12 Kasım 2011 Cumartesi

Vişne

0 yorum | Devamını Oku...

Vişne adlı kirazdan ekşi meyvelerini yaz ortalarında veren Vişne ağaçları, Gülgiller’dendir. Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olan vişne ağaçları, 5-7 m. kadar boylanabilir; 4 yaşındayken meyve vermeye başlar ve 40-50 yıl yaşar.
Vişne ağacı, yuvarlak taçlı ve kiraza göre daha çalımsı görünüşlüdür. Gövdesi kırmızımtırak gri benekli, donuk ya da parlak renklidir. Dalları kirazınkinden ince ve yay gibi olup sarkıktır. Yaprakları da kirazınkinden daha küçük, ayası düz, parlak yeşil renkli ve tüysüzdür. İlkbaharda erken açan çiçekleri beyaz renklidir. Bir salkımında birden fazla ve altıya kadar değişen sayıda çiçek açar. Temmuz ayı ortalarında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, kirazdan biraz basıkçadır. Olgun vişneler, bol sulu ve siyaha yakın kırmızı renklidir.
Ülkemizde iki önemli vişne ağacı türü yetiştirilmektedir. Bunlardan meyvesi her tür kullanıma elverişli olan Kütahya vişnesi, uzun saplı, iri boyda, ucu hafif sivrice, koyu kırmızı ince kabuklu, çok sulu, ekşi ve kırmızı etli meyveler verir. Macar vişnesi ise, kısa saplı, ince, koyu kırmızı renkli kalınca kabuklu, ekşi ve kırmızı etli meyve vermektedir. Her iki türün ağaçları da, temmuz ayından başlayarak bol ürün verir.
Vişne meyvesi, sofralıktan çok meyve suyu, şurubu, reçeli, marmeladı, kompostosu, likörü ile diğer bazı içkileri, pasta ve tatlıları yapılarak tüketilir. Ayrıca kurutularak da yenir.
BESİN DEĞERLERİ
Vişnenin besin değerleri kirazınkine benzer. Ancak şeker oranı daha düşük olduğundan, vişnenin tadı ekşi ya da mayhoş olur. Aynı nedenle kalorisi de kirazınkinden düşüktür.
Ortalama 100 gr. taze vişnede, 58 kalori ile 14,3 gr. karbonhidrat vardır. Oysa, vişnenin A vitamini yüksek olup 1.000 lU’ya kadar varır. Vişnenin diğer besin değerleri kirazınkine çok yakındır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Bedenimize yararlı besin değerlerinin yanı sıra;
o Vişne meyvesinin taze ya da kurutulmuş saplan, aynen kiraz sapları gibi sağlığımıza yararlı etkiler yapar.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Vişne ağacı, tohumunun (çekirdeğinin) toprağa ekilip çöğürlerinin elde edilmesiyle ya da ağacın köklerinden toprakta süren filizlerinin köküyle birlikte çıkarılıp başka yere şaşırtılması ve sonra bunların büyüdüklerinde aşılanmasıyla çoğaltılabilir. Ancak bu yolla, ağacın meyve vermesi gecikir.
Daha iyisi gene Gülgiller’den yabani kiraz ya da idris (mahlep) fidanlarının yetiştirilmesi, bunların daha sonra istenen vişne türüyle aşılanmasıyla elde edilen ağaçlardır. Böylece profesyonel üreticiler tarafından üretilen, türü belli ve sağlıklı yetişkin fidanları alıp bahçemize dikmemiz bize yıllar kazandırır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Vişne, serin ve ılık iklimlerin ağacıdır. Sıcaklara, soğuğa, kırağıya ve hava değişikliklerine, kiraza göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde Karadeniz, Orta Anadolu bölgeleri ile Ege bölgesinin iç kesimlerinde iyi yetişir. Ege bölgesinin güneyi ve Akdeniz bölgesi vişne yetiştirilmesine uygun değildir. Çünkü vişne ağacı, yılda yaklaşık l.200 saat kadar soğuklama dönemini yaşamak ister.
Toprak isteği: Vişne ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Süzek (suyu iyi akıntılı) olmak koşuluyla pek çok toprak tipine kolaylıkla uyum sağlar. Ancak, en çok yeğlediği toprak, nötr ya da hafif alkalin nitelikli (pH:7.0) olanlardır. Erken açan çiçeklerinin zarar görmemesi için o dönemde don yaşamayan yerlerde fidanları 4-5 m. aralıkla dikilir.
Sulama: Vişne ağaçları yetiştirilirken bolca sulanır. Daha sonra ağaç haline geldiklerinde ve meyve bağladıklarında, kurak havalarda düzenli olarak sulanmaları gerekir. Susuz bırakılan ağaçlara, birdenbire aşırı miktarda su verilmemelidir. Aksi takdirde ağacın meyvelerinin çatlayıp yarılması durumuyla karşılaşılır.
Gübreleme: Vişne ağaçlarına şubat-mart aylarında yanmış çiftlik gübresi ile daha sonraki dönemde bol azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler verilir.
Budama: Meyve ağaçları arasında vişne ağacı, (kiraz gibi) en az budama isteyen türlerdendir. Yine de ilkbaharda vişne ağaçlarına su yürümeden önce dalları piramit biçimini alacak şekilde budanır. Burada genç sürgünlerin, yaşlı dalların yerini alacak şekilde ağaçta bırakılmasına dikkat edilir. Yaşlanmış ağaçlarda bitkinin ortası artık meyve vermeyeceğinden ana dallarının boyu 1/3′e inecek kadar kısaltılır ve yaşam dolu dalların onların yerine gelişmesi sağlanır. Budama işleminde ağaçtaki kesik yerler bir-iki gün sonra aşı macunuyla örtülür.
Hasat (Derim): Vişne ağaçlarının meyveleri, tam hasat olgunluğuna eriştiğinde toplanarak hasat edilir. Bunun anlamı, meyvelerin normal irilik, renk ile çeşide özgü tat ve aromaya ulaştığı zamandır. Vişne ağaçları genellikle bir defada hasat edilir. Hasat işlemi, sabah ya da akşam serinliğinde yapılır. Hasat elle, meyvenin sapı baş ve işaret parmağı arasında tutulup yukarı itilerek daldan sapın ayrılması şeklinde yapılmalı, bu arada meyveyi taşıyan dalcığın kırılmamasına ve meyvenin örselenmemesine dikkat edilmelidir.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Vişne ağacına dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Yenidünya

0 yorum | Devamını Oku...

İlkbahar ve yaz meyvelerinin müjdecisi sayılan etli, sulu, mayhoş ya da tatlı ve iri çekirdekli meyvelerini mart ayından başlayarak hazirana kadar bizlere cömertçe sunan Yeni-dünya ağaçlan, Gülgiller’dendir. Anayurdu Japonya, Çin ve Hindistan olan yenidünyalar, Çin ve Japon kökenli iki ana grup içinde sınıflandırılır.
Çin grubu ağacın meyvesi iri, armut biçiminde ve koyu portakal renkli sıkı etli olup geç olgunlaşır. Japon grubunun daha erken olgunlaşan meyveleri soluk sarı renkli, daha küçük boylu ve beyazımsı yumuşak etlidir.
Yenidünya ağaçları 5-10 m. kadar boylanabilir. Biryıllık dalları tüylerle kaplı ve gevrek yapılıdır. Dalları yaşlandıkça tüyleri dökülür ve yapısı sertleşir. 12-30 cm. uzunlukta ve 5-8 cm. genişlikteki iri yapraklarının üst yüzü koyu yeşil, alt yüzü kül-rengimsi, kabarık damarlı ve tüylüdür. Hep-yeşil (yapraklarını dökmeyen) olan bu ağaç, güzel yaprakları ve gösterişli yapısı nedeniyle bazı yerlerde süs bitkisi olarak da benimsenir.
Yenidünya ağaçları ekim ayı sonu ile kasım ayında çiçek açmaya başlar ve neredeyse kış boyunca çiçekli kalır. Bileşik salkımlar halindeki krem ve beyaz renkli çiçekleri güzel kokulu olup balozu (nektar) bakımından zengindir. Bu nedenle halanlarını kendine çeker. İlkbahara doğru olgunlaşan çiçekler, salkımlar halinde meyvelerini verir.
Yenidünya ağaçları, genellikle aşılandıktan 2-3 yıl sonra meyve vermeye başlar. 23-25 yaşına kadar en yüksek verimle meyve verir. 30 yaşından sonra ekonomik ömrü sona ererse de ağaçlar 60 yıl kadar yaşayabilir. Bu ağaçların odunu, çalgı aletlerinin yapımı için makbul sayılır.
BESİN DEĞERLERİ
Yenidünya meyvesi, yüksek oranda A vitamini içerir. Eti ve kabuğunun rengi, meyvenin A vitamini kaynağı karoten yönünden zengin olduğunu gösterir. Ayrıca B ve C vitaminleri; fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi mineral maddeler ve şeker yönünden de zengindir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda açıkladığımız gibi yenidünya meyvesi, pek değerli besin maddelerini içermektedir. Bunun yanı sıra;
o Ağacın yaprakları tanen içerir ve peklik vericidir: Bu tıbbi etkiyi sağlamak üzere ağacın taze ya da güneş ışığı almayan havadar bir yerde kurutulmuş yapraklarının üzerine kaynar su dökülüp 10-15 dakika kadar demlendirilerek bir infüzyon hazırlanır. İshal durumunda, tehlikesiz ve etkili olan bu infüzyondan günde 2-3 su bardağı içilebilir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Yenidünya ağacı, tohumuyla (yani meyvesindeki iri çekirdekleriyle) üretilebilir. Çekirdekler toprağa ekilince kolayca çimlenir, çöğürleri çabuk büyür. Ancak bu yolla ağacın meyve vermesi uzun zaman alır. Ağaç, gövde çelikleriyle çoğaltılırsa da en uygun yöntem, aşılanma yoluyla üretilmesidir. Bunun için, meyvenin çekirdeğinden yetişen çöğürlere ya da ayva veya akdiken bitkilerinin anaçlarına istenen yenidünya çeşidi aşılanır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Yenidünya ağaçları, astropikal iklimi olan yerleri sever. Ülkemizde Akdeniz iklimini yaşayan yöreler bu ağacın yetiştirilmesi için çok uygundur. -3 derecenin altına düşen sıcaklıklarda ağacın çiçek ve meyveleri zarar görmeye başlar.
Toprak isteği: Yenidünya ağaçları, suyu iyi akıntılı (süzek), derin, killi-kumlu ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Toprak niteliği nötr ya da nötre yakın; taban suyunun yüzeye uzaklığı 1,5-2 m. kadar olmalıdır.
Toprak işleme: Yukarıda niteliği verilen topraklarda 7-8 m. aralıkla ekilen ağaçların altı, ilkbaharda yüzlek olarak çapalanır. Yaz boyunca ağacın altında biten otlar elle yolunarak temizlenir.
Sulama: Yenidünya ağaçları gelişmesi ve iyi ürün vermesi için tüm meyve ağaçları gibi, havanın kuraklık durumuna göre, nisan ayından başlanarak yaz boyunca fidan durumundakiler 7-10 gün, gelişmiş olanlar 15-20 gün arayla bolca sulanır. Ancak sıcaklık ve kuraklık artarsa sulama daha da sıklaştırılır.
Gübreleme: Yenidünya fidanlarına ilk üç yılında azotlu gübreden, her sulamadan önce ağaçların altına serpilerek verilir. Ağaca, dördüncü yılından başlanarak ek olarak fosfor ve potasyumlu kompoze fenni gübreler de verilir.
Budama: Yenidünya ağaçları mart ayında, yeni çıkan sürgünleri ağaç merkezini sıkıştırmayacak ve ağaçta dengeli bir taç oluşacak şekilde budanır. Kurumuş, kırılmış ve hastalıklı dallar kesilerek çıkarılır. Ağaçta kesilen yerlere, 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.
Hasat (Derim): Yenidünya meyveleri, çeşidine özgü büyüklük ve rengi alınca hasat edilmeye başlanır. En uygun hasat şekli, meyve üzerinde belirli uzunlukta (2-3 mm’lik) bir sapı kalacak şekilde makasla kesilerek yapılan toplama biçimidir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Yenidünya ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Yerfıstığı

0 yorum | Devamını Oku...

Konuşma dilinde kısaca fıstık dediğimiz ve tohumu ülkemizde kuruyemiş olarak sıkça tüketilen Yerfıstığı, Baklagillerden aynı adı taşıyan biryıllık otsu bitkinin meyvesidir. 20-70 cm. kadar boylanabilen ve birçok türü olan yerfıstığının anayurdu Güney Amerika’dır.
Bitkinin karşılıklı ve ikili olarak dizilmiş yeşil renkli küçük yaprakları, sarı renkli ufak çiçekleri vardır. Bu çiçekler döllendikten sonra yere doğru eğilerek oluşan meyvelerini toprağa gömer. Bolca ürün veren yerfıstığı bitkisi, küçük bahçelerde yapılan aile tarımı için pek uygundur.
Kuruyemiş olarak tüketilmesinin yanı sıra özellikle Batı ülkelerinde, yemeklik olarak ve sabun yapımında kullanılan yağı çıkarılır. Preslerde yağı alınan tohumun küspesi azot bakımından çok zengin olduğu için hayvanlara yem olarak yedirilir. Ayrıca ürün alındıktan sonra toprakta kalan bitkinin sap ve yaprakları da iyi bir hayvan yemi olur. Batı ülkelerinde yerfıstığı, tatlıcılıkta ve çikolatacılıkta da kullanılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
Yağ ve protein yönünden pek zengin bir besin olan yerfıstığının 30 gramının tuzla kavruluşundan sonra içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 7.4 gr. protein: 5,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 14.2 gr. yağ; 0,7 gr. lif; 114.6 mgr. fosfor; 21,5 mgr. kalsiyum; 119 mgr. sodyum: 193 mgr. potasyum; 50 mgr. magnezyum; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini ve 5 mgr. B3 vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda saydığımız, bazıları cidden yüksek besin değerlerinin yanı sıra;
o Yerfıstığı, kandaki yüksek kolesterol düzeyini düşürür.
o Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar, bu nedenle seker hastalarına yardımcı olur.
o Yerfıstığının hayvanlarda kanseri önleyici etkileri saptanmıştır: Aynı etkileri insanlarda gösterip göstermediği araştırılmaktadır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Yerfıstığı bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bitkinin kavrulmamış kalın ve sert kabuklarından çıkarılmış tohumları, ilkbahar mevsiminde doğrudan doğruya bahçelerde derin kazılarak düzeltilip iyi hazırlanmış yerine, sıralar üzerinde 30-40 cm. aralıkla ve toprakta 5 cm. derine ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Yerfıstığı, sıcak ve ılık iklimli bölgelerin bitkisidir. Soğuk yerlerde yetişirse de fıstık tanesi (tohumu) küçük ve az yağlı olur. Ülkemizde Güney Ege ile Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, iklim bakımından yerfıstığı tarımına çok uygundur.
Toprak isteği: Yerfıstığı bitkisi hafif bünyeli, süzek (suyu iyi akıntılı), gevşek yapılı, kumlu-tınlı, kalsiyum ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Ağır topraklarda yetişirse de böyle yerlerde bozuk biçimli fıstıklar oluşur. Ayrıca bitkinin hasadında güçlük ve ürün kaybıyla karşılaşılır.
Toprak işleme: Yerfıstığı bitkisi doğrudan doğruya yerine ekilip çimlenince ve iyi bakımla fideler 30 cm. boyunda bitkiler haline gelince, bitkinin çevresi çapalanıp patates, yerelması ve diğer bazı bitkilerde olduğu gibi boğaz doldurma işlemi uygulanır. Ayrıca bitki ürün verene kadar 2-3 kez çapalanmalı, toprağı kabartılıp yabani ot mücadelesi de yapılmalıdır.
Sulama: Yerfıstığı bitkisi ekildiğinde, çimlenene kadar havalar yağışlı değilse iki günde bir sulanır. Daha sonra kurak ve yağışsız havalarda duruma göre bitkinin 7-20 günde bir sulanması yeterli olur.
Gübreleme: Yerfıstığı bitkisi Baklagiller’den olduğu için fazla azotlu gübreye gereksinim duymaz. Bitkiye, genelde azot oranı düşük ama, fosfat ve potas oranı normal düzeylerde olan kompoze fenni gübreler verilir. Bu gübreleme işi, ürün alınana dek iki-üç seferde yapılır.
Hasat (Derim): Yerfıstığı bitkisinde hasat zamanının belirlenmesi pek önemlidir. Bitkinin yaprakları sarardığı, kapsüllerinin (sert kabuklu fıstıkların) içi dolup sertleştiği ve pembeleştiği zaman hasat işlemine başlanır. Geciken hasatta fındık içlerinde çürümeler başlar.
Erken yapılan hasatta ise, buruşuk ve niteliği düşük ürün elde edilir. Hasat işlemi küçük bahçelerde çapayla, bitkilerin sökülmesi ve kapsüllerin üste gelecek şekilde toprak üzerine yatırılması biçiminde olur. Daha sonra kapsüller elle toplanır. Raflarda kurutulmak üzere bekletilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Yerfıstığı bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Trabzonhurması

0 yorum | Devamını Oku...

Bilimsel adındaki (Latince) Diospyros sözcüğü Tanrıların Yiyeceği anlamına gelen, tadı hamken buruk olup olgunlaşınca tatlanan trabzonhurması adlı meyvesini veren Trabzonhurması ağacı, Abanozgiller’dendir. Anayurdu Japonya ile Çin olan, ama Akdeniz havzası ile Türkiye’de çok iyi gelişen ve kışın yapraklarını döken bu ağaç, 12 m’ye kadar boylanabilir.
Gri renkli gövdesinin kabuğu levhalar halinde çatlak çatlaktır. Açık yeşil renkli sürgünleri, yaşlandıkça griye dönüşerek ağacın dallarını oluşturur. Gene açık yeşil renkli, tüylü, kalın, kısa saplı, kenarları düz, ucu sapa doğru çekik, yeşil renkli damarları belirgin yaprakları, dallara iki sıra halinde almaşık dizili ve 6-15 cm. uzunluktadır.
Bu süs bitkisi kadar güzel olan bu ağacın çiçekleri sarımsı beyaz renkte olup döllendikten 140-160 gün sonra, sonbahar mevsiminde olgunlaşır, ufak bir portakal büyüklüğünde turuncu renkli, düzgün yüzeyli meyve haline gelir. İyice tatlandığında taze meyve olarak yendiği gibi, dondurularak ya da kurutularak, tatlıları ve reçeli yapılarak da tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze trabzonhurmasının içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 77 kalori: 19,7 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.69 gr. lif: 26 mgr. fosfor; 6 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 6 mgr. sodyum; 174 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 2.710 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini: 66 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Özellikle A vitamini yönünden pek zengin bir besin olmasının yanı sıra;
o Trabzonhurması, tanen y önünden de zengin olduğundan, damar büzücüdür; bu niteliğiyle diyarenin iyileştirilmesinde etkili olur: Söz konusu etkisinden yararlanılması için bolca yenmesi tavsiye olunmaktadır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Trabzonhurması ağacı, yabani türlerinin tohumlarının (yani çekirdeklerinin) ayrıntılı işlemlerle meyveden çıkarılıp özenle çimlendirilmesi sonucu elde edilen çöğürleriyle çoğaltılır. Ancak profesyoneller tarafından elde edilebilen bu çöğürler, sonbaharda fidanlıktaki yerlerine dikilir.
İlkbahar mevsiminde çöğürlere çeşitli yöntemlerden biriyle aşı yapılarak istenen çeşitte fidanlar elde edilmiş olur. Bizim için, böyle ayrıntılı işlemler sonucu elde edilen çeşidi belli sağlıklı fidanları inanılır üreticiden satın alıp bahçemize dikmek en doğrusudur.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Trabzonhurması aslında astropik iklimlerin ağacı olduğu halde, sıcak ılıman iklim koşullarına da uyum sağlamıştır. Yapraklarını döken bir ağaç olduğu için düşük sıcaklıklara dayanabilir. Türlerine göre -12 ila -18 dereceye kadar dayanabilmektedir. Kışın dinlenme isteği 7,2 derecenin altında 200-400 saattir.
Toprak isteği: Trabzonhurması ağacı için en uygun toprak tipi, orta ağır bünyeli, organik madde yönünden zengin, suyu iyi akıntılı ve pH’ı 6,5-7 olan topraklardır. Ancak ağaç, çok hafiften çok ağır bünyeliye kadar değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Toprağın kireç oranı %20 kadar olabilir. Organik maddeler yönünden çok fakir topraklarda trabzonhurması ağacı yetiştirilemez. Yukarıda anlatılan şekilde üretimi yapılmış fidanlar sağlandığında, bitkinin isteğine uygun toprak tipinde 6-7 m. aralıkla açılan 60-70 cm. derinlikteki çukurlara fidanlar dikilir.
Sulama: Nemli ortamları seven trabzonhurması ağaçlarının iyi gelişmesi ve bol ürün vermesi için topraktan yeterli suyu alması gerekir. Bu nedenle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yağışların yetersiz olduğu havalarda, ağaçlara düzenli ve yeterince su verilmelidir. Sulama yetersiz olursa ağaç meyve döker, düzensiz sulamada meyveler çatlar. Meyvenin rengi yeşilden sarıya döndüğünde sulama kesilir. Ancak, derimden (hasattan) sonra kurak giden havalarda, sonbahar ve hatta kışın ağaçlara daha seyrek aralıklarla su verilmelidir.
Gübreleme: Trabzonhurması ağaçları, azotlu gübreye fazlaca gereksinim duyar. Azotlu gübre ilkbaharda, ama aşırıya kaçılmadan verilir. Ağaçlara fosforlu ve potaslı gübre kasım-aralık aylarında verilirken gene aşırıya kaçılmamalıdır. Bütün bu fenni gübreler yerine, ağaçlara, iyi yanmış çiftlik gübresi de verilebilir. Gübre, ağacın izdüşümüne (yani tacın genişliğindeki daire biçimli bir alana) serpilir ve hemen çapalanarak toprağa karışması sağlanır.
Toprak işleme: Küçük bahçelerde çapayla ya da belle, büyük bahçelerde pullukla yapılır. Böylece yabani ot temizliği, yağmur suyunun toprağa kolay işlemesi ve toprağın havalanması sağlanmış olur.
Budama: Trabzonhurması fidanının dikimini izleyen üç yıl içinde şekil budaması uygulanır. Daha sonraki yıllarda ağaçtaki çatal ve obur dallar ile çok zayıf sürgünler çıkarılıp atılır. Budama işinin, bu ağaç türünden iyi anlayan kişilerce yapılmasında yarar vardır.
Hasat (Derim): Trabzonhurması meyveleri, tam iriliğini ve kabuğundaki yeşil renk kaybolup çeşidine özgü turuncu ya da koyu turuncu rengi aldığı zaman ve sertken toplanmalıdır. Tadı buruk olan meyveler yumuşayıncaya, yani yenilecek olgunluğa gelene kadar uzun süreler ağaçların üzerinde kalabilir. Ama, bu durumda böcek ve kuşların vereceği zararlara karşı önlem alınması gerekir.
Trabzonhurmalarının hasadı iki seferde yapılmalı, rengini almamış meyveler ikinci derime bırakılmalıdır. Çünkü erken toplanan meyveler buruşup kalır. Hasatta, meyve dalından çekilip koparılmamalı, meyveli dal sol elle tutulmalı, meyve, sağ elle, örselenmeden ve dalı kırılmadan koparılmalı ya da daha iyisi makasla sapı kesilmelidir. Toplanan meyveler kabına yavaşça konulmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Trabzonhurması ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun koruma ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Pazı

0 yorum | Devamını Oku...

Kış ya da yaz mevsimlerinde yaprakları beğenilip sebze olarak yenilen Pazı bitkisi, Ispanakgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası, Anadolu, Kafkasya ve Ortadoğu olan bitkinin yabani örneklerine ülkemizdeki kırlarda rastlanmaktadır. Bunlar, fakir halk tarafından toplanır ve yaprakları yenilir. Kültür bitkisi olarak pazı, ülkemizde sıkça yetiştirilmektedir.
Bir metre kadar boylanabilen ikiyıllık otsu bitkidir, iri, genişçe, kalın damarlı uzun yapraklan, pazı çeşitlerine göre koyu veya açık yeşil renklidir. Yaprak sapları da çeşitlere göre yeşil ya da bazen kırmızı renkli olur. Yaprak kenarları düz ya da dalgalı, yaprak ayaları kıvırcık veya düz yapılıdır.
Bitkinin ikinci yılında açan çiçekleri, açık yeşil veya yeşilimtırak sarı renklidir. Tohumları da esmer renkte küçük yumaklar halinde oluşur. Pazının yaprakları ıspanak gibi pişirilerek, kavurması yapılarak ya da etli dolması hazırlanarak tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
Pazı, A vitamini kaynağı betakaroten, C vitamini ve folik asit yönünden zengin bir bitkidir. Özellikle yaprak sapları kırmızı renkli olan pazılarda A vitamini oranı yüksek olur. Pazının diğer besin değerleri ıspanağınkine çok yakındır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Besin değerleri ıspanağınkine benzeyen gösterişsiz pazı bitkisi, önemli bir besindir. Bunun yanı sıra;
o Pazı yaprakları bedeni güçlendirici (tonik) etkiler taşımaktadır.
o Pazı yaprakları, içerdiği demir ve folik asitle kansızlığı önler. Ayrıca pazının yenilmesi gebe kadınların spina bifida (omurganın bir tarafının açık olması hastalığı) taşıyan çocuklar doğurma rizikosunu en aza indirir.
o Pazının tohumları, geleneksel olarak halk hekimliğinde yarı lapası şeklinde ve kan kesici olarak kullanılagelmiştir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Pazı bitkisi, yetiştirileceği bölgenin iklim koşullarına göre ilkbahar ve sonbaharda tohumları ekilmek üzere çoğaltılır. Üretim, genelde doğrudan tohumların bahçede hazırlanan yataklarında, sıralara 30 cm. aralıkla ekimiyle yapılmaktadır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Pazı, tipik bir Akdeniz iklimi bitkisidir. Ancak ülkemizde çok soğuk olmayan yörelerde yazın yetiştirilebilmektedir.
Toprak isteği: Toprak bakımından seçici olmayan pazı bitkisi, diğer pek çok sebze türü gibi en iyi sonucu killi-kumlu topraklarda verir. Kireci sever. Erken yetiştiriciliği yapılmak istenirse kumlu-tınlı topraklar yeğlenir.
Toprak işleme: Pazı bitkisi, tohumlarının ekiminden 8-15 gün sonra çimlenmeye başlar. Çimlenmeyle birlikte çevresindeki yabani otlar elle yolunmaya başlanmalı, hasat sonuna kadar birkaç kez yapılacak çapalamayla yabani ot temizliği ve toprağının kabartılması gerçekleştirilmelidir.
Sulama: ilkbaharda ekilen tohumlarından çimlenen pazılar, daha sonra havalar kurak ve sıcak gittiğinde düzenli olarak sulanır. Sonbaharda ekilen pazı bitkisine su verilmesi gerekmez.
Gübreleme: Pazı bitkisi, iyi yanmış çiftlik (ahır) gübresini sever. Bu gübre, bitkinin yeri hazırlanırken, toprağa karıştırılır. Ayrıca azot, fosfat ve iyot içeren fenni kompoze gübrelerin şerbet halinde bitkiye verilmesi öğütlenmektedir.
Hasat (Derim): Normalde tohumlarının ekiminden 2-2,5 ay kadar sonra gelişen pazı yaprakları kesilerek hasat işlemine başlanır. Yaprak büyüklükleri dikkate alınarak pazı bitkisinin hasadı birkaç partide (en çok 4-5 kez olarak), keskin bıçaklarla yaprakları kesilerek yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Pazı bitkisine dadanacak hastalık ve zararlılarla, uzmanlara başvurularak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Pirinç

0 yorum | Devamını Oku...

Beslenmemizde çok önemli yeri bulunan pirinci veren tarım bitkisi Pirinç (ya da üreticinin deyişiyle çeltik), Buğdaygiller’dendir. Yirmi kadar türü bulunan ve anayurdu kesin olarak bilinmeyen, ancak dünyanın ılıman sıcak bölgelerinde çok yaygın olarak yetiştirilen çeltik bitkisinin tarımı, ülkemizde de geniş ölçüde yapılmaktadır.
50-80 cm. kadar boylanabilen bu biryıllık bitkinin her başakçığında, altı erkek organı bulunan bir çiçek açar. Döllenen çiçekle olgunlaşan taneye, pirinç ya da çeltik adı verilir. Kurutulup tüketime sunulan pirincin geniş bir kullanım alanı vardır: Çorbası, çeşitli pilavları ve sütlacı yapılarak; dolma ve diğer yemeklerle besinlere katılarak tüketilir. Çeltik bitkisinin hasattan geriye kalan sapları taze olarak hayvanlara yedirilir ya da yeşil gübre olarak kullanılır.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. pişirilmiş beyaz pirincin besin değerleri şunlardır: 109 kalori: 2,4 gr. protein; 24,2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,1 gr. lif; 28 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 374 mgr. sodyum; 28 mgr. potasyum; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,01 mgr. B2 vitamini ve 0.4 mgr. B3 vitamini.
Esmer pirinç denilen türün besin değerleri, beyazınkinden daha yüksektir ve 100 gr. pişirilmiş esmer pirincin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 282 kalori; 3,6 gr. protein; 26.7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 3, l gr. yağ; 1.6 gr. lif; 94 mgr. fosfor; 98 mgr. kalsiyum; l mgr. demir; 71 mgr. sodyum; 177 mgr. potasyum: 220 mgr. magnezyum; 1.4 mgr. çinko; 110 IU A vitamini; 0,3 mgr. B1 vitamini ve 0,04 mgr. B2 vitamini.
Bu değerlerin kıyaslanmasından sonra, tüketilmek üzere esmer pirincin seçilmesi çok doğal olacaktır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Dünyadaki insanların yarısının ana yiyeceği olan pirinç, değerli bir besin oluşunun yanı sıra;
o Yüksek tansiyonu düşürür.
o Kan şekeri düzeyini sabit tutar: Şöyle ki, pirinç, ekmek ve patatese göre kan şekerini biraz daha fazla yükseltir. Ama, pirinç alımı, kanda kararlı bir şeker düzeyi ve dengeli bir enerji kaynağı sağlar. Bu enerjiyle hareketlenen şeker hastalarına yararlı olup onların kilo almalarını önler.
o Pirinç, böbrek taşı oluşumunu önler: Son zamanlarda Japonya’da yapılan araştırmalar, günde iki kez onar gram pirinç kepeği yenmesinin böbrek taşları oluşumunu engellediğini ortaya koymuştur.
o Pirinç, içerdiği maddelerle bedenin kansere yakalanması rizikosunu azaltır: Bunun için gene pirinç kepeği alımı yeterli olmaktadır.
o Pirincin lapa olarak yenilmesi, yüzyıllardır geleneksel olarak diyarenin giderilmesinde kullanılagelmektedir.
o Kilo düşmek için pirinçle yapılan diyetlerde uzun yıllar boyunca yapılan ilaç tedavisiyle iyileştirilemeyen ve sedef hastalığı yüzünden pullanan deri bölgelerinin temizlendiği gözlemlenmiştir.
o Ekmeğin içerdiği glütenden ötürü alerji çekenler için pirinç seçenek bir nişastalı besini oluşturur.
Bütün bu sağlığımızı destekleyici önemli etkilerinden ötürü özellikle esmer pirincin diyetimize katılması ve sıkça tüketilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
KISACA ÇELTİK BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ
Pirinci üreten çeltik bitkisi, hemen her toprakta ve sıcak ılıman bölgelerde yetişebilir. Su geçirgenliği az ve organik madde yönünden zengin topraklarda ürün verimi artar. Çeltik tohumu hastalıksız, temiz; içinde yabancı ot tohumları ile kırmızı çeltik (kart tohum) bulunmayan nitelikte ve sertifikalı olmalıdır. İyi tohum kullanılması, ürün verimini %20-25 artırabilir.
Çeltiğin çimlenme ve fide döneminde en uygun sıcaklıklar 18-23 derecelerdir. Ekim için havaların erken ısınmasına aldanılmamalıdır. Ülkemizde genel olarak çeltik ekimi mayıs ayında, tarlalarda ikinci ürün nöbeti olarak 15 hazirana kadar yapılmaktadır. Tarlaya çeltik ekimi serpme, mibzer ya da fideleme yöntemleriyle yapılır.
Çeltik bitkisi suyu çok sever. Ekildiği tavalara devamlı su akışı yapılırsa gelişmesine büyük katkı sağlanır. Çeltik bitkisine azotlu ve fosfatlı gübreler verilir. Yabani ot mücadelesi, herbisit ilaçlarla yapılır.
Çeltik bitkisinin hasadı, çiçeklenmeden 40-50 gün kadar sonra, bitkinin sararmaya başlamasıyla yapılır. Çeltik bitkileri elle, orak kullanılarak ya da biçerdöverlerle hasat edilir.

Sarmısak

0 yorum | Devamını Oku...

Sert ve keskin kokusu, acı tadıyla bazı yiyeceklerimize benzersiz bir çeşni ve lezzet katması amacıyla kullanılan Sarmısak’ı veren bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdu Asya kıtası olan sarmısak, ülkemizde bol bol yetiştirilip tüketilmektedir.
Soğanın yakın akrabası olan ve l m’ye kadar boylanabilen sarımsak, ikiyıllık otsu bir bitkidir. Birinci yılında toprak içindeki birçok ‘diş’ten oluşan ‘baş’ kısmı ile toprak üzerindeki yapraklarını; ikinci yılında soğanda olduğu gibi çiçek sapı ile bunun ucundaki çiçeklerini oluşturur. Sarımsağın soğandan farkı, çiçeklerde tohum meydana gelmemesidir. Ama, bazı durumlarda çiçekler, ebesoğanı denilen küçük başçıkları oluşturur. Bu başçıklar tohumluk olarak işe yarasalar da, uygulamada tohumluk olarak kullanılmazlar.
Sarmısak bitkisinin kın biçimindeki düz yapraklan, bitkinin toprak altında gelişen baş adlı bitki soğanından uzarlar. Baş, sayıları 5-30 arasında değişen ve yan yana birbirinin üzerine yığılarak gelişen diş adlı soğancıklardan meydana gelmiştir. Bu dişler sarmısak yetiştiriciliğinde tohumluk olarak kullanıldığı gibi, Türk mutfağında koku ve tadıyla çeşni katması için birçok yemek, meze, turşu vb’ye katılarak tüketilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. (diş) sarmısakta 90 kalori: 5,3 gr. protein; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.1 gr. lif; 13,3 mgr. fosfor; 38 mgr. kalsiyum; 1.4 mgr. demir: 0,2 mgr. B1 vitamini; 0.8 mgr. B2 vitamini: 0.3 mgr. B3 vitamini ile 8 mgr. C vitamini vardır. Ama, sarmısak az miktarlarda tüketildiğinden, bedenin enerji, vitamin ile mineral gereksinimlerinin pek az bir bölümünü karşılar. Ortalama 9 gr. gelen irice iki adet sarmısak dişinin bedene sağladığı yalnızca 9 kaloridir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda belirtildiği gibi, tüketilen sarımsağın besin değeri ihmal edilecek değerde olmasına karşın, sağlığımıza yararlı etkileri çok fazladır. Şöyle ki;
o Sarmısak, bedenin bağışıklık sistemini uyarır, yani antibiyotiklere benzer etkiler yaparak bedendeki enfeksiyonlara karşı savaşır: Bu bağlamda nezle, soğuk algınlığı, uçuk; mide, bağırsak ve mantar iltihapları, arpacık gibi bakteri, virüs ve mantarların oluşturduğu enfeksiyonlar sayılabilir.
o Kandaki kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, günde iki diş sarımsak yiyen kişilerin kolesterol düzeyinde, kısa dönemde %10′luk düşüşlerin gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
o Sarmısak, kanı sulandırır ve kan dolaşımını hızlandırır: Bu sayede sarmısak, kalp krizi ya da felç geçirmeye neden olabilecek damar tıkanıklıklarını önler.
o Yüksek tansiyonu düşürür: Araştırmalar, makul düzeyde sarmısak alımının bile bu etkiyi sağladığını göstermektedir.
o Sarmısak, kan sekerinin düzeyini düşürür: Bu sayede bazı şeker hastalarına sarmısak yemenin iyi geldiği yapılan bilimsel araştırmalarla saptanmıştır.
o Bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır. Yapılan araştırmalarda sarmısak tüketen kişilerde, özellikle mide kanserine yakalanma tehlikesinin azaldığı belirlenmiştir.
o Sarmısak kronik bronşiti önler, etkisini azaltır.
o Balgam, idrar, safra ve gaz söktürücüdür.
o İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır.
o Sarmısağın, afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri bulunduğu, Doğu ve Batı kültürlerinde savunulmaktadır.
Sağlığımıza yararlı bu etkilerinden faydalanmak için, sarımsağın diyetimize katılması ve günde iki diş sarmısak yenmesi gerekir. Daha fazla tüketilmesi sarımsağın yararını artırmaz. Ayrıca sarımsağın yüksek sıcaklıklarda pişirilmesi sağlığa yararlı etkilerini azaltmaktadır. Kokusundan şikâyetçi olanlar için piyasada sarmısak kapsüllerinin satılmakta olduğunu da anımsatırız.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Sarmısak bitkisi, başını oluşturan dişlerin teker teker ayrılarak bunlardan tohumluğa elverişli olanlarının bahçemizde önceden hazırlanmış yerlerine ekilmesiyle çoğaltılır. İlkbaharda elle yapılacak ekimde, toprakta hazırlanan sıraların aralarında 8-10 cm. aralık bırakılmalı, derinlik 3-4 cm. olmalıdır.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Sarımsak, ılık iklimlerin bitkisidir. Fazla soğuk ve nemli ortamları sevmez. Ülkemizde yetiştiriciliğinin yapıldığı söz gelişi Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi gibi yerler, sarmısak üretimi için iklim bakımından en uygun olan yörelerdir.
Toprak isteği: Sarmısak bitkisi, tınlı-kumlu bahçe topraklarını sever. Yetiştirildiği toprağın oldukça serin, geçirgen ve organik madde yönünden de zengin olmasını ister. Ağır karakterdeki killi ve ıslak topraklardan hiç hoşlanmaz. Böyle topraklarda sarımsağın başları hemen çürür. Ancak, sarmısak çok kuru topraklarda da iyi baş bağlayamaz, başları küçük ve cılız kalır.
Toprak işleme: Sarmısak dişleri ekildikten bir hafta kadar sonra çimlenir, toprak yüzüne fideler çıkmaya başlar. Bunlar 5-6 cm. kadar olunca hafif çapalamayla yabani ot mücadelesi yapılır. Bu işlemden 2-3 hafta sonra, ikinci ve 3 hafta sonra da üçüncü çapalama işlemi yapılır.
Sulama: Sarmısak bitkisi, aynen soğan gibi suyu fazla sevmez. Gereksiz sulama yapılırsa, sarımsakların başları çürür. Ancak, ikinci çapa işleminden sonra havalar çok sıcak ve kuraksa aşırıya kaçılmadan bitkinin sulanması yararlı olur. Ülkemizde sarmısak yetiştiriciliği susuz (sulama yapılmadan) yapılmaktadır.
Gübreleme: Sarmısak bitkisi, taze çiftlik gübresinden kesinlikle hoşlanmaz. İyi yanmış çiftlik gübresi ise, sarımsağın ekileceği toprağın hazırlanması aşamasında verilir. Ayrıca yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübrelerin verilmesi de yararlı olur.
Hasat (Derim): Ülkemizde genellikle ilkbaharda dişleri ekilen sarımsağın hasadı, normal koşullarda haziran sonu, temmuz ortası ve en geç ağustos başlarında yapılır. Bitkinin yapraklarının 1/3′ü ve daha iyisi 1/2’si kuruduğunda yapraklar kırılır. Bu iş için ya çıplak ayakla sarımsakların üzerinde gezinilir ya da boş bir fıçı bitkilerin üzerinde yuvarlanır. Daha sonra kırılan bu yapraklar kuruyunca, kurumuş yaprağın boyun noktaları tutulup çekilerek, elle veya bu işe uygun çapalarla bitkinin sökülmesiyle hasat gerçekleştirilir. Bu işlem sırasında kesinlikle sarmısak başları zedelenmemelidir.
Nemli havada sökülen başlarda kısa zamanda çürümeler başlayacağından, hasat, kuru ve güneşli havalarda yapılmalıdır. Daha sonra sökülen başlar güneş altında 3-4 gün süreyle kurutulmalıdır.

Şalgam

0 yorum | Devamını Oku...

Hafif acımsı-tatlımsı kökleri sebze olarak yenilen Şalgam’ı veren bitkisi, Turpgiller’dendir. Anayurdunun Kuzey Avrupa ile Kuzey Asya olduğu sanılan şalgam, ikiyıllık otsu bir bitkidir. 50-120 cm. kadar boylanabilen ve ülkemizde de yetiştirilen bitkinin birinci yılında kökü ve toprak üstü yeşil kısımları; ikinci yılında çiçek sapı, çiçekleri ve tohumları oluşur.
Bitkinin sebze olarak değerlendirilen bölümü, şişkin kökleridir. Basık, yuvarlağımsı ya da uzun silindirik biçimlerde olan kökün sertçe etinin rengi beyaz ya da mavimtıraktır. Ama, kökün toprak yüzeyine yakın kısmı kırmızı, mor, beyaz, sarı veya yeşil renklerde olabilir. Bitkinin oval biçimli yaprakları yeşil renkli, yaprak kenarları düz ya da testere gibi dişlidir.
Şalgamın çiçek sapları 50-120 cm. kadar uzar. Erselik özellikli çiçekleri, parlak sarı ve bazen beyaz renkte olur. Tohumları lah:-):-):-):-):-)nkilere çok benzediğinden, satın alırken aldanmamaya dikkat edilmelidir. Şalgam, günümüzde hem insanlar hem de hayvanlar için üretilmektedir. İnsan yiyeceği olarak yetiştirilenleri yumuşak etli, hayvan yemi olanları ise sert etlidir. Şalgam, bazı çorba ve soslara katılır, yemeklerde garnitür olarak kullanılır. Bazı yörelerimizde suyu sevilerek içilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze şalgamın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 23 kalori; 0,8 gr. protein; 4,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0.9 gr. lif: 24 mgr. fosfor; 35 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 34 mgr. sodyum; 188 mgr. potasyum: 20 mgr. magnezyum; eser miktarda A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,3 mgr. B3 vitamini ve 22 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Şalgam, patates yaygınlaşana değin, büyük önem verilerek tüketilen bir sebzeydi. Günümüzde geri plana itilmiş olan şalgama, içerdiği yüksek besin değerleri nedeniyle layık olduğu önem verilmelidir. Şalgam, söz konusu besin değerlerinin yanı sıra;
o Tüm Turpgiller gibi, bedenin kansere yakalanma rizikosunu en aza indirgeyen bir besindir.
o Zengin potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmektedir.
o İçerdiği zengin orandaki lifi sayesinde peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.
o Ayrıca şalgam, halk hekimliğinde bedene dinçlik sağlayan, mide ve siyatik ağrılarına iyi gelen bir besin olarak bilinmektedir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Şalgam bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği yere ekilir. Ekim zamanı, ilkbaharda mart-nisan; sonbaharda ağustos sonları ile eylül aylarıdır. Tohumlar ya serpme yoluyla ekilir ve sonra fidelerde seyreltme yapılır. Ya da sıralar üzerinde tohumlar, 15-25 cm. aralıkla ve 1-2 cm. derinliğe ekilir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Şalgam, ılık ve serin mevsimlerin bitkisidir. Ancak, soğuklara karşı diğer sebzelerden daha dayanıklı olduğu için, ülkemizde soğukça bölgelerde de rahatlıkla yetiştirilebilir. Bitki, sıcaktan ve kuraklıktan hiç hoşlanmaz.
Toprak isteği: Toprak bakımından pek seçici olmayan şalgam bitkisi, çok hafif ve çok ağır topraklar dışında, her tip toprakta yetiştirilebilir. Ama, bitkiden en iyi sonuç derin, geçirgen, organik madde yönünden zengin kumlu-tınlı ya da killi-tınlı topraklarda alınır. Şalgam bitkisinin toprak hazırlığı ve toprak işlemesi aynen havuçunki gibidir.
Sulama: Şalgam, suyu çok seven bir bitkidir. Yaz mevsiminde havalar sıcak ve kurak gittiği zamanlarda, düzenli olarak sulanması gerekir.
Gübreleme: Şalgam bitkisinin, iyi gelişmesi ve bitkiden yüksek ürün verimi sağlanması için iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot ve fosfat içeren kompoze fenni gübrelere gereksinimi vardır. Şalgamın potas gereksinimi, diğer kök sebzelerinkinden daha azdır.
Hasat (Derim): Şalgam bitkisi, tohumlarının ekiminden yaklaşık 3-4 ay sonra hasat edilecek duruma gelir. Bitkinin kökleri, elle çekilerek ya da çapayla kazılarak hasat edilir.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Şalgam bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz, zamanında ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Tatlı Kabakları

0 yorum | Devamını Oku...

Türleri: Balkabağı ve Helvacıkabağı ya da Kestanekabağı
Genellikle tatlıları yapılıp beğenilerek yenilen bu iki kışlık Tatlı Kabak türü, Kabakgiller’dendir. Balkabağının anayurdu Amerika, helvacıkabağı ya da kestanekabağının anayurdu Asya ve Amerika kıtalarıdır.
Tatlı kabakları, biryıllık otsu bitkilerdir. Birkaç metre boylanabilen ve bitki yapısı daha iri olmak koşuluyla genelde yemeklik kabaklara benzeyen tatlı kabakları, dünyanın birçok yeri ile ülkemizde bol bol yetiştirilmektedir. İki önemli kabak türünün iri meyveleri, biçim ile kabuk ve et rengi yönünden birbirinden çok farklıdır.
Balkabağı (C. moshata), silindiriğe yakın ya da yuvarlakça basık biçimlidir. Kabuk ve et rengi turuncudur. Üzerleri uzunlamasına hafif oluklu olan balkabaklarının ağırlığı, 15-25 kg. kadardır. Helvacıkabağı ya da kestanekabağı (C. maxima), yuvarlağa yakın hafif basık biçimli, kabuğu kurşunimtırak beyaz, eti sarı renkli ve çok lezzetlidir.
Uygun koşullarda iyice irileşenleri, 30-50 kg. kadar gelebilir. Günümüzde helvacıkabağı ülkemizde daha çok yetiştirilmekte, her iki tatlı kabak türü, genellikle tatlı ve bazen börek yapımında kullanılmaktadır.
BESİN DEĞERLERİ
Besin değerleri birbirine oldukça yakın olan bal ve helvacıkabaklarının ortalama 100 gramının içerdiği besin değerleri şöyledir: 33 kalori; 1 gr. protein; 7,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 1.3 gr. lif; 26 mgr. fosfor; 25 gr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 280 mgr. potasyum: 6.400 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.6 mgr. B3 vitamini: 15 mgr. C vitamini ve 1,8 mgr. E vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda görülen önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Yüksek oranlarda A, C ve E vitamini gibi antioksidan maddeleri içerdiğinden, tatlı kabakları bedenin kansere yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikosunu en aza indirger: Bu kanser türleri arasında özellikle akciğer kanseri başta gelmektedir. Bu etkisinden yararlanmak için günde yarım çay fincanı büyüklüğünde tatlı kabağın yenilmesi yeterli olur.
o Tatlı kabaklan, yüksek oranda lif içerdiğinden peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.
o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, erkeklerde, prostat bezinin büyümesinin yarattığı idrar yapma zorlukları, idrar miktarı ve idrara çıkma aralıkları konusunda kişilere büyük rahatlama sağlar. Bu etkisinden yararlanmak için günde 25 gr. çiğ çekirdek içinin iyice çiğnenerek yenmesi öğütlenmektedir.
o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, böbrek taşlarının oluşumunu önler ve taş düşürmeye yardımcı olur: Bunun için de günde 25 gr. çiğ kabak çekirdeği yenmesi öğütlenir.
o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, içerdikleri çinko mineraliyle (25 gr. çekirdekte 1,6 mgr. çinko vardır), bedenin bağışıklık sistemini güçlendirir ve yine bedenin gelişmesini destekler: Bu etkilerinden yararlanmak için günde 50 gr. çiğ kabak çekirdeği yenmesi öğütlenmektedir.
o Tatlı kabaklarının çekirdekleri hiçbir türden zehir içermedikleri halde, bağırsak asalaklarına karşı kullanılır: Bu etkisinden yararlanmak üzere de, iki gün üst üste 30-40 gr. kadar tatlı kabak çekirdeğinin çiğ olarak yenmesi ve asalakların düşürülmesinin hızlandırılması için ardından bir saat sonra müshil içilmesi tavsiye edilmektedir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Tatlı kabağı bitkileri, tohumlarıyla (pişirilmemiş çekirdekleriyle) çoğaltılır. Bunun için derin kazılıp düzeltilmiş toprakta 2-3 m. aralıkla açılacak 30-40 cm. genişlik ve 10-15 cm. derinlikteki ocaklara kompost konulur ve her ocağa 3-4 adet tohum bırakılır. Üzerleri yine kompost ve toprakla kapatılır ve bastırılır. Bu tohumlar 8-10 gün içinde çimlenir ve 3-4 yapraklı hale gelince, her ocakta l ya da 2 güçlü kök bırakılıp diğerleri sökülerek seyreltme yapılır. Bu işlem, bitkinin birinci çapalamasında gerçekleştirilir.
Birinci çapalamada aşırı olmamak koşuluyla bitkiye hafif bir boğaz doldurma işlemi yapılması da yararlı olur. Birinci çapalamadan 3 hafta kadar sonra, tatlı kabaklarının ikinci çapası yapılır. Böylece bitkinin yabani ot mücadelesi ve toprağının yüzeyinin kabartılması da sağlanmış olur.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği, toprak isteği ve gübreleme: Aynen yazlık kabaklardaki (sakızkabağı) gibidir.
Sulama: Tatlı kabaklarına, uygulamada ilk meyveleri görülene değin su vermekten kaçınılmalıdır. Daha sonra havaların kuraklık ve sıcaklık durumuna bağlı olarak birkaç kez bolca su verilmesi, bitkinin gelişmesine ve meyvelerinin irileşmesine yardımcı olur. Ancak ülkemizde tatlı kabakları yetiştiriciliği, çoğunlukla bitki sulanmaksızın yapılmaktadır.
Hasat (Derim): Tatlı kabakları, iyice irileşip olgunlaşıncaya, başka bir deyişle çekirdekleri tam olarak oluşuncaya kadar bahçede kökü üzerinde bırakılır. Çoğu kez bitkinin dal ve yaprakları kurur, yalnızca ortada kabaklar kalır. Ama, soğuklar başlamadan önce kabaklar toplanmalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Tatlı kabaklarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Maydanoz

0 yorum | Devamını Oku...

Eski Yunan ve Romalılar döneminden beri sofraları süsleyen, sebze olmadığı halde birçok yemekle salatalara çeşni vermesi için yaprakları katılan Maydanoz, Maydanozgiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Akdeniz havzası olan, dünyada ve ülkemizde yaygın şekilde yetiştirilen maydanoz, ikiyıllık otsu bir bitkidir.
Birinci yılında 30-40 cm. kadar boylanabilen bitki, bol yapraklı bir rozet oluşturur. İkinci yılında gövdeleri oluşarak bunların aralarından 80-100 cm. kadar uzayan saplarının ucunda, şemsiye biçiminde baş oluşturan ufak, sarı renkli pek çok çiçek açar.
Maydanozun gövdesi ve sapları yuvarlak kesitli, içi dolu ve hoş kokuludur. Yaprakları çok parçalı, üzeri koyu yeşil ve altı daha açık yeşil renkli olur. Bitkinin ikinci yılında olgunlaşan çiçeklerinden meydana gelen minik tohumları, esmer renkli ve orak biçimlidir. Maydanozun yaprakları çiğ olarak yenildiği gibi bazı yemeklere tencere ocaktan indirilmeden önce son dakikada eklenerek ve salatalara da katılarak bolca tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze maydanozun içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 34 kalori; 7,7 mgr. demir; 760 mgr. potasyum; 200 mg. kalsiyum. 4.040 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 10 mgr. folik asit ve 190 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan bazıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Maydanoz güçlü bir idrar, balgam ve safra söktürücüdür: Günde yalnızca 25 gramlık maydanoz alımı, bedendeki aşırı sıvı birikimlerini yok eder. (Ama, ödemlerin nedeni konusunda uzman doktorlara başvurulmalıdır.) Bu işleviyle maydanoz gut hastalığı tedavisi ile böbreklerin yavaş çalışmasının hızlandırmaya yardımcı olur. Maydanoz, C vitamini ile A vitamini kaynağı betakaroten gibi antioksidan maddeler yönünden çok zengindir. Bu nedenle maydanozu bolca tüketen kişilerin kanser, kalp hastalıkları ve katarakta yakalanma; felç olma rizikosu azalmaktadır.
o Maydanoz, içerdiği yüksek orandaki demir, folik asit ve C vitamini ile kansızlığı önler, bedeni güçlendirici etkiler yapar.
o Maydanoz çok zengin ve doğal bir kalsiyum kaynağıdır.
o Ayrıca maydanozun, sağlığa yararlı su etkileri de vardır: Kadınların aybaşı ağlarını azaltır, aybaşı dönemini düzene sokar. İştahı açıp sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki aşırı gazı söktürür. Karın ağrılarını hafifletir. Soluğun kötü kokusunu yok eder. Grip hastalığının atlatılmasına yardımcı olur. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da ileri sürülmektedir.
Bütün bu çok yararlı etkileri sağlamak üzere körpe maydanozların gündelik diyetimize katılması ve günde 25 gr. alınması yeterli olur.
Dikkat: Maydanoz dölyatağını (rahmi) uyardığından, gebelikte aşırı miktarda alınmamalıdır.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Maydanoz bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bu tohumların taze olmaları gerekir. Bahçemizde derince kazılan ve düzeltilen yerlerine bu tohumlar, ilkbaharda havalar ısındığında, günün öğle saatlerinde serpilerek ve üzerleri ince toprakla örtülerek ya da daha iyisi 15-20 cm. aralıklarla birkaç tohum bir arada olmak üzere, 1-1,5 cm. derinliğe elle dikilir.
Tohumların çabuk çimlenmesi için bir gün önce, geceden suya yatırılması yararlı olur. Toprağa ekilmiş tohumların açgözlü karıncalar tarafından devşirilmemesi için süzgeçle sıkça sulanmaları ve çimlenme başlayıncaya dek toprağın ıslak kalması da doğru olur.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Aslında Akdeniz havzasının bitkisi olan maydanoz, dünyada ılıman iklimli bütün bölgelerde yetiştirilmektedir. Maydanoz bitkisi, güneşli ve özellikle yarı gölge yerleri çok sever. Balkonlarda kutu biçimindeki saksılarda bile yetiştirilebilir.
Sulama: Maydanoz, suyu çok seven bir bitkidir. Toprağı sürekli olarak nemli tutulursa bitki çok iyi gelişir, yaprakları iri ve canlı olur. Sulama yetersiz kalırsa bitki bodurlaşır, yaprakları ufalır ve sararır.
Gübreleme: Maydanoz bitkisine yılda bir -iki kez iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi ya da kompoze fenni gübre serpilmesi yararlı olur.
Hasat (Derim): Maydanoz bitkisinin yaprakları, tohumlarının ekiminden iki ay kadar sonra, irileştikçe saplarıyla birlikte koparılarak hasat edilir. Ancak her seferinde bitkinin üzerinde birkaç yaprak bırakılarak bitkinin canlılığı ve sürekliliği sağlanır. Maydanozun ikinci yılında uzayan çiçek sapları koparılıp atılırken aynı yerde, yeni bitkilerin üremesi için birkaç çiçek şemsiyesi bırakılıp ongunlaşmasına olanak tanınır.

11 Kasım 2011 Cuma

Mısır

0 yorum | Devamını Oku...

Yaz mevsiminde kebap edilmişini ya da haşlanmışını, kışın patlatılmışını çerez olarak zevkle yediğimiz mısırı veren Mısır bitkisi, Buğdaygiller’dendir. En çok 3-4 m’ye kadar boylanabilen biryıllık bu iri tarım bitkisinin anayurdu Güney Amerika’dır. Oradan denizciler tarafından Avrupa, Afrika, Çin ile Hindistan’a getirilmiş ve daha sonra tüm dünyada yaygın biçimde yetiştirilmeye başlamıştır.
Ülkemizde, Mısır’dan getirildiği için bitkiye bu adın verildiği sanılmaktadır. Mısır bitkisinin 4 cm. çapa erişen sert ve dik gövdesi, boğumlu ve bu boğumlar arasında gövdenin içi boştur. Gövde üzerinde, almaşık dizili yeşil renkli, üstü paralel çizgiler şeklinde damarlı, şerit biçimli yapraklarının ucu sivridir. Bitkinin iki farklı çiçeği vardır: Erkek çiçekleri bitkinin üst ucunda salkım başak biçiminde, dişi çiçekleri yaprak koltuğundan çıkan ve olgunlaştığında 25 cm. uzunluğa erişen koçanlar üzerinde yer alır. Dişi çiçeklerin yaz mevsiminde olgunlaşmasıyla meydana gelen mısır tohumları (taneleri), kalın bir sap olan bu koçanlar üzerinde düzgün sıralar halinde dizilmiştir.
Koçan, yapraksı bir bürgüyle sıkıca sarılıyken tanelerin arasında uzayan esmer kahverengi ipliksi uzantılar (stigmalar) burgunun ucundan çıkar. Bunlara da mısır püskülü adı verilir. Mısırın taneleri, yukarıda belirttiğimiz gibi çerez olarak yenildiği gibi; yağı çıkarılarak; unu, irmiği ve nişastası yapılarak; haşlanıp yemeklere katılarak ve dondurulup saklanarak tüketilir. Çok besleyici olduğundan, kökü dışında bütün kısımları hayvanlara yem olarak verilmektedir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. mısır tanesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 83 kalori; 3,2 gr. protein; 18,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,7 gr. lif; 89 mgr. fosfor; 3 gr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 165 mgr. potasyum; 400 IU A vitamini: 0.11 mgr. B1 vitamini: 0,1 mgr. B2 vitamini: 1.3 mgr. B3 vitamini ve 7 mgr. C vitamini.
Tanelerin ezilmesiyle yapılan mısır ununun kalorisi 368 grama, karbonhidratı 76 grama ve yağı 3 grama yükselmektedir. Bu undan yapılan ekmek ve diğer hamur işleri, Karadeniz bölgemizde sıkça tüketilmektedir.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda verilen değerlerin incelenmesinde de görüleceği gibi mısır kalorisi, karbonhidratı ve potasyum minerali yüksek oranlara erişen yararlı bir besindir. Bunun yanı sıra;
o Mısırdan elde edilen mısırözü yağı, damar sertliğini önleyici etkiye sahiptir: Çünkü doymamış bir yağdır. Kullanmaya alışkın özellikle yaşlı kişilerin, yüksek kan kolesterolünü düşürerek sağlığına büyük yarar sağlamaktadır.
o Mısır, kanseri önleyici maddeler içermektedir: Etkili olduğu kanser türleri arasında kalınbağırsak, göğüs (meme) ve prostat kanserleri sayılabilir.
o Mısır püskülünün sağlığımıza yararlı birçok etkisi vardır: Bu etkileri şöyle sıralayabiliriz: Bedeni güçlendirici toniktir. Sakinleştiricidir. İdrar söktürücüdür. Mesane taşlarını düşürür. Çocuklarda böbrek sorunlarının atlatılmasına yardımcı olur. Üretrit (idrar yolları enfeksiyonu), sistit (mesane enfeksiyonu), prostatit (prostat bezi enfeksiyonu) ile romatizmanın tedavilerinde etkili olur.
Bütün bu yararlı etkileri sağlamak üzere mısır koçanındaki döllenme olayının gerçekleşmesinden önce (yani koçanın tam olgunlaşmasından önce) ortaya çıkan mısır püskülleri alınır. Kurutulduğunda birtakım etkilerini yitireceğinden bunların taze olarak kullanılması daha iyidir. 2 tatlı kaşığı taze ya da kurutulmuş mısır püskülünün üzerine bir bardak kaynar su döküp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyondan günde iki-üç bardak içilir.
BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ
Mısır bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Bitkinin ekileceği toprağın daha önceden kazılmış, iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenmiş, kesekleri kırılmış ve tesviye edilmiş olması gerekir. İşte bitki tohumları, doğrudan doğruya, toprağı böylece hazırlanmış bahçe ya da tarlaya sıralar halinde ekilir.
Sıra üzerinde ekim aralığı 40-50 cm’dir. Buralara yan yana ikişer tohum ekilir, daha sonra 10-15 cm. boya erdiğinde zayıf olanı sökülerek bitki seyreltilmiş olur. ilkbaharda ekimin yapılacağı günde sıcaklık 10 derecenin üzerinde olmalıdır. Bu da, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine göre ekimin şubat ayından mayıs ortalarına kadar yapılacağı anlamına gelir.
BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Ilıman bölgelerin bitkisi olan mısır, gelişme döneminde sıcak havaları sever. Ülkemizde hemen her yerde bolca yetiştirilmektedir. Ancak bitkinin çiçeklerinin döllenme döneminde sıcak ve kuru rüzgârlar tane tutma oranını düşürmekte, ayrıca yan yatmasına da neden olarak bitkinin verimini azaltmaktadır. Şu halde mısır bitkilerini bahçe ve tarlalarımızda uzun süreler güneş alan ve rüzgârdan korunmalı yerlere ekmemiz iyi olacaktır.
Toprak isteği: Mısır bitkisi, tarıma elverişli olan her türlü toprakta yetiştirilebilir. Ama, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden zengin bol humuslu toprakta bitkiden daha iyi ürün alınır. Toprak pH’ı nötr ya da hafif asitli olmalıdır. Ancak, çok asitli topraklarda toprağa sönmüş kireç eklenerek yüksek asidite oram düşürülebilir. Çok hafif ya da çok ağır bünyeli topraklarda mısır bitkisinden iyi sonuç alınmaz.
Sulama: Mısır bitkisi, gelişme süresince toprakta bol su bulunmasını ister. Özellikle bitkinin boy atması, çiçeklenme ve tanelenme dönemlerinde yaz yağışları yeterli olmalıdır. Sıcak ve kurak geçen bu dönemlerinde mısır bitkisi sulanarak su isteği karşılanır.
Gübreleme: Ekiminden önce toprağa verilen iyi yanmış çiftlik gübresine ek olarak mısır bitkisine gelişme dönemlerinde azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre verilmesi yararlıdır. Bu gübreler verilirken bitkinin yapraklarına değdirilmemeli, gübre, hafif çapalamayla toprağa karıştırılmalıdır.
Toprak işleme ve yabani otlarla mücadele: Mısır bitkisi ilk gelişme döneminde, çevresindeki yabani otlardan büyük zarar görür. Ancak, bu dönemi atlattıktan sonra yabani otların bitkiye verdiği zarar azalır. Öyleyse, ilk dönemde bahçelerimizde çapalamayla, tarlalarda yabani ot öldürücü ilaçlarla ot mücadelesi yapılması gerekmektedir.
Hasat (Derim): Mısır bitkisinin hasadı için mısır koçanlarında olgunluğun belirtisi, tanelerin koçana bağlandığı yerde siyah lekenin oluştuğunun görülmesidir. Hasat, olgunlaşmış koçanların, sapına yakın yerden elle tutulup bükülmesi ve bitkinin gövdesinden koparılmasıyla yapılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Mısır bitkisine dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Nar

0 yorum | Devamını Oku...

Kutsal kitaplarda adı sıkça anılan ve sonbahar mevsiminde sevilerek yenilen nar meyvesini veren Nar ağacı, Nargiller’in örnek bitkisidir. Çeşitli kaynaklarda narın anayurdunun, Anadolu’yu da içermek üzere Batı Asya’nın çeşitli ülkeleri olduğu belirtilmektedir.
Çekirdeklerinin kuşların dışkısıyla taşınmasıyla günümüzde pek çok ülkede, ülkemizde ise başta Ege ve Akdeniz bölgeleri olmak üzere iklimi uygun birçok yörede nar ağacı yetiştirilmektedir. Ekonomik ömrü 30-50 yıl olan ve 4-5 m’ye kadar boylanabilen nar ağacının, 100 yıl kadar yaşayabilen güçlü bir kök sistemi vardır.
Bitkinin ince, eğri ve toprak düzeyinden başlayarak birçok sürgün vererek dallanan gövdesi, âdeta bir çalı görünümünde olur. Üst yüzeyi yeşil ya da koyu yeşil renkli yaprakları ince, uzun ve mızrak biçimli olarak dallarda karşılıklı dizilidir. Nisan-mayıs aylarında açmaya başlayan özel nar kırmızısı ve ender olarak sarı ve beyaz renkli çiçekleri, sürgünlerin uçlarında 1-5 adet olarak bulunur. 50-70 gün kadar çiçekli kalan ve bir süs bitkisi gibi güzel olan nar ağacının meyvesinin gelişme dönemi 120-160 gündür.
Sonbaharda olgunlaşan nar, üstten basık küre biçiminde ve iri portakal büyüklüğünde olup 1-5 mm. kalınlığında sarı, yeşil-sarı ya da kırmızı renkli derimsi yapılı bir kabukla kaplıdır. Bu kabuğun altında, her meyvede ortalama 1.000 adet olan ve yenilen nar taneleri bulunur.
Taneler, kabuğun içe doğru uzantısıyla oluşan odacıklarda yer alır. içlerinde, meyvenin tohumu olan çekirdekleri vardır. Olgunlaşan narlar tatlı, mayhoş ya da ekşi tatta olup tazeyken yenilir ya da sıkılıp suyu çıkarılarak, meyve suyu, şurubu ve şerbeti yapılarak tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze narın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 63 kalori; 0,5 gr. protein; 16 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; çekirdekleriyle birlikte yenilirse yüksek oranda lif; 8 mgr. fosfor; 3 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 3 mgr. sodyum; 259 mgr. potasyum; eser miktarda A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0.3 mgr. B3 vitamini ve 4 mgr. C vitamini.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıdaki değerlerin incelenmesinden görüleceği gibi nar, özellikle potasyum ve karbonhidrat yönünden değerli bir besindir. Bunun yanı sıra narın, sağlığımıza yararlı şu etkileri de vardır:
o Nar meyvesinin kabuklan, doku büzücü etkisiyle peklik vericidir: Bunun için nar kabukları iyice kıyılıp bunlardan 2-3 tatlı kaşığı alınarak üzerine bir bardak kaynar su dökülür. 10-15 dakika kadar demlendirilerek bir infüzyon elde edilir. Bu infüzyondan günde iki kez, sabah ve akşamları birer bardak içilir.
o Yukarıda tanımı verilen infüzyonun aynı dozda içilmesi, bedende tenya düşürücü etki de yapar.
o Nar kabuklan, aynı etkilen nedeniyle şiddetli diyare ve dizanteriye karşı da kullanılır: Bu etkiyi sağlamak için narın taze ya da güneşsiz, havadar bir yerde kurutulmuş kabuklarından 2-3 tatlı kaşığı alınıp bir bardak suyun içinde kaynama noktasına kadar ısıtılır. Daha sonra kısık ateşte ısıtma 10-15 dakika daha sürdürülüp bir dekoksiyon elde edilir. Bu dekoksiyondan günde iki kez, sabah ve akşamları birer bardak içilir.
o Kurutulmuş ve öğütülmüş nar kabukları, yine aynı etkisi nedeniyle yaralara serpilerek kanı kesici olarak kullanılır.
o Olgun nar tanesinin sıkılıp suyunun içilmesi ya da nar taneciklerinin bolca yenilmesi idrar söktürücü, sindirimi kolaylaştırıcı ve tonik (bedeni güçlendirici) etkiler yapar.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Nar ağaçları tohumuyla, obur dallarından alınan çelikleriyle, daldırılmasıyla, dip sürgünleriyle ya da aşılanma yoluyla çoğaltılır. Bizim için en doğrusu, inanılır profesyonel üreticiden türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmek olacaktır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Nar ağacı için, uzun süren sıcak ve kurak yaz mevsimi ile ılık ve yağışlı
kış mevsimi geçiren bölgeler uygundur. -10 dereceye kadar düşen sıcaklığa dayanabilen nar ağacı, -20 derece sıcaklıkta bütünüyle ölür. Yazın yağan yağmurlar, meyve kalitesinin bozulmasına neden olur, kurak geçen yazlar, iyi ürün alınmasını sağlar. Ancak, nar ağacı, kesenkes bol güneş gören yerleri yeğler.
Toprak isteği: Nar ağacı toprak yönünden seçici değildir. Silisli, çakıllı, kumlu, kireçli, killi ve hatta ağır killi, asitli ya da alkali topraklarda yetişebilen nar ağacı, tuzluluğa da orta derecede dayanıklıdır.
Sulama: Nar ağacı, yıllık ortalama 50 mm’lik yağışı yeterli bulmakla birlikte uzun süren kuraklık dönemlerine de dayanabilir. Ama, böyle durumlarda meyve veriminde ve kalitesinde çok düşme görülür. Genel olarak ağacın odun gözlerinin sürüm dönemi olan şubat-mart aylarından eylül-ekim aylarına kadar, ağacın toprağının nemli tutulmasına önem verilmelidir. Ancak meyvelerin olgunlaşmasından 10-15 gün kadar önce sulama kesilmezse kabuklarında çatlamalar görülür ve ürünün değeri düşer.
Gübreleme: Nar ağaçlarına, ilkbahar ve sonbaharda, bütün kök bölgesini kaplayacak ve toprakla karıştırılacak şekilde çok iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Ağaçların altına bakla ekilmesi ve ürün alındıktan sonra tüm bitkinin, kökleriyle birlikte toprağa gömülmesi de yeşil gübre ve azot desteği olarak ağaca yarar sağlar. Ayrıca nar ağaçlarının altına fosfor ve azotça zengin kompoze fenni gübreler de serpilir.
Budama: Tüm meyve ağaçlarına olduğu gibi nar ağaçlarına da şekil, ürün ve gençleştirme budaması olarak üç tür budama uygulanır. Bu işlerin, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından yapılmasında yarar vardır.
Hasat (Derim): Nar meyveleri, çeşidine özgü iriliğe ulaştığı, kabuğun zemin rengi yeşilden sarıya döndüğü ya da kırmızı narlar tam kırmızı rengini aldığı zaman ve meyve üzerindeki erkek organ ipçikleri kuruduğu dönemden başlayarak hasat edilir.
Hasat işlemi keskin bir bıçakla, meyvenin kabuğu çizilmeden ve örselenmeden, özellikle meyve yere düşürülmeden yapılır. Ağaçtaki meyvenin olgunlaşması farklı zamanda gerçekleşebileceğinden, hasat işlemi 2-3 seferde bitirilir. Olgunlaşmış narların kabuğu, ilk yağıştan sonra çatlar ve meyve pazarlama değerini yitirir. Bu nedenle yağışlardan önce hasat yapılıp bitirilmelidir. Meyveler makasla, üzerlerinde 1-2 mm. uzunlukta sapı bırakılacak şekilde kesilmeli, hasat yapılırken sapla birlikte kesinlikle meyvenin kabuğu sıyrılıp kabartılmamalıdır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Nar ağaçlarına dadanan hastalık ve zararlılarla, tarımsal kurumlara başvurularak edinilen bilgi ve ilaçlarla düzenli ve eksiksiz mücadele yapılmalıdır. Hele ürün toplama zamanı tatlı narlara dadanan sıçanla mücadele hiç aksatılmamalıdır.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top