmak üzere iki şekilde alınmakta olan prelevmanda, sabit unsur, işletme sanayi sektörünün korunması amacıyla işlenmiş tarım ürünlerinde işleme sanayiinin katkı oranına göre hesaplanmaktaydı.Değişken unsur ise işlenmiş tarım ürünlerinde kullanılan temel gıda maddelerinde Birlik fiyatı ile dünya fiyatı arasındaki farka eşittir.Ancak günümüzde prelevman yerini, GATT’ın Uruguay Raund Müzakerelerinde kabul edilen DTÖ Tarım Anlaşmasıyla alınan karar gereği gümrük vergilerine bırakmıştır.
Diğeri ise AB ürünlerinin, AB dışındaki ülkelere ihraç edebilmesi imkanını sağlayan “ihracat iadesi”dir. Bu uygulama ile AB tarım ürünlerinin diğer ülkelerin tarım ürünleri ile rekabet edebilmesi sağlanmış olmaktadır. Bu yöntem üretim fazlası olan ürünler için kullanılmaktadır.
Ancak AB, bütün üçüncü ülkelere karşı her alanda aynı koruma politikasını izlememektedir. Topluluğun başta üye devletlerin eski sömürgeleri olmak üzere birçok ülke ile tercihli ticaret ilişkileri bulunmaktadır.
3.3 Ortak Mali Sorumluluk
OTP’nin ortak bir politika olması nedeniyle finansmanının da üye ülkeler tarafından ortaklaşa karşılanması gerektiği düşüncesinden hareketle ortak mali sorumluluk ilkesi benimsenmiştir.
Bu ilke gereği tüm harcamalar AB üyeleri tarafından ortaklaşa üstlenilirken, OTP’ ye bağlı olarak toplanan vergi gelirleri de Topluluğun ortak geliri olarak kabul edilmektedir.
4. FİNANSMAN MEKANİZMASI
Topluluğun Ortak Tarım Politikası, Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) ve diğer kaynaklardan finanse edilmektedir.
4.1 tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA)
Birliğe üye ülkelerde tarım için ortak bir politika uygulanmasının benimsenmesi, finansmanın diğer bir ifadeyle mali sorumluluğun da ortak olması gerektiği fikrini gündeme getirmiştir.
Bu fikrin hayata geçirilebilmesi için ise üye ülkeler tarafından. AB bütçesinde özel bir fon oluşturulmasına karar verilmiş, sadece OTP uygulamalarını finanse etmek için 1962 yılında Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA) kurulmuştur.
FEOGA, mali anlamda özerk bir fon değildir. AB genel bütçesinin bir parçası olan bu fon genel bütçe gelirleriyle finanse edilmektedir.
OTP’nin AB bütçesine sağladığı gelir, tarım için ayrılan payın oldukça altında kalmaktadır. Örneğin 1999 yılı bütçesinin tahmini gelirleri içinde tarımın payı %2,2 iken, harcamalardan FEOGA’nın aldığı pay yaklaşık %50’dir.
Kurulduğu ilk yıllarda AB bütçesinden %90 olan FEOGA’nın AB bütçesindeki payı zaman içinde yaklaşık %50’ye kadar gerilemiştir. Bu düşüşte, AB bütçesinden finanse edilen harcama kalemlerinin büyüklüğünün ve sayısının artması ile OTP’de yapılan reformlar etkili olmuştur.
FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” olmak üzere iki ayrı bölümü bulunmaktadır. Aşağıda verilen tabloda 1995/99 döneminde FEOGA’nın iki bölümüne ayrılan pay ve bu değerlerin toplam bütçe içindeki oranları görülmektedir.
Tablo:1 FEOGA’nın “Yönlendirme” ve “Garanti” Bölümlerinin Harcamaları (EURO) ve Toplam Bütçe İçindeki Oranları(%)
1995 1996 1997 1998 1999
EURO % EURO % EURO % EURO % EURO %
Garanti 34490 50.5 39324 50.0 40423 49.6 39133 47.3 40940 46.9
Yönlendirme 2531 3.7 3360 4.3 3580 4.4 3521 4.3 3774 4.3
Toplam 37021 54.2 42684 54.3 44003 54.0 42654 51.6 44714 51.2
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Yukarıda yer alan çizelgede de görüldüğü gibi toplam bütçe içinde FEOGA’nın Garanti Bölümünün payı yaklaşık %47, Yönlendirme Bölümünün payı da %4 tür.
Fonun yaklaşık %90’ını oluşturan Garanti Bölümü, fiyat ve Pazar politikasının işleyişi için gerekli AB harcamalarını finanse etmektedir. Bu bölüme ait giderler;AB dışı ülkelere ihracatta ödenen iadeler,iç piyasa müdahaleleri ve telafi edici meblağlardan oluşmaktadır.
Topluluğun 1999 yılı bütçesinden Ortak Piyasa Düzenleri için “Garanti”bölümünden ayrılan payın sektörel dağılımı tablo 2 de görülmektedir.
Tablo:2 Ortak Piyasa Düzenleri İçin “Garanti” Bölümünden Ayrılan Payın Sektörel Dağılımı(Euro)
Ortak Piyasa Düzenleri Değer Pay %
Tarım Ürünleri 27022 66,8
Ekilebilir Ürünler 17,831 44,1
Şeker 1937 4,8
Zeytinyağı 2251 5,6
Kurutulmuş Yem 388 1
Lifli Bitkiler Ve İpek Kozası 968 2,4
Meyve-Sebze 1701 4,2
Şarap Ve Bağcılık Ürünleri 661 1,6
Tütün 980 2,4
Diğer Tarım Ürünleri 305 0,8
Hayvancılık Ürünleri 9706 24
Süt Ve Süt Ürünleri 2621 6,5
Dana Ve Sığır Eti 4916 12,2
Koyun Ve Keçi eti 1755 4,3
Domuz Eti Kümes Hayvanları Yumurta 365 0,9
Diğer Hayvancılım Ürünleri 49 0,1
Diğer Harcamalar 1095 2,7
Ek Tedbirler 2617 6,5
Toplam 40440 100
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Tablo 3’te de görüldüğü gibi topluluğun Ortak Piyasa Düzenleri içim garanti bölümü harcamaları içinde yaklaşık %44 ile ekilebilir ürünler, birinci sıradadır. Tahıllar proteinli bitkiler ve yağlı tohumlardan oluşan ekilebilir ürünler sırasıyla sığır ve dana eti, süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker takip etmektedir.
Bu bölümün ödemelerinden en fazla yararlanan ülke Fransa’dır.
Yönlendirme bölümü ise Ortak Tarım Politikası’nın hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik yapısal uyum tedbirlerinin finansmanını üstlenmiştir.
Bu bölüm FEOGA’nın yaklaşık %10’unu AB bütçesinin ise %4’ünü oluşturmaktadır.
Dolaylı eylemler çerçevesindeki ödemeler (üye ülke harcamalarının geri ödemeleri) ve doğrudan eylemler çerçevesindeki ödemeler (yatırım projeleri için yapılan doğrudan ödemeler) bu bölümün gider kalemindedir.
Yönlendirme bölümü harcamaları içinde proje bazında yapılan ödemelerden en fazla yararlanan ülke Almanya’dır.
4.2 Diğer Finansman Kaynakları
Temel finansman kaynağı FEOGA olmakla birlikte Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER), Avrupa Sosyal Fonu(FSE), ve LEADER AB OTP’sinin diğer finansman kaynaklarını oluşturmaktadır.
Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER):hedefi Topluluğu bölgeler arası kalkınmışlık farklarının giderilmesidir. 1999 yılı bütçesinde FEDER için ayrılan miktar 15,6 milyar EUROdur.
Avrupa Sosyal Fonu(FSE): mesleki eğitim, istihdam ve insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak kullanılmaktadır. Bu fon için AB bütçesinden ayrılan miktar 1999 yılı itibariyle 9,6 milyar Eurodur.
LEADER: hedefi kırsal kalkınmayı destekleyen faaliyetleri bütünleştirmektedir. Bu kapsamda, kırsal alanda çalışan işgücünün desteklenmesi, yenilikçi faaliyetlerin geliştirilmesi gibi alanlarda yerel düzeyde oluşturulan projelere mali destek sağlanmaktadır.halen yürürlükte bulunan LEADER II için 1994-99 döneminde bütçeden ayrılan pay 1,7 milyar ECU’dür.2000-2006 döneminde yürürlüğe konulan ve uygulanan LEADER III için ise ayrılan pay 2,02 milyar Euro’dur.
5. ORTAK PİYASA DÜZENLERİ
Roma Antlaşmasında belirlenen amaçlara ulaşılabilmesi için yine aynı antlaşmada öngörüldüğü biçimde 1962 yılından itibaren AB içinde “ORTAK PİYASA DÜZENLERİ” oluşturulmaya başlanmıştır. Bu düzenler, politik sorunlar nedeniyle 11 Mayıs 1966 tarihine kadar tam olarak uygulamaya konulamamıştır. Çok sayıda ORTAK PİYASA DÜZENİ oluşturulması, tarım ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
Ortak Piyasa Düzenlerinin Amaçları:
Üye ülkelerde farklı şekillerde piyasa düzenlemeleri yerine birlikte ortak tarım politikası oluşturmak.
Üye ülkeler arasında ticari ilişkileri geliştirmeye yönelik koşulları oluşturmak ve bu şekilde ticaretin serbestçe yapılmasını sağlamak,
Birlik içinde tarımsal ortak Pazar oluşturmak ve iç Pazar ile birlik üretimini üçüncü ülkelere karşı korumak,
Şeklinde belirlenmiştir.
Topluluğun kurulduğu yıllarda tarım ürünlerinin sadece %50’si ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alırken 1980’li yıllardan itibaren bu oran %91’e ulaşmıştır. Günümüzde, patates (nişastalık patates hariç) dışında tüm tarım ürünleri ortak piyasa düzenleri kapsamındadır.
Ortak piyasa düzeni uygulanan ürün gruplar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo:3 Ortak Piyasa Düzeni Uygulanan Ürün Grupları
Tarım Ürünleri
Tahıllar
Pirinç
Nişastalık Patates
Zeytinyağı
Şeker
Süt ve süt ürünleri
Proteinli bitkiler
Yağlı tohumlar
Keten-kenevir
İpekböceği
Şerbetçi otu
Kurutulmuş yem
Yaş sebze ve meyve
İşlenmiş sebze ve meyve
Tekstil ürünleri (pamuk)
Şarap
Tütün
Et ürünleri
Sığır-dana eti
Koyun-keçi eti
Domuz eti
Kümes hayvanları ve yumurta
Tahıllar, proteinli bitikler ve pirinç ortak düzenlerinin 1999 yıl bütçesinden aldığı pay %47, sığı-dana eti ortak düzeninin aldığı pay ise %17 seviyesindedir. Diğer bir ifadeyle bütçenin %64 gibi önemli bir payı adı geçen ortak düzenlere ayrılmış durumdadır.
Süt ve süt ürünleri, zeytinyağı ve şeker ortak düzenlerinin payı ise sırasıyla %7,%6,%5’tir.
6. PAZAR VE FİYAT MEKANİZMALARI
1962 yılında “Tahıllar Ortak Piyasa Düzeni”nin oluşturulması ile birlikte ilk kez uygulamaya konulan bu mekanizmaların amacı; tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşmesi dolayısıyla üreticilerin gelirlerinin azalmasını önlemektir. Bu amaca yönelik olarak ortak piyasa düzenleri kapsamında yer alan ürünlerin ortak fiyatları her yıl Konsey tarafından tespit edilmektedir. Fiyatların belli bir seviyenin altına düşmesi halinde pazara müdahale edilmekte ve aradaki fark AB bütçesinden destekleme yoluyla karşılanmaktadır.
Ortak fiyatlar, uygulandıkları ürün gruplarına göre farklı isimler almakla birlikte iki işlev üstlenmiştir. Bunlardan birincisi, AB üyeleri arasında tarımsal ürün fiyat farklılıklarının, ortak Pazar düzenini olumsuz yönde etkilemesini engellemek için oluşturulan AB içi ortak fiyat politikası ikincisi ise topluluğa ithal edilen düşük fiyatlı ürünlerden kaynaklanan rekabeti önlemek amacıyla üçüncü ülkelere uygulanan fiyat politikasıdır.
Ortak piyasa düzenleri kapsamında bulunan ürünlerin %70’i bu fiyat politikalarının her ikisi, %25’i sadece ikincisi geriye kalan %5İ de OTP’nin başlangıcından günümüze kadar sadece doğrudan ödemeler aracılığıyla desteklenmektedir.
Ancak 1990’lı yıllardan itibaren yapılan reformlar sonucu doğrudan ödemeler yoluyla desteklenen ürünlerin kapsamı genişletilmiştir. Bu uygulama reformlar nedeniyle destek fiyatlarında yapılan indirimlerden ve müdahale sisteminin esnekleşen yapısından çiftçilerin zarar görmesini engellenmesi amacıyla başlatılmış olsa da, OTP içinde ağırlığı giderek artmaktadır.
6.1 Birlik İçi Ortak Fiyat Politikası
Birlik içi ortak fiyat politikası; hedef fiyat ve müdahale fiyatı olmak üzere iki ayrı fiyat sistemini esas almaktadır.
Hedef fiyat, üretici için arzu edilen gelir seviyesini göstermektedir. AB’de tüm piyasa destekleme mekanizmaları hedef fiyat (ürünlere ve sektörlere göre farklı isimler verilmiştir)prensibine dayanmaktadır.
AB’de piyasa fiyatlarının hedef fiyat seviyesinde tutulabilmesi için müdahale fiyatı belirlenmekte ve fiyatlar bu seviyenin altına düştüğünde, müdahale mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Temel fiyat ya da referans fiyat da denilen müdahale fiyatı bir anlamda üreticilere sağlanan en düşük garanti seviyesini belirten taban fiyattır.
Tahıllar,şeker, zeytinyağı, pirinç, tereyağı ve süttozu,sığır ve dana eti ile domuz eti, müdahale fiyatı belirlenen ürünlerdir. Ürünün arz ve talebinden ziyade üreticilerin gelir düzeyleri dikkate alınarak belirlenen müdahale fiyatları OTP’nin uygulamaya konulduğu ilk yıllarda sınırsız miktarda ürün alımında kullanılırken günümüzde sistem daha esnek hale getirilmiştir.
Sayılan bu fiyat şekilleri dışında sınırlı sayıda ürün için kullanılan geri çekme ve satın alma olmak üzere iki değişik fiyat şekli daha bulunmaktadır. Geri çekme fiyatı bazı sebze ve meyveler için uygulanmaktadır. Bu ürünlerde arz fazlasının bulunduğu dönemlerde üretici kuruluşlar bu fiyat üzerinden ürün fazlasını piyasadan çekerler.
Satın alma fiyatı da sebze ve meyvelerde uygulanmakla birlikte, geri çekme fiyatından farkı;devlet kurumları tarafından veriliyor olmasıdır.
6.2 Üçüncü Ülkelere Karşı Uygulanan Fiyat Politikaları
OTP kapsamında dış ticarette iki çeşit fiyat politikası uygulanmaktadır.Üçüncü ülkelerden topluluğa ithal edilen mallara karşı koruma uygulanırken, ihracatı teşvik etmek amacıyla ihracat desteklemesi yapılmaktadır.
OTP’nin üçüncü ülkelere karşı uygulanan fiyat politikası GATT Uruguay Raund müzakereleri sonucunda hazırlanarak Temmuz 1995 tarihinde yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü’nün Tarım Anlaşmasıyla önemli ölçüde değişime uğramıştır.
Söz konusu anlaşma sonucunda tarım ürünleri ithalatında değişen vergilerin yerini gümrük tarifeleri almış ve DTÖ’ne üye ülkelerin değişken vergi uyguladıkları tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmesi ve belirlenen bu tarife tavırlarının bir takvim uyarınca aşamalı olarak düşürülmesi kararı alınmıştır. Varılan bu anlaşma çerçevesinde bir ürünün ithalatında söz konusu tarife üst sınırından daha fazla vergi alınamamaktadır. Alınan karar sonucunda diğer ülkeler gibi AB’de prelevman ve değişken vergi uyguladığı tüm ürünler için birer gümrük tarifesi üst sınırı belirlenmiştir.
Belirlenen bu tarife üst sınırlarının 6 yılda %36 oranında azaltılması öngörülmüştür. Sadece tahıllar için farklı bir uygulama benimsenmiştir. Tahıllarda iyi, orta ve düşük kalite buğday; durum buğdayı, yulaf, arpa ve çavdar olmak üzere altı ayrı kategoride, 15 günde bir belirlenen bir tür vergi uygulanmaktadır.
Yapılan bu değişiklik, AB’nin tarım sektörünü dış rekabete karşı korunma düzeyinde bir azalmaya yol açmamıştır.
Yine tarım anlaşması ile tarife sınırlarını aşmamak koşuluyla ülkelere gümrük vergilerini değiştirme olanağı da tanınmıştır. Bu tolerans değişken vergilerin yasaklanmış olmasına rağmen fiilen uygulandığı yönünde eleştirileri de gündeme getirmesine karşın tarife sınırlarının belirlenen takvim uyarınca düşürülmesi ile birlikte gelecek yıllarda bu sorunun önemli ölçüde çözümleneceği öngörülmüştür.
Birlik ihracata da ihracat iadeleri ve ihracat vergileri olmak üzere iki farklı araç kullanmaktadır.
Normal şartlar altında Birlik’te tarımsal ürün fiyatları dünya ülkelerine göre daha yüksek ve doğal olarak rekabet şansı bulunmamaktadır. Bu nedenle AB ihracatını arttırmak amacıyla ihracatçılarına dünya fiyatları ile müdahale fiyatları arasındaki fark oranında prim ödememektedir.
İhracat iadesi (restitution) olarak adlandırılan bu prim dünya fiyatlarına bağlı olduğundan değişken bir yapıya sahiptir. İhracat iadesi kapsamında olan ürünler; tahıllar, pirinç, süt ve süt ürünleri, şeker, sığır eti, kümes hayvanları eti, domuz eti, yumurta, şarap, yaş ve işlenmiş meyve sebze ve bazı sıvı yağlardır.
Fiyatlarının dünya fiyatlarından düşük olması halinde ise AB, ihracatçılarından fiyatlar arasındaki fark kadar ihracat vergisi alınmaktadır. Ancak genellikle AB tarım ürünlerinin fiyatları üçüncü ülke fiyatlarından yüksek olduğundan ihracat vergisi uygulaması nadiren görülmektedir.
6.3 Doğrudan Ödemeler
OTP’nin ilk yıllarında müdahelede3 sistemi kapsama alınmayan ürünler doğrudan ödemeler yoluyla desteklenmekteydi. Zaman içerisinde müdahale kapsamında yer alan ürünlerde de fiyat indirimleri ve getirilen çeşitli kısıtlamalara paralel olarak doğrudan ödemelerle gelir desteği sağlanmaya başlanmıştır.
1-Üretim desteği; OTP’nin başlangıcından günümüze keten, kenevir, şerbetçi otu, ipek kozası, sert buğday, kuru yem ve tohumlar için üretim miktarı yada ekim alanı üzerinden verilen götürü yardım bu kapsamda yer almaktadır.
1992 yılından itibaren tahıl ve sığır eti sektörleri de fiyat desteğinin yanı sıra hektar/hayvan sayısı üzerinden verilen doğrudan ödemeler yoluyla da desteklenmeye başlanmıştır.
Proteinli bitkiler, yağlı tohumlar, koyun ve keçi etlerinde ise fiyat desteğinin yerine hektar/hayvan sayısına göre verilen ödemeleri ile doğrudan destek sağlanmaktadır.
Ayrıca tütünün kalitesine göre üreticilere prim verilmekte, zeytinyağı sektöründe müdahale mekanizmasına ek olarak üretimi arttırmak amacıyla üretim yardımları yapılmaktadır.
2- İşleme desteği; bu destekler bazı ürünlerin işlenme sürecinde verilmekte ve miktarı ve şekli ürününe göre farklılık göstermektedir. İşlenmiş ve sebze üretimi için verilen destek bu kapsamda yer almaktadır.
3- Tüketim desteği; AB tarafından bazı ürünlerin tüketimini attırmaya yönelik destekler verilmektedir ancak bu desteğin kapsamı giderek azalmaktadır.,
4- Depolama desteği; adından da anlaşılacağı gibi üreticilerin ürünlerini piyasaya sürmemeleri ve depolamaları için verilen destektir.
7.PARA MEKANİZMASI
Daha öncede ifade edildiği gibi OTP çerçevesinde oluşturulan ortak piyasa düzenleri, ortak fiyatları temel almaktadır. Üye ülkelerin tümünün farklı ulusal para birimleri kullanması, ortak fiyatların topluluğun kabul ettiği ortak bir para birimi üzeriden belirlenmesini zorunlu hale getirmiş ve bu fiyatların topluluğun ortak para birimi üzerinden belirlenmesi kararı alınmıştır.
İlk yıllarda hesap birimi üzerinden belirlenen ortak fiyatlar 1979-99 döneminde ECU üzerinden tespit edilmiştir. Sözü edilen her iki para biriminin de maddi varlığının bulunmaması ortak fiyatların bu para birimlerinden ülkelerin ulusal para birimlerine çevrilmesine neden olmuştur. Diğer bir ifade ile OTP’nin temel unsurlarından biri olan ortak fiyatlar ülkelerin farklı para birimlerine sahip olmaları nedeni ile reel anlamda uygulamaya konulamamıştır.
OTP’nin kurulduğu yıllardan günümüze dek dünya mali piyasalarında yaşanan istikrarsızlıklar ile buna paralel olarak ortaya çıkan döviz kuru dalgalanmaları ortak fiyat sisteminde erozyona yol açmıştır.
Zaman içerisinde AB tarafından belirlenen ortak fiyatların yerini ülkeden ülkeye farklılık gösteren ulusal fiyatlar almıştır. Bu durum OTP’yi karmaşık bir hale getirmiş aynı zamanda ülkeler arasında sadece döviz kuru dalgalanmalarına bağlı olarak bir spekülatif ticaret oluşmasına ve destek fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır. Bu olumsuzlukların giderilmesi ve ortak fiyat düzeninin tekrar kurulması için AB tarafından tedbirler getirilmiş ve sadece OTP’ye özgü olan “ Yeşil Para” (ya da tarımsal para mekanizması) sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem de dünya mali piyasalarına ve Birlik içi gelişmelere bağlı olarak sürekli değişim geçirmiştir.
1 Ocak 1999 tarihinde Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) son aşamasına geçilmesi ile birlikte Topluluğa üye ülkelerde EURO kaydi anlamda tek para birimi olarak kullanılmaya başlanmış ve “Yeşil Kur” uygulamasına son verilmiştir. Bu tarih itibariyle üye ülkelerin ulusal para birimlerinin pariteleri, EURO karşısında sabit hale getirilmiştir. Uluslar arası piyasalarda sadece EURO’nun döviz kuru değeri değişmekte, AB üyesi ülkelerin para birimleri ise EURO’nun değerindeki değişmelere bağlı olarak sabitleştirilmiş pariteler oranında değişim göstermektedir.
Banknotlar ve madeni paraların basılmasının ardından 1 Ocak- 1 Temmuz 2002 tarihleri arasında 6 aylık dönem geçiş dönemi olacak ve bu döneminde ulusal para birimleri ile birlikte EURO kullanılacaktır. 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra ulusal banknot ve madeni paralar tamamen tedavülden kaldırılacak ve EURO, APB’ye üye ülkelere üye ülkelerin tek para birimi olarak ödemelerde kullanılır hale gelecektir. Ayrıca 1 Ocak 1999 tarihi 1 ECU= 1 EUR olmuştur.
Ortak fiyatların EPB’nin üçüncü aşamasına katılmayan dolayısıyla tek para birimi olarak EURO’yu kullanmayan İngiltere, Danimarka, İsveç, Yunanistan’ın ulusal para birimlerine çevrilmesi için ise bu ülkelerin para birimlerinin EURO karşısında piyasa kurları kullanılmaktadır. İstedikleri takdirde adı geçen ülkelerin EURO üzerinden ödeme yapma hakkı da bulunmaktadır.
Yapılan bu değişiklik ile OTP’nin kurulmasından günümüze dek ilk kez ortak fiyatların büyük ölçüde uygulamaya geçirilmesi sağlanmıştır.
8. ORTAK TARIM POLİTİKASINDA REFORMU GEREKLİ KILAN NEDENLER
Ortak Tarım Politikası işleyiş mekanizması ile ortak piyasa düzeninin kurulmasından günümüze dek sürekli değişim göstermiştir. Bu değişmeleri gerekli kılan bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Bilindiği gibi başlangıçta OTP kapsamında alınan tedbirler, tarımsal üretimin güvenliğinin sağlanması ve gıda açığının kapatılması amacına yöneliktir. OTP’nin oluşturduğu yıllarda tarımsal üretimde kendine yeterli olmayan AB kısa sürede tarımsal ürün ihracatında dünya pazarında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşmiştir.
Kendi kendine yeterliliğin sağlanmasından sonra da üretim artışının devam etmesi ve iç ve dış pazarlarda pazarlanmasında sorunlar yaşanması bazı ürünlerde stokları da beraberinde getirmiştir.
1973-88 döneminde iç tüketim %0.5 oranında artarken tarımsal üretimde kaydedilen artış %2 oranında gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimden daha fazla oranda artması stokları kaçınılmaz kılmıştır. 1991 yılı bütçesinde stoklama harcamaları için ayrılan miktar 6,4 milyar ECU’ye ulaşmıştır.
Tablo 4’te AB tarım ürünleri stok durumu yıllar itibari ile verilmiştir.
Tablo 4: Topluluğun Tarımsal Ürün Stokları (Milyon Ton)
Ürünler 1976 1981 1983 1984 1985 1987 1989 1991 1994 1995 1996
Tahıllar 1313 4194 9541 9393 18647 10506 8608 17237 12409 5524 1209
Zeytinyağı 43 140 121 167 75 311 131 18 88 32 12
Tütün 19 30 30 14 15 42 78 107 13 - 0,1
Alkol - - - - 501 1688 3568 2400 3127 1018 873
Süt Tozu 895 298 957 773 514 594 22 416 73 14 125
Tereyağı 148 14 686 973 1018 888 5 266 59 20 39
Sığır Dana Eti 310 210 390 595 803 736 158 1010 162 18 434
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
Yukarıda yer alan çizelgeden de görüldüğü gibi bazı ürünlerin stoklarında azalma söz konusudur. Bu azalış, söz konusu ürünlere olan dış talebin artışı ve OTP’de yapılan reformlar ile yakından ilişkilidir.
Tarımsal ürünlerde kontrolsüz üretim artışı nedeniyle müdahale kurullarında oluşan stoklar özellikle 1980 sonrasında OTP’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. AB bütçesinden fiyat destekleri ve stoklama giderleri ile stokları eritebilmek amacıyla ihracatı arttırmak için ihracat iadelerinin artması OTP’nin mali külfetini ağırlaştırmıştır.
1975 yılında 4,5 milyar ECU olan FEOGA garanti bölümü harcamaları 1991 yılında 31,5 milyar ECU’ye yükselmiştir.
Destekleme alımlarının FEOGA giderleri içindeki payı %60-70 oranındadır.
OTP ile oluşturulan Pazar ve fiyat mekanizmaları büyük ve küçük ölçekli tarımsal işletmeler arasındaki gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemiştir.
Fiyat garantisine dayanan gelir desteklemesinin üretim hacmi ile bağlantılı olması bu desteklerin önemli bir bölümünün büyük tarımsal işletmelere yapılmasına neden olmaktadır. Üreticilerin %20’sini oluşturan büyük toprak ve işletme sahibi çiftçiler FEOGA desteğinin %80ini almaktadırlar. Küçük ve orta ölçekli aile çiftliklerinin gelirlerinde ise azalma görülmektedir.
Ayrıca bölgeler arası gelir bozukluğu sorununun derinleşmesine neden olmuştur.
Topluluğun uyguladığı ihracat iadesi ile tarımsal ürün ihracatının artması sonucu, AB dışında diğer ülkeler bu uygulama ile Topluluğun rekabeti bozduğu yönünde eleştirilerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle ABD rekabet gücünü koruyabilmek için uyguladığı sübvansiyon oranları yükseltme yoluna gitmiş ve bunun sonucunda Birlik aralarında sübvansiyonlar savaşı başlamıştır.
Ayrıca gelişmiş ülkelerin bu korumacı politikalarının kalkınmalarını engellediği gerekçesiyle büyük çoğunluğu ihracatta tarım ürünlerine bağımlı olan ülkeler de OTP’ye yönelik eleştirilerini arttırmışlardır.
OTP’nin üretimi teşvik eden yapısı, enstantif tarımı da körüklemiştir. Bunun sonucunda doğal kaynakların rasyonel kullanımına özen gösterilmemiştir. Ayrıca üreticilerin üretimi arttırmak için giderek artan miktarlarda kimyasal madde kullanılması, toprak ve suların kirlenmesine de yol açmıştır.
Saydığımız bu genel nedenler sonucunda OTP reformları gündeme gelmiştir.
9. YAPILAN REFORMLAR
OTP’de ilk reform girişimi, 1968 yılında hazırlanan ve Mansholt Planı olarak bilinen memorandumdur. İlk kez bu plan çerçevesinde üye ülkelerin tarım sektörlerinde uyum sağlamaya yönelik tedbirler içeren politikalar ortaya konmaktadır. 1972 yılında Avrupa Konseyinin 72/159/EEC sayılı kararı, Topluluğun tarımsal yapı politikasına yönelik ilk resmi dokümanıdır. Adı geçen kararda;
İşletmelerin modernizasyonu,
İşletmelerin yeniden yapılanması ve işgücünün gençleştirilmesine yönelik olarak 55 yaşın üzerindeki çiftçilerin bundan sonraki yaşantılarını da garanti altına alarak erken emekli edilmesi,
Tarımda teknik ve ekonomik gelişmeyi sağlamak için çiftçilere, çiftlik yöneticilerine ve eğitici danışmanlarına (sosyoekonomik danışman) eğitim verilmesi.
yer almıştır. Ancak 1973 yılından sonra dünyada ekonomik durgunluk yaşanması, işsizliğin artması tarım sektöründe istihdam azalmasını engellemiştir. Bu dönemde enflasyon ve faiz oranlarındaki artış yatırım maliyetlerini yükselttiğinden işletmelerin modernizasyonuna yönelik yatırımları da askıya alınmak zorunda kalınmıştır. Mevcut ortamda yalnızca büyük, modern ve verimli üretim yapan ve büyük bir çoğunluğu kuzey ülkelerinde yer alan işletmeler yörüngede belirlenen düzenlemelerden yararlanabilmiştir.
Söz konusu olumsuzluklar dikkate alınarak Konsey, yeni düzenlemelere gitmiştir. Konseyin 1975 yılında 75/268/EEC sayılı ikinci kararında AB’de dağlık ve az gelişmiş bölgelerde tarımsal yapının modernizasyonu için ilk kez ek yardım yapılmasına yönelik düzenlemelere gidilmiş ve bu çerçevede çiftçilere doğrudan yardım ve yatırım desteği sağlamaya başlanmıştır.
Ayrıca 1980’li yılların başında, Topluluğun geri kalmış olarak kabul edilen Güney Bölgelerine yönelik olarak tarım sektörünü de içine alan Akdeniz Entegre Programları, uygulamaya konulmuştur. Bu programlar ile yine Topluluğa üye ülkeler arasında tarımsal yapıya ilişkin farklılıklar ortadan kaldırılmaya çalışılıştır.
Yapılan tüm çalışmalar sonucunda tarım sektöründe bazı olumlu gelişmeler sağlanmış, tarımsal sektörde yatırımlar artmış, istihdam azaltılabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler yanında uygulanan OTP üretim fazlalıklarını, bütçe maliyetinin yükselmesi ve üretici gelirlerinde azalma sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
Ayrıca yaşanan bu sorunlar yanında Topluluğa katılan her üye ülke ile birlikte yenileri eklenmiştir.
Sözü edilen sorunlar karşısında Topluluklar Komisyonu, reform yapılması yönündeki niyetini önce 1985 yılı programlarında vurgulanmış, daha sonra bu politikanın perspektiflerini kapsayan ve Yeşil Kitap (Green Paper) diye anılan raporunu Konseye sunmuştur.
Yeşil Kitap temelinde başlatılan tartışmalar Komisyonun 18 Aralık 1985 tarihli memorandumunda ortaya konulan prensiplerle sonuçlanmış ve bu prensipler çerçevesinde piyasa düzenlerinde reform yapılmıştır. Şubat 1988 tarihli Avrupa Konseyinde dengeleyiciler (stabilizerler) kavramı ortaya konmuştur. Bu reformların genel olarak amaçları;üretimin belli bir eşiği aşması halinde destekleme fiyatlarının düşürülmesi, üreticilerin, harcamaların finansmanına katkısının arttırılması, müdahale sisteminin getirdiği garantilerin azaltılmasıdır. Ancak dengeleyiciler politikası da OTP’nin sorunlarının çözümünde etkili olamamıştır.
1980’li yıllarda gündeme getirilen reformlar, daha önce yapılandırılan daha kapsamlı önlemler içermektedir. Bu dönemde üretimi sınırlamaya yönelik önlemler alınmış ve ilk kez bütçeden FEOGA için ayrılan paya disiplin getirilmiştir. Bu dönemde ayrıca tarım sektöründe yapısal politikalar kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu değişiklikte topluluğun, yeni üç üye (İspanya, Portekiz,Yunanistan)ile genişlemesi etkili olmuştur.
1990’lı yıllara doğru, OTP reformuna hız kazandıran iç etkenler yerini dış etkenlere bırakmıştır. OTP ile sağlanan üretim artışı sonucunda topluluğun dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ihracatçısı haline gelmesi OTP’den zarar gören ülkelerin eleştirilerini arttırmaya etkili olmuştur.
ABD, AB’nin rakipleri ve ihracat payını arttırmayı hedefleyen ülkeler arasındaki rekabetten olumsuz etkilenen gelişmekte olan ülkeler,OTP’nin reformunda baskı unsuru olmuşlardır. Bu dönemde GATT çerçevesinde başlatılan Uruguay Raundu görüşmelerinde bu ülkelerin baskıları sonucu AB, 1992 yılında OTP tarihinin en kapsamlı reformunu yapmıştır.
Mac Sharry reformları olarak adlandırılan bu reform tedbirleri ortak piyasa düzenine tabi ürünlerin üretiminin değer olarak yaklaşık %75’ini kapsamaktadır.
Bu tedbirler kapsamında:
Hububat sektöründe üç yıllık bir dönemde iç müdahale fiyatlarının %29 oranında indirilmesi öngörülmüştür. Yapılacak bu indirimden doğan gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla üreticilere hektar başına doğrudan yardım yapılacaktır.
Yağlı tohumlar rejimi tahıllara uygulanan sistemle aynı olmakla birlikte iki sistem arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Yağlı tohumlar fiyat garantilerinden artık yararlanmamakta, sadece AB düzeyinde tespit edilen hektar başına yardıma tabi olmaktadır.
Proteinli bitkilere 1993/94 kampanya döneminden itibaren bölgesel tahıl verimi esas alınarak hektar başına telafi edici ödemeler yapılması öngörülmüştür. Bu tazminatlardan üreticilerin tamamına yakın bir bölümü yararlanabilmektedir. Ortalama üretimleri 92 tonu geçen üreticiler, topraklarının bir kısmını nadasa bırakmak zorundadır. Nadasa bırakılacak toprak yüzdesi konsey tarafından belirlenmektedir(1993/94 yılı için %15).
Tütün ortak piyasa düzeninde 1992/93 kampanya döneminde 370000 ton seviyesinde tespit edilen kota, 1994’te 350000 tona düşürülmüştür.ayrıca müdahale alımları ve ihracat iadeleri kaldırılmış, üreticiye pirim ödenmesi sistemi benimsenmiştir.
Süt ve süt ürünleri ortak piyasa düzeninde üretim kotası rejimine devam edilmektedir. 1993/94 ve 1994/95 dönemlerinde kotalarda %2 oranında indirim yapılması öngörülmüştür. Ayrıca sadece tereyağı ortak fiyatında 1993/94 ve 1994/95 yıllarında %2,5’lik bir indirim yapılmasına karar verilmiştir.
Sığır eti ortak piyasa düzenine getirilen pirim sisteminde meydana gelebilecek istismarları önlemek amacıyla hektar başına azami sığır sayısı tespit edilmiştir. Bu bakımdan üreticiler primden yararlanırken bir gösterge olarak büyükbaş hayvan sayısı üzerinden hesaplama yapılacaktır. Konsey bu sektöre yönelik müdahale rejiminde bazı değişiklikler yapmıştır. Müdahale tavanı 1993 yılı için 750bin tona 1997 yılı içinde 350 bin tona indirilmiştir. Müdahalede kalite unsuru ön plana çıkarılmış, müdahale fiyatının da üç yılda % 15 oranında azaltılması öngörülmüştür.
Koyun eti sektöründe prim sisteminin devamına karar verilmiştir. Üretici başına ödenecek prim geri kalmış bölgelerde 1000 koyun diğer bölgelerde 500 koyun olarak belirlenmiştir. Bu miktar aşıldığında prim %50 oranında düşürülmektedir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, reform uygulanmaları ile fiyat desteklemelerinin giderek üreticilere doğrudan gelir yardımlarına dönüştürüldüğü görülmektedir. Doğrudan gelir yardımları, desteklemeden ziyade, vazgeçilen üretime ve dolayısıyla gelir kaybına karşı telafi edici tazminatlar şeklinde verildiğinden yeni stoklara yol açmayacaktır. Yapılan reform ile piyasaya müdahaleler mümkün olabilen asgari seviyeye çekilmeye çalışılmıştır.
Mac Sharry reformların sonucunda bütçe harcamalarının artması söz konusu reformların temellerinde yapısal dönüşüm hedefinin yer aldığını göstermektedir.
1995 yılında DTÖ tarım anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile birlikte, Mac Sharry reformlarıyla iç piyasa mekanizmaları yenilenen OTP’nin dış rekabete karşı kullanılan temel korunma mekanizmaları olan prelevmanlar kaldırılmıştır.
Ayrıca birlik;
İç desteklemelerde altı yıl içerisinde %20 oranında indirim yapacaktır. Ticaret veya üretim üzerinde bozucu etkileri olmayan yada çok sınırlı olan iç destekler indirim taahhütleri dışındadır.
İhracat sübvansiyonlarında altı yıl içerisinde bütçe harcamalarına %36 sübvansiyon miktarını %21 oranında azaltacaktır.
Pazara giriş açısından ise, 1986-88 dönemi esas alınmak ve tarife dışı engeller tarifeye dönüştürülmek suretiyle, tarife oranlarında altı yıl içerisinde her ürün için en az %15 ve basit ortalama olarak %36 oranında indirime gidilecektir.
Yapılan iki önemli reformun ardından 1990’lı yılların sonlarında OTP reformunun tekrar gündeme gelmesi AB’nin 21. yüzyıl için belirlediği en önemli hedeflerden biri olan genişleme ile bağlantılıdır.
Ancak bu kez OTP reformu yapısal fonlar başta olmak üzere AB’nin mali perspektifini etkileyen diğer alanları da içeren daha kapsamlı bir reform planı çerçevesinde ele alınmıştır. Aday ülkelerin Birlikte yer alan ülkelere göre oldukça fakir olmalarının 21. yüzyılda gerçekleştirilmesi planlanan genişlemenin Topluluğun ortak politikalarının işleyişine zarar verebileceği endişesi yeni reform çalışmalarına hız kazandırmış ve “Gündem 2000” olarak adlandırılan yeni reform paketi ile topluluğun 2006 yılına kadar geçerli olacak genel mali çerçevesi tespit edilmiştir.
Gündem 2000 reformunda öncelikle;
İç ve dış pazarlarda rekabet gücünün arttırılması,
Tüketicilere karşı temel sorumluluk olan ürün güvenliğinin sağlanması ve kalitesinin yükseltilmesi,
Tarım toplumuna iyi bir yaşam seviyesi ve gelirlerinde (üreticilerin) istikrar sağlaması,
Üreticiler ve aileleri için alternatif iş imkanlarının oluşturulması,
Çevrenin korunması hedeflerinin OTP uygulamaları ile bütünleşmesi,
Tarımla ilgili Birlik mevzuatının sadeleştirilmesi,
şeklinde OTP’nin yeni amaçları belirlenmiştir. Bu amaçlar, önümüzdeki yıllarda OTP’nin işleyişine yön verecektir.
Son reform çalışması yapılan çalışmaların en kapsamlısıdır. Bu reform tarımsal üretimden ziyade yaygın bir kırsal ekonomiyi desteklemeyi ve çiftçilerin üretimleri yanında topluma sağladıkları katkıları da ödüllendirilmeyi hedeflemektedir.
Reformun genel olarak unsurları:
Dünya pazarlarında rekabet gücünü arttırmak için tarım ürünlerinin piyasa destek fiyatlarının düşürülmesi,
Çiftçileri yüksek gelir düzeyi sağlamak için fiyat indirimlerini kısmen telafi edecek şekilde doğrudan yardımların yükseltilmesi,
Topluluğun uluslar arası ticaret pozisyonunun güçlendirilmesi,
Gıda güvenliği ve kalitesi, çevrenin korunması ve hayvan sağlığı konularında etkin bir çevre koruma mevzuatının oluşturulması,
Yeni bir kırsal kalkınma politikasının oluşturulması şeklindedir.
AB’nin gelecekteki finansmanını, tarım politikası ve bölgesel yardımlar konusundaki komisyon önerileri ile aday ülkelerin üyeliğine ilişkin dokümanları içeren Gündem 2000 çerçevesinde ortaya konulan reform önerilerinin, yeni görüşme sürecinin başlamasından önce uygulamaya geçirilmesi öngörülmüştür. Bu öneriler 1992 Mac Sharry reform tedbirleri ile aynı mantığa dayanmaktadır. Buna göre, başlıca tarım ürünlerinin Birlik içi fiyatlarının dünya piyasa fiyatlarına yaklaştırılmasına yönelik indirime gidilecektir. Bu indirimler, üreticilerin fiyatların düşmesinden dolayı uğrayacakları zarar seviyesinde doğrudan ödemelerle telafi edilecektir.
Ürün fiyatlarının dünya fiyatları seviyesine düşürülmesi ile birlikte bu ürünler rekabet gücü kazanacağından ihracat artacak ve ihracatın teşvik edilmesine gerek kalmayacaktır.
OTP reform paketinin bütününe dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Buna göre yalnızca et ve hububata yönelik bir mini paket anlayışının yada halihazırda kararlaştırılan fiyat indirimlerinin yeterli olamayacağı ve topluluğun ihracat şansını arttıramayacağı düşünülmektedir. Bu indirimler ihracat için Uruguay raundu taahhütlerinin çiğnenmesi riskini de ortaya çıkaracaktır.
Üye ülkelerin Maliye Bakanlarının (Ecofin Konseyi) vardığı mutabakata göre üreticilere yapılan doğrudan ödemeler, ilk üç yılda OTP harcamalarını arttıracaktır. Ancak bu harcamaların büyüklüğü 2006 yılında, yaklaşık 1999 yılı seviyesine geri çekilebilecektir. Bu hedef gerçekleştirilebildiği ölçüde reform süreci canlı tutulabilecek ve yeni DTÖ görüşmeleri başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilecektir.
Reform tedbirlerinin uygulamaya konulması ile birlikte sığır eti ve hububat sektörlerine yönelik “mavi kutu” ödemelerinde artış yapılması sütlü ürünler sektöründe ise üretimi kısmen teşvik eden doğrudan ödeme sisteminin yürürlüğe girecektir.
Gündem 2000 reformu OTP’de yapılan son reformdur. Ancak DTÖ bünyesinde 1999 yılı sonunda başlayan yeni müzakereler, Gündem 2000 reformu ile hedeflenen mali perspektife uyulmaması vb. nedenlerin OTP’de yeni bir reformu gündeme getirebileceği ihtimali gözardı edilmemelidir.
10.GÜNDEM 2000 VE 25 HAZİRAN TARİHLİ TARIM KONSEYİ KARARLARI ÇERÇEVESİNDE ORTAK PİYASA DÜZENLERİNDE SON DURUM
Ortak piyasa düzenleri kapsamındaki ürünlere yönelik son düzenlemeler 25 haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ve Gündem 2000 ile gerçekleştirilmiştir.
Gündem 2000 çerçevesinde reformu gündeme gelen Ortak Piyasa Düzenleri kapsamındaki ürünler; ekilebilir ürünler, sığır ve dana etleri, süt ve süt ürünleri ile şaraptır. Tütün ve zeytinyağına ilişkin Ortak Piyasa Düzenleri ise son olarak 25 Haziran tarihli Tarım Konseyi Kararları ile düzenlenmiştir.
10.1 Ekilebilir Ürünler
Bilindiği gibi 1992 yılı öncesinde tahıllar, yağlı tohumlar ve proteinli bitkiler oldukça farklı ortak piyasa düzenleri çerçevesinde yönetilmekteydi. Mac Sharry reformlarıyla adı geçen ürün grupları için “ekilebilir ürünler” adı altında bir sistem oluşturulmuş ve bu ürünler için geçerli olan ortak piyasa düzenleri birbirine yaklaştırılmıştır.
Kullanımdaki ekilebilir alanların %42’sinde söz konusu ürünler yetiştirilmekte ve AB’nin toplam tarımsal üretiminin %11’i tarım gelirinin de %21’i bu ürünlerden sağlanmaktadır.
10.1.1 Tahıllar
2000-2002 yılları arasında tahılların müdahale fiyatlarında toplam %15 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada %7.5 oranında gerçekleştirilecek indirim sonucunda tahıllarda müdahale fiyatları 2001-2002 pazarlama dönemi sonunda 101,31EURO/ton’a düşürülecektedir.
2002-2003 pazarlama döneminde ise konsey tarafından yeni bir indirimin gerek olup olmadığı konusunda karar verilecektir.
Yapılan fiyat indirimine karşılık telafi edici ödeme miktarları 63EURO/ton’a yükseltilecektir. Konseyin 2002-2003 pazarlama döneminde müdahale fiyatları konusunda alacağı karar bu ödemelerin miktarlarını da etkileyecektir.
10.1.2 Yağlı Tohumlar
Telafi edici ödemeler üç aşamada indirilerek 2002-2003 yıllarında 63EURO/ton seviyesine çekilecektir. Böylece tahıllar ve yağlı tohumlara sağlanan doğrudan ödemeler eşitlenmiş olacaktır. Ayrıca 2000 yılından itibaren yağlı tohumlar için uygulanan referans fiyat uygulamasına son verilecektir.
Yapılan bu düzenlemeler ile 2002-2003 yıllarından itibaren üretim alanlarına ilişkin kısıtlamalarda kaldırılacaktır.
10.1.3 Proteinli Bitkiler
Proteinli bitkilerin tahıllar karşısında rekabet avantajını devam ettirebilmesi için toplam 72,5 EURO/ton telafi edici ödeme yapılacaktır.
Gündem 2000 reformları ile ekilebilir ürünlerde üretimden vazgeçme uygulaması da ele alınmıştır. Ekilebilir ürünlerde tarım arazilerinin zorunlu olarak üretime kapatılması uygulamasına 2006-2007 dönemine kadar devam edilecektir. Küçük ölçekli üreticilerin bu zorunluluktan muafiyet hakları korunmuştur.
Tarım arazilerinin gönüllü olarak üretime kapatılması da desteklenerek 2001-2002 yılından itibaren bu arazilere de 63EURO/ton (telafi edici ödemelerle aynı miktardır) destek ödenecektir.
Ayrıca patates nişastasının asgari fiyatı 2000-2001’den başlayarak eşit dilimde %15 oranında indirime tabi tutulacaktır. Yapılan doğrudan yardım miktarı ise 110,54EURO/ton’a yükseltilecektir.
10.2 Sığır ve Dana Etleri
Bilindiği gibi AB’nin net üretimi son yıllarda 8 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. En önemli üreticiler Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’dir ve AB üretiminin üçte ikisi bu ülkelere aittir.
Sığır ve dana AB’deki toplam tarım üretiminde değer açısından ikinci büyük bileşkenidir ve %11,9’luk bir paya sahiptir.
1996 yılında İngiltere’de baş gösteren BSE (deli dana hastalığı) krizi sektöre büyük zarar vermiştir. Krizle mücadele etmek amacıyla aynı yıl kısa vadeli önlemler alınmıştır. Danaların kesilerek işlenmesi, mevsimden önce pazara sürülmesini içeren bazı önlemlere ek olarak İngiltere’de 30 aylıktan daha büyük sığırlar imha edilmiştir. Ayrıca bu hayvanların insan gıdası ve hayvan yemi olarak kullanılması yasaklanmıştır.
Yeni düzenleme ile sığır eti müdahale fiyatlarında 2000-2002 yılları arasında toplam %20 oranında indirim yapılacaktır. Her aşamada eşit oranlarda gerçekleştirilecek indirimler sonucu müdahale fiyatları 2224 EURO/ton seviyesi düşürülecektir.
1 Temmuz 2002’de müdahale fiyatı uygulaması yerine 2224 EURO/ton seviyesinde sabitlenen özel depolama yardımı için temel fiyat uygulamaya başlanacaktır. Özel depolama yardımı domuz etinde olduğu gibi ortalama AB piyasa fiyatlarının, temel fiyatların %103’ünden daha az olması halinde verilecektir. Bu tarihten itibaren ortalama piyasa fiyatının 1,560 EURO/ton’un altına düşmesi durumunda komisyon tarafından üye ülkelerde alım için ihaleler düzenlenecektir.
Erkek hayvanlar ve yavrulamış inekler için verilen mevcut prim üç yıllık dönemde arttırılacak ve doğrudan çiftçiye ödenmek şartıyla yeni bir kesim primi ihdas edilecektir. Bu yardım her takvim yılında bölge için öngörülmüş sınırları aşmamak koşuluyla işletme başına verilecektir.
Yavrulamış inekler için verilecek prim 2002 yılında hayvan başına 200 EURO’ya üye ülkelerin insiyatifinde bulunan ulusal ek yardım miktarı da hayvan başına 50 EURO’ya yükseltilecektir.
8 aylıktan büyük bütün büyükbaş hayvanlar için 80 EURO, diğerleri (1-7 aylık) için de 50 EURO kesim primi ödenecektir. Ödeme belirli bir besleme sürecinden sonra doğrudan çiftçilere yapılacaktır.
Üye ülkelere, kendilerine tahsis edilen toplam miktarları aşmamak koşuluyla üreticilerine yıllık ek ödeme yapabilme imkanı verilmiştir.
Gündem 2000 belgesine göre, tüketimdeki azalışa bağlı olarak üretimde de azalma olması, müdahale stoklarının ise 2005 yılında 1,5 milyon tona yükselmesi beklenmektedir.
10.3 Süt ve Süt Ürünleri
Süt üretimi AB ülkelerinde önemli bir tarımsal faaliyettir. İnek sütü üretiminin Birlik tarımsal üretim değeri içindeki payı %18,4’tür.
Gündem 2000’de komisyon ekilebilir ürünler ve sığır eti sektörlerinde uygulaması öngörülen köklü değişikliklerin bu sektör için gerekli olmadığına karar verilmiştir. Bu alanda rereformlar2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiştir.
Tereyağı ve yağsız süt tozu müdahale fiyatları 2005/2006 yılından itibaren üç aşamada %15 düşürülecektir.
Üretim kotası rejiminin uygulama süresi 2007/2008 pazarlama dönemine kadar uzatılmıştır. Tüm kotalar 2005 yılından itibaren %1.5 arttırılacaktır. Artış üç aşamalı ve destekleme fiyatlarındaki düşüşe paralel olacaktır.
Yunanistan, İspanya, İrlanda, İtalya ve Kuzey İrlanda diğer ülkelerden farklı olarak 2000 yılından itibaren iki aşamadan oluşan özel bir artışa sahip olacaklardır. Bu ayarlamalar 2003 yılında tekrar gözden geçirilecektir. Amaç 2006 yılından sonra şimdiki kota sistemine son vermektir.
Üreticilerin gelir seviyesinin korunabilmesi amacıyla fiyat indirimlerine paralel olarak üç yılda artacak bir yardım sistemi düzenlenecektir. Her takvim yılında,işletme başına ve prim ödenebilecek referans miktarlarına göre ton başına üreticilere;2005 yılında 5.75 EURO, 2006’da yılında 11,49 EURO, 2007’de 17,24 EURO süt primi ödenecektir.
10.4_Şarap
AB, dünya şarap piyasasında söz sahibi konumdadır ve dünya üretim ve tüketiminde %60, ihracatında da %70 paya sahiptir.
Bu sektör 1962 yılından günümüze dek ortak piyasa düzeni kapsamında yer almıştır.
Özellikle 1980’li yıllarda ortaya çıkan aşırı üretim, o dönemde stokların artmasına neden olmuştur ve ünlü şarap gölleri nitelemesi bu dönemde ortaya çıkmıştır.Stok artışı ile mücadele etmek için 1987 yılında mevzuat yenilenmiştir.
Gündem 2000 ile;
Sektöre yönelik yürürlükte bulunan 23 ayrı tüzük birleştirilmiş ve böylece yeni bir şarap Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuştur.
Yeni üzüm bağları ekimi konusundaki yasağın devamına karar verilmiş olmakla birlikte yeni üye ülkelere belirli oranlarda yeni ekim hakkı tanınmıştır.
Ev şaraplarının zorunlu distilasyonu (damıtılması) uygulaması kaldırılmıştır.Bunların yerine Pazar koşullarının bozulduğu ve stokların artmaya başladığı dönemlerde hayata geçirilmek üzere arz garantisi sağlamak ve pazara sürülen şarabın belirli bir kalite seviyesinin altına düşmesini engellemek amacıyla “kriz distilasyonu” adı altında yeni bir uygulama başlatma kararı alınmıştır.
10.5_Tütün
Tütün üretimi Topluluğun en az gelişmiş bölgelerinde yoğunlaşmış durumdadır. Tütün işlemesine yönelik fabrikalar da yine bu bölgelerde bulunmaktadır.
Bu bölgeler için tütün önemlidir. Çünkü üretim yapılan topraklar verimsizdir ve alternatif ürün üretim miktarları kısıtlıdır. Bu nedenle az gelişmiş bölgelerde tarım sektöründe faaliyet gösterenlerin gelir düzeyinin korunması için tütün sektörünü destekleme yoluna gitmektedir. Günümüzde bu ürün için sağlanan primler, tütün üreticilerinin gelirlerinin %80’ini oluşturmaktadır.
Tütün işleme ve üretiminde yaklaşık 200 bin kişi istihdam edilmektedir.
25 Haziran 1998 tarihinde Tarım Konsey Toplantısında; üç yıllık geçiş döneminin ardından prim ödemelerinin 2 bölüme (sabit ve değişken) ayrılması kararlaştırılmıştır. Toplam primin %30-45’i değişken bölüme ayrılacak ve bu prim kaliteli ürün üretenlere verilecektir. Böylece kaliteli ürün üretimi teşvik edilmiş olacaktır. Sabit bölüm ise tüm üreticilere verilecektir.
Ayrıca üretim kotalarına ilişkin sistem de esnek hale getirilmiştir. Getirilen bu esneklik ile kotalar tütün çeşitleri arasında transfer edilebilecek ve üreticiler kotalarını devredebileceklerdir. Üretim yapmak istemeyen üreticiler de kotalarını ücret karşılığında geri iade edebileceklerdir.
10.6_Zeytinyağı
Topluluğun zeytin üretiminde, İspanya %50, İtalya da %25 söz sahibi ülkelerdir.
Birliğin zeytinyağı ortak piyasa düzeni 1966 yılında oluşturulmuştur. Son olarak sektörde, arz ve talep dengesini sağlamak ve kaliteli ürün üretimini teşvik etmek amacıyla 25 Haziran 1998 tarihli Tarım Konsey toplantısında reform yapılmıştır.
Yapılan yeni düzenleme uyarınca, geçiş dönemi (1 Kasım 1998- 31 Ekim 2001) uygulamaları başlamıştır. Bu kapsamda, azami garanti edilmiş miktar 1.777.261 tona (%31.6 oranında) çıkarılmıştır. Üreticiye verilecek yardımlar %5 oranında azaltılacak, üretim yardımı 1 Kasım 2001 tarihinden itibaren (bazı istisnalar hariç) sadece 1 Mayıs 1998 tarihinden önce dikilmiş ağaçlardan elde edilen zeytinyağına verilecektir.
Reformlar kapsamında;
Azami garanti edilmiş miktar, üye ülkelere ulusal garanti edilmiş miktarlar olarak dağıtılacak,
Ulusal miktarın bir bölümü sofralık zeytin için kullanılabilecek,
Üretim yardımlarının kullandırılmasında 500 kg/yıldan üreten üreticiler ile diğerleri arasında yapılan ayırıma son verilecek,
Tüketim yardımı kaldırılacak,
Müdahale alımı kaldırılacak ve yerine müdahale için özel depolama yardımı geliştirilecektir.
10.7_Bütün Ortak Piyasa Düzenlerine Yönelik Düzenlemeler: Yatay Tüzük
Gündem 2000 ile tüm Ortak Piyasa Düzenlerini kapsayan ve Yatay Tüzük olarak adlandırılan yeni bir tüzük belirlenmiştir. Bu tüzük ile Ortak Piyasa Düzenlerinde geçerli olacak genel kurallar düzenlenmiştir.
Sözü edilen tüzüğün en önemli unsurları; çevre koruma yükümlülükleri, doğrudan ödemelerin ayarlanması ve artan fonların üye ülkenin kullanımına bırakılmasıdır.
Belirlenen bu unsurlara göre;
Üreticilerin doğrudan ödemelerden yararlanabilmeleri için üretim yöntemlerinde çevre faktörünü dikkate almak zorundadır. Üye ülkeler, uyulması gereken çevresel önlemleri ve bu önlemlerin alınmaması durumunda geçerli olacak yaptırımları tanımlayacaktır. Bu yaptırımlar, doğrudan ödemelerin kısıtlanması ve durdurulmasını da içerebilecektir.
Üye ülkeler, tarım işletmesinin refah düzeyi ve işletmenin istihdama katkısını dikkate alarak bazı şartlar altında doğrudan ödeme miktarlarını ayarlayabileceklerdir.
İlk iki uygulama çerçevesinde üreticilere ödenmeyen fonlar, üye ülkelerin kullanımına tahsis edilecektir. Ancak bu fonların tarımsal çevre koruma programları, ağaçlandırma, erken emeklilik ve az gelişmiş bölgelerin kalkındırılmasına yönelik olarak kullanılma şartı bulunmaktadır.
Yatay tüzük, doğrudan ödemelerde üye ülkelerin yetkilerini önemli ölçüde arttırmış ve bir anlamda sisteme esneklik de kazandırmıştır.
10.8_Kırsal Kalkınmaya Yönelik Tedbirler
Gündem 2000 ile fiyat ve Pazar mekanizmalarında yapılan düzenlemelerin kırsal kalkınma tedbirleriyle desteklenmesi kararı alınmıştır.
Bu alandaki en önemli yenilik, kırsal kalkınma alanındaki AB mevzuatının tek bir Tüzük altında birleştirilmesidir. Bu tüzük ile, FEOGA yapısal fonlar Tüzüğü, Yapısal Fonların Hedef 5a’ya ilişkin dört tüzük ile MacSharry reformlarının çevre, ağaçlandırma ve erken emekliliğe ilişkin ek tedbirlerini içeren üç tüzük yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni tüzük; tarım ve ormancılık sektörlerinin güçlendirilmesi, kırsal alanların rekabet gücünün arttırılması ve çevre koruması yoluyla Avrupa’nın kırsal mirasının sürdürülmesi şeklinde üç alanda kırsal kalkınmayı desteklemeyi hedeflemekte ve bu alanlarda verilecek destekten yararlanmak için gerekli genel şartların çerçevesi çizilmektedir. Ayrıntılar program aşamasında saptanacaktır. Üye ülkelerin esnek biçimde ve kendi ihtiyaç ve önceliklerine göre hazırlayacakları Tüzük kapsamında yer alan kırsal kalkınma tedbirlerine yönelik programları 2000 yılı başından itibaren 7 yıl için geçerli olacaktır.
2000-2006 Döneminde uygulanacak AB’nin Kırsal Kalkınma Destek Miktarları aşağıdaki tablo 5’te verilmiştir.
Önlem Ödeme (EURO) Referans
Genç çiftçiler için ödeme yardımı 25000 —–
15000 İşletme sahibi (yılda)
150000 İşletme sahibine edinebilecek toplam miktar
3500 İşçilere (yılda)
35000 İşçiye ödenebilecek toplam miktar
200
25
Tarımsal çevre önlemleri desteği:
-Yıllık üretim
-Özel dayanıklı üretim
-Diğer amaçlı kullanım
600
900
450
Hektar başına
Ağaçlandırmadan doğan gelir kaybını telafi primi:
-Çiftçiler yada çiftçi örgütleri
-Diğer tüzel kişiler
725
185
Hektar başına
Ormanları koruma ve ekolojik işleviyle bağlantılı ödemeler:
-minimum telafi ödemesi
-maksimum telafi ödemesi
40
120
Hektar başına
Kaynak:Ebru Ekeman 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası IKV Yayını Yayın No:158 Eylül 1999
10.9_Aday Ülkelerin Ortak Tarım Politikası’na Uyumu
Daha öncede ifade edildiği üzere Gündem 2000 reformunun hazırlanmasında en önemli neden AB’nin genişleme sürecidir. Nitekim Gündem 2000 reform planının yayınlanmasının ardından 11-12 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Lüksembourg Zirvesinde AB’ye aday olan ülkeler belirlenmiş ve bu ülkeler için tam üyelik süreci de başlatılmıştır.
Lüksembourg Zirvesi kararları uyarınca, aday ülkeler için iki aşamalı bir süreç benimsenmiştir. “İlk dalga” olarak tanımlanan ve Çek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs, Macaristan, Polonya ve Slovenya’dan oluşan aday ülkeler ile 31 Mart 1998 tarihinden itibaren katılım görüşmeleri başlatılmıştır.
Bu ülkeler içinde en güçlü görünen adaylar istikrarlı politikaları ile Polonya ve Macaristan’dır. Ayrıca Estonya’da üyelik için gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Çek Cumhuriyeti de ekonomik ve politik istikrarı yakalayamadığı ve hedefleri doğrultusunda gerekli olan değişiklikler için aldığı radikal kararları uygulamaya koyamadığından Polonya ve Macaristan’ın biraz gerisinde kalmış durumdadır.
İlk dalgada yer alan Litvanya, Letonya, Bulgaristan, Romanya ve Slovak Cumhuriyeti ise ekonomik ve siyasal alanda sağladıkları reformlar ile Birlik mevzuatına uyum konusunda kaydettikleri ilerlemeler yeterli bulunduğu takdirde “ilk dalga”ya dahil olabileceklerdir.
Türkiye ise bu zirvede adaylar arasında yer almamıştır. Üstelik ehliyeti bir kez daha teyit edilen Türkiye ile üyelik yönünde ilişkilerin özel bir strateji çerçevesinde ilerletilmesi kararı alınmış ve 3 Mart 1998 tarihinde sunulan “Türkiye için Avrupa Stratejisi” adlı belgede ülkemizin tam üyeliğe hazırlanması için öneriler sunulmuştur.
10 Aralık 1999 tarihinde düzenlenen Helsinki Zirvesinde ise Türkiye’nin adaylığı resmen tanınmıştır. Böylece Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs’ın AB’ne adaylığı en yakın ülkeler olarak değerlendirildiği günlerde Türkiye’de tam üyeliğe aday ülkeler arasında yerini almış durumdadır.
AB üyeliğine aday ülkelerin üyelik öncesinde OTP’ye uyum çalışmalarına katkıda bulunmak ve bu ülkelerin kırsal kalkınma ve tarımsal işletmelerinin modernizasyonuna yönelik çalışmalarının desteklenmesi amacıyla “Tarım ve Kırsal Kalkınma Alanında Özel Katılım Programı (SAPARD)” oluşturulmuştur.
Günümüzde tarım da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri’in (MDAÜ) desteklenmesi için temel kaynak olarak PHARE programı kullanılmaktadır. SAPARD ise bu ülkelerdeki kırsal kalkınma çalışmalarının FEOGA’nın “Garanti” bölümü kapsamında desteklenmesini öngören farklı bir programdır.
Avrupa Konseyi’nin Berlin Zirvesinde (25 Mart 1999) belirlenen bütçe planı taslağı uyarınca Komisyon, 20 Temmuz 1999 tarihinde Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) için 2000-2006 (toplam 7 yıl) döneminde uygulanmak üzere yıllık 520 milyon Euro’luk genel bütçeye sahip adı geçen program çerçevesinde endikatif bir bütçe tesisatı (tablo 6) düzenlenmiştir. Aşağıda tabloda MDAÜ’lere SAPARD kapsamında sağlanması öngörülen destek miktarları görülmektedir.
Tablo:6 SAPARD Programı Kapsamında MDAÜ’lerin Yıllık Endikatif Bütçe Tahsisatları
Birim: Milyon Euro (1999 Sabit Fiyatları ile)
Ülkeler Tahsisat Miktarı Pay (%)
Polonya 168.683 32,0
Romanya 150.636 28,9
Bulgaristan 52.124 10,0
Macaristan 38.034 7,3
Litvanya 29.829 5,7
Çek Cumhuriyeti 22.063 4,2
Letonya 21.848 4,2
Slovakya 18.829 3,5
Estonya 12.137 2,3
Slovenya 6.337 1,2
Toplam 520.000 100,0
Kaynak: Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası Reformunun Yeni Tur DTÖ Çok Taraflı Müzakereleri ve Genişle

Eski Tarım Aletleri ve Fonksiyonları

0 yorum | Devamını Oku...

ESKİLER
Çift : Toprağı sürmek için birlikte koşulan iki hayvan
Kağnı : Yük taşımak için kullanılan öküz arabası.
Tırmık : Kabartılmış toprağın taşını, çöpünü ayıklamak için kullanılan seyrek dişli, tarak biçiminde araç.
Yaba : Harman savurmakta kullanılan, çatal biçiminde, tahtadan tarım aracı
Dirgen : Genellikle harmanda sapları yaymaya yarayan çatallı bir tarım araç.
Düven : Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç:
Anadut : Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan uzun saplı araç, dirgen, yaba.
Çapa : Tarlalarda toprağı işlemek için kullanılan ağaç veya demir saplı kazı aracı:
Soku : Dibekte, havanda tahıl dövmeye yarayan tokmak
Dibek : Taştan veya ağaçtan yapılmış büyük havan.
YENİLER
Traktör : Arkasına römork takılabilen, çift sürmek, yük taşımak vb. işlerde kullanılan motorlu iş makinesi.
Pulluk : Toprağı sürmek için kullanılan tarım aracı.
Römork : Traktörlerin arkasına yük taşımak için konulan araç.
Biçerdöver : Ekin biçen, döven, taneleri ayıran, samanı deste veya balya durumuna getiren makine.
Patos : Traktörün motoruna bağlanarak, buğdayın sapla samanını ayıran yarı otomatik araç.

Tarım Sektörü

0 yorum | Devamını Oku...

GİRİŞ
Tarım sektörü, Türkiye Ekonomisi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ancak Türkiye’de tarım sektörüne yeteri kadar önem verilmediğini görüyoruz. Çünkü tarım sektöründen tarım dışı kesimlere aktarılan pay yıllar geçtikçe artmaktadır. Türkiye Cumhuriyet döneminden itibaren tarım kesimini harekete geçirerek kalkınma seviyesini yükseltmeye başlamıştır. Çünkü tarım kesimi öbür sektörlerin iç pazarı olarak işlev görür ve ek olarak onların temel gereksinimlerini karşılar. Bu nedenle tarımın ekonomik durumunun toplumsal etkileri çok ağırlıklıdır.
Türkiye’de tarım kesimini daha fazla harekete geçirebilmek ve üreticilerin mağdur duruma düşmemesi için tarımda destekleme politikaları uygulanmış ve bunun araçları ve mali kaynakları özetle belirlenmiştir. Ülkemizde tarım politikalarının uygulanmasının nedeni, üretim imkanları durumu göz önüne alınarak ürün fiyatlarını istikrar altında tutmak, üretici fiyatlarının çiftçilere tarımsal faaliyetlerini çekici kılacak seviyelere mümkün kılmak, iç tüketim, ihracat ve sanayi için devamlı ve yeterli şekilde ürün akışına imkan tanımak amaçlanmıştır.
Cumhuriyet döneminden günümüze gelen kadar tarımın yıllar itibariyle gelişimi incelendiği zaman, Osmanlı’dan devralınan tarım ekonomisinin Cumhuriyetin ilk yıllarında kalkınmayı teşvik edici bir araç olarak görüldüğü ve bu dönemde Atatürk’ün tarıma olan destekleri sayesinde tarım sektörünün sanayileşme katkısının fazla olacağını görebiliriz. Ancak bu dönemden sonra Türk Ekonomi politikalarında stratejik bir değişim yaşanmış, sanayileşme ön plana alınarak tarım kesimi ikinci sektör durumuna geçmiştir. Bunu izleyen dönemlerde de tarım sektörü beklenilen sıçramayı gerçekleştirememiş ve günümüzde de tarım önemini yitirmiştir. Türkiye’de tarım önceki dönemlerde kendi kendine yetebilirken bu özelliğini günümüzde kaybetmiştir ve uygulanan ekonomik politikalar çerçevesinde net ihracatçı duruma gelmiştir.
1.BÖLÜM: TARIM SEKTÖRÜ
1.1 Tarım Sektörünün Tanımı ve Kapsamı
Tarım sektörünün Türkiye Ekonomisi’ne katkılarına geçmeden önce, bu sektörü tanımlayıp, sınırlarını çizmekte fayda vardır. Dar anlamda tarım; arazide ekim. Dikim, bakım ve yetiştirme yollarıyla bitki, hayvan ve hayvansal ürünler üretilmesi veya bunların üreticileri tarafından işlenip değerlendirilmesi faaliyetleridir.
Geniş anlamda tarım;bitkisel ve hayvansal ürünler üretiminin yanında,bu ürünlerin yetiştiricileri tarafından işlenmesi, ormancılık ve balıkçılık faaliyetleri, tarımsal ürünlerin yetiştiricileri tarafından taşınması ve saklanması, mağazalara devredilmeden üreticileri tarafından satılması ile tarım alet ve makinalarının diğer tarım üreticilerinin üretimle ilgili faaliyetlerine bir bedel karşılığında kullandırılmasını da kapsamaktadır.
Böylece tanıma tarım dışı sayılması gereken üretici sektörler de görmektedir. Bu sebeple tanım bazı eleştirilere açıktır. Tarım ve tarımsal faaliyetler hakkında birbirinden az-çok farklı birçok tanım yapılmıştır. Bir tanıma göre “arazide yerleşmiş bulunan insanların bitki ve hayvan materyallerini kullanarak, doğal ya da genetik gelişme oluşumunu hızlandırarak ihtiyaç duyulan bitkisel ve hayvansal ürünleri elde etmek amacı ile giriştikleri çabaları ekonomik yönden tarım ve tarımsal faaliyettir.
1.2 Tarım Sektörünün Doğal Kaynakları
Türkiye, sahip olduğu coğrafi ve iklim şartları itibariyle hemen bütün tarımsal ürünleri üretmeye elverişli bir ülkedir. Tarım sektöründe doğal kaynaklar kapsamına, tarımsal topraklar, toprağın kalitesi ve erozyonu, çayır ve meralar ile su kaynakları girmektedir.
Ülkenin tarımsal toprak varlığının, Genel Tarım Sayımı (GTS) verilerine göre yaklaşık %36’sı tarım alanı olarak kullanılmakta, çayır ve meralar ise %8’lik paya sahip bulunmaktadır.
Toplam işlenen olanlarda %68.8’i tarla olarak kullanılıyor, nadasa bırakılan alanlar toplamın %17,3’üne ulaşıyor, meyveler %11,1ve sebzeler de toplamın %2,8 dolayında bir toprak payına sahip bulunuyor.
Toprakların üçte biri kurak ve yarı kurak bölgelerdedir. Arazi genelde kireçli ve azot ve besleyici maddeler yönünden fakir, yorgun ve düşük verime sahiptir. Çayır ve meralar, üzerinde kendiliğinden ot yetişen ve hayvan otlatılarak veya otları biçilerek yararlanılan tarım arazileridir. Türkiye topraklarının 8.5 milyon hektarlık kısmı, teknik ve ekonomik olarak sulamaya uygundur.
1.3 Tarım Sektöründe İşletme Büyüklükleri
Türkiye’de tarım sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin büyük bölümü küçük ve orta büyüklükteki işletmelerden oluşmaktadır. Tarımsal üretim dağınık, yaygın ve çoğunlukla küçük işletmeler tarafından üretilmekte, bu ürünlerin tüketimi şehirlerde ve daha ziyade toplu halde cereyan etmektedir.
Tarım işletmelerinin kullandıkları toprağın göreli büyüklüğü, toprağın kendi nitelikleri, doğal yapısı ve iklim koşulları veri alınırsa, ekonomik olarak önemli bir üretim ve gelir göstergesidir. Tarım işletmelerinin sınırlandırılmasında esas itibariyle tarım işletmelerinin hasılatları, tarım işletmelerinin arazi genişliği, tarım işletmelerinde çalışan işçi sayısı ve tarım işletmelerinin sahip olduğu hayvan adedi göz önünde bulundurulmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan ise arazi genişliğidir.
Aşağıda Tablo 1.1 ’de Tarım işletmelerinin ölçeklerinin son iki sayım sonuçlarına göre durumu gösterilmiştir.
TABLO 1.1: Tarım İşletmelerinin Ölçeği, 1980 ve 1991 (Yüzde Dağılımlar)
İşletme Büyüklüğü
1980 1991
(Dekar) İşletme Toprak İşletme Toprak
5’ten az 7,23 0,20 6,34 0,28
10-19 14,13 2,96 18,96 4,28
20-49 32,56 15,69 32,13 16,49
50-99 21,07 21,42 17,98 19,94
100-199 11,99 23,98 9,66 20,99
200-499 5,46 22,73 4,38 19,82
500-999 0,77 8,04 0,61 6,39
1000-2400 0,007 1,59 0,26 5,91
2500-4999 0,01 0,55 0,05 2,79
5000+ 0,001 2,16 0,01 2,04
Toplam 100,0 100,0 100,0 100,0
Miktar
( Milyon Hektar ) 3,43 199,0 4,09 211
Kaynak : DİE, Ağustos 1993’te Türkiye Ekonomisi İstatistik ve Yorumlar, Ankara, 1993, s. 10.
Verilerden iki sonuç çıkmaktadır. Bunlardan birincisi tarımda küçük ölçekli üreticiliğin egemen olduğu, ikincisi de 1980-1991 döneminde küçük üreticilikte işletme büyüklüğünün daha da azaldığıdır. Hızlı nüfus artışı, tarım alanlarının tarım dışı kullanımı, erozyon ve miras yoluyla parçalanma, giderek işletme sayısının artmasına ve işletmelerin küçük parçalara ayrılmasına yol açacaktır.
Türkiye’de tarım arazilerinin parça sayısının artması ve ortalama büyüklüklerin küçülmesi, rasyonel girdi kullanımı ve makineleşmeyi önleyerek verim artışına engel olmaktadır. Bu işletmelerde sermaye yetersiz, tarımsal seviyesi düşük, piyasa ilişkileri zayıf ve gizli işsiz fazladır. Yakın bir gelecekte tarım kesiminin varlığını sürdürebilmesi için yapısal bir değişikliğin gerçekleşmesi, işletme alanlarının büyümesi ve modern tekniklere geçilmesi gerekmektedir.
1.4 Tarımsal Nüfus ve İstihdam
Tarımsal nüfusu, iktisaden faal nüfus içinde tarım işletmelerinde çalışan nüfus olarak tanımlayabiliriz. Türkiye’de iktisaden faal nüfusun büyük bir bölümü tarım kesiminde bulunmaktadır. Yine istihdam edilen nüfusun büyük bir kesimi de bu sektörde istihdam edilmektedir.
Türkiye’de özellikle planlı dönemle birlikte ekonomik tarım sektörünün payı giderek azalırken, tarımda çalışanların miktarı, mutlak sayı olarak artmıştır. 1999 yılı sonunda Türkiye’nin toplam nüfusunun 65 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu nüfusun yaklaşık %65’i şehirde %35’i ise köylerde yaşamaktadır. Tablo 1.2’de yıllar itibariyle kır ve kent nüfusunun toplam nüfus içindeki payı gösterilmiştir.
Tablo 1.2: Kent ve Kır Nüfusu
YIL TOPLAM NÜFUS TOPLAM KENT NUFUSU(l) % KIR NÜFUSU %
35.605.156 11.550.644 32.4 24.054.512 67.6
40.347.719 15.181.918 37.6 25.165.801 62.4
1980 44.736.957 18.824.957 42.1 25.912.000 57.9
1985 50.664.458 23.926.262 47.2 26.738.196 52.8
1990 56.473.035 30.515.681 54.0 25.957.354 46.0
1995(2) 62.171.000 37.853.969 60.9 24.317.031 39.1
2000(2) 67.332.000 47.549.543 70.6 19.782.457 29.4
Kaynak : DİE
Türkiye tarımındaki işgücü verimliliği, sanayileşmiş ülkelere göre dört ile on kat daha azdır. Bu sebeple Türkiye’de, tarım sektöründe işgücü verimliliğini arttırıcı ve tarımsal nüfusun şehirlere göçünü önleyici acil tedbirleri vakit geçirmeden yürürlüğe kaymak gerekir. Tarımsal işgücünün göreli olarak az kaldığı mevsimler atıl kalan işgücü köy ile ilgili diğer yatırım ve hizmetlerde istihdam edilebilir. Bu durum tarımsal alanlara yönelik gelişme koşullarına ivme kazandıracağı gibi istihdam alanlarını da arttıracaktır.
1.5 Tarımsal Üretim ve Verimlilik
Türkiye, gerek coğrafi ve gerekse iklim şartları yönünden tarım ürünleri üretmeye uygun bir ülke olduğu için, tarımsal üretimde ve özellikle gıda maddeleri üretiminde dünya üzerinde kendi kendine yetebilen az sayıda ülkeden biridir. Sektördeki üretim artışı, özellikle planlı dönemle birlikte hızlanmıştır. Tarımsal üretimin yaklaşık beşte üçü yada %60’lık bölümü bitkisel üretimden, %30’luk bölümü hayvancılık bölümünden oluşuyor. Orman ürünleri toplam tarımsal üretimin %7-8 dolayında bir bölümünü, geri kalan %1-2’lik kısmı ise su ürünlerinden oluşuyor.
Tarımsal katma değer artış oranı 1980-1989 döneminde yıllık ortalama %0.66’dır. Bir ölçüde artış göstermekle birlikte, tarımsal ürün katma değeri 1990 sonrasında da yalnızca yıllık ortalama %1.64 artmıştır. Burada bir noktanın daha vurgulanması gerekiyor. 1980 sonrasında tarım sektörünün yıllık büyüme oranı önceki yıllarla kıyaslanmayacak ölçüde dalgalı bir eğilim göstermiştir; örneğin 1988’de artı %7.8 onu izleyen 1989’da bu kez eksi %7.6 oranında bir büyüme hızı söz konusudur; bunun gibi 1996’da artı %4.4, 1997’de eksi %2.8 büyüme hızı izliyor.
Türkiye’de bitkisel üretimin ve özellikle tarla tarımının tarım sektöründe büyük ağırlığı vardır. Tarla tarımı kapsamında yer alan tahıllar, baklagiller, sanayi bitkileri, yağlı tohumlar ve yumru bitkilerin üretim ve verimliliğine ilişkin bilgiler tablo 1.3’te yer almıştır.
Tablo 1.3: Tarla Ürünleri Ekim. Üretim ve Verimleri
A: Ekim Alanı (Bin Hektar), B: Üretim (Bin Ton), C: Verim (Kg/hektar)
1988 1989 1990 1991 1993
I. Tahıllar (1) A 13817 13741 13750 13971 14198
Toplam A 9435 9351 9450 9630 9800
Buğday B 20500 16200 19900 20400 21000
C 2188 1759 2106 2118 2164
Arpa A 3415 3440 3415 3450 3485
B 7500 4500 7300 7800 7500
C 2189 1351 2138 2260 2165
Mısır A 500 510 515 518 550
B 2000 1900 2400 2180 2500
C 4014 3725 4078 4208 4546
II. Kuru Baklagiller (2)
Toplam A 2249 2310 2320 2159 2018
Mercimek A 983 997 906 709 199
B 1040 520 850 640 165
C 1062 590 938 810 830
Nohut A 778 818 890 878 820
B 779 683 860 855 740
C 1006 858 966 974 948
Fasülye A 176 178 171 178 162
B 211 193 210 214 200
C 1200 1090 1228 1202 1236
III. Sanayi Bitkileri
Toplam A 1437 1438 1448 1326 1406
Pamuk A 740 725 641 576 567
B 650 617 890 537 602
C 878 851 1479 931 1061
Şeker Pancarı A 317 353 360 401 423
B 11534 10929 13970 15474 15620
C 36512 30960 38806 38558 37052
Tütün A 237 284 320 281 339
B 219 269 296 240 338
C 924 948 924 855 997
IV. Yağlı Tohumlar (4)
Toplam A 1701 1708 1706 1346 733
Ayçiçeği A 750 770 716 567 597
B 1150 1250 890 800 815
C 1534 1630 1243 1410 1367
Pamuk Tohumu A 740 725 641 576 567
(Çiğit) B 1040 990 1050 859 899
C 1405 1366 1633 1490 1585
V. Yumru Bitkiler (5)
Toplam A 282 277 286 300 289
Patates A 196 187 192 200 192
B 4350 4060 4300 4600 4650
C 22194 21653 22396 22954 24231
Kuru Soğan A 75 79 83 89 86
B 1345 1360 1550 1600 1650
C 17933 17215 18675 17857 19191
Buğday, arpa, çavdar, yulaf, kaplıca, mısır, darı, pirinç, kuşyemi, mahlut.
Bakla, bezelye, nohut, fasülye, mercimek, börülce, fiğ, burçak, diğer.
Tütün, şeker pancarı, kenevir lifi, afyon sakızı, anason, pamuk, keten lifi, diğer.
Çiğit, ayçiçeği, susam, haşhaş, keten tohumu, yerfıstığı, soya, aspir, kolza.
Kuru sarımsak, kuru soğan, patates, hayvan pancarı.
Kaynak: DİE, Tarım İstatistikleri Özeti, 1991 ve Tarımsal Yapı ve Üretim 1993
Tarım üretiminde verimlilik konusuna gelindiğinde ise, belirleyici etken işletmenin büyüklüğüdür. Ancak tarım işletmelerinin genelde büyük bir bölümü %50 karın altında bir düzeyde üretimlerini gerçekleştirmektedirler. Bu da özellikle makine kullanımından etkinliği azaltmaktadır.
Tarım kesiminde etkinlik üzerine yapılan bir araştırma, bu kesimin 1981 yılına dek “teknik etkinlik” açısından olumlu bir çizgi izlediğini, daha sonra dış satıma dayalı büyüme politikasının uygulandığı yıllarda “etkisizliğin arttığı” saptanmaktadır. Aynı araştırmada tarımdaki etkinlik düşüşlerinin rastlantısal olmadığı, 1980 sonrasında uygulanan ekonomi politikalarının tarıma uygulanan “girdi-çıktı desteklemelerinde” anlık düşüşler yaşandığı ve sektörün “net olarak vergilendirilmeye” başladığı vurgulanıyor.
1.6 Tarımsal Üretimin Özellikleri
Tarımsal üretimi diğer sektörlerdeki üretimden ayıran başlıca özellikler aşağıda kısaca verilmiştir.
İnsanlar hangi cins ve tür tarımsal üretimi nerede, ne zaman, ne miktarda ve nasıl yapacağını belirlerken serbest seçim yapma imkanına sahip değildirler. Bu seçimi yaparken doğal kaynaklar ve iklim şartları yetiştirilen ürün kalitesi üzerinde doğrudan etkili olurlar.
Mevsimler bağlı iklim şartlarının etkisi nedeniyle, tarımsal üretimde mevsim değişimlerine göre kesikli bir seyir izler. Ekim, dikim,hasat v.b faaliyetlerdeki iş organizasyonu ve işlerin sıralanması mevsimlere göre düzenlenir.
Tarımsal üretimin mevsimsel özellik ve bağlılık arz etmesi, üretimin hacmini ve üretimin sürekliliğini etkilediğinden, ürünlerin piyasaya sürümünü de zaman yönünden etkiler. Bu nedenle sürüm dalgalanmalarını önlemek için ürünlerin stoklanması zorunlu olur.
Tarım makinalarının kullanımı hem üretim mevsimine, hem de arazi şartlarına, işletme büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Bu nedenle tarımda yaygın makine kullanımı için elverişli şartlar her zaman mevcut değildir. Sermaye mallarının kış aylarında atıl kalmaları, ciddi bir maliyet sorunudur.
Plantaj işletmeleri bir yana bırakılacak olursa, doğa ve piyasa şartlarına bağlılık nedeni ile tarım işletmeciliğinde genellikle çeşitli ürünlerin bir arada yetiştirilmesi gerekli olur.
Tarımsal üretimde azalan verimler kanunu daha çabuk ve daha yaygın bir şekilde işler.
Tarımsal üretimde faktörlerin mobilitesi zayıftır. Bu zayıflık hem mekan hem de sektörler itibariyle geçerlidir.
Tarımsal üretimde risk ve belirsizlikler, diğer sektörlerin faaliyet risk ve belirsizliklerine oranla daha büyüktür.
Tarımsal üretim, konjonktürel kriz dönemlerinde sanayi ve hizmetler sektörleri kadar derinden etkilenmez.
Tarımsal üretimin doğal şartlara bağımlılığını ve bu bağımlılığın da temelde bazı önemli sonuçlar ortaya çıkardığını göstermektedir.
Bu sonuçlardan birincisi tarımda azalan verim kanunun geçerliliğidir.
İkincisi, tarımda üreticinin kontrol edemediği bazı dış faktörlerin üretim fonksiyonunu etkilemesidir.
Üçüncüsü, tarımsal üretimde fiyat ve gelirlerin istikrarsızlığına neden olan örümcek ağı teoreminin geçerli olmasıdır.
II. BÖLÜM: TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI
Devletin, tarımının yararlanacağı bazı kararlar alması anlamına gelen ve tarımsal üretimin ve Pazar yapısından bölgesel politikalara kadar her alanda alınacak önlemleri kapsayan tarım politikasının genel olarak amaçları şu şekilde sıralanabilir.
Tarımda kaynakların etkin dağılımını sağlamak, strüktürel iyileşmeler yoluyla üretimi arttırmak, üretimi iç ve dış tüketici taleplerinde meydana gelecek değişikliklere uygun olarak gerçekleştirmek,
Üreticilere kararlı fiyatlar, mevcut duruma göre daha yüksek ve kararlı bir gelir temin etmek, Pazar belirsizliklerini üreticiler ve tüketiciler bakımından azaltmak,
Ürünler arasında nisbi fiyat dengesini sağlamak,
Gelirde görülen değişimleri azaltarak üreticiler arasında daha adil ve dengeli bir gelir dağılımını gerçekleştirmek,
İç ve dış piyasada fiyatların seyrini izlemek ve gerekiyorsa fiyat farklılıklarını ülke çıkarları doğrultusunda ayarlamak, dolayısıyla ülke tarımının etkinliği ve diğer ülkelerle rekabette üstün duruma gelmesini sağlamaktır.
Tarım sektörü Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren korunmuş ve desteklenmiştir. Destekleme politikalarının yürürlüğe konulmasıyla; yıldan yıla ve bir üretim yılında değişebilen ürün fiyatlarını istikrarda tutmak, fiyatların beklenen talebe uygun olarak üretim artışını sağlayacak seviyede oluşumunu sağlamak, üretici fiyatlarının çiftçilere tarımsal faaliyetlerini çekici kılacak seviyelerde kalması mümkün kılmak ile iç tüketim, ihracat ve sanayi için devamlı ve yeterli şekilde ürün akışına imkan tanımak amaçlanmıştır.
2.1 Destekleme Politikası Araçları
2.1.1 Primleri
Primleri ödemeleri Türkiye’de 2 amaçla yapılır.
Başarıya ödüllendirmek
Destekleme fiyatlarının altında saptanması sonucu ürünü destekleme kuruluşuna satan üreticinin gelir kaybına uğramasının önlenmesidir.
Başarıyı ödüllendirilmek verim-kalite yüksekliği durumunda olur. Örneğin 1926-1963 yıllarınsa şeker pancarına kademeli alım fiyatları saptanırken, 1964-1974 yılları arasında üretimi teşvik için şeker primi verilmeye başlamıştır.
Kaliteyi yükseltmek için prim verilmesinden başka, bir diğer uygulama destekleme amacıyla prim ödenmesidir. 1981 yılından sonra gittikçe artan bir şekilde buğday ve arpaya prim verilmiş, 1984’de çavdar ve yulafta da prim ödemesi yapılmıştır.
2.1.2 Girdi Sübvansiyonu
Girdi sübvansiyonlarının politik açıdan sakınca yaratacağı bilindiği için sübvansiyon miktarı dönemler itibariyle ayarlamakla birlikte, bu kaynak transferinden tam olarak vazgeçmek mümkün değildir. Tarımsal girdilerden gübre, ilaç tohum için sübvansiyon nitelikli ödemeler DFİF’den yapılmaktadır.
Tarımsal girdilere yapılan sübvansiyonların başında gübre gelmektedir. Gübre dışındaki girdilere doğrudan sübvansiyon yapılmamaktadır.
2.1.3 Kredi Sübvansiyonu
Kredi sübvansiyonu devletin üretim artışı sağlamak ve maliyeti düşürmek amacıyla tarımı diğer sektörlere açılan kredilerin faiz haddinden daha düşük bir faiz haddi ile kredi açması nedeniyle ortaya çıkar. Tarımsal amaçlı kredilerin başlıca kaynağı Ziraat Bankası’dır. Devlet Merkez Bankası kanalıyla Ziraat Bankasını desteklemektedir. Ziraat Bankasının kredi maliyetinin bir kısmını Merkez Bankası sübvansiyonu ile desteklemektedir.
2.1.4 Fiyat Sübvansiyonu
Türkiye’de uygulanan fiyat politikası, tarımın fiyatlar yoluyla korunması ve desteklenmesi hususunu kapsar. Piyasa şartlarında daha düşük belirlenmesi muhtemel olan fiyatta; TSKB ve KİT’ler devletin müdahalesi ve destekleme alım fiyatlarının yüksek tutulması arz-talep ilişkisini etkilemektedir. Bu politika; Devletin yada görevlendirdiği kurumların tarımsal ürünlerin fiyat mekanizmasına ve işleyişine etki ve müdahale etmesi yoluyla uygulanmaktadır.
Devletin Pazar düzenleyici olarak piyasaya müdahale ettiği durumlarda fiyatın, yüksek tutulması, gereken miktar alınmadığı takdirde piyasa fiyatını etkilememekte, sadece Birliklere mal satanlara haksız kazanç sağlamaktadır. Örneğin 1980 yılında destekleme fiyatları kuru üzüm, kuru incir ve fındıkta borsa fiyatlarının üstünde bulunmaktadır.
2.2 Destekleme Politikası Mali Kaynakları
2.2.1 Fonlar
Tarımsal sübvansiyonlara kaynak sağlayan en önemli Fon, Destekleme ve Fiyat İstikrarı Fonu’dur. DFİF’nün yanı sıra, Geliştirme ve Destekleme Fonu ve Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu tarımsal desteklemeye kaynak sağlayan fonlardır.
Destekleme ve Fiyat İstikrarı Fonu (DFİF): tarımsal girdilerin sübvansiyonu, üreticinin fiyat hareketlerinden korunması, ihracatın geliştirilmesi, ihracata dönük yatırımların finansmanı için kullanılabileceği hükmüne göre çıkarılan Para, Kredi ve Koordinasyon Kurulu kararı ile gübre, ilaç, tohum, süt teşvik primi ödemeleri DFİF’dan yapılmaktadır. Bu fon giderek küçülmüştür.
Geliştirme ve Destekleme Fonu: Fon’un kullanım amaçları arasında tarım, hayvancılık ve besicilik faaliyetlerinin geliştirilmesi yer almaktadır. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmezi amacıyla fondan 1988’de 212.3, 1989’da 241.0, 1990’da 203.8 ve 1991’de 440.8 milyon TL ödeme yapılmıştır.
Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu: Fon, kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflerde uygun olarak yatırımların yönlendirilmesi ve ihtisas kredilerinde kredi maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla kurulmuştur.
2.2.2 Bütçe
Bütçe’den 233 sayılı KHK’nın 35. Maddesi çerçeve KİT’ler ve diğer tarım kuruluşlarına görev zararı olarak yapılan transferler 1988’de 135 milyar, 1989’da 898 milyar, 1990’da 396 milyar, 1991’de 5833 milyar TL olmuştur.
Sermaye transferi: Adı geçen tarımsal kuruluşlara 1988’de 224 milyar, 1989’da 260 milyar, 1990’da 404 milyar, 1991’de 4913 milyar TL’sı bütçeden sermaye transferi şeklinde ödenmiştir.
Ödenmeyen vergi ve fonlar: Son yıllarda uygulanan para politikaları sonucunda destekleme alımlarında Merkez Bankası kaynaklı reeskantabl kredilerin kullandırılmaması, kuruluşları alımlarının finansmanı için kaynak arayışına itmiştir. Bu kaynak arayışı, ticari bankalara yönelmek dışında, tahakkuk eden vergi ve fon borçlarını ödememek, tecil etmek şeklinde olmuştur.
2.2.3 T.C. Ziraat Bankası
T.C. Ziraat Bankası, teşkilatlanmış kredi kaynaklarından üreticiye verilen kredilerin tamamına yakın bölümünü karşılamaktadır. Diğer bankaların ve kredi kuruluşlarının tarımsal kredilendirmedeki payları .çok düşüktür. Bu sebeple Ziraat Bankası tarıma kredi veren ana kuruluş olma niteliğine sahiptir.
Ziraat Bankası’nca tarımsal üretim, tarımsal ve tarıma dayalı sanayi ve pazarlama konularında açılabilecek krediler,işletme ve yatırım kredileri olarak iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Tarımsal üretim ve pazarlama konularında özellikle küçük ve orta tarım işletmeleri ile modern tarım metodlarını uygulayan işletmelerin ve tarımsal amaçlı kooperatifler ile üst kuruluşlarının kredi ihtiyaçları öncelikle karşılanmaktadır. Ziraat Bankası, tarımsal üretim kredileri olarak nitelendirilen zirai krediler, özel tarımsal krediler ve su ürünleri kredileri vermektedir. Tarım Kredi Kooperatiflerine sağlanan krediler yanında, ayrıca tarımsal içerikli diğer krediler olarak nitelendirilen Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın normal destekleme kredileri vardır.
2.3 Tarımsal Krediler
Tarım sektöründe; doğal, sosyal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan genel sermaye yetersizliği finansmanda işletme dışı kaynaklara başvurulmasını zorunlu kılmakta, böylece tarım kredisi büyük önem taşımaktadır.
Başlangıçta üreticiye kredi, gübre, tohum v.s. ihtiyaçları için gereklidir. Üretici aldığı bu krediyi de ancak ürününü kaldırdığı zaman ödeyecek bir duruma gelebilecektir. Bu zaman ise genellikle bir sene olduğuna göre, borcun vadesinin de bir seneden az olmaması gereklidir. Bu yüzden borcun vadesi normal olarak ticari krediden uzun olmakta ve her kredi talebi de miktar olarak az olmaktadır.
Tarım kredilerinin genel olarak ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalışı yanı sıra, tarımsal kredilerin çok yüksek bir oranı kısa vadeli kredilerden oluşmuş, tarımın gelişmesi bakımından asıl önemli olan orta ve uzun vadeli kredilerin payı ise düşük düzeyde kalmıştır. Bu durum tarımsal krediler içinde önemli payı olan Tarım Kredi Kooperatiflerinin vermiş olduğu kredilerin türlerine göre dağılımını gösteren aşağıdaki tablo 2.1’den de görülmektedir.
Tablo 2.1: Tarım Kredi Kooperatiflerinin Vermiş Olduğu Kredileri
YILLAR İşletme Kredileri
( Kısa Vadeli Krediler ) Yatırım Kredileri
( Orta Vadeli Krediler )
1982 80.9 19.1
1983 77.4 22.6
1984 78.9 21.1
1985 79.9 20.1
1986 79.7 20.3
1987 89.1 10.1
1988 82.2 17.8
1989 73.4 26.6
Kaynak: Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği
Bundan başka, tarımsal üretim politikalarını düzenleyen kuruluşlar ile tarımsal kredi veren finans kuruluşlarının tarımsal kredi politikaları arasında da yeterli bir uyum sağlanamadığı görülmektedir. Üretim artışı sağlayan bu tür krediler, yeniden borçlanma suretiyle karşılandığından bir tür abonman kredisi niteliği almıştır.
2.3.1 Taban Fiyat ve Destekleme Politikaları
Devlet, verimliliği ve üretim düzeyini arttırmak amacıyla, her sektöre şu yada bu şekilde müdahale etmektedir. Ekonomik amaçlı bu müdahalenin bir de sosyal yönü vardır: Üreticiyi ve tüketiciyi korumak. Devlet, tarım dışı mal ve hizmetlerin fiyatlarının yükselmesini (tüketiciyi koruma amacıyla) önleyici bir politika izlerken, tarımsal ürün fiyatları genel düzeyini yükseltici yada tarımsal ürünlerin maliyetini düşürücü (üreticiyi korumak amacıyla) bir politika izlemektedir. Bunun nedeni tarım ekonomisinin kendine özgü koşullarından kaynaklanmaktadır.
Devletin tarıma müdahale araçları iki ana başlık altında toplanabilir.Bunlardan birincisi, devletin doğrudan doğruya tarımsal ürün fiyatlarına müdahale ederek, tarımsal ürünler piyasalarını düzenlemesidir. İkincisi ise, çeşitli araçlarla tarımsal ürün fiyatlarını dolaylı yoldan etkilemesidir.
Destekleme fiyatı politikasında devlet, üreticiyi korumak amacıyla, piyasa fiyatının belli bir düzeyin altına düşmemesini garanti eder. Devletin garanti ettiği bu fiyata “taban fiyat” denir. Piyasa fiyatının, saptanan taban fiyatının altına düşmesini önlemek için, devletin ya da devlete bağlı kuruluşların piyasaya bizzat alıcı olarak girmesi ve ürünün en azından bir kısmını satın alması gerekir.
Mali yardım politikasında ise, üreticiyi koruma amacında olan devlet, üreticilere taban fiyatında olduğu gibi belirli bir fiyatı garanti eder, fakat alışverişin piyasa fiyatından yapılmasını serbest bırakır. Eğer söz konusu ürünün piyasa fiyatı, garanti edilen fiyatın altına düşerse, aradaki fark, üreticiye ödenir ki bu ödeme, hem üreticiye hem de tüketiciye yapılan mali yardım niteliği taşımaktadır.
Ülkemizde desteklenen ürünler ve bu ürünleri destekleyen kuruluşlar ile desteklemenin başladığı yıl, aşağıdaki tablo 2.2’de gösterilmiştir.
Tablo 2.2 Destekleme Politikası Kapsamında Yer Alan Ürünler ile Kurum ve Kuruluşlar
Kurum Adı
Desteklenen Ürünler
Başlangıç Yılı
l. Toprak Mahsulleri Ofisi
ll. Çaykur
(Tekel: 1940) ( 2 )
(Çaykur: 1973)
lll. Tariş (*)
lV. Antbirlik (*)
V. Çukobirlik (*)
Vl. Antbirlik (*)
VII. Yerfiskobirlik (*)
Vlll. Tekel Genel Müdürlüğü
lX. Şeker Fabrikaları A.Ş. (3)
X. Trakya Yağlı Tohumlar Birliği (*)
Xl. Güneydoğu Tarım Koop.Birl. (*)
Xll. Gürbirlik (*)
Xlll. Et ve Balık Kurumu
XlV. Süt Endüstrisi Kurumu
XV. Tiftik Yapağı A.Ş.
XVI. Koza Birlik (*) 1. Buğday
2. Arpa
3. Çavdar
4. Yulaf
5. Mısır
6. Pirinç (Çeltik)
1. Çay (1)
1. Çay
1. Çay
1. Çekirdeksiz Üzüm
2. Kuru İncir
3. Çekirdekli Üzüm
4. Zeytin Yağı
5. Pamuk Tohumu ( Çiğit )
1. Fındık
2. Pamuk
1. Soya Fasülye
1. Pamuk
1. Yer Fıstığı
1. Tütün
2. Anason
1. Şeker Pancarı
1. Kolza
2. Ayçiçeği
1. Antepfıstığı
2. Kırmızı Mercimek
1. Gül Çiçeği
1. Koyun Eti
2. Sığır Eti
1. Süt
1. Tiftik
1. Merinos Yünü
3. Yerel Yünler
1. İpekböceği Kozası 1932
1938
1938
1938
1941
1944
-
1940
1973
1965
1966
1976
-
1969
1962
1966
1976
-
1978
1947
1940
1956
1979
1979
1968
1979
1976
1974
1974
1968
1970
1976
1979
1974
(*) Kooperatif kuruluşlar.
(1) 1984 yılında çayda tekel kaldırılmıştır. Bu yıldan sonra üretim. iç tüketimden fazla artmıştır. .
(2) Tekel. destekleme yaprak tütün alımlarını . 196 sayılı Yasa gereğince her yıl çıkarılan
BKK’la yapmaktadır.
(3) Şeker Fabrikaları AŞ.. 6747 sayılı Şeker Yasası uyarınca her yıl çıkarılan BBK’yla şeker pancarı alımı yapmaktadır.
Kaynak: DPT, 1995 Geçiş Program, s, 122.
Ülkemizde tarımsal ürünleri destekleyen kuruluş sayısı 15’i aşmaktadır. Ne var ki bu kuruluşların kuruluş amaçları, kuruluş şekilleri, statüleri ve bağlı oldukları bakanlıklar birbirinden farklı olduğu gibi aralarında olması gerekli koordinasyonu gerçekleştirmekte oldukça güçtür.
Destekleme fiyatları hızlı enflasyon yaşandığı ülkemizde sürekli artış göstermektedir. Planlı dönemde tarımsal destekleme fiyatlarının gelişimi ürün düzeyinde Tablo 2.3’te verilmektedir.
Tablo 2.3: Tarımsal Ürünlerin Destekleme Fiyatlarında Gelişmeler
Ortalama Alım Fiyatları (TL/Kg)
Yüzde Artış
Ürünler
1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997
1. Buğday (2) 503 754 1156 1843 3532 7433 22093 35141 49,9 53,3 59,4 91,6 110,4 197,2 59,1
2. Arap (2) 389 628 988 1615 2729 5423 15115 25488 61,4 57,3 63,5 69,0 98,7 178,7 68,6
3. Çavdar (2) 416 601 923 1517 2754 5414 13460 26796 44,5 53,6 64,4 81,5 96,6 148,6 99,1
4. Mısır (2) 442 737 1185 1600 2974 6769 16862 29502 66,7 60,8 35,0 85,9 127,6 149,1 75,0
5. Yulaf (2) 417 588 924 1185 2744 - 14094 26986 41,0 57,1 28,2 131,6 - - 91,5
6. Pamuk (3) 2268 3561 6029 9096 25427 40440 68142 138916 57,0 69,3 50,9 179,5 59,0 68,5 103,9
7. Tütün (2) 7707 10870 25715 32615 53093 100963 188173 385621 41,0 136,6 26,8 62,8 90,2 86,4 104,9
8. Şeker pancarı (2) 142 218 356 556 1032 2750 4775 12128 53,5 63,3 56,2 85,6 166,5 73,6 154,0
9. Ayçiçeği 862 1512 2582 4016 9529 18001 37969 67728 75,4 70,8 55,5 137,3 88,9 110,9 78,4
10. Fındık 3466 5639 9673 19719 56284 81800 206248 531435 62,7 71,5 103,9 185,4 45,3 152,1 157,7
11. Kuru incir 2195 3317 6164 12521 26504 64200 84770 195285 51,1 85,9 103,1 111,7 142,2 32,0 130,4
12. Çekirdeksiz kuru üzüm 2466 4025 7081 10357 21352 38502 81311 165474 63,2 75,9 46,3 106,2 80,3 111,2 103,5
13. Zeytinyağı 5199 10513 14723 22373 62411 148621 302572 287131 102,2 40,0 52,0 179,0 138,1 103,6 -
14. Tiftik 10630 15405 23402 39605 67745 - 221346 460000 44,9 51,9 69,2 71,1 - - 107,8
15. Antepfıstığı 14000 16499 25001 40017 82086 - 309200 450093 179,9 51,5 60,1 105,1 - - 45,6 !
16. Soya fasulyesi 841 1383 2600 4161 9497 15001 41395 58003 64,5 88,0 60,1 128,2 58,0 176,0 40,1
17. Haşhaş kapsülü(2) 2488 3001 4700 9000 18683 24485 73718 157739 20,6 56,6 91,5 107,6 31,1 201,1 114,0
18. Çeltik - 1664 3010 4755 - 24232 43548 85557 - 80,9 58,0 - - 79,7 96,5
19. Yer fıstığı 12960 3931 5681 9040 19071 38493 63413 142079 32,8 44,5 59,1 111,0 101,8 64,7 124,1
20. Yaş koza 11898 11851 20015 34900 71927 198896 382571 772735 - 68,9 74,4 106,1 176,5 92,3 102,0
21. Çöplü kırmızıbiber 4822 4719 7592 14874 21994 - 210227 250226 - 60,9 95,9 47,9 - - 19,0
22. Zeytin 5343 6847 9772 16906 44503 94259 154052 249891 28,1 42,7 73,0 163,2 111,8 63,4 62,2
23. Gülçiçeği 1200 1750 2400 3701 15001 35014 84019 120023 45,8 37,2 54,2 305,3 133,4 140,0 42,9
24. Kırmızı mercimek 1320 - 3610 4523 7994 24148 - - - - 25,3 76,7 202,1 - -
25. Çay 958 1436 2419 3545 6127 12271 24989 50421 49,9 68,5 46,5 72,8 100,3 103,6 101,8
Not:
(1) Devlet Destekleme Alımları kapsamındaki ürünler yıllara göre değişiklik göstermekte olup, 1994 yılından itibaren sadece bu ürünler destekleme kapsamındadır.
Kaynak: DPT 1999 Yılı Programı, s.241, T1Y 1994, 1998 s. 579
Destekleme alımları uygulamasıyla, bir bütün olarak kırsal kesimin gelir düzeyini yüksek tutma, bir kısım ürünleri üretimini artırma ve dışsatım fiyatları bazı yıllarda belirleyici etmenler olmuştur. Buradan, tarımsal ürün destekleme fiyatlarının,uzun dönemli belirli bir ekonomi politikasına dayanmadığı sonucuna varılabilir. Bazı yıllarda, daha öncede belirtildiği gibi, siyasal etmenlerin söz edilebilir.
Görüldüğü gibi tarım tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sorunları olan bir sektör durumundadır. Türkiye tarımsal üretimin temel faktörü olan toprak ve tarımsal üretim için gerekli koşullar açısından birçok ülkeye göre çok şanslı olmasına rağmen, tarım sektörünün temel sorunlarını hala giderebilmiş değildir. Tarımın tarihsel gelişimi içerisinde sorunlu bir sektör olduğu diğer bölümde incelenecektir.
III. Bölüm Türkiye’de Tarım Sektörünün Tarihsel Gelişimi
3.1 Cumhuriyet’in Kuruluş Yılları Dönemi
Osmanlı İmparatorluğundan Cumhuriyete geçiş, Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı sonrasında olmuştur. Bu süreçte üretim azalmıştır. Aynı dönemde ekonominin belkemiğini oluşturan tarımsal üretim yarı yarıya azalmıştır.
Savaş gereksinimlerini karşılamak için, vergiler arttırılmış ve yeni vergiler konmuştur. Ayrıca aşar vergisi kaldırılmış, yerini doldurabilmek için de hayvan ve arazi vergileri konulmuş olsa bile aşarın kaldırılmasıyla doğan boşluğu doldurmaya yetmedi. Ancak kırsal kesimin daha mağdur duruma düşmemesi için tarımdan gelen vergi gelirleri, başka sektörlerden alınmaya başlanmıştır. Kamu gelirlerinin önemli bölümünü oluşturan aşar, tuz ve tütün gibi tekel ürünlerinin üretiminin azalması, konu gelirlerinde azalma yaratmıştır.
3.2 1923-1938 Atatürk dönemi
Atatürk Dönemi ekonomi politikalarında, bir yandan tarımın iyileştirilmesine, öte yandan sanayileşme politikalarında tarımsal ürünleri işleyecek gıda ve dokuma sanayilerine öncelik verilmek suretiyle tarıma önem verildiği gözlemlenir.
Toprak üzerinde özel mülkiyeti yaygınlaştırmak üzere yasal düzenlemelere gidilmiştir. Ek olarak bazı tarım ürünlerinin üretiminin özendirilmesi ve sulama, gübre, tohumluk sağlama ve teknik eğitim konularında kamu yardımı önlemleri geliştirilmiştir. Bu dönemde tarım için en önemli olay, 1925 yılında Aşar’ın kaldırılması olmuştur. Ek olarak 1927 ve 1929’da çıkarılan yasalarla topraksız köylülere toprak dağıtılması yoluna gidilmiştir. Ancak bu konudaki denemeler sınırlı kalmış, toprak reformu konusunda devletçi aydınların zaman zaman gösterdikleri çabalar yönetimin üst kademeleri tarafından önlenmiştir.
Atatürk’ün önderliğinde tarım politikasının teme l çizgileri şöyle özetlenebilir:
Toprak reformu yaparak, bir yandan Türk çiftçisini kendine yetecek kadar toprak sahibi kılmak; diğer yandan bölge, nüfus yoğunluğu ve verim derecelerine göre, büyük tarım işletmelerinin sahip olacağı toprak alanını sınırlamak,
Tarımsal mekanizasyonu geliştirmek,
Tarımsal ürünlerin üretim maliyetlerini düşürmek ve kalitelerini ıslah etmek,
Tarım sektöründe bölgesel politikalar uygulamak
Atatürk’ün tarım politikası, bir tarım ülkesinde ekonomik kalkınmaya tarımda var olan potansiyelden yararlanarak başlamak, tarımsal ürünlere dayalı bir sanayileşme politikası izlemek üzerine kuruluydu. Bu politika tarıma öncelik tanımakla birlikte tarıma ve doğal kaynaklara dayalı sanayi dallarını da birlikte geliştirmeyi benimseyen telif edici bir stratejiye dayanmaktadır. Burada tarım ve sanayi sektörlerinin birbirini desteklemesi ve tamamlaması, karşılıklı ilişkilerin dengeli şekilde gelişerek ülke kalkınmasını yönlendirmesi söz konusudur.
Atatürk Döneminde tarımdaki gelişmenin Türk ekonomisindeki gelişmeye katkısı değişik şekillerde ortaya çıkmıştır:
*Tarım Sektöründe Yaratılan Değerin Mutlak Olarak Artması
Tarımsal ürün üretimindeki artıştan kaynaklanan bu mutlak değer artışı, GSYİH’da mutlak olarak artışa katkıda bulunmuştur. Bu mutlak artışların ekonominin gelişme hızı üzerinde olumlu etkide bulunduğu söylenebilir. Bu durum Tablo 2.4’te gösterilmiştir.
Tablo 2.4: Atatürk Döneminde (1923-1938) Yıllar İtibariyle Sektörün G.S.Y.İ.H. İçindeki Payı (%)
SEKTÖRLER
1923 1925 1927 1930 1933 1935 1938
Tarım 42.8 46.4 42.3 49.6 44.3 42.4 47.2
Sanayi 11.0 9.1 10.8 8.5 12.4 13.3 12.5
Hizmetler 46.2 44.5 46.9 41.9 43.3 44.3 40.3
Kaynak: Tuncer Bulutay, Yahya S. Tezel, Nuri Yıldırım, Türkiye Milli Gelirler ( 1923-1948 ) Ankara, 1974.
Atatürk döneminde yaşanan ekonominin gelişme hızındaki bu önemli değişim, çiftçinin refah düzeyinde sınırlı ölçüde de olsa göreceli bir iyileşme gerçekleştirmiş, tarımın ekonomik gelişmeye olan katkısını da gözler önüne sermiştir.
Tarımdaki gelişmenin ve gelir artışlarının ekonominin diğer mal ve hizmet kesimleri için talep yaratması;
Atatürk döneminde çiftçi gelirlerinin iyileşme ve gelir dağılımında çiftçiler lehine kısmi bir iyileşmenin gerçekleşmiş olması, ekonominin sanayi ve hizmet sektörlerinde üretilen mal ve hizmetlere olan talebi artmış, böylece sırai mal ve hizmet piyasalarının gelişmesine katkısı olmuştur.
Ekonomik Gelişmenin Finansmanı için tarımdan diğer sektörlere kaynak transferi
Ekonomik gelişmenin finansmanı için tarım sektöründe diğer sektörlere kaynak transferi 2 yolla gerçekleşir.
Birincisi, tarım sektörünün vergilendirilmesi, böylece tasarrufların, tarımdan ekonominin diğer sektörlerine aktarılmasıdır. Sağlıklı bir vergilendirme politikası ile diğer sektörlere cebri tasarruf transferi, öncelikle tarımda belirli düzeyde bir gelişmenin gerçekleşmesine bağlıdır. Konuya bu açıdan yaklaşım yapıldığında; Atatürk dönemine fevkalade kötü şartlarla intikal eden Türk tarımının diğer sektörlere vergi yoluyla kaynak sağlayabilecek düzeyde ve güçte olduğunu söylemek mümkün değildir. Aksine tarım kesiminde uygulanan Aşar ve benzeri vergilerin kaldırılmasıyla tarımda bir gelişmenin sağlanması politikasına öncelik verilmiş olması, kamu gelirlerinde tarım sektörünün vergi payını azaltmıştır.
İkincisi, tarım sektöründe göreceli iyileşmelerin sağladığı gönüllü tasarrufların diğer sektörlere transferidir. Tarım sektöründe vergi yüklerinin bu dönemde, bütçede meydana getirdiği büyük kayıplara rağmen azaltılması, tarımın gelişmesinde ve çiftçi gelirlerinin başlangıcında, tarımdan diğer sektörlere gönüllü tasarruflar yoluyla kaynak transferi azda olsa sağlanmıştır.
3.3 1939-1962 Dönemi
Bu dönem, tarım sektörü bakımından zaman zaman olumlu ve olumsuz faktörlerin egemen olduğu, devletçi ve liberal politikaların, kıtlık ve bolluk yıllarının, tarıma öncelik verilen veya tarıma olan güvenin yitirildiği yılların birbirini takip ettiği bir dönemi oluşturur.
İkinci Dünya savaşının bu dönem içinde olması dolayısıyla tarım sektöründe gençlerin orduya alınması bir yandan sektördeki üretim hacmini düşürürken diğer yandan gıda maddelerindeki talep artışı nedeniyle, bu talebin karşılanamaması sonucu yiyecek sıkıntısı yaratmıştır.
Yiyecek sıkıntısı, devletin tarım sektöründen müdahaleci bir politika izlenmesini zorunlu kılmıştır. Bu müdahaleci politika da devlet, bir yandan kurduğu zirai kombinalarla doğrudan doğruya tarım üretimine girişirken, öte yandan Toprak Mahsulleri Vergisi adıyla %10 oranında aynı vergi almış, bazı tarımsal ürünlerin bir kısmının zorunlu olarak devlete satılması uygulamasını getirmiştir.
Tarım sektörünü olumsuz yönde etkileyen, ancak zorunlu olarak uygulanan müdahaleci politikaları ve kıtlık dönemini, savaş sonrasının elverişli faktörlerinin yoğunluk kazandığı, tarım için büyük fırsatların ortaya çıktığı, bu fırsatları kısmen iyi, kısmen kötü değerlendirildiği dönemler takip etmiştir.
Özel Bu fırsatlardan birincisi, savaş sonrası Avrupa’sının Türk tarım ürünlerine olan yüksek talebi İkincisi, Mars’hall Planı çerçevesinde Türkiye’ye askeri ve ekonomik yardımların başlamış bulunması,
Üçüncüsü savaş yıllarında ihracat artışından kaynaklanan döviz stoklarındaki büyüme Dördüncüsü, Kore savaşının pamuk ve bazı stratejik tarım ürünlerine olan talebi arttırması,
Beşincisi, birkaç yıl üst üste hava şartlarının elverişli olmasının yarattığı ürün bolluğudur.
Ülkemiz savaş sonrasının bu elverişli şartlarından bazılarını iyi değerlendirmek için gerekli girişimleri yapmıştır. 1947 yılında tarıma önem veren Beş Yıllık Bir Planın,1948 yılında bir Tarım Planının hazırlanması,Zirai Donatım Kurumu ile Teknik Tarım Teşkilatının kurulması, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, Ormanların Devletleştirilmesini ve Devletçe işletilmesini sağlayan Orman Kanununun çıkarılması, buna örnek olarak gösterilebilir.
Özel kesime ağırlık verilmesiyle sanayileşmenin sürdürülmesinin amaçlandığı bu dönemde Marshall yardımının başlamasıyla tarımda makineleşme amaçlanmıştır.
1954 yılı Türk Ekonomi politikasında strateji değişikliğinin yapıldığı bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Çünkü 1954 yılında elverişsiz hava şartları nedeniyle tarımsal üretim hacmindeki büyük düşme, başta buğday olmak üzere bazı gıda maddelerinin ithalatına başlanmış bulunması, bunun devamlı bir şekilde olması, kalkınmada tarıma olan umutların kaybolmasına, tarıma verilen önemin azaltılmasına neden olmuştur. Bugüne kadar devam eden bu strateji hatasına rağmen 1939-1962 dönemi, tarımda yaygın anlamda önemli gelişmelerin gerçekleştiği, bitkisel üretim dalında yapısal değişikliklerin olduğu, çiftçinin refah seviyesinin arttığı bir dönem olarak kabul edilebilir.
3.4 1963 Sonrası Planlı dönemlerde Tarımın Türkiye Ekonomik Politikalarında ki Yeri
3.4.1 Birinci Beşyıllık Kalkınma Planı Dönemi (1963-1967)
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında; tarım sektörünün geliştirilmesi, sanayileşme yoluyla kalkınmanın bir aracı olarak kabul edilmiş ve tarıma önem verilmiştir, Plan metninde,
-Geçmiş dönemde tarımın ihmal edildiği,
-Sektörde gizli işsizliğin varlığı,
-Sanayileşme hareketindeki başarının tarımsal üretim hacminde bir artışın sağlanmasına bağlı olduğu,
-Kalkınmanın gıda sanayiinde ve tarımsal ürünleri işleyen sanayilerde bazı değişiklikler meydana getireceği,
-Şehirleşmenin ek gıda maddesi talebi yaratacağı,
- Hızlı nüfus artışı,
-Yeni sanayilerin yatırım malları ve sınai ara mallar ihtiyacını artıracağı, bu ihtiyacı karşılamak için gerekli döviz girdilerinin sağlanması zorunluluğu,
-Refah düzeyindeki gelişmelerin hayvansal proteinli gıda maddelerine olan talebi yükselteceği ve diğer bazı nedenlerle, tarım sektöründe ekstansif tarım sisteminden entansif tarım sistemine geçilmesinin zorunlu olduğu hususu yer almıştır.
Gerçekten Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında tarım politikası için tespit edilen amaçlar da yukarıda belirtilen hususları vurgulanmaktadır:
Amaçlar:
1-Enflasyon yaratmadan, milli gelirde %7 gelişme hızını sürdürmek, aynı zamanda tarım üretimini çoğaltarak sanayileşmeyi gerçekleştirmek için ihracatı geliştirmek ve sanayiin artan hammadde ihtiyacını karşılamak,
2- Beslenme düzeyini düzelmek için diyette proteinli besinleri arttırmak.
3 -Planın sosyal amaçlarını gerçekleştirmek.
Tüketimdeki artışı, gelir farklılığının giderilmesi .amacına hizmet edecek şekilde düzenlemek;’ işsizliğin giderilmesine yardım etmek; tarım dışı kesimlerin iş yaratma imkanlarının üstünde, köyden şehre işçi akımının yarattığı düzensiz şehirleşmeye engel olmak, genel olarak tarım ve toplum kalkınması hamlelerini geliştirmek,
4 -Arazi kullanılışında uzun süreli dengeyi sağlayarak planın uzun süreli amaçlarını gerçekleştirmek. Bu hususta yalnız kaynakların korunmasını değil, aynı zamanda kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmayı hedef tutmak.
3.4.2. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Dönemi (1968-1972)
İkinci beş yıllık kalkınma planında ekonominin kalkınmasında sürükleyici sektör olarak sanayileşme öngörülmüştür. Tarım ikinci sırada önemli sektör olarak değerlendirilmiştir.
İkinci beş yıllık kalkınma planında tarım politikasının temel ilkelerinin, politikanın hedef ve araçları bakımından temelde Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planındaki temel ilke ve araçlardan önemli bir farkı olmadığı söylenebilir.
İkinci beş yıllık kalkınma planının tarım sektörü ile ilgili temel ilkeleri şöyle özetlenebilir.
Tarımsal gelişme programları, üretimin hava şartlarına bağlılık derecesini azaltma amacına yöneltilecektir.
Tarımsal üretimin artış hızı, ekonomide enflasyon baskısı yaratmayacak ve planın genel kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesine destek olacak bir seviyede tutulması amaç olacaktır.
Tarımsal gıda maddeleri talebi ithalat, ihtiyacı yaratmayacak şekilde iç üretimle karşılanacaktır.
Tarımsal bünye, uzun sürede hızlı ve dengeli gelişmeyi mümkün kılacak şekilde düzenlenecektir.
Planın sosyal amaçlarının gerçekleştirilmesine yardımcı olmak için, tarım içi istihdam yaratma imkanları üzerinde durulacak ve sektör içi ve diğer sektörlerle gelir farklarının azaltılması esas alınacaktır.
Tarımsal kaynakların uzun sürede dengeli kullanımı temin ederek muhafaza ilkesi yanında uygun işletmeyi de göz önünde tutmak, ana ilkeler olacaktır.
Önlemler:
-Tarımda fiyat politikası, üretkenliği artırıcı ,bir araç olarak kullanılacaktır. Üretimde verimliliği artıran girdilerin fiyat yükselmesini önlemek amaçtır. Fiyat dalgalanmalarının önlenmesi esas olacak destekleme alımlarının buna göre yürütülmesi için tedbir alınacaktır.
-Tarımın bütün kollarında teknolojik gelişmeyi hızlandırmak ve yaygın hale getirmek amacıyla modern araç ve girdilerin kullanımı teşvik edilecek ve üreticilere yeter miktarda arzı sağlanacaktır. İleri teknolojinin gerektirdiği maddelerin kullanılma ve çeşitli tarım işlerinin daha iyi yapılma yollarını çiftçilere, balıkçılara göstermek üzere gerekli düzen kurulacaktır.
-Tarımsal gelişmeyi etkileyecek önemli araçlardan kredilerin plan hedeflerine uygun yönetilmesi esastır. Tarımda teknolojik gelişme sağlayacak ve verimliliği arttıracak, iyi tohum, yem, gübre, ilaç ve yakıt gibi girdilerin kullanılmasını arttırmak yıllık kredilerin amacı olacaktır. Bu gibi kredilerin aynı olarak verilmesi genişletilecektir. Kredi uygulamalarında bugün iç talebi tam olarak karşılanmayan ürünlerle ihracatında önemli artışlar beklenen ürünler öncelik alacaklardır.
-Çiftçi örgütlerinin amaçlarından biride tarımda teknolojik gelişmenin sağlanmasına yardımcı olmaktır. Küçük ve orta çiftçilerin modern araç ve verim arttırıcı girdi ihtiyaçlarının sağlanmasında kooperatiflerden yararlanılacaktır.
3.4.3 *Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı Dönemi (1973-1977)
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planın da, uzun dönem bakımından tarımın gerek arz, gerekse talep yönünde hızlı gelişmesini sınırlayan bazı faktörlerin varlığı belirtilerek hızlı kalkınmanın ve milli gelirdeki yüksek artışların, ancak tarım dışı sektörlerde, özellikle, sanayideki gelişme ile gerçekleştirilebileceği, esas kabul edilmiştir.
Tarımın arz yönünde, gelişmeyi sınırlayan en önemli faktörler doğal ve teknoloji özellik taşımaktadır.
Doğal faktör, tarım alanının büyük ölçüde değişmemesidir.
Teknolojik faktör, tarımsal üretimde., arazi faktörünün büyütülememesi durumunda belirli boyuttaki bir tarım arazisine yapılacak yatırımın hangi boyutta olursa olsun, belirli bir noktadan sonra, üretime azalan verim kanununun etki göstermesidir.
Tarımın talep yönünde, gelişmeyi sınırlayan en önemli faktörü ise, tarım ürünlerine olan talebin gelir esnekliğinin düşük olması, diğer bir deyişle, gelirler arttıkça, tarım ürünlerine olan talep artışının gelirlerdeki artış oranının altında kalmasıdır.
Amaçlar ve Hedefler:
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında yukarıda kısaca belirtilen temel stratejiye uygun olarak, tarım sektörünün planlamasında;
-Sektördeki gelişme hızının dar boğazlara ve enflasyona yol açmayacak düzeyde tutulması,
-Çiftçinin refah düzeyinin yükseltilmesi,
-Hızlı nüfus artışının ve refah düzeyindeki yükselmenin yaratacağı iç talebin karşılanması,
-Tarımda teknolojinin geliştirilmesi,
-Beslenme dengesinin iyileştirilmesi
-Tarım ürünleri ihracat potansiyelinden yararlanılması esas a1ınmıştır.
Yukarıda belirtilen amaçlara ulaşabilmek için;
Toplam yatırımın %11.7’sinin tarım sektörüne yapılması
Tarım sektöründe yıllık ortalama üretim artış hızının %45
Beş yıllık dönem içinde üretimdeki toplam artışın %24.8 olması,
Tarımın GSMH içindeki payının %20.3’e inmesi öngörülmüştür.
3.4.4. *Dördüncü Beş yıllık Kalkınma Planı Dönemi (1979-1983)
Hedefler:
Tarım sektörü için tespit edilen hedefler şöyle sıralanabilir:
tarımsal üretim yılda ortalama %5.3 oranında arttırılacaktır.
- Kooperatifçiliğin yaygınlaştırılması, üretim, pazarlama ilişkileri sanayiye yönelik olarak düzenlenecektir.
-Dengeli beslenme ve sanayileşmenin gereği olarak tarımsal ürünler yapısında değişiklik yapılmasına ve bu amaçla üretimde hayvansal ürünler ve orman ürünlerinin payının arttırılmasına çalışılacaktır.
-Nadas arazinin azaltılmasına ve nadasa bırakılan alanların daha ekonomik kullanımına çalışılacaktır.
-Hayvancılıkta, hayvan sayısının çoğaltılmasından çok birim hayvan başına verimin arttırılmasına önem verilecektir.
İlkeler ve Politikalar:
-Tarımdaki gelişmeyi plan hedefleriyle tutarlı düzeyde sürdürebilmek için, tarımsal üretimde verimliliğin arttırılması, kalitenin yükseltilmesi, tarımın hava koşullarına bağlılığını en aza indirecek teknolojilerin yaygınlaştırılması, kurumsal yapının düzenlenmesi esas alınacak dengeli beslenme açısından iç talebin gerektirdiği ürünler ile dışsatım potansiyeli olan ürünlerin üretimine öncelik verilecektir. Gıda maddeleri arzının ekonomide bu mallara bağlı olarak enflasyonist baskıların doğmasını önleyecek düzeyde tutulması gözetilecektir.
-Tarımda verimliliğin arttırılması için sulama ve toprak koruma yatırımlarına ağırlık verilecektir. Demokratik hukuk devleti ve Anayasa kuralları çerçevesinde yapılacak olan toprak reformu yaygın bir kooperatifleşme ile birlikte gerçekleştirilecek ve toprak-insan ilişkileri yeniden düzenlenecektir.
-Tarımsal hedeflerin gerçekleştirilmesinde temel araç, üretim planlamasına imkan verecek ve kırsal kesimde hakça bir düzenin oluşturulmasına önemli katkısı olacak kooperatifleşmedir. Tarımsal girdilerin sağlanmasından pazarlamasına kadar tüm tarımsal faaliyetlerin etkinlikle gerçekleştirilmesini sağlayacak; modern girdilerin, makine gereç ve teknik bilginin yaygın kullanılmasını gerçekleştirecek çok ortaklı. Gönüllü, güçlü üretim kooperatifleri ile üst örgütleri planlama sürecinin etkin bir aracı olacaklardır.
- Fiziki üretim hedeflerini ve en uygun bitki desenini gerçekleştirecek ölçek büyüklüğünü sağlayacak bu tür bir kooperatifleşme yoluyla etkinleştirilecek tarımsal planlama, kır ve kent gelişimini uyumlaştıracak, üretim ve verim artışını gerçekleştirecek, toplumun dengeli beslenmesini sağlayacak, sınai gelişmeyi hızlandıracak ve dış satımı artıracaktır.
-Tarımda kamu eliyle sağlanan hizmetlerden yararlanmada Kooperatifleşmiş üreticilere öncelik tanınacak, modern girdi kullanımı ve sulama kooperatifler eliyle yaygınlaştırılacaktır.
-Kredilendirime deki başlıca güvenceyi kooperatiflerin projelerine ve üretim değerlerine dayandıran bir uygulama geliştirilecektir. Tarımsal kredileme, tarımın modernleşmesine gerçek anlamda katkı sağlayıcı bir yapı ve işleyiş düzenine kavuşturulacaktır.
3.4.5. *Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Dönemi (1985-1989)
Hedefler:
-Tarımsal üretimin yılda ortalama % 3,6 oranında arttırılması hedef alınmıştır.
-Bu düzeyde bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, toplam sabit sermaye yatırımlarının % 1l,37’sinin tarım sektörüne yapılması,
-16 ilde uygulanmak üzere dış kredi sağlanan «Tarımsa Yayım ve Uygulamalı Araştırma Projesi» çerçevesinde teknolojik gelişme ve modernizasyon gayretlerinin sürdürülmesine, yayım hizmetlerinin köy düzeyinde organize edilerek araştırma bulgularının çiftçiye aktarılması, dış teknolojiye açık tohumculuk endüstrisinin kurulması, nadas alanlarının daraltılması ve ikinci ürün programlarının uygulanmasına önem verilmesi,
-Gübre ve üstün vasıflı tohum. kullanımı, hastalık ve zararlılarla mücadele edilerek, yeni ekim teknikleri yaygınlaştırılarak, tarımsal verimin arttırılması öngörülmüş,
-Dünya Bankası ile yapılan «İkinci Meyve ve Sebze Projesi» çerçevesinde merkezi ve bölgesel pazarlama şirketlerinin kurulması,
-Hayvancılık alt sektöründe hayvan yemi üretiminin arttırılması,hayvan ırklarının ıslahı, hayvan hastalıkları ile mücadele,
-Ormancılık alt sektöründe, ormanların sınıflandırma ve amenajman işlerinin yoğunlaştırılması,
-Su ürünleri alt sektöründe iç su balıkçılığının geliştirilmesi, su kirlenmesinin önlenmesi, pazarlama imkanlarının geliştirilmesi öngörülmüştür.
İlkeler:
-Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planında tarım sektörü için belirlenen hedeflere ulaşabilmek için, başlıca ilke ve politikalarda şöyle tespit edilmiştir:
(1) Araştırma-Yayın-Çiftçi ilişkisi kurularak, tarımdaki araştırma çalışmalarının çiftçiye iletilmesi sağlanacaktır.
(2) Tarım reformu, tarımsal yapıdaki aksaklıkları gidermeye, verimi arttırmaya, teknolojiyi geliştirmeye dönük olarak T.C. Anayasası kuralları içinde gerçekleştirilecektir.
(3) Tarımsal kooperatifçilik tarımsal ürünleri işlemeye ve pazarlamaya dönük şekilde desteklenecektir.
(4) Tarımda ürün deseninin çeşitlendirilmesi ve verimliliğin arttırılması, ileri teknolojilerin kullanılması için sulamaya ağırlık verilecektir.
(5) GAP’ın entegre bir anlayış içinde geliştirilmesi amacıyla ilgili kuruluşlar arasında etkin bir işbirliği sağlanacak, bunun için bir koordinasyon ünitesi kurulacaktır.
(6) Tarımsal girdiler zamanında ve ucuz fiyatla sağlanacaktır
(7) Tarımsal ürünlerin kalite ıslahı, standardizasyonu ve ambalajlama konularına önem verilecektir.
(8)Hayvancılık alt sektöründe hayvan ırklarının ıslahına, hayvan hastalıkları ve zararlıları ile mücadeleye, besiciliğin geliştirilmesine, destek verilecektir.
3.5. Tarım Sektöründe Yeni Dönem Gelişmeleri
Günümüzde ekonomik kriz, operasyonlar, borsa, döviz derken kimsenin gündeminde olmayan tarım sektörüyle ilgili ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Yıllardır uygulanan destekleme politikaları yeniden düzenleniyor. Ürün bazında destekleme yapılması yerine Dünya Bankası ve IMF’nin isteği doğrultusunda “Doğrudan Gelir Desteği” sistemi uygulanıyor.
Ayrıca tarım kesimine zirai kredi veren T.C. Ziraat Bankasının da 3 yıllık geçiş sürecinden sonra özelleştirilmesini öngören yasa kabul edilmiştir durumdadır. Tarım sektörüne yapılan desteklemelerde ciddi bir azalma var. 1995 yılında 5 milyar dolar, olan tarıma yapılan destekler, 1996 yılında 2 milyar 655 milyon dolara gerilerken, 1997 yılında 3 milyar 416 milyon dolar, 1998 yılında 3 milyar 365 milyon dolar ve 1999 yılında 2 milyar 944 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2000 yılında yapılan destekleme tutarının 2.5 milyar dolar seviyesinde olacaktır.
1999 yılında tarım alanında uygulanacak politikalar Niyet Mektubu’nda belirtilen esaslar dahilinde şöyle özetlenebilir:
Halihazırda uygulanmakta olan tarımsal destekleme politikaları fakir çiftçilere destek sağlamanın en düşük maliyetli yöntemi değildir. Yapılan uygulama, piyasadaki fiyat sinyallerini bozarak kaynak dağılımını kötü etkilemekte, fakir çiftçilerden çok zengin çiftçilere fayda sağlamakta ve tarım alanındaki karar verme mekanizmasının bir çok Bakanlık ve kamu kurumu arasında dağılmasından ötürü husule gelen parçalı yapı nedeniyle tutarlı olamamaktadır. Bütün bunların ötesinde, bu politikalar, son yıllarda ortalama olarak GSMH’nın %3′ü gibi bir maliyet ile vergi mükellefleri üzerine ağır yük getirmektedir. Reform programımızın orta vadeli amacı var olan destekleme politikalarını safhalar halinde ortadan kaldırmak ve fakir çiftçileri hedef alan doğrudan gelir desteği sistemi ile değiştirmektir. Bu, ilk öncelikle 2000 hasat yılı için bir pilot program uygulamaya konarak yapılacaktır. Bu pilot çalışmanın sonuçlarına göre, doğrudan gelir desteği sistemini 2001 yılında ülke çapına yaygınlaştıracağız ve bu sistemi 2002 yılı sonuna kadar tamamlamayı bekliyoruz. Bu sistem, 2001 yılı Mart ayına kadar tamamlanacak olan çiftçi kayıt sistemi üzerine kurulu olacaktır.
Geçiş döneminde tarım politikaları rasyonalize edilecektir.
Tarım alanında yapılması öngörülen yeni düzenlemeleri "Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma Programı" başlığı altında açıklamıştır. Bu açıklamada, (1) ülkemizde tarımın mevcut durumu ve önemi, (2) tarım sektörünün önemli sorunları, (3) tarım sektöründeki hedefimiz, (4) globalleşen dünyada tarım politikaları konuları ayrıntılı bir şekilde ele alınmakta ve (5) Tarımsal Reform ve Türk Tarımının Dünya Tarımına Entegrasyonu başlığı altında da yapılması öngörülen yeni düzenlemeler
açıklanmaktadır.
"Niyet Mektubunda" ve özellikle, Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf GÖKALP tarafından açıklanan "Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma Programı’nda yer alan hususlar yıllardır yapılması gereken ve gerçekten de Türk Tarımında Reform olarak tanımlanabilecek unsurları içermektedir.
Bu reform ihtiyacı ve gerçekleştirilecek reformun özellikleri, Kalkınma Planlarında, 57. Cumhuriyet Hükümeti Programında, daha önceki pek çok Hükümet Programlarında ve bilim ve mesleki çevrelerce yapılan çalışmalarda değişik yönleriyle ve çok daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.
Ancak, bugüne kadar, sorunun çok yönlü/köklü bir sorun olması ve yakın tarihimizde Hükümetlerin iradesi dışındaki tarımsal/ekonomik/siyasal istikrarsızlıklar nedeniyle, bu reformu gerçekleştirmeye elverişli bir ortam yaratılamamıştır. Hatta, zaman zaman, amaçlanan reforma zıt uygulamalarla bile karşılaşılmıştır.
Bugün böyle bir ortamın yaratılmış olması olumlu bir gelişme, onun da ötesinde, kaçırılmaması gereken bir şans/fırsat olarak görülmektedir.
Niyet Mektubunda ve Tarımsal Reform ve Tarımda yeniden Yapılanma Programında yer alan hususlar incelendiğinde, bu fırsatı değerlendirmede, daha etkili sonuçlara ulaşabilmek için, şu hususların da dikkate alınmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
-Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma ile öngörülen üretim/verimlilik/ihracat/rekabet gücü artışı ve çiftçi refahının yükseltilmesi, ancak, kırsal ve tarımsal alt yapının (ulaşım, haberleşme, elektrifikasyon, mekanizasyon, içme ve sulama suyu temini, eğitim, yayım vb.) iyileştirilmesi, tarım işletmelerinin yapısının ıslahı, daha verimli üretim, işleme ve pazarlama tekniklerinin kullanımı, daha etkin örgütlenme gibi zaman ve masraf gerektiren ilave düzenlemelerle mümkündür. Bu düzenlemeler ilk aşamada, halen tarıma aktarılan kaynaklardan daha fazla bir kaynağın tarıma aktarılmasını gerektirebilir.
-Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma Programında yer alan unsurları gerçekleştirmede çıkış noktası, mali kaygılarla hazırlanan bir Niyet Mektubunda yer alan unsurları yerine getirmektir. Niyet Mektubunda yer alan hususları gerçekleştirmek, ancak, Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma Programında yer alan unsurların öne çıkartılmasıyla sağlanabilir. Bu nedenle işe tersinden başlandığı izlenimi doğmaktadır. Türk tarımının uyumu öngörülen AB tarımında, destekleme fiyatlarının azaltılması sürecinde, düzenlemelere. yapısal politikalardan başlanmıştır.
-Program zaman ve masraflar bakımından belirsizlikler içerdiğinden yetersizdir. Bu nedenle gerçekleştirilecek uygulamalar, zaman, mali kaynak ve uygulayıcılar belirlenerek ayrıntılı şekilde açıklanmalıdır.
-Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma gerçekleştirilmeden, Niyet Mektubunda öngörüldüğü şekilde, fiyatların düşürülmesi ve tarımsal kredi ve girdi (gübre) desteğinin azalması, tarımsal üretimde ve Doğrudan Gelir Desteği kapsamında olmayan çiftçilerin gelirlerinde ani düşüşlere yol açabilir.
-Niyet Mektubunda, önemli bazı ürünlerle ilgili uygulamalara yer verilmekte, diğer ürünler ile ilgili olabilecek uygulamalar gözardı edilmektedir. Oysa, parite nedeniyle bütan ürünler birbirine bağımlıdır ve ürünler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, Niyet Mektubunda yer alan, destekleme fiyat politikası ve tarımsal kredi ve girdi (gübre) sübvansiyonu ile ilgili önlemler, diğer tarımsal politika araçları ile birlikte uygulandığında anlamlı sonuçlar verebilirler. Oysa, Niyet Mektubunda olabilecek diğer tarım politikası araçlarından bahsedilmemektedir.
-Böyle bir programın gerçekleştirilmesi, çiftçilerin ve çiftçi örgütlerinin, hatta, tarım dışı kesimlerinin bilgilendirilmesini ve tam kesimlerin katkı ve desteğini gerektirmektedir.
-Yapısal bir dönüşümü (kırsal toplumdan şehir toplumuna geçişi) gerçekleştirecek olan bu Program, tarım dışı ekonomik (tarıma mali destek sağlayan kesimler gibi) ve sosyal (belediyeler, sosyal güvenlik, işsizlik sigortası sağlayan kesimler gibi) kesimlerle koordineli bir şekilde yürütülmelidir.
-Kayıt sisteminin, Niyet Mektubunda öngörülen sürede gerçekleştirilmesi sağlanamaya bilir. Kayıt sistemi işletmelerin geçmiş yıllardaki üretim bilgilerine dayandırılmalıdır. Ancak, Ülkemizde bu amaca yönelik kayıtlar yoktur. Ayrıca, bu bilgilerin bilgisayarlara yüklenerek işlenmesi gereklidir. Ülkemizde henüz böyle bir alt yapı hazırlığı da söz konusu değildir. Kayıt sistemi çiftçinin endişelerini gidermek için iyi anlatılmalıdır. Bu gerçekleştirilemediği taktirde, Gönüllü Kayıt Sistemi getirilerek, söz konusu politikalarının birincil hedef kitlesi Gönüllü Çiftçiler olmalıdır.
- Yeni bir uygulama ile gerçekleştirilecek olan Doğrudan Gelir Desteğinin teknik koşulları kesin ve ayrıntılı bir şekilde belirlenerek, yolsuzluklar ve populist siyasal yaklaşımlara alet olması önlenmelidir.
Bütün bu politikalar düzenlenirken, tarım sektöründe maliyetler hızla artarken, desteklemenin azalması üretim yapmayı engelliyor ve birçok tarım ürününde üretim düşüşü gözlenmiştir. Hem daha pahalıya üretiyoruz hem de üretimimiz azalıyor. Bütün bunlar gösteriyor ki Türkiye tarım sektöründe kendi kendine yetebilme özelliğini çoktan kaybetmiştir ve net ihracatçı duruma gelmiştir.
SONUÇ
Günümüzde bütün ülkelerde tarım sektörünün ekonomi içinde ayrıcalıklı bir konumu bulunmaktadır. Toplumun ihtiyaç duyduğu gıda maddelerinin yeterli kesintisiz temin etme zorunluluğu nedeniyle, ülke ekonomileri ne kadar güçlü olursa olsun, ülkeler beslenme ihtiyacı açısından bağımlı kalmak istememektedirler. Bu yüzden tarım sektörüne ayrı bir önem verilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de tarım, gerek milli gelir içindeki payı, gerekse çalışabilir nüfusun sektörel dağılımındaki yeri ve gerekse ihracat gelirlerimiz bakımından hem nisbi hem de mutlak değerler olarak da önemini sürdürmektedir.
Cumhuriyetten bu yana iktisadi gelişimini sürdüren ülkemizde tarımın öneminin azalmasına karşılık, tarımsal üretim mutlak olarak artış göstermiştir. Tarım sektörünün mutlak gelir ve ürün artışına rağmen milli gelir içi

Tarım İlaçları (Pestisid) Kullanımı Ve Sorunları

0 yorum | Devamını Oku...

TARIM İLAÇLARI (PESTİSİD) KULLANIMI VE SORUNLARI
1. GİRİŞ
Düşmanı yok etmek için ne top, ne tabanca. Bir kutu çilek yeter.
Zararlılar ile mücadele ve bitki koruma amacıyla kullanılan her türlü ilaç ve preparatlar ve bunların üretiminde kullanılan her türlü maddelere pestisid diyoruz..[1] Eski kültürlerde bazı bitki hastalıklarına karşı kükürt kullanıldığı bilinmekle beraber, asıl bitki koruma çalışmaları 19. yy. da Pasteur’ün bazı bitkisel ve hayvansal hastalıklara ait mikroorganizmaları keşfetmesi ile bunu takiben bu organizmaları etkileyebilecek ilaçların araştırılmasıyla bitki koruma alanında tarım ilaçları kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılmakta olan bazı kimyasal maddelerden DDT’nin böcek öldürücü özellikleri 1939 ‘da ve 2,4 D ‘nin ot öldürücü özellikleri 1941 yılında bulunmuş ve kullanılmaya başlanmasıyla beraber doğrudan doğruya kimyasal bir devrim başlamıştır.[2] İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere çeşitli derecelerde zararı dokunabilecek 10.000 den fazla böcek, 600 yabancı ot, 1500 den fazla bitki hastalığı ve 1500 tür nematod bilinmektedir.[3] Bu nedenle doğal dengeyi bu şekilde tehdit eden tarım ilaçlarından vazgeçmemiz de mümkün değildir. Ancak, Bazı makalelerde “Elimizde varolan ve geliştirebileceğimiz tekniklerle iki kat daha fazla gıda elde ederek iki kat nüfusun beslenme gereksinimini karşılayabilmemiz için şu anda kullanmakta olduğumuz sunni gübre miktarının 6.5 katı sunni gübreye, harcadığımız enerjinin 3 katı enerjiye ve tüketmekte olduğumuz tarım ilacının 6 katı tarım ilacına ihtiyacımız vardır.” denilmektedir. Dünyadaki artan nüfusu besleyebilmek için şu anki kullanımla bile doğal dengeyi bozucu nitelik taşıyan tarım ilaçlarının 6 kat daha bilinçsizce kullanımı beraberinde nice altı katlar daha getirecek ve doğal denge düzelmez bir şekilde bozulacaktır. İleriki tarihlerde Agatha Christie türü roman yazanlar, ilk önce eve kutu kutu meyve getirenlerin katil olacağından şüphelenecektir sanırım.
Son yıllarda kanser oranlarındaki artış normal ölümlerde % 25 lere çıkmış durumda.
İnsanı öldürücü doz, her kimyasala göre değişiklik gösterir. Kimi ilaç 5 mg. ile insanı öldürür, kimi ilaç 10 mg. la. Yediğimiz yiyeceklerle azar azar vücudumuza aldığımız ilaç kalıntıları, vücudumuzda birikmeye başlıyorlar. Hepsini atamadığı için, bir gün, son ısırdığımız salatalık ile öldürücü doz tamamlanıyor ve yemekten sonra sandalyede otururken dikilip gidiyoruz. Teşhis kalp yetmezliği.
Bir gün Bozdoğan köyünün eski muhtarının evinin önündeyiz. Muhtar evde yok. 30 yaşlarında olan oğlu ile konuşurken, muhtarın torunu, konuştuğumuz kişinin 4-5 yaşlarındaki oğlu salatalık serasından kucağında salatalıklar, ısıra ısıra geliyor. Ne zaman ilaçladın diye sordum. Etki süresi 21 gün olan ilacı ‘dün verdim’ diyerek cevapladı. Bak oğlun zehirleniyor dedim. Ona bir şey olmaz alışıktır dedi. Peki dedim. Sen baban kadar sağlıklı mısın? Hayır dedi. İşte dedim çocuğun da senden daha sağlıksız olacak.
Ama bu konuda duyarlı çiftçilerimiz de var. Kızılaliler köyünde serasını kotrol ettiğim bir çiftçi sohbet ederken salatalık yıkadı getirdi yiyelim diye. Kış aylarında o körpe salatalıklar ye beni diye bize bakıyordu. En son kullandığın ilaç nedir diye sordum. Çiftçi ‘ merak etme 7 gündür ilaç vermiyorum’ dedi. Peki 7 gün önce ne verdin dediğimde etkisi 45 gün süren, sebzelerde kullanılmaması gereken sistemik bir zehiri kullandığını söyledi. İlaç kutusunu getirttim. Anlattım. Bu ilacın uygulandığı salatalıktan 2 kg. yiyen bir insanın hemen orada öleceğini söyledim. Etkilendi. Bir ay kadar sonra tekrar uğradığımda ne yaptığını sordum. Valla o günden sonra biz hiç salatalık yemedik dedi. Peki salatalıklar ne oldu? diye sorunca ‘hale gönderdik’ cevabını verdi.
*
2. TARIM İLAÇLARININ YARARLARI
Dünya 6,5 milyar nüfusu taşıyor. Bu nüfus da sürekli yükseliyor. Tarım arazileri ise amaç dışı kullanımlarla (yazlıklar, fabrikalar, otoyollar, yerleşimler) sürekli azalıyor. Nüfusun hepsi de yemek istiyor. Artan nüfusu, tarım arazilerindeki azalışa karşın beslemek için tarım ilacı kullanımından vazgeçmemiz çok zordur. Yaşamıının kıymetini bilen bazı gelişmiş ülke insanları organik tarım dediğimiz tarım ilacı ve kimyasalların kullanılmadığı tarım ürünlerini yüksek para vererek tüketmektedir. Bu şekildeki üretim 6,5 milyar insana yetmeyecektir. Bizim çiftçimiz de yaşamının kıymetini biliyor. O da serasında, bahçesinde bir köşeyi kendi tüketimi için organik tarıma ayırmış durumda.
Tarım ilacı kullanımındaki en büyük yarar sarı humma, beyin iltihabı ve diğer böceklerden oluşan hastalıklardan ve sıtma gibi hastalıklardan milyonlarca insanın korunmasıdır. Ayrıca ürünlerin ve çeşitli besin maddelerinin korunması da topluma ekonomik yararlar sağlamaktadır. Çoğu ülkede tarım ilaçları sayesinde nüfusun % 6′dan az bir kısmı, diğer % 94 ‘ besleyebilmektedir. Ancak tarım ilaçları besin maddelerimizi hastalık ve zararlılardan korumakla birlikte, çeşitli yollardan sofralarımıza kadar ulaşmakta ve sağlığımızı tehdit etmektedir.
*
2. TARIM İLACI - ÇEVRE ETKİLEŞİMLERİ
Doğada kurulmuş olan bir zincir vardır. Bu zincirin halkalarından birine müdahale ettiğimiz zaman mutlaka bir bozulma yaşanacaktır. İlçemizin Ovabaşı köyünde narenciye bahçelerinde kullanılan kontrolsüz tarım ilaçları yüzünden geçmiş yıllarda beyaz sinek salgını yaşanmış. Daha sonra bölgeye Anamur Tarım İlçe Müdürlüğü ve Antalya Biyolojik Mücadele Araştırma Ensititüsü işbirliği ile Beyaz Sinek yiyicisi olan faydalı böcekler yerleştirilmiş. Bir kaç ağaca yerleştirilen bu faydalılar besin bolluğu sayesinde hızlı bir şekilde ürediler. Beyaz sinekten zarar gören diğer çiftçiler, faydalı böceğin salındığı ağaçların altına çarşaf sererek, dalları silkelediler ve faydalı böceği kendi bahçelerine da taşıdılar ve faydalı böceğin yayılmasını sağladılar. Yaklaşık 15 yıldır bölgede beyaz sineğe karşı narenciyede ilaçlama yapılmıyor. Bu faydalı böceğin ölmemesi için de çok zehirli ilaç kullanımı yok.
Tarım ilaçları canlıları çeşitli yollar ile etkiler. Doğrudan etki deri, solunum veya tarım ilaçları ile bulaşmış gıda maddelerinin kullanılması ile olmaktadır. Tarım ilaçlarının doğrudan zehirleyici etkisi, onun zehirlilik düzeyine ve canlı türünün tarım ilacı ile temas etme derecesine bağlıdır. İkincil türdeki etkiler, tarım ilacı kalıntılarını içeren bitki ve hayvan dokularının besin maddesi olarak değerlendirilmesi sırasında ortaya çıkar. Özellikle klorlandırılmış hidrokarbonlar vücut yağ dokusunda birikirler. Bu tür besin almış canlıda ölüm veya fizyolojik bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca tarım ilacının etkisinde olan canlıyı yiyen bir başka türde bundan etkilenmektedir.
Tarım ilacı kalıntısı içeren su ürünleri, bu ürünleri tüketenler için tehlike kaynağıdırlar. Tarım ilaçları canlıların bünyesine girdikten sonra uzun süre değişmeden kalabildikleri gibi, bozulmaya uğrayıp ara ürünler de oluşturabilirler. Bazen bu ara ürünler ana maddeden daha zehirleyici de olabilirler.
Yine geçen yıl Anamur’da ve güneyde yaşanan Çam Kese Böceği salgını da doğal dengenin insan eliyle bozulmasına örnektir. Geçen yıl 3 ayda 5 sefer değiştirilen Orman İşletme Müdürünün bıraktığı boşluk nedeniyle yeterince yapılamayan Çam Kese Böceği mücadelesinde, doğal zararlısı olan Guguk Kuşunun da avcılar tarafından yok edilmesiyle büyük bir salgın yaşandı. Anamurlular hart hart kaşındı. Hastaneye taşındı. Yeşil Anamur’un kuzeyindeki çamlar sarardı soldu. Çevreci gençler dilekçelerle Orman İşletme Müdürlüğtüne ve Kaymakamlığa başvurdular. Halbuki avcılarımız Guguk Kuşlarını yok edecek ölçüde vurmasa böyle bir salgın yaşanmayacaktı.
Yine çiftçilerimizin başının belası tarla faresinin en büyük doğal düşmanı yılandır. Pek fazla sevmesek de soğuk da bulsak tarla faresinin baş düşmanı yılandır. Yılanı öldürüyoruz, tarla faresi çoğalıyor, zehirli buğdayla tarla faresini öldürmek istiyoruz. Bu arada zehirli buğdayı yiyen o güzelim kınalı kekliklerin de sonunu getiriyoruz.
*
2.1. Toprak florasına etkisi
Bilindiği gibi toprak canlı bir ortamdır. İçerisinde çok zengin bir fauna ve flora yaşamı vardır. Bu canlı yaşam toprak içindeki ve havadaki bir çok mineral maddeyi dönüşüme uğratarak toprak verimliliğinin devamını sağlarlar. Kullanılan tarım ilaçları bu canlı yaşamı etkileyerek toprak verimliliğini düşürürler.
Bitkilere püskürtülen preparatların büyük bir kısmı toprağa akmakta bu da toprak canlılığını oluşturan Mikroorganizmaları toprak canlıları ve toprak altı su hareketleri ile drenaj kanallarındaki derelerdeki ve bunların aktıkları su topluluklarındaki canlıları olumsuz yönde etkilemektedir.
Toprağın tarım ilacı ile bulaşma derecesi toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine, strüktürüne, nem ve sıcaklığına, sularla toprağın yıkanmasına, toprağın rüzgar erozyonu ile taşınmasına ve üzerinde yetiştirilen bitkiye tarnslake oluşuna bağlı olarak önem kazanır . Gübreli topraklarda kalıcılık diğer topraklara göre daha fazladır.
1- Kirlenmiş toprakta yetişen ürünler tarım ilacı kalıntılarını kökleriyle topraktan alacakları için insan ve hayvanlara yem ve gıda olarak az da olsa kalıntı içerir.
2- Toprak mikroorganizmalarının kısmen yada tamamen yok olmasına neden olur.
3- Toprak verimliliğini artırmada önemli rol oynayan solucanlarda topraktan tarım ilacı kalıntılarını doğrudan alacaklarından önemli zarar görürler .
4- Tarım ilaçları topraktan yeraltı sularına veya buharlaşma ile atmosfere karışabilirler.
2.2. Topraktaki hareketleri
1- Buharlaşma: Atılan tarım ilacının bir kısmı toprağa ulaşır, bir kısmı rüzgarla taşınır ve çeşitli yollardan sonra suya karışan tarım ilacı besin zincirine girer . Sıcaklığın fazla olduğu ortamlarda buharlaşma ile tarım ilacı kaybı daha fazladır.
2- Sorbsiyon: Atılan tarım ilacının adsorbe veya absorbe edilme durumları kesin ayrılmadığı için bunların sorbentlere tutunması sorbsiyon olarak açıklanır.
3- Yıkanma: Toprak hafif bünyeli ise, organik madde yoksa veya taban suyu yüksekse tarım ilacı taban suyuna ulaşarak yıkanır.
4- Mikroorganizmalar tarafından parçalanma : Mikroorganizmalar tarafından parçalanabilir.
*
2.3. Kalıcılık durumu
Tarım ilacı gurubu Süre Kalıcılık durumu
Organik fosforlular ve
Karbamatlar 1-12 hafta Kalıcı değil
2-4 D Atrozin vs. 1-18 ay Orta derecede kalıcı
Klorlandırılmış Hidrokarbonlar 2-5 yıl Kalıcı
Cıva arsenik kurşun bileşikleri sürekli devamlı kalıcı
*
Bir araştırmaya göre Klorlandırılmış Hidro karbonlar yumurta kabuğunu inceltmekte ve yumurtaların çok çabuk kırılmaları sonucu populasyonu düşürmektedir. Bakırlı fungusitler vücutta bakır dengesini bozar pek çok organ ve enzim aktivitesini engeller. Karaciğer beyin ve böbreklerin normal çalışmasını engellerler. karaciğerde siroz ortaya çıkar. Eklemlerde sistemik bozukluklar romatizma ateşi böbrek iltihabı ve lösemi oluşur. Kükürt sülfide dönüşerek bağırsak morarması oluşur. Cıvalı fungusitler diş eti iltihabı karın ağrısı kanlı ishal kusma böbrek hastalıkları astım ve sonunda ölüme neden olurlar. Herbisitlerden fenol bileşiklerinin çözünürlükleri çok azdır. Hidrofobdur. Toprağa sürekli sulu atılırlar . Toprakta çok kuvvetli tutulurlar. Çabucak çözeltiden ayrılıp absorbe olurlar. Çok az mobildirler ve çok dayanıklıdırlar. İnsektisitlerden klorlandırılmış hidrokarbonlar toprakta 30 yıla kadar dayanabilirler. Besin zincirinde birikirler. Fungusitlerden hexachlor benzen gurubu suda çözünmez çok dayanıklıdır. kuvvetli derecede sorbe olurlar. Kullanımları sakıncalıdır. Klorlu organik maddeler yapısında olan Tarım ilaçlarına karşı rezinstans meydana gelmesi halinde inorganik yapıda olan ve içeriğinde kurşun bakır çinko arsenik ve cıva gibi metaller bulunan bileşikler gittikçe daha fazla kullanılmya başlanmıştır.
Sayılan bu olumsuz uygulama ve durumların gelecekteki ve bugünkü konumunu değerlendiren “ Sessiz bahar) adlı kitapta şöyle denmektedir.
‘İnsanlığın geleceğini tehlikeye düşürecek nitelikte doğal dengenin bozulmasında tarım ilacılerin büyük rolü vardır. Bu maddeler toprakta birikerek gıda zincirine ulaşır ve insanlara geçerler. DDT ve diğer klorlu hidrokarbonların sinir sistemlerine seks hormon metabolizmalarına sinsi etkileri ortaya çıkarıldı. DDT dahil bir çok insektisit Fungusit ve herbisit maddeler gıda zincirinde artmaktadır. Bu olaya GIDA ZİNCİRİ YOGUNLAŞMASI denir.
Su ortamında pek az miktarda milyonda o.oooo4 kısım kadar az DDT bulunduğu hallerde bile bu miktar planktonlarda 1000 kat küçük balık türlerinde 6 000 ringa balıgında 100 000 kat bu sulardan faydalanan çaylaklarda 400 000 ve karabataklarda ise 500 000 kata varabilecek bir biyolojik yoğunlaşmaya ulaşabilmektedir. DDT nin uygulandığı alanlardaki otları yiyen inekler aldıkları DDT nin % 10 unu sütleriyle atmakta kalan kısım ise vücutta depolanmaktadır.
Tarsus Yenice kasabasında 1985 yılında Narenciyede Temik 15 G denemelerinde ağaçların altına uygulanan ilaçtan etkilenen yabancı otları, uyarılara aldırmadan götüren çiftçinin inekleri öldü.
Japonya’da aldehit üreten ve Cıvayı katalizör olarak kullanan bir fabrikanın deniz suyuna bıraktığı atıklar içinde bulunan az miktardaki Cıvanın deniz suyunda pek az miktarlarda bulunması halinde bile balıklarda ve özellikle kabuklu deniz hayvanlarında 3000 kata varacak derecede bir biyolojik yoğunlaşma yaptığı ve 1 kg deniz ürününde 10 mg düzeyine varacak miktarlara ulaşarak fazla miktarda su ürünleri yiyen balıkçılar ve ailelerinde ölümlere sebep olduğu anneden süt ile gebe kadında doğacak çocuğu etkilediği anlaşılmıştır. II. Dünya savaşı sırasında Alman kimyacı Gerhar Sröder tarafından savaş aracı olarak kullanılan (SİNİR GAZI) organik fosfor bileşikleri de tarımda giderek daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan Parathion ve Diazinon haşereler hayvanlar ve insanlara şiddetle toksiktir. Herbisitlerde bir kısım faydalı tarım ürünlerini bozmakta ağaçların yapraklarını dökmekte, bazıları da fotosentezi bozmaktadır.
İnsanoğlu varoluşunun % 2’sinden daha az bir süredir toprağı kullanmaktadır. Bu durumda bile toprağa ve doğaya uygulanan katliam önlenemez boyutlara doğru tırmanmaktadır.
Türkiye’de kaç kişinin Tarım ilacı zehirlenmesinden öldüğünü yada zehirlendiğini bilmiyoruz Tutulan raporlar genel zehirlenme yada Zabıta vakası olarak geçmektedir. Ancak Çukurova Bölgesindeki çiftçilerde eceliyle ölüm olayının 5-10 yaş arasında düşüş gösterdiğini gözlemlemişlerdir.
Ne kadar iyi koşullarda uygulanırsa uygulansın yapılan incelemeler kullanma sırasında Tarım ilacılerin % 70’ inin israf edildiğini göstermiştir. Ülkemizde 1978 yılı Tarım ilacı kullanımı 58 383 000 kg’a ulaşmaktadır. Bu kullanımın % 70’ I Çukurova bölgesindedir. Bazı Ülkelerde Klorlandırılmış hidrokarbonlar uygulamadan tamamen kaldırılmıştır. Bazılarında ise bitkiler ve bölgeler sınırlandırılmıştır.
Sağlıklı ve hasta insan toplumları üzerinde yapılan çalışmalarda hasta olan insanların vücutlarında DDT ve benzeri tarımsal mücadele ilaçlarının daha çok birikmiş olduğu görülmüştür. Ayrıca dünyaya erken gelen bebeklerin kanında DDT benzeri ilaçların normal sürede doğan bebeklerinkinden daha yüksek olduğu izlenmiştir. Tarım ilacından kaynaklanan etkilenmelerde bayanlar erkeklere göre daha şanslı. Çünkü adet günlerinde ve doğum sırasında vücuttan ilaç kalıntılarını da atmaktalar. Erkeklerin böyle bir şansı ancak sık sık kan vererek kazanılabilir.
Kelaynak kuşlarının yok olma nedeni de çevrede yoğun olarak kullanılan tarım ilaçlarıdır Bunun dışında yoğun tarım ilacı kullanımı olan alanlarda ölüm oranının artması ve ölüm yaşının azalması da dikkati çekmekte geçmişte görülmeyen rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kullanılması yasak olan ve hala üretimine devam edilen tarım ilaçlarının geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde kullanımları giderek artmaktadır. Adana ve çevresinde tarım ilacı kullanımı yer yer 5 kg/da ‘a ulaşmaktadır. 1983 yılı Çukurova bölgesi ekim alanları toplamı 40 milyon dekarı bulmaktadır. Bunun dört milyon dekarını pamuk sebze bostan oluşturmaktadır. Bu alan üzerinde yapılan ilaçlama yaklaşık 7 milyon kg dır. Bölgede savaşımı zorunlu 150’yi aşkın zararlı ve hastalık türü ve bu hastalık ve zararlılarla mücadele içinde 500’e yakın pesitisit çeşidi kullanılmaktadır. Yeni her hastalık ve zararlı için 3’den fazla tarım ilacı çeşidi kullanılmaktadır. Bölgemizde seralardaki bu rakam dekara 12 kg. ı bulmaktadır. Hastalık ve zararlılarla mücadelede tarım ilaçlarının kullanımının giderek artması mikroorganizmaların faaliyetlerini ve ekolojik dengeyi bozması yaşam zinciri içinde hareket ederek varlığını sürdürmesi ve organizma dokularında birikerek toksik etkilerini göstermesi nedeniyle tarım ilaçlarının toprakta devamlılığı ve yan etkilerinin arttığını görmekteyiz. Yine Niğde, Nevşehir yöresinde Patates ile beslenen buzağılarda yaşanan körlüklerin, patates yetiştiriciliğinde kullanılan fazla azotun neden olduğu, patateslerdeki azot yani nitrit kalıntısının Dünya Sağlık Örgütü (WHO) limitlerinin çok üzerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle patates ihracatımızı gelişmiş hiç bir ülkeye yapamamaktayız. Ancak Asya ülkelerine ve bazı az gelişmiş ülkelere satabiliyoruz. Geçmiş yıllarda sebze seralarında kullanılmaması gereken, pamuk ve tütün de ruhsatlı Methamidophos etkili ilaçtan kullanılan ve Ürdün’e ihraç edilen Domatesle sınırdan geri çevrildi. Adamlar yemiyor. Geri çevrilen bu domatesler ne oldu? Tabi ki biz yedik.
Tarım ilacı kullanımında ilaç fiatlarının fazlalığı nedeniyle çiftçi ihtiyacı olanı değil de bütçesine en uygun olan ilacı almak durumunda kalmaktadır. Bu da sürekli artış gösteren hastalık ve zararlıların daha da etkili olmasına üründe verim ve kalitenin düşmesine neden olmaktadır.
*
2.4. Tarım ilaçlarının fazla kullanılmasıyla ortaya çıkan sorunlar şunlardır.
- Doğal dengede bozulmalar başlamıştır.
- Zararlı ve hastalıklarda dayanıklılık artmış yararlı olan türlerde azalmıştır.
- Kronik zehirlenme artmıştır.
- Yeni zararlı türleri ortaya çıkmıştır.
- Hastalık ve zararlının çeşidi azalırken populasyonları kat kat artmıştır.
*
Çevre koşullarına en uygun genetik kombinasyonlar varlığını sürdürür diğerleri kaybolurlar. Zayıf veya hasta kalıtsal niteliklere sahip bitki veya hayvanlar doğal koşullara zor dayanırlar. Bunların kaybolmasıyla beraber çevreye uymayan gen kombinasyonlarıda yok olacaklardır.
Varolma savaşı sayesinde daha az uygun olan gen kombinasyonları temizlenmiş olur.
Bu şekilde bir doğal uyum varken biz bu doğal uyuma gereğinden çok daha fazla olumsuz şekilde müdahale ederek kendi kendimize zarar vermekteyiz. Yaptığımız bu olumsuz gelişme korkarım ki insanlığın sonunu getirecektir.
*
3. TARIM İLAÇLARI SORUNLARININ ARTIŞ NEDENLERİ
*
- Aşırı tarım ilacı kullanma alışkanlığı
- İlaç karışımlarına ilgi duyma.
- Gereksiz ilaçlama
- Kullanımda sınırlama yetersizliği
- İlaç bayilik sisteminde yetersizlik.
- Alınan yasal önlemlerde ve uygulamada yetersizlik.
- Yetersiz eğitim …
*
Yasalarımızda tarım ilacı kullanımı ile çıkarılmış yasal önlemler yetersizdir. Elimizdeki yasaya göre,
- Her türlü tarım ilacı bakanlığın iznine bağlıdır.
- Toptan satışlar Bakanlığın, Perakende satışlar Valiliğin iznine bağlıdır.
- 21 Ağustos 1996 tarihli yönetmeliğin 18. maddesinin d fıkrasına göre; ilaçlar, Bakanlık teknik talimatlarında, reçetesinde ve etiketinde belirtilen esaslar ve konular dışında tavsiye edilemez. Madde 21. Yönetmeliğin ilgili maddesinin ihlali durumunda 1 ay süre ile faaliyet durdurulur.
*
Elimizde varolan bu yasanın pratikte yeterliliği yoktur. Çünkü üretici istediği tarım ilacını, istediği kadar alabilmekte ve istediği yerde, istediği bitkiye, dilediği kadar kullanabilmektedir.
*
4. ORTAYA ÇIKAN BU SORUNLARIN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YAPILACAK ÇALIŞMA VE ÖNERİLER:
*
1- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Tarım-Orman ve Köyişleri Bakanlığı geniş çapta sürekli ve etkin bir iş birliğine girmeli,
2- Tarım ilacı kullanımı en aza ve en sıkı kontrole indirilmeli
3- Tarım ilacı kullanımı ile ilgili her türlü eğitim ve düzenleme yapılmalıdır.
4- Kimyasal savaşı en son çare olarak düşünmeli, biyolojik savaşa öncelik tanınmalı planlı proğramlı Tarıma yönelinmelidir.
5- Üreticinin ve tüketicinin yeterli eğitimi yapılmalı
6- Eğitim ve yayım çalışmaları için kitle iletişim araçlarından olabildiğince yararlanmalı.
7- Teknik elaman eğitimleri sürekli teknik gelişmelerle paralel olarak yapılmalı
8- Yeterli sayıda toxikoloji laboratuarı kurulmalı ve çalışmalar desteklenmeli
9- Bizi zehirleyen kim, bizi zehirleyene izin veren ve zehirlenmemizi sağlayan tarım ilacını satan ve kullandıran kim? Bunları bilmek en doğal hakkımız. Bu nedenle, pazara sürülecek ürünlerin kontrolü yapılmalı ve üzerinde üreten çiftçinin adı, adresi, hasat tarihi ve uygulamalardan sorumlu teknik elemanın adı, imzası olan etiketli satışa geçilmelidir.
10- İlaç bayilik sistemi düzenlenmeli ve denetim altına alınmalı
11- Bu konuda çalışacak görevlilerin görev ve yetkilerinin saptanarak yasallaşması sağlanmalı,
12- Yeni durumlarda Devletin derhal yasalar çıkartarak bunları işler hale getirmesi sağlanmalı
13- Yeni bilimsel gelişmelerden özellikle genetik biliminden yararlanma yolları geliştirilmeli
14-Otokontrol sistemi yaygınlaştırılmalı
15- Her bilimsel yargının yönetime iletilmesi ve bu yargının zorlayıcı olması sağlanmalı
16- Konu hakkında sürekli kamuoyu yaratarak üretici ve tüketicinin dikkati çekilmeli
17. Tarım ilaçlarına verilen destek artırılmalı, ancak tarım ilaçları reçete ile satılmalı ve mutlaka teknik eleman gözetiminde uygulanmalıdır.
18. Tüketici derneklerinin “bizi zehirleyen kim” sorusuna cevap bulacak düzenlemeye sahip çıkması gerekmektedir.
Anılan sorunlar dikkate alınıp konunun üzerine gidilmez ve yeterli önlemler alınmazsa kendi sonumuzu hazırlamış olacağız…. Unutmayalım ki; çözüm kendisi gelir.
*
“ Doğa kendisine kurşun sıkana bir gün gelir kurşunu iade eder”
*
Bünyamin KOZAK
Ziraat Yüksek Mühendisi

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top