11 Kasım 2011 Cuma

Fındık

0 yorum | Devamını Oku...

Sonbaharda tazesini ve yıl boyunca kurutulmuşunu çerez olarak severek yediğimiz fındık meyvesini veren Fındık bitkileri, Huşgiller’dendir. Anayurdu ülkemizin kuzeydoğu bölgeleri olan fındık bitkileri, Antik dönemde Yunanistan’a götürülmüş ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. On yedi önemli türü olan fındığın günümüzdeki üretimi, yabani fındık (C. avellana), badem fındık (C. maxima) ile tombul fındığın (C. pontica) melezlenmeleriyle yapılmaktadır.
Türkiye’de yetişen fındık bitkileri, 3-5 m kadar boylanırken yurtdışında yetişen yabani fındık bitkileri 10-20 ve hatta 40 m’ye kadar boylanabilmektedir. Fındık yaprakları genelde kalp biçimli, kısa saplı, almaşık dizili, kenarları dişli, üst düzeyi yeşilin çeşitli tonlarında ve parlak, alt yüzü hafif tüylü ve mattır.
Fındığın kış mevsiminde açmaya başlayan tekevcikli çiçekleri, aynı bitkinin üzerinde ayrı ayrı yerlerde bulunur. Dişi çiçek toplulukları kasım ayından itibaren görülür. Erkek çiçekler çok daha geç ve mayıs ayında gelişir. Dişi çiçek döllendikten sonra bir kadehçik oluşturur. Meyve bu kadehçiğin içinde gelişir ve sonbaharda hasat edilir.
Fındık meyvesi, kahverengi sert bir dış kabuk ile bunun içinde açık kahverengi bir kabukla sarılı olan fındık içi ya da iç fındık denilen bir tohumdan oluşur, iç fındığın eti sarımsı ya da kirli beyaz renkli ve lezzetlidir. Fındıklar bitkiden hasat edildikten sonra yere serilip kurutulur ve kadehçiklerinden çıkarılır. Daha sonra özel fabrikalarında sert kabuğu kırılıp içi çıkarılır. Fındık tazeyken kadehçikleriyle ya da sert kabuğuyla satılır ve çerez olarak yenilir. İçi çıkarılan fındık, tuzlu ya da tuzsuz olarak kavrulur ve gene çerez olarak tüketilir. Ayrıca fındık içi çikolata, şekerleme ve pastacılık sektörlerinde kullanılır. Fındık ülkemizin en önemli dışsatım ürünlerinden biridir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. çiğ (pişirilmemiş) fındık içinin besin değerleri şunlardır: 181 kalori: 3,6 gr. protein; 5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 17,8 gr. yağ bunun büyük bölümü doymamış yağlardır; 0.5 gr. lif; 96 mgr. fosfor; 59,7 mgr. kalsiyum; 0.9 mgr. demir: 0,5 mgr. sodyum; 201 mgr. potasyum: 52 mgr. magnezyum; 0,13 mgr. B1 vitamini; 0.2 mgr. B3 vitamini: 0.16 mgr. B6 vitamini: 17,7 mcgr. folik asit; 24 mgr. E vitamini ve çinko minerali.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen pek önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Fındık; ceviz, badem, antepfıstığı, kestane vb. sert kabuklu meyvelerde olduğu gibi, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
o Fındık, kalbimizin ve kaslarımızın dostudur: içerdiği yüksek orandaki E vitaminiyle kalp ve kas sağlığımızda etkili olan fındık, aynı nedenle hücre yıkılmalarını (ölümünü) da önler.
o Fındık, içerdiği yüksek orandaki doymamış yağlarla kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olur: Bedenin ısısının korunmasını ve yağda eriyen vitaminlerin bedenin en uzak noktalarına taşınmasını sağlar.
o Fındık, yüksek oranlardaki B vitaminleri ve demir mineraliyle kan yapımını destekler: Aynı öğeleri nedeniyle alyuvarların parçalanmasını önler, kansızlığa karşı koruyucu işlev yapar ve çocukların beslenmelerine yardımcı olur.
o Fındık, yüksek oranlarda içerdiği tüm maddelerle bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir, bedene güç katar, hastaların iyileşme dönemim kısaltır ve gebe kadınlara da yararlı olur.
o İçerdiği çinko mineraliyle bedenin büyümesinde ve cinsel hormonlarının üretilmesinde rol oynar. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da savunulmaktadır.
Bütün bu yaşamsal değerdeki etkilerinden yararlanmak üzere, fındığın günlük diyetimize katılması, fındık içinin ya da fındıktan üretilmiş besinlerin tüketilmesi uzmanlarca ısrarla öğütlenmektedir.
Dikkat: Yağ yönünden zengin olduğu için yüksek tansiyonu olanlar ya da damar sertliği rahatsızlığını çekenler fındığı az yemelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Fındık, kök sürgünü (piç) oluşturan bir bitkidir. Üretimi, belli kurallara uyularak bu sürgünlerinden yapılmaktadır. Sürgünler bol güneş gören, hastalıksız ve 1-2 yaşında olmalı; üzerlerinde iyi oluşmuş tomurcuklar bulunmalı ve anaç bitkinin kök yapısı sağlam olmalıdır. İşte bu koşullara uyan sürgünler, köklerine zarar verilmeden topraktan sökülür.
Dikimleri genellikle sonbaharda, kışı sert yaşayan yörelerde ilkbahar mevsiminde yapılır. Fındık fidanları, bazı üreticilerin tersini savunmalarına karşın, kesinlikle sık dikilmemelidir. Uzmanlara göre 5 m. aralıkla dikim yapılması fındık bitkileri için en iyisidir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Dünyanın hemen hemen her yerinde yabani örneklerine rastlanan fındık, ekonomik ve iyi nitelikli ürün veren bir bitki olarak ılıman ve nemli yerlerde yetiştirilmektedir. Ülkemizde diğer bazı yörelerde yetiştirilmekte ise de, fındık yetiştiriciliği için iklimi en uygun bölgemiz, Karadeniz’in kıyı şerididir. Bu bölgede de en iyi bitki gelişimi, kıyıdan 35-40 km. içeriye kadar ve denizden 500 m. yüksekliğe kadar olan alanlarda gerçekleşmektedir.
Fındık, yıllık ortalama sıcaklığı 13-16 derece olan, en düşük sıcaklık -8, -10 dereceye indiği ve en yüksek sıcaklığın 36-37 dereceyi geçmediği yerlerde en iyi yetişir. Kışın açan çiçekleri -10 dereceye kadar zarar görmez. -15 derecede zarar görme oranı artıp -20 derecelerde tüm çiçekleri ölür. Fındık bitkisi için havanın nemi de büyük önem taşır:
Haziran-temmuz-ağustos aylarında havanın nem oranı %60′ın altına düşmemelidir.
Toprak isteği: Fındık bitkileri toprak bakımından aşırı seçici olmamakla birlikte en iyi, organik madde yönünden zengin, humuslu, tınlı, tınlı-killi ve derin toprakta gelişme gösterir ve bol ürün verirler. Fındık, toprağın pH’ı 6-7 arasında olan yerleri sever. Taşlı, kumlu çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek (yani yüzeye yakın) olduğu yerlerden hoşlanmaz, kireçli topraklarda yetiştirilemez.
Sulama: Fındık bitkilerinin ekonomik olarak yetiştirilebilmesi için bölgede yıllık yağış ortalaması en az 700 mm. olmalı ve yağışlar aylara göre dengeli olarak dağıtmalıdır. Ama yıllık yağış ortalamasının 1.200-1.300 mm. olduğu yerlerde dahi, bazı sıcak ve kurak yıllarda haziran-temmuz aylarında bitkinin sulanması gerekmektedir.
Gübreleme: Fındık fidanlarının dikiminden başlayarak sağlıklı olarak gelişmesi, iyi taçlanma göstermesi ve verime yattıktan sonra iyi ürün vermesi için gübreleme büyük önem taşımaktadır. Bitkiye gerekli besin maddelerinin saptanmasında, kesenkes toprak ve yaprak analizleri yapılmalıdır. Bu analizlerin sonuçlarına göre fındık bitkilerine azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübreler verilir. Ayrıca analiz sonuçlarına göre kalsiyum, magnezyum, demir, mangan, çinko, bor ve bakır gibi mineral besin maddeleri de verilmelidir.
Fenni gübrelerden gayrı toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi, ürün veriminin artmasında etkili olur. Bu gübrenin, ahırda 80 cm. kalınlıktaki tabakalar halinde 6 ay-1 yıl kadar bekletilmiş ve tabakalara fosforlu gübre ile kireç katılarak iyi yanmalarının sağlanmış olması gerekmektedir.
Budama: Fındık yetiştiriciliğinde budama, yapılması gereken işlerin başında gelir. Budama zamanında yapılmaz ya da eksik kalırsa büyük ürün kayıplarına yol açar. Fındıkta esas budamalar sonbahar ya da kış mevsimlerinde yapılır. Tamamlayıcı budama ilkbahar mevsiminde yapılmaktadır. Fındık bitkilerinde şekil, ürün ve gençleştirme budamaları yapılır. Ayrıca bitkilerin yetiştirildiği ocaklarda kök ve dip sürgünü temizlikleri yapılmalıdır. Bütün bu uygulamaların fındık bitkilerini iyi tanıyan kişiler tarafından, kurallarına uygun ve özenli şekilde yapılması çok olumlu sonuçlar verir.
Hasat (Derim): Fındık bitkilerinin hasadından en az 5-10 gün önce bitkilerin altı iyice temizlenir. Fındıkların hasat olgunluğuna geldiği; kadehçiklerin iyice sararıp kızarması, fındık tanelerinin kadehçik içinde oynamaya başlaması, sert meyve kabuğunun kızarması ve fındık içinin kendine özgü sertlik ve tadı alması ve bir de dallar sallandığında meyvelerin 3/4′ünün dökülmesiyle anlaşılır.
Zamanından erken yapılan hasatta, fındık içi kabuğu doldurmaz, buruşukluk ve verim düşüklüğü başlar, meyvenin niteliği düşer. Hasat, bölgelere göre ağustos ayı içinde ve eylül ayı başlarında yapılır. Fındıklar elle teker teker, dallar sıyrılmadan ve kırılmadan özenle yapılmalı, fındığı alınan dal yavaşça yerine bırakılmalıdır. Dallarda hoyratça yapılan toplamada meydana gelen örselemeler, ertesi yılın verimini kötü yönde etkilemektedir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Fındık bitkilerine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, aksatılmadan ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Semizotu

0 yorum | Devamını Oku...

Bahçelerde yetiştirilen kültür çeşitleri ile doğada kendiliğinden yetişen yabanileri sebze olarak yenilen mayhoş tatlı Semizotu’nu veren, Semizotugiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Hindistan olan semizotu, tüm dünya ile ülkemizde yaygın olarak yetişmekte ve yetiştirilmektedir.
Semizotu, en çok 30 cm. kadar boylanabilen bir ya da çokyıllık otsu bir bitkidir. Yuvarlağa yakın oval biçimli, yeşil renkli etli ve sulu yaprakları vardır. Bu yapraklar ile yine etli ve sulu olan yaprak sapları yenilir.
Bitkinin küçük çiçekleri genellikle sarı, bazen eflatun, pembe ya da kırmızı renkli olur. Erselik özellikler taşıyan çiçeklerinin döllenmesiyle olgunlaşan küçük kapsül durumundaki meyvelerinin içinde çok sayıda siyah renkli minik tohum bulunur. Kültür çeşitlerinin yaprakları daha irice ve yabanilerininki küçük olan semizotunun kıymalı ve pirinçli yemeği yapılır. Ayrıca semizotu yapraklan, çiğ olarak öylece ya da salatalara katılarak yenilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze semizotunun besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2 gr. protein; 3,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1,4 gr. lif: 4 mgr. fosfor; 40 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 80 mgr. sodyum; 45 mgr. potasyum; 180 IU A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini ve 8 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;
o Semizotu, içerdiği yüksek oranlı lifiyle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.
o Yaşlı, hasta ve diyet yapan kişiler için çok uygun bir sebzedir.
o Semizotunun içerdiği omega 3 doymamış yağlar, balıklarınkiyle kıyaslanabilecek düzeydedir: Geleneksel olarak gut hastalığına, baş ağrısı ve bedendeki diğer ağrılara iyi geldiğine inanılmaktadır. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar, semizotunun sağlığa yararlı bu etkisinin varlığını doğrulamaktadır.
Sayılan bütün bu etkileri için semizotu, diyete katılıp bolca yenilmelidir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Semizotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçemizde derince kazılıp tırmıkla düzeltilerek hazırlanan tavalara tohumları serpme yöntemiyle biraz seyrekçe ekilir ya da 20 cm. aralıklı sıralara seyrekçe ekim yapılır. Toprak, tohumlarının derine inmemesi için ekimden sonra hafifçe karıştırılır. Ardından süzgeçli kovayla su verilir. Tohumlar 15 gün içinde çimlenir ve bitki toprakta görülmeye başlar.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Semizotu, ılık iklim bitsidir. Soğuktan ve kırağıdan korkar. Kışı ılık geçen bölgelerde, sonbahar ve ilkbahar arasında da yetiştirilebilir.
Toprak isteği: Toprak bakımından fazla seçici olmayan semizotu bitkisi, ağır karakterli ve fazla nemli topraklardan hoşlanmaz. Hafif karakterli ve organik madde yönünden zengin kumlu ya da kumlu-tınlı topraklarda bitkilerden en iyi sonuç alınır.
Toprak işleme: Semizotu bitkisinin tavasındaki yabani otlar, elle ya da hafif çapalamayla ayıklanmalıdır.
Sulama: Yaz mevsiminde, sıcak ve kurak havalarda, semizotunun düzenli olarak sulanması gerekir.
Gübreleme: İyi yanmış çiftlik gübresi ile kompost gübre, semizotu için en uygun olanlardır. Ancak, bir miktar fenni kompoze gübre ile bitkinin yaprak verimi düşükse şerbet verilerek desteklenmesi semizotuna yararlı olur.
Hasat (Derim): Semizotu tohumları yerine ekildikten 60-70 gün kadar sonra, bitkinin hasadı başlar. Batı ülkelerinde, bitkinin yaprak ve sapları kesilip hasat edilmektedir. Bizde, yakın zamanlara kadar, bitki, kökleriyle sökülüp hasat edilmekte ve piyasaya da öyle çıkarılmaktaydı. Günümüzde yalnızca saplı yapraklarının kesilerek satışa çıkarıldığına tanık olmaktayız.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Semizotu bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Süt Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...

Hangi sütte ne var
Tam Yağlı, Yarım Yağlı ve Yağsız Süt Kompozisyonu (500ml. için)
Besin Öğesi Tam Yağlı Yarım Yağlı Yağsız
Enerji (kcal) 341 238 171
Protein (gr.) 16.5 17.1 17.2
Carbonhidrat (gr.) 23.7 24.8 24.9
Yağ (gr.) Doymuşlar (gr.) Tekli doymamışlar(gr.) Çoklu doymamışlar(gr.) 20.1 2.4 5.7 0.5 8.3 5.0 2.6 Eser 0.5 0.3 Eser Eser
Vitamin A (mg.) 294 119 5
Vitamin D (mg.) 0.16 0.05 Eser
Vitamin C (mg.) 5.28 5.28 5.28
Thiamin (B1) (mg.) 0.20 0.20 0.21
Riboflavin (B2) (mg.) 0.88 0.97 0.97
Niacin (mg.) 4.3 4.5 4.5
Vitamin B6 (mg.) 0.31 0.31 0.31
Folik asit (mg.) 31 31 31
Vitamin B12 (mg.) 2.0 2.0 2.1
Kalsiyum (mg.) 592 610 621
Fosfor (mg.) 474 491 492
Demir (mg.) 0.25 0.25 0.25
Magnezyum (mg.) 56 56 56
Çinko (mg.) 2.0 2.0 2.0

Yoğurt Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...

Avrupada yoğurdun bugünüYoğurt;
Almanya’da Joghurt, Fransa’da, İngiltere’de, Hollanda’da, Norveç’te, İsveç’te, Macarista’da yoghurt, Finlandiya’da yoghurtti, Rusya’da jugurt, Balkan ülkelerinde jogurt isimleriyle adlandırılıyor. Avrupa’da özellikle son 40-50 yıldır yoğurdun özel bir yiyecek-içecek olarak geliştiğine, hatta yoğurtluktan çıkıp meyveli yoğurt olarak yaygınlaştığını görüyoruz. Çikolatalı, vanilyalı, vişneli, çilekli, ahududulu yoğurtlar en çok tercih edilen meyveli yoğurt çeşitleri arasında. Meyveli yoğurt akımı her ne kadar son yıllarda ülkemizde de üretilmeye başlasa da, doğallığını bozduğu için kanaatimce çok fazla rağbet gördüğünü zannetmiyorum

Bal Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...

Arılar nasıl yaşar
Bilinen o ki arılar en azından 150 milyon yıldır bal üretiyorlar. Sosyal böcekler olan ve topluluk yaşamı sürdüren arılar koloni halinde yaşarlar. Koloniler bir kraliçe arı ile sayıları değişen işçi ve erkek arılardan oluşur

Domates Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...

Kültürü yapılan bir sebze bitkisi. İlk olarak Güney Amerika’da (Peru) ortaya çıktığı söylenir. Domatesler şekil, renk, kullanma durumuna göre veya kültür çeşidine göre farklılık gösterirler. Taze tüketim için bugün orta büyüklükte yuvarlak, parlak ve çok iyi renk almış domatesler tercih edilir. Su ve salça çıkarılması için çok sayıda, küçük böbrek formundaki tohumlar, aynı zamanda çekirdekleri küçük çeşitler yetiştirilmektedir.
Domates, ılık ve sıcak iklimleri sever. Yaz mevsimi güneşli ve sıcak geçen yerlerde meyveleri şekerli, renkleri koyu kırmızı ve pek lezzetli olup, soğuk havaya dayanamaz. Toprağın geçirgen olmasını ister. Tınlı-kireçli, tınlı-kumlu veya tınlı topraklarda iyi yetişir.
Domates yetiştirilmesi: Bir metrekare için 5 gram tohum ile sıcak yastıklara (camekânla kaplı yer) ekilir. Tohumlar ekildikten sonra 2 cm kalınlığında çürüntü (yanmış ince gübre) serpilir, tahta ile bastırılır, sonra süzgeçli kova ile ılık su verilir. Soğuk ve donlu bölgelerde geceleri camlı çerçevelerin üstleri kalın hasırlarla örtülür, güneşli havalarda camlı çerçeveleri açıp bir saat kadar içerisi havalandırılır. Toprak kuruduğu zaman ılık suyla sulamalı, çıkan otları elle çekip çıkarmalıdır. Küçük domates fidecikleri üç dört yapraklı oldukları zaman ılık yastıklara 10 cm aralıklarla dikilirler. Havalarda don tehlikesi kalktıktan sonra bahçede hazırlanmış asıl yerlerine (arık) dikilirler.
Domates fideleri dikilecek toprak derin işlenmiş veya krizme (belleme) edilmiş olmalıdır. Bu şekilde hazırlanmış toprağa 100 metrekareye 250-500 kg kadar eski yanmış çiftlik gübresi verilir. Çiftlik gübresi bahçeye son veya ilkbaharda verilerek toprakla iyice karıştırılmış olmalıdır. Ayrıca fidelerin dikilecekleri ocaklara yarımşar kilogram kadar eski çürümüş gübre konur ve toprakla karıştırılır. Bundan başka yardımcı olarak 100 metrekareye 3 kg süper fosfat, 2 kg potasyum sülfat ve 3 kg da amonyum sülfat ve amonyum nitrat gibi sun’î gübrelerden serpilirse çok daha verimli netice alınır. Dikilecek domates fidelerinin bol köklü, kısa ve sert saplı, canlı ve yeşil yapraklı olması şarttır. Bahçe veya tarlaya dikilecek fideler arasında 50-75 cm ve fide sıraları üzerinde 30-40 cm mesâfe bırakılır. Can suyu verilir, gerekli zamanlarda çapalama ve sulamaları yapılır. Domatesler kızardığı zaman toplanır.
Domatesin kimyasal bileşimi kuru madde % 6.5, protein % 1,1, karbonhidrat % 4.2, selüloz % 0.5, kül % 0.5, kalsiyum % 13 mg olarak verilmiştir. Domates vitaminleri de ihtiva eder, her şeyden önce provitamin (beta karotin) (% 0.3-2.1 mg) ve vitamin C (% 10-30 mg), bundan başka B grubu vitaminleri, taze meyvede (yeşil) artan olgunlukla miktarı azalan pektinler de (% 1.3-2.5) bulunur. Aynı şekilde organik asitler (limon asidi, elma asidi) ve az miktarda olgunlaşmamış meyvelerde beslenme fizyolojisi bakımından mahzurlu olabilecek olan solanin mevcuttur. Olgunlaşma sırasında solanin kaybolmaktadır. Olgunlaşma sırasında şeker oranı oldukça artar, domatesin asıl renk maddesi alifatik vitamin etkili likopindir. Bunun yanında beta- karotin, ksantofil, flovonlar ve diğer pigmentler renkte hisse sâhibidir.
Bitkinin yapraklarında antibiyotik etkili zararlara karşı önemli madde, glikozidik etkili steroit tomatidin bulunur. Uçucu aroma maddeleri karbonil bileşikleri, esterler, uçucu asitler, alkoller, kükürtlü bileşikler ve terpen benzeri komponentlerden meydana gelmiştir. Domates ürünlerinin depolanması ve ısıtılması sırasındaki kahverengi olması domatesin renk maddesinin oksidasyonu ve aynı şekilde Maylard reaksiyonuna dayanmaktadır.
Yemek, salata ve sandviçlerimizin yararlı ve lezzet verici öğesi Domates’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Amerika kıtası ve özellikle Güney Amerika’daki (And dağlarında) Peru olan domates, bir-yıllık otsu bitkidir. Tüm dünyada ve ülkemizde çok yaygın biçimde yetiştirilmektedir.
50-200 cm. boylanabilen, pek çok çeşidi bulunan domates bitkisinin, genellikle desteklenmeden büyüyemeyen dik, etli, üzeri pürtüklü ve çok dallı, kalınca bir gövdesi vardır. Bu gövde, bitki gençken yumuşak ve üzeri tüylerle kaplı olur. Gelişmesi ilerleyen bitkide gövde köşeleşir, sertleşir ve odunsulaşır.
Bitkinin gövde, dal, yaprak ve çiçek saplarının üzerinde, bastırılıp ezildiğinde kendine özgü değişik bir koku salgılayan bezeleri vardır. Domates bitkisinin bileşik yaprakları, bitki çeşitlerine göre biçim, büyüklük, dilim ve dişlilik bakımından farklılıklar gösterir. Yaprakların üzeri değişik tonlarda yeşil, altı mavimsi kül rengindedir.
Bitkinin erselik özellikler taşıyan sarı renkli küçük çiçekleri kendi kendisini döllediği gibi, bitki, balansı ve diğer böcekler tarafından yabancı domates çiçekleriyle de döllenir. Bu çiçeklerde olgunlaşan domates meyvesi de çeşitlere göre biçim, renk, irilik, kabuk kalınlığı, etinin özellikleri, etinin düz ya da dilimli oluşu, çekirdek evlerinin yapısı ve çekirdek sayısı bakımından farklılık gösterir.
Genelde kırmızı diye bilinen domates bitkisinin sarı ve beyaz meyveli çeşitleri de vardır. Bu meyveler bahçelerde üretildiği gibi, günümüzde gelişen seracılık sayesinde bütün yıla yayılarak seralarda da yetiştirilir. Taze olarak bol bol yenilip salata ve yemeklere katılan domates, salçası yapılarak da yemeklerde kullanılır.
Meyve suyu gibi içilen suyu çıkarılır. Yeşil domatesin turşusu ve bazı yörelerimizde reçeli yapılır. Domates, her haliyle çok sevilen ve bol bol tüketilen sebzelerin başında gelmektedir.

Kültür Mantarı Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Kültür mantarı Ambalaj ve Pazarlama

Hasat edilen mantarlar mümkün olduğu kadar çabuk pazarlanmalıdır. Mantarların 500 veya 250 gr’lık paketler halinde piyasaya arz edilmesi pazarlama açısından önemlidir. Ambalaj işlemi plastik torba, karbon veya kağıt plastik kutularla yapılabilir. Kullanılan plastik torbalara zımba ile delikler açılması uygun olur.

Mantarın besin değerini kaybetmeden taze olarak uzun süre saklamak ve depolamak güçtür.

Sıcaklıklara bağlı olarak dayanma süreleri tablo 6’da gösterilmiştir.

Tablo 6: Kültür Mantarının Değişik Sıcaklıklarda Dayanma Süreleri

SICAKLIK (C0) SÜRE (GÜN)

1 5-10

2 5-7

3 2-3

4 1-2

15-16 1

Mantarın depolama sıcaklığının –1 0C’nin altına düşmesi halinde donma nedeniyle renkte bozulmalar görülür. Belirtilen sıcaklıklarda daha uzun süre depolandırıldığında ise su kaybı nedeniyle fire oranı artmaktadır.

Taze olarak pazarlanmayan mantarlar konserve, salamura veya ipe dizilmek suretiyle kurutularak da pazarlanabilir.

Zeytin Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Bunları Biliyor musunuz

Türkiye kalp projesi araştırmalarının sonuçlarına göre, Türkiye’deki ölümlerin yüzde 37’si kalp hastalıklarından kaynaklanıyor. Kolesterol yüksekliği zeytinyağı en az tüketen Karadeniz bölgemizde, en düşük oran ise zeytinyağı ağırlıklı beslenen Ayvalık çevresinde. Zeytinyağını bol tüketen ülkelerde özellikle Yunanistan, İspanya ve İtalya’da kalp ve damar hastalıkları ve bu hastalıklardan ölüm oranı çok düşük.

Amerika’nın ünlü beslenme uzmanı Ancel Keys, Akdeniz ülkelerinde damar ve kalp hastalıklarına çok az rastlanmasının nedenini araştırmış ve bütün yemeklerde sadece natürel, sızma zeytinyağı kullanan bu hastalarda ülser yaralarının kapanma oranının yüzde 55 olduğu saptanmıştır. Ciltlerine radyasyon verilmeden önce zeytinyağı sürülen hamsterlarda, zeytinyağının radyasyona karşı kesin ve tam bir koruyucu madde olduğu saptanmıştır

Kefir Hakkındaki Tüm Bilgiler.kefir Nedir?

0 yorum | Devamını Oku...
Kefir Nedir?

İnsanlar kendi hücrelerinin 10 katı sayıdaki (100 trilyon) faydalı bağırsak mikrobu ile ortak bir yaşam sürdürmektedir. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararlarının yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda ivegen ve müzmin hastalığa yol açar.

Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiştir.

Çay Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Çayın faydaları
Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması ve hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca, sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynayabilir
Kanser Önleyici
Yapılan araştırmalar hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini-özellikle akçiğer, bağırsak ve cilt kanserleri- azaltabileceğini bildirmektedir. Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir.
Çay, genetik özellikleri belirleyen DNAyı kontrol altında tutmaktadır. Bu da genlerin bozularak kanserli hücrelere dönüşmelerini önler. Eğer DNA doğru bir şekilde kopyalanmazsa, yanlış ve bozuk DNA elde edilir bu da genlerin genel yapısında bir bozukluğa yol açar. Bu bozukluklar da çeşitli kanserlere neden olur. Kanser riskini azaltıyor.
Çayın, flavinoid denilen anti oksidanlar açısından zengin olduğu öteden beri bilinmektedir. Bu madde de kanseri önleyici nitelik taşımaktadır.
Ağır ve yağlı yemeklerden 1 saat sonra içilen çayın hazmı kolaylaştırır. Çay, vücutta :-):-):-):-)bolizma sonucu oluşan zararlı atık ve zehirli maddeleri azaltır ve yok eder. Bu olumlu etki, çaydaki (P) vitamini diye adlandırılan antioksidan özellikli fenolik bileşiklerden kaynaklanır. Çay, bu yönüyle de bazı kanserlere karşı insan vücudunu korr. Çaya rengini veren fenolik bileşikler, damar çeperlerini güçlendirir. Sonuçta damar çeperlerinin yırtılması sonucu meydana gelebilecek, başta beyin kanaması olmak üzere her türlü kanama riskini azaltır.
Siyah ve yeşil çayın, kalp hastalıkları riskinin yanı sıra mide ve yemek borusu kanseri riskini de azalttığı tesbit edildi. Havuç, ıspanak, meyve ve diğer sebzelerde bulunan anti kanserojen madde karoteni yeterli derecede almayan, sigara ve alkol tüketen ve midelerinde H pylori bakterisi bulunan kişilerde mide kanseri riski bulunuyor. Yeterli miktarda çay içen ve mide sağlığına önem veren kişilerde ise bu risk azalıyor.
Daha önceki araştırmalarda yeşil çayın içinde bulunan polifenol maddesinin, kanser tümörlerinin etrafında oluşan ve tümörleri besleyen kan damarlarını tıkadığı belirlenmişti. Yeşil çay içme alışkanlığının bulunmadığı Batıda, bu yüzden kanser vakalarının Uzakdoğu ülkelerine oranla daha fazla görüldüğü belirtildi. Günde 4-5 bardak yeşil çay içenlerin, cilt kanseri riskinden korunabileceklerini düşünen bilim adamları, cilt kanserine yakalanmış olanlara ise yeşil çayı kür edici bir ilaç olarak tavsiye edemeyeceklerini belirtiyorlar.
Diş Sağlığı
Çay, doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunun azalmasına yardımcı olur. Böylece diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Mineral maddeler nedeniyle diş sağlığı için çay içilmesi çok önemlidir.
Kalp ve Damar Sertliği
Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece damar sertliği olasılığını azaltabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, çayın kolesterolü bastırdığına ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır.
Dinlendirici & Konsantrasyon Artırıcı
Çaydaki kafein, konsantrasyonu, uyanık ve isabetli olmayı attırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Ayrıca, hazım sağlayan sıvıları, böbrek ve karaciğer de dahil olmak üzere :-):-):-):-)bolizmayı uyarır ve böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
Çaydaki kafein nedeniyle çayın dinlendirici özelliği vardır. Çaya özel teanin maddesi, beynin alfa dalgaları yaymasını teşvik eder. Bu dalgalar, uyuşukluk yapmadan dinlenme özelliğindedir. Kafein, sinir sistemini uyarır, damarların genişlemesini, kan devrinin hızlanmasını sağlar. Çay içenlerde zihin açıklığı olur. Ders çalışırken, kitap okurken verimliliği artırır.’
Diğer Faydaları
Çayın, vücuttaki zararlı maddeleri yok eder.
İshali durdurur.
Böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlar.Çaydaki teobromin ve teofilin maddeleri de idrar sökücü özelliğe sahiptir. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar.
İçerdiği mineral maddeler nedeniyle vücuttaki mineral madde dengesinin kurulmasında sudan çok daha etkilidir.
Çay banyoları, sıcak çay emdirilmiş temiz tülbent veya pamukla yapılan kompres ve pansumanlar, göz ve ciltteki bazı rahatsızlıkları giderir, dış derideki hemoroid memelerini küçülttüğü ve ağrıları dindirir.

Kahve Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Arap Kahvesi

Etiyopya’da keşfedilen ilk kahve bitkisinden türemiş olan Coffea arabica, daha çok yüksekliği 800-2000 metre arasında olan dağlık platolarda veya volkanik yamaçlarda yetişir. Her yağmurlu dönemin ardından çiçek açar ve meyvelerinin olgunlaşması için yaklaşık 9 ay gerekir. Tipik bir arabica ağacı, bir yılda yaklaşık 5 kg meyve verir ve bu meyvelerden 1 kg kahve çekirdeği elde edilir.

Yeşilimsi sarı renkteki oval Arabica çekirdeklerinden üretilen kahve, Robusta’ya göre daha az kafein içerir. Ayrıca daha lezzetli ve tatlı bir aromaya sahiptir.

Arabica kahvesi dünya kahve üretiminin %70′ini oluşturur. Ancak hastalıklara ve iklim koşullarına çok dirençli olmadığından yetiştirilmesi daha zordur ve daha pahalıdır.

En çok bilinen çeşitleri; Brezilya, Orta-Doğu Afrika, Hindistan, Endonezya’da yetişen "Bourbon" ve Latin Amerika’da yetişen "Typica"dır. Bunları Tico, Blue Mountain, Mundo Novo, Caturra, San Ramon izler.

Peynir Hakkındaki Tüm Bilgiler

0 yorum | Devamını Oku...
Artvin: Kafkas gravyeriDoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nde Rus etkisi altında üretilen peynirlerden biri. Tat ve karakter olarak Kars gravyerine benzese de delikli dokusu daha ince, rengi ise koyu sarı. Aroması güçlü. Kahvaltıda tüketildiği gibi, sufle benzeri sert ve aromalı peynir gerektiren yemeklerde de rahatlıkla kullanılabilir

Balıkesir-Bursa: Mihalıç peyniriMarmara Bölgesi’nin çeşitli köşelerinde birçok iyi peynir çeşidi bulunur. Balıkesir-Bursa arasında üretilen Mihalıç peynirinin ise yeri bir başka. Susurluk’un meşhur tostları işte bu lezzetli peynirle hazırlanır. Sert, yağlı, tuzlu ve çok dayanıklı bir peynir olan Mihalıç’ın, bol gözeneklisi makbul. Mihalıç peyniri, kahvaltıda ve tostta kullanılabileceği gibi makarnanın üzerine rendelendiğinde Parmesan peynirini aratmaz

Bursa: Dil peyniriDilimlerinin dile benzemesi dolayısıyla bu ismi alan dil peyniri, güçlü ve keskin tadı olan peynirlerden hoşlanmayanların sevdiği bir tür. Tuzsuz, taze olarak tüketilen, kolayca liflere ayrılan dil peyniri, süt tadının yoğun olarak hissedildiği peynirlerden biri. Eğer aldığınız peynir kolay liflenmeyen, sert, tuzlu bir yapıya sahipse ve rengi beyaza yakın, hafif sulu değilse bilin ki kötü üretilmiş bir dil peyniri alıyorsunuz. Dil peyniri, sade olarak tüketildiği gibi domates ve salatalık ile de yenilebilir, pizzalarda kullanılabilir. Evde hazırladığınız pizzaların üzerine dil peynirinin liflerini serperseniz, lezzeti bir anda değişecektir

Diyarbakır:
Örgü peyniriLezzet olarak Çerkez peynirini andıran örgü peyniri İstanbul’ da kolayca bulunuyor. Üretimi emek isteyen bu tuzsuz peynir, yapım aşamasında tuzlu suda kaynatılıyor; lezzetinin sırrı da burada. Satın alırken tuzsuz ve hafifçe esnek olanını tercih edin ve taze ekmek ve domates ile lezzetinin tadına varın!

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top