12 Ekim 2012 Cuma

Zeytin Çekirdeğinin Faydaları - Şifa Kaynağı Zeytin Çekirdeği

0 yorum | Devamını Oku...
Allah dostlarının tavsiyesine bilimsel dayanak... 
Aşağıda okuyacağınız makale Bulgar ve ABD li bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar temel alınarak hazırlanmıştır. Bu araştırmaların hepsinde zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan mideye inene kadar eridiği gerek denekler üzerinde yapılan çalışmalar gerekse cihazlarla tesp
it edilmiştir.

Otorite olarak kabul edilen uzmanlar en gelişmiş şartlarda dahi bir ilaç yapsa bu ilacı insanlar üzerinde test etmeden, senelerce hatta birkaç nesil gözlemlemeden neticesi net olarak şudur diyebilmek imkânsızdır.

Zeytin çekirdeğinin yutulması günümüz insanları arasında yeni duyulan bir şey olmasına rağmen eskilerin birçoğunun yaptığı bir uygulamadır. Yani olumlu etki ve tesirleri senelerdir hatta asırlardır bilinmektedir.
1985'li yıllarda başlayan araştırmalar bugüne kadar devam ettirilmektedir. Yaklaşık 25 sene süren neticede karşılaşılan hadiseler hayret vericidir. Bu neticelere bin kişi değil belki yüz binlerce insan tarafından karşılaşılmıştır demek daha doğrudur:

Midesinde yanma olan herkes zeytin çekirdeğini yuttuktan sonra rahatladığını ifade etmiştir.

Zeytin çekirdeğini yutan kimseler sindirim yolu rahatsızlıklarının bittiğini(kabızlık gibi) ifade etmişlerdir.

Zeytin çekirdeği yutan kişilerde basur problemiyle karşılaşılmamış, hatta basuru olup ta yutanlar iyileştiklerini ifade etmişlerdir.

Zeytin çekirdeğini senelerdir yuttuğunu bildiğimiz insanlarda kanser hadisesine nadiren rastlanılmıştır.

Son günlerde gelen yoğun telefon trafiğinden dahi birkaç gündür zeytin çekirdeklerini yutmaya başlayıp ta yukarıdaki benzeri rahatlamaları hissettiklerini söyleyen onlarca insan vardır.

Tavsiyemiz bizzat kendinizin denemesidir. Günde yediğiniz 5–6 tane zeytin çekirdeğini yutun ve kararı kendiniz verin. Ne biz nede bir başkası değil bizatihi kendi vücudunuz buna karar versin. Faydasını görürseniz lütfen çevrenizdekilerle de, evinizdeki küçük çocuklarda dâhil olmak üzere, bu uygulamayı yapın.

Bizim elde ettiğimiz verilere göre aklımızın almayacağı kadar şifalı bir doğal uygulamadır. Yapmanın zarar değil fayda verdiğine inanıyor ve çevremize şiddetle tavsiye ediyoruz.

Zeytinyağı asırlardır en iyi, en mükemmel yağ olarak bilinen gıda maddesidir. Hatta reklâmlar da bile mucize olarak lanse edilir.

Yemeklik zeytinyağı normal şartlar altında muhafaza edilirse bozulmadan yenilebilecek evsafta asırlarca kalabilen yegâne yağdır. Nitekim arkeolojik kazılarda 3 bin, 5 bin yıl önce olduğu tahmin edilen mezarların yanında bozulmamış evsafta zeytinyağı da bulunabilmektedir. Zeytinyağında +10 derecelerde donmayı temin eden de bu maddelerdir.Yani evinize satın alacağınız zeytinyağının buzdolabında donabilen olmasına dikkat ediniz.

Zeytinyağından sabun yaparsanız yağlı ciltlerde yağ dengesini, kuru ciltlerde ise yağlandırma özelliği temin eden bir hususiyet olduğunu tespit edersiniz. Yağ içerisinde antioksidan (bozulmadan kalabilme), sabun içerisinde re-oily (geri yağlandırıcı) olarak tabir ettiğimiz özellikleri sağlayan bu madde veya maddelerin ne olduğu bugün dahi bilinememektedir. Bu maddelerin ne olduğunun bilinmesi belki de çok uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşamanın da ipuçları olabilecektir.

Zeytinyağını diğerlerinden farklı kılan bu madde veya maddeler en yoğun halleri ile zeytin çekirdeğinin içerisindedir. Herhangi bir zeytin çekirdeğinin her iki ucunu hafifçe törpülerseniz çekirdeğin içinin oyuk olduğunu ve içerisinde pıhtılaşmış veya çok koyu kıvamlı bir yağ olduğunu görürsünüz. Bahse konu olan maddelerin burada ki konsantrasyonu %80'lere varan miktarlardadır. Zeytin çekirdeği muhteviyatında ki bu faydayı elde etmek için ise zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir.

En gelişmiş cihazlarla yapılan araştırmalar zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan geçip mideye ulaştığı anda eridiğini tespit etmiştir. Hazmı en kolay olan yiyecek maddesi zeytin çekirdeğidir. Bu uygulamanın insan vücuduna faidelerinin ise:

1-Ülser gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği;
2-Bağırsak ve sindirim yollarını düzenlediği;
3-Basur ve prostatı engellediği;
4-İç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirgediği.

Lütfen yediğimiz tüm zeytin çekirdeklerini atmayıp yutalım.

ÖNEMLİ NOT: Zeytin çekirdeklerinin öğütülmesine ihtiyaç yoktur.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Karbonat Mucizesi

0 yorum | Devamını Oku...

Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmayabaşlar.Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki, en kötü kimyasal deterjanla, yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyuçıkarmak için şunu yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının hertarafına serpin ve 1-2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ileiyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır.

* Buzdolabınızdaki kokuyla baş edemiyorsunuz. Bütün yiyecekleri dışarıçıkar, sil, süpür, kurula vs. uğraşmak istemiyorsanız bir kâsekarbonatı buzdolabının bir köşesine koyun. 4-5 günde bir karıştırın.Kötü kokuların gittiğini göreceksiniz. Ayrıca dolapta sakladığınızmeyve sebzeler üzerinde koruyucu bir etkisi olacaktır karbonatın.

28 Haziran 2012 Perşembe

Çok su içmenin zararları!

0 yorum | Devamını Oku...
Ortalama bir insan günde 1,5 ila 2,5 litre arasında su içmelidir. Uzmanlar sürekli bizi "çok su" içmemiz için uyarırlar. Fakat burada atlanılan taraf "çok su" içmekteki kasıt tam olarak anlaşılmıyor. Yaz ayında 35 derecelik sıcaklıkta çalışan bir insana 3 litre su içse dahi az gelir. Fakat serin bir ortamda olan kişi için çoğu zaman 2 litre su yeterli olur.

Her şeyin azı karar çoğu zarar!

Aşırı ve gereğinden fazla su içmenin faydasından çok zararını görürüz. Bizler genelde çok su içmeye odaklandığımız için "çok su içmenin zararlı" olabileceği gerçeğini atlıyoruz malasef..

Çilt güzelliği vucuttaki toksinlerin atımı öne sürülerek insanlara günlük 4-5 litre su içmeleri öneriliyor. Böbreklerin belirli bir oranda su atma kapasitesi vardır.
Böbreklerin su atma kapasitesinin üzerinde su alındığında, atılamayan su, kanda birikerek, kandaki elektrolitlerin, kan hücrelerinde değişikliklere neden olarak, kan sodyum düzeyinde düşmeye neden olur. Bunu da tıpta 'hiponatremi' olarak tanımlıyoruz. Kan sodyum düzeyindeki düşmeye bağlı gelişen beyin ödemi, bulantı, kusma, halsizlik, bilinç değişiklikleri, koma ve hatta ölüme neden olabilir." 

Suyun yararları saymakla bitmiyor, peki ya susuzluğun zararları?

0 yorum | Devamını Oku...
Günümüzde insanlar susuzluk yaşadığının bile farkına varmıyor. Gün içinde içilen çay ve kahveden alınan suyun yeterli olacağını düşünülerek, suyun vücuda olan olumlu etkisi göz ardı ediliyor.Oysa ki su, bireyin en temel ihtiyacıdır. Eksikliği, önemli sağlık sorunlarına neden olmaktadır.



Memoial Şişli Hastanesi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, suyun yararları ve tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.



Su içmek aklıma gelmiyor demeyin!



Su içmek, her insan için bir alışkanlık haline gelmelidir. Su içmek aklınıza gelmiyorsa masanızda sürekli bir şişe su bulundurun ve gün içinde yudum yudum için. Su içtikçe ağzınızın kuruyup sürekli su içme ihtiyacı yaşadığınızı göreceksiniz. Böylece farkında olmadan gün içinde 1,5-2 lt su içmiş olursunuz.



Su kilo vermeye yardımcı olur!



Su "0" kaloridir ve mideye dolgunluk hissi verdiğinden kilo kaybına yardımcı olur. Aynı zamanda metabolizmayı hızlandırır.Düzenli su tüketmek, az yemek yemeyi ve su içme isteğinin devam etmesini sağlar. Sabah kalkar kalkmaz, gece yatmadan içilen bir bardak su, tokluk hissi açısından önemlidir. Su içerek idrarla yağ atma düşüncesi ise yanlış bir inanıştır. Suyun zayıflatıcı etkisi yağ yakımından değil, verdiği tokluk hissinden kaynaklanmaktadır.



Su vücut sağlığı için önemlidir!



Sağlık için günde 2-2.5 litre su tüketmek çok önemlidir. Tükettiğimiz besinlerin sindirimi, emilimi, zararlı maddelerin vücuttan atılması, vücut ısısının hep aynı seviyede kalması, asit- baz dengesi suyun başlıca görevleri arasındadır" dedi.Su yeterince tüketilmediğinde önemli sağlık sorunlarına neden olur. Vücudumuzun en önemli yaşam kaynağı olan suyun eksikliğinde;



- Baş ağrısı, unutkanlık ve konsantrasyon bozukluğu: Beynin %90'ı Sudan oluşmaktadır. Bu nedenle susuzluğun ilk belirtileri beyin fonksiyonlarında ortaya çıkmaktadır. Oluşan baş ağrısı ilaç kullanmaya gerek kalmadan sadece su içmekle bile tedavi edilebilir.



- Ciltte kuruluk: En büyük organ deridir. Susuzluk nedeniyle ciltte meydana gelen kuruluk, kırışıklıklara neden olur. Ne kadar çok su tüketilirse,yaşlanma belirtilerini o kadar geç ortaya çıkar.



- Kalpte yorgunluk: Alınan sıvı miktarı yeterli ise kalbin çalışma hızı normal olacak ve ritm sorunları daha az yaşanacaktır.



- Saç dökülmesi ve kepeklenme : Az su tüketimi saç derisi kuruması ile birlikte kepeklenmeye neden olabilir. Bu da saç derisinin tutulmasını azaltıp, saç dökülmelerine zemin hazırlayabilir.



- Kabızlık : Sindirim sitemi daha yavaş çalışır ve kabızlık meydana gelebilir.



- Kas Krampları: Su, eklem sağlığımız için çok önemlidir. Eklemlerimizdeki özellikle hareketi sağlayan kıkırdak dokusunun su oranının yüksek olması gerekir. Bu oran azaldığında eklem hastalıklarına yakalanma riski artar. Su tüketimi ile kasların elastikiyeti artacak, bu da eklem ve kemik sağlığını olumlu etkileyecektir. Su tüketimi eklem sağlığı açısından faydalı olduğundan daha iyi bir egzersiz imkanı verecektir.



- Düzensiz tansiyon: Uzun vadeli susuzluk ciddi problemlere neden olur. Tansiyon, kan dolaşımı, sindirim, böbrek görevleri ciddi olarak etkilenmektedir.



- Böbrek problemleri görülebilir: Böbrekler aynı zamanda boşaltım sistemidir. Yani vücudu toksit maddelerden uzaklaştıran sistemdir. Bu sistemin çalışması için bol sıvı gerekir. Çünkü toksit maddeler de su ile atılır.



- Vücut direnci : Gribe karşı da, vücut direnci için de susuzluğun bertaraf edilmesi çok önemlidir. 

Suya neden ihtiyacımız var? Fazla su zararlı mı? Su, kilo verdirir mi? Uzmanlar yanıtladı.

0 yorum | Devamını Oku...
Hepimiz suyun vücudumuz için gerekli olduğunu biliyoruz. Peki, suya olan bu ihtiyacımızın nereden kaynakladığını biliyor muyuz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Eroğuz Demirözü sorularımızı yanıtladı...;

Suyun faydaları nelerdir?

Suya, toksinlerin atılması, besin öğelerinin hücrelere taşınması, tansiyonun dengelenmesi, vücut ısımızın kontrol altında tutulması, eklemlerin ve organların korunması, kulak, burun ve boğaz için gereken nemli ortamın sağlanması, gibi birçok faaliyet için ihtiyaç vardır.

Günde ne kadar su tüketmeliyiz?

Bu kişilerin kilosuna, yaşadığı çevreye, fiziksel aktiviteye, terleme düzeyine, hastalıklarına, basınç değişikliklerine bağlı olarak değişir.

Kahve su oranını etkiler mi?

Kafein ve alkol vücuttan normalden daha fazla su atımına sebep olur. Bu sebeple kafein içeren içecekler (bazı gazlı içecekler ve enerji içeceklerinin tamamı) asla su yerine geçmediği gibi bu içecekler tüketildiğinde içilen su miktarı da artırılmalıdır. Ayrıca susuzluğu giderecek en iyi seçeneğin su olduğu hiç unutulmamalıdır. Meyve suları ve gazlı içecekler şeker içeriklerinden dolayı fazla içildiğinde kilo almanıza sebep olacaktır.

Kişi suya ihtiyaç duyduğunu nasıl anlar, vücutta nasıl belirtiler ortaya çıkar?

Su ihtiyacının sebebi vücudun düzenli olarak su kaybediyor olmasıdır. İçmemiz gereken sıvı miktarı hesaplanırken öncelikle vücuttan kaybedilen sıvı göz önüne alınır. Sağlıklı bir insan 1,5 litresi idrar yoluyla 1 litreye yakını ise nefes, terleme ve eklem hareketleri ile olmak üzere toplam 2,5 litreye yakın sıvı kaybeder. Kaybedilen sıvının % 20’ye yakın kısmı gün boyunca yediklerimizden karşılanır. Karpuz, domates gibi bazı sebze ve meyvelerin su içerikleri % 90’a yakındır. Yiyeceklerden sonra kalan 2 litre için de su içtiğimizde kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymuş oluruz. Bu durumda yoğun susama isteği yaşamazsınız ve idrarınız rengi berrak ve açık sarı olur. Susama hissi ve koyu renk idrar su tüketiminizin yetersiz olduğunun ve vücudunuzun dehidrate olmaya başladığının yani, fonksiyonlarını düzgün yerine getirmesi için gerekli olan su miktarının bulunmadığının göstergesidir. Dolayısıyla susama hissi oluşmadan su içilmiş olmalıdır. Özellikle yaşlandıkça vücudun dehidratasyonu algılama kapasitesi azalır ve beyne daha az uyarı gönderir böylece susama isteği de çok geç oluşur. Yaşlı kişilerin su tüketimlerine bu sebeple özen göstermeli gerekir. Dehidratasyon beynin çalışmasını olumsuz etkileyen ve ölümcül sonuçları olan bir durumdur, mutlaka ciddiye alınmalıdır.

İhtiyaçtan fazla bu içmenin sakıncaları neler? Fazla sıvı alınınca vücutta neler olur?

Her şeyin olduğu gibi su içmenin de fazlası zararlı olabilir. Aşırı su içilmesi durumunda vücuttan yoğun bir elektrolit kaybı meydana gelir. Bu ise hücre içi ve dışı sıvıların dengesini bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Ancak normal yaşantınızdan daha fazla terlemenize sebep olan bir faaliyette bulunuluyorsa kaybedilen ekstra sıvı için normalden daha fazla su tüketmek gerekecektir. Eğer çok ağır fiziksel aktivite yapılıyorsa veya bulunulan ortamın ısısı ve nemi sebebiyle normalden daha fazla su kaybı yaşanıyorsa bu kaybın suya ek olarak mineral içeriği zengin sıvılarla tamamlanmasında fayda vardır. Bunun sebebi terleme sırasında kaybedilen bazı minerallerin yerine konması gerekliliğidir. Bu tür aşırı terleme durumlarında su içmek bir noktadan sonra kaybedilen mineralleri özellikle de sodyumu tamamlamaya yetmez. Fazla sodyum kaybetmek hayatı tehdit eden bir durum olan hiponatremiye sebep olur. Suyla birlikte sporcu içeceklerini tüketmek terle kaybedilen minerallerin tamamlanmasına yardımcı olur. Bu sayede de hücre içi ve dışı sıvılar ve elektrolit dengesi korunmuş olur. Ayrıca yemek sırasında fazla su içmek mide asidini seyrelterek sindirim sorunlarına yol açabilir.

Fazla sıvı/su alma ihtiyacı hangi hastalıkların belirtisi olabilir?

Çok fazla susama bazen bazı rahatsızlıkların belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Bunların arasında akla ilk gelen diyabet ve kalın barsağa yönelik emilim sorunlarıdır. Bu durumların varlığında mutlaka bir hekime danışılmalıdır. Suyun kilo verdirici etkisi olduğuna yönelik yoğun bir inanış olduğundan kilosunu kontrol altında tutmaya çalışanlar ve diyet yapanlar bazen aşırı su içme psikolojisine girebilirler. Su besinlerin yerini tutamaz acıkma durumunda su içerek öğün atlamak ileride ciddi beslenme sorunlarına yol açabilir.

Çok sıvı alma neticesinde ölüm durumu ortaya çıkar mı?

Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon hastalığı ve ödem sorunu olan kişiler içeceklerin su miktarını abartmamaları gerekmektedir. Bu rahatsızlıkları olan kişilerin günlük almaları gereken miktarın üzerinde sıvı almaları hayati tehlike oluşturabilir. Sağlıklı bile olunsa fazla su içmenin zararlı etkileri görülebilir. Fazla su içmek beraberinde fazla su atımını da getirerek yine vücuttan fazla mineral kaybına dolayısıyla da elektrolit dengesizliğine yol açacaktır.

Yaşa, kiloya, cinsiyete göre sıvı alımı/ihtiyacı değişir mi?

Çocuğun gereksindiği su miktarı yaşa göre değişir. Bebeklerde ilk 6 aylık dönemde su ihtiyacının anne sütüyle veya anne sütü yeterli değilse uygun formulalarla karşılanması gerekir. Altı aydan sonra süt emişini etkilemeyecek dozda su verilmeye başlanabilir. Özellikle ek besinlere de başlanılan bu dönemde bebeklere yeterli sıvı vermemek ciddi kabızlık sorunlarına yol açabilir.

Günlük su gereksinmesi gittikçe artarak 12 yaşında 1,5 litreye çıkar. Gençler ve yetişkinler günlük ortalama 1,5-2,0 litre su içmelidirler. Fiziksel aktivitesi yüksek olanlar ve sıcak havalarda fiziksel aktivite yapanlar daha fazla su içmelidirler. Ancak daha önce bahsettiğimiz faktörler ve kişisel farklılıklar göz önünde bulundurulursa bu miktar 2,5–3,5 litreye kadar çıkabilir.

Hamileler ne kadar su tüketmeli?

Hamilelik boyunca ortalama 12,5 kg. alındıysa bunun yaklaşık 6,5–7,5 kg.’ı sudur.

Bebeğin gelişimi için su son derece önemlidir. Yapılan çalışmalar annenin içtiği su miktarının direk olarak bebeği de etkilediğini göstermiştir. Ayrıca hamilelik sırasında sıkça görülen idrar yolları enfeksiyonu, böbrek taşı ve kabızlık gibi problemlerin de çözümünde bol su içmek vardır. Son dönemde yapılan araştırmalarda hamilelerin günlük tüketimlerine ek olarak 300 mililitreye yakın su içmeleri gerektiğini ortaya çıkartmıştır. Emzirme döneminde ise süt veriminin artması için günlük ek olarak 1-1,5 litre su alımı önerilmiştir.

Fazla su tüketmenin ne gibi zararları vardır?

Sağlıklı bile olunsa fazla su içmenin zararlı etkileri görülebilir. Aşırı su içildiğinde kan sulanarak hacimsel olarak artar bu ise dolaşım sistemine, damarlara ve özellikle de kalbe fazladan yük bindirir. Fazla suyu atarak dolaşım sistemini rahatlatmaya çalışan böbrekler de aşırı çalışmak zorunda kaldıklarından yorulurlar. Hücrelerin içindeki ve dışındaki minerallerin de konsantrasyonu değişir. Hücre içi ve dışı sodyum dengesinin sağlanabilmesi için kandan hücrelere sıvı geçişi başlar bu ise hücrelerin şişerek ödem yapmasına sebep olur. Eğer bu şişme beyinde olursa basınç artışından dolayı baş ağrısı, hipertansiyon, beyin kanaması ve ölüme kadar giden bir dizi rahatsızlık oluşur.

Diyet yapanların suyla ilişkisi nasıl olmalı?

Suyun kilo verdirici etkisi olduğuna yönelik yoğun bir inanış olduğundan kilosunu kontrol altında tutmaya çalışanlar ve diyet yapanlar bazen aşırı su içme psikolojisine girebilirler. Elbette su içmek özellikle toksinlerin atılmasını sağlayarak olarak kilo vermeye yardımcı olur. Özellikle yemekten yarım saat önce içilecek 2 bardak su yemek saatinde tokluk hissi oluşturarak daha sakin yemek yenmesine yardımcı olur. Ancak şu da unutulmamalıdır ki su besinlerin yerini tutamaz acıkma durumunda dengeli bir ara öğün yemek yerine su içerek öğün atlamak ileride ciddi beslenme sorunlarına yol açabilir.

Hangi hastalıkları taşıyanlar belirtilenden fazla su içmemeli, neden?

Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon hastalığı ve ödem sorunu olan kişiler içeceklerin su miktarını abartmamaları gerekmektedir. Bu rahatsızlıkları olan kişilerin günlük almaları gereken miktarın üzerinde sıvı almaları hayati tehlike oluşturabilir.

SU VE ZAYIFLAMA İLİŞKİSİ

Dermatolog Doktoru Ömür Tekeli ise incelme programlarında çeşitli diyetlerle ve depo yağ dokularını harekete geçirecek metobolizmanın özellikle serbest yağ asitlerini kullanabilir hale getirilmesi hedeflendiğini söyleyerek şöyle devam etti;

"Yağ metabolizması sırasında yoğun şekilde su tüketimi olmaktadır. Günde ortalama 2 litre su tüketimi tüm zayıflama programlarında gerekli olmaktadır. Nerdeyse vücudumuzun yaklaşık olarak 3 te ikisi (% 65 – 70) sudan oluşmaktadır. Doğru beslenme ve sağlıklı egzersizler ile aralıklı ve bol su içimini birleştirdiğinizde kilo vermemeniz için bir neden kalmayacaktır. Vücudumuzun fazla yağları ve kiloları eritememesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de yetersiz su tüketmemizden kaynaklanmaktadır. Şayet böbreklerde yeteri kadar su bulunmazsa bu durumda vücuttaki atık maddelerin biriktirilerek etkisiz hale getirilmesi süreci sekteye uğrar. Bu zararlı maddeler arasında yağlar da bulunduğu için vücut yağları gerektiği gibi parçalayamaz ve bizlere fazla kilo olarak yansır. Bu nedenle zayıflamak için bol su içmek, karaciğer ve böbreklerin yağ yakma metabolizmasını sürdürmesini sağlamayı garanti altına alır."

Şehir suyu mu damacana su mu, cam şişede su mu? Neyi niçin tercih edelim?

Günümüzde şehir suları için oldukça gelişmiş arıtma-damıtma yöntemleri ortaya çıkmış durumdadır. Bunlar kullanılarak elde edilecek suların tüketilmesi oldukça sağlıklıdır. Damana sularıyla ilgili oldukça fazla değişken var. Uzun süre güneşte bekleyen damacanadan su içmek sağlıklı değildir. Güneşle plastik çeperinden hormon benzeri bileşikler suya salınabilmektedir. Bunun için dikkat edilecek yegane şey plastiklerin kalitesini belirleyen şişe üzerinde yazan bir sayı vardır; bu sayının 6 ve üzerinde olanları en sağlıklı olanlarıdır. Ürünlerde bu kriter aranmalıdır. Pet şişelerdeki suyun bir yılda tüketilmesi gerekiyor. Cam şişe en sağlıklı su saklama kabıdır. Ancak sıklıkla depozitolu ve geri dönüşümlü sistemlerle aynı şişe sterilize edilerek tekrar tekrar kullanılabilmektedir. İçlerinde temizlik için kullanılan ajanlar kalıntı bırakabilmektedir. Bu konuda marka seçiminde dikkatli olunmalı seçici davranılmalıdır. Şişe sularının kapakları alüminyum olduğu için hemen tüketilmesi gerekiyor. pH, suyun asit ve baz durumunu gösterir. İzin verilen pH değeri 5.5 ile 8.5 arasındadır. Sudaki pH’ın değerlerin dışında olması durumunda insan sağlığını direkt etkilediği söyleniyor: ‘Eğer pH değeri izin verilen değerlerin dışındaysa suyun aşındırıcı etkisi artar, ağır metallerin çözülmesini de artırır. Örneğin bu su borulardan geçerken metallerin çözülmesini sağladığı için ağır metaller suya geçer.

Evde arıtarak içtiğimiz suda mineraller de gitmiş mi olur?

İşlenmiş su ise çeşitli damıtma yöntemleriyle içindeki kireçten arındırılan ve mineral takviyesi ile tatlandırıcı katılan içme suyu çeşidi. Ağır metallerden, temizlik için kullanılan moleküllerden, toz ve kir ve kireçten arınacaktır. Pet şişenin üzerindeki markanın yer aldığı kağıdın kenarları kahverengi ise işlenmiş, mavi ise doğal kaynak suyu. Bu renkleri belirleyen merci ise Sağlık Bakanlığıdır

Kaynamış şehir suyu içilebilir mi, besin değerini korumaya devam eder mi?

Su içinde kalsiyum, magnezyum, demir, nitrat, flor, çinko, sodyum bulunuyor. Bu mineralleri miktarı suyun kaynağına göre değişiyor. Bu minerallerin her birinin vücuda yararı ayrı… Satın aldığınız pet şişe veya damacana suyun üzerinde bu mineraller miktarlarıyla yazıyor. Anca şehir sularını kaynatmak ağır metal ve hatta siyanür bile ihtiva edebileceğinden önerilmemektedir. Temizlemek için kullanılan klor ve florid de insan sağlığına uygun değildir. Kaynatmakla arınılmayacaktır. Kaynatılan suyun tadı değiştiği için besin değerini kaybettiği düşünülmüş olabilir. Hatta özellikle yaz aylarında bulaşıcı hastalıklara karşı şüpheli suların kaynatılarak içilmesi gerekiyor. Diğer satın alınan sular için bu geçerli değil.

İçme suyumuzun temiz olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Bazı laboratuarlarda test edilebilmektedirler. Berraklık ve koku elbette en önemli temizlik kriterlerindendir ancak suların sağlıklı bir değerlendirmesi için mutlaka fiziksel kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerinin değerlendirilmesi gerekir.

Apartmanlardaki su depolarındaki sular tehlike taşıyor mu? Buradan ne gibi hastalıklar kapabiliriz?

Taşır. Uzun süre bekleyen su içerisinde bakteri miktarı ve çeşidi artar. Ancak bazı apartmanlarda kullanılan devridaim sistemiyle bu sular daha temiz kalabilmektedir. 

23 Haziran 2012 Cumartesi

Türkiye’nin illeri ve ilçeleri

0 yorum | Devamını Oku...

Türkiye’nin tüm illeri plakasız
Adana, Adıyaman, Afyon, Ağrı, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Hatay, Isparta, İçel (Mersin), İstanbul, İzmir, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Uşak, Van, Yozgat, Zonguldak, Aksaray, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Batman, Şırnak, Bartın, Ardahan, Iğdır, Yalova, Karabük, Kilis, Osmaniye, Düzce
Türkiye’nin tüm illeri plaka kodları
01 Adana, 02 Adıyaman, 03 Afyon, 04 Ağrı, 05 Amasya, 06 Ankara, 07 Antalya, 08 Artvin, 09 Aydın, 10 Balıkesir, 11 Bilecik, 12 Bingöl, 13 Bitlis, 14 Bolu, 15 Burdur, 16 Bursa, 17 Çanakkale, 18 Çankırı, 19 Çorum, 20 Denizli, 21 Diyarbakır, 22 Edirne, 23 Elazığ, 24 Erzincan, 25 Erzurum, 26 Eskişehir, 27 Gaziantep, 28 Giresun, 29 Gümüşhane, 30 Hakkari, 31 Hatay, 32 Isparta, 33 İçel (Mersin), 34 İstanbul, 35 İzmir, 36 Kars, 37 Kastamonu, 38 Kayseri, 39 Kırklareli, 40 Kırşehir, 41 Kocaeli, 42 Konya, 43 Kütahya, 44 Malatya, 45 Manisa, 46 Kahramanmaraş, 47 Mardin, 48 Muğla, 49 Muş, 50 Nevşehir, 51 Niğde, 52 Ordu, 53 Rize, 54 Sakarya, 55 Samsun, 56 Siirt, 57 Sinop, 58 Sivas, 59 Tekirdağ, 60 Tokat, 61 Trabzon, 62 Tunceli, 63 Şanlıurfa, 64 Uşak, 65 Van, 66 Yozgat, 67 Zonguldak, 68 Aksaray, 69 Bayburt, 70 Karaman, 71 Kırıkkale, 72 Batman, 73 Şırnak, 74 Bartın, 75 Ardahan, 76 Iğdır, 77 Yalova, 78 Karabük, 79 Kilis, 80 Osmaniye, 81 Düzce
Adana İlçeleri
Adana Merkez, Çukurova, Karaisalı, Sarıçam, Seyhan, Yüreğir Aladağ, Ceyhan, Feke, İmamoğlu, Karataş, Kozan, Pozantı, Saimbeyli, Tufanbeyli, Yumurtalık
Adıyaman İlçeleri
Adıyaman Merkez, Besni, Çelikhan, Gerger, Gölbaşı, Kahta, Samsat, Sincik, Tut
Afyon İlçeleri
Afyon Merkez, Başmakçı, Bayat, Bolvadin, Çay, Çobanlar, Dazkırı, Dinar, Emirdağ, Evciler, Hocalar, İhsaniye, İscehisar, Kızılören, Sandıklı, Sinanpaşa (Sincanlı), Sultandağı, Şuhut
Ağrı İlçeleri
Ağrı merkez, Diyadin, Doğubayazıt, Eleşkirt, Hamur, Patnos, Taşlıçay, Tutak
Amasya İlçeleri
Amasya merkez, Göynücek, Gümüşhacıköy, Hamamözü, Merzifon, Suluova, Taşova
Ankara İlçeleri
Ankara Merkez, Akyurt, Altındağ, Ayaş, Balâ, Çankaya, Çubuk, Elmadağ, Etimesgut, Gölbaşı, Kalecik, Kazan, Keçiören, Mamak, Pursaklar, Sincan, Yenimahalle, Beypazarı, Çamlıdere, Evren, Güdül, Haymana, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı, Şereflikoçhisar
Antalya İlçeleri
Antalya Merkez, Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı, Muratpaşa, Akseki, Alanya, Demre, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat, Serik
Artvin İlçeleri
Artvin Merkez, Ardanuç, Arhavi, Borçka, Hopa, Murgul, Şavşat, Yusufeli
Aydın İlçeleri
Aydın merkez, Bozdoğan, Buharkent, Çine, Germencik, İncirliova, Karacasu, Karpuzlu, Koçarlı, Köşk, Kuyucak, Kuşadası, Nazilli, Söke, Sultanhisar, Yenihisar (Didim), Yenipazar
Balıkesir İlçeleri
Balıkesir Merkez, Ayvalık, Balya, Bandırma, Bigadiç, Burhaniye, Dursunbey, Edremit, Erdek, Gömeç, Gönen, Havran, İvrindi, Kepsut, Manyas, Marmara, Savaştepe, Sındırgı, Susurluk
Bilecik İlçeleri
Balıkesir Merkez, Bozüyük, Gölpazarı, İnhisar, Osmaneli, Pazaryeri, Söğüt, Yenipazar
Bingöl İlçeleri
Bingöl merkez, Adaklı, Genç, Karlıova, Kiğı, Solhan, Yayladere, Yedisu
Bitlis İlçeleri
Bitlis merkez, Adilcevaz, Ahlat, Güroymak, Hizan, Mutki, Tatvan
Bolu İlçeleri
Bolu merkez, Dörtdivan,  Gerede, Göynük, Kıbrıscık, Mengen, Mudurnu, Seben, Yeniçağa
Burdur İlçeleri
Burdur merkez, Ağlasun, Altınyayla, Bucak, Çavdır, Çeltikçi, Gölhisar, Karamanlı, Kemer, Tefenni, Yeşilova
Bursa İlçeleri
Bursa merkez, Osmangazi, Nilüfer, Büyükorhan, Yıldırım, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Keles, Kestel, Mudanya, Mustafakemalpaşa, Orhaneli, Orhangazi, Yenişehir
Çanakkale İlçeleri
Çanakkale merkez, Ayvacık, Bayramiç, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki, Yenice
Çankırı İlçeleri
Çankırı merkez, Atkaracalar, Bayramören, Çerkeş, Eldivan, Ilgaz, Kızılırmak, Korgun, Kurşunlu, Orta, Şabanözü, Yapraklı
Çorum İlçeleri
Çorum merkez, Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu, Uğurludağ
Denizli İlçeleri
Denizli merkez, Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç, Bozkurt, Buldan, Çal, Çameli, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar, Tavas
Diyarbakır İlçeleri
Diyarbakır merkez, Bağlar, Sur, Kayapınar, Yenişehir, Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan
Edirne İlçeleri
Edirne merkez, Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu, Uzunköprü
Elazığ İlçeleri
Elazığ merkez, Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu, Sivrice
Erzincan İlçeleri
Erzincan merkez, Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refahiye, Tercan, Üzümlü
Erzurum İlçeleri
Erzurum merkez, Aziziye, Palandöken, Yakutiye, Aşkale, Çat, Hınıs, Horasan, İspir, Karaçoban, Karayazı, Köprüköy, Narman, Oltu, Olur, Pasinler, Pazaryolu, Şenkaya, Tekman, Tortum, Uzundere
Eskişehir İlçeleri
Eskişehir merkez, Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, İnönü, Mahmudiye, Mihalgazi, Mihalıçcık, Odunpazarı, Sarıcakaya, Seyitgazi, Sivrihisar, Tepebaşı
Gaziantep İlçeleri
Gaziantep merkez, Oğuzeli, Şahinbey, Şehitkâmil, Araban, İslahiye, Karkamış, Nizip, Nurdağı, Yavuzeli
Giresun İlçeleri
Giresun merkez, Alucra, Bulancak, Çamoluk, Çanakçı, Dereli, Doğankent, Espiye, Eynesil, Görele, Güce, Keşap, Piraziz, Şebinkarahisar, Tirebolu, Yağlıdere
Gümüşhane İlçeleri
Gümüşhane merkez, Kelkit, Köse, Kürtün, Şiran, Torul
Hakkari İlçeleri
Hakkari merkez, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova
Hatay İlçeleri
Hatay merkez, Altınözü, Antakya, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağ, Yayladağı
Isparta İlçeleri
Isparta merkez, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu, Yalvaç, Yenişarbademli
İçel İlçeleri, Mersin İlçeleri
Mersin merkez, içel merkez, Akdeniz, Mezitli, Toroslar, Yenişehir, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mut, Silifke, Tarsus
İstanbul İlçeleri
İstanbul merkez, Adalar, Arnavutköy, Ataşehir, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Beykoz, Çatalca, Çekmeköy, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sarıyer, Silivri, Sultanbeyli, Sultangazi, Şile, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu
İzmir İlçeleri
İzmir merkez, Aliağa, Balçova, Bayındır, Bayraklı, Bornova, Buca, Şirinyer, Çiğli, Foça, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Kemalpaşa, Konak, Menderes, Menemen, Narlıdere, Seferihisar, Selçuk, Torbalı, Urla, Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş, Tire
Kars İlçeleri
Kars merkez, Akyaka, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim, Susuz
Kastamonu İlçeleri
Kastamonu merkez, Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü, Tosya
Kayseri İlçeleri
Kayseri merkez, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Talas, Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Tomarza, Yahyalı, Yeşilhisar
Kırklareli İlçeleri
Kırklareli merkez, Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar, Vize
Kırşehir İlçeleri
Kırşehir merkez, Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman, Mucur
Kocaeli İlçeleri
Kocaeli merkez, Başiskele, Çayırova, Darıca, Derince, Dilovası, Gebze, İzmit, Körfez, Gölcük, Kandıra, Karamürsel, Kartepe
Konya İlçeleri
Konya merkez, Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hadim, Halkapınar, Hüyük, Ilgın, Kadınhanı, Karapınar, Kulu, Sarayönü, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhüyük, Yunak
Kütahya İlçeleri
Kütahya merkez, Altıntaş, Aslanapa, Çavdarhisar, Domaniç, Dumlupınar, Emet, Gediz, Hisarcık, Pazarlar, Simav, Şaphane, Tavşanlı
Malatya İlçeleri
Malatya merkez, Akçadağ, Arapgir, Arguvan, Battalgazi, Darende, Doğanşehir, Doğanyol, Hekimhan, Kale, Kuluncak, Pütürge, Yazıhan, Yeşilyurt
Manisa İlçeleri
Manisa merkez, Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma, Turgutlu
Kahramanmaraş İlçeleri
Kahramanmaraş merkez, Afşin, Andırın, Çağlayancerit, Ekinözü, Elbistan, Göksun, Nurhak, Pazarcık, Türkoğlu
Mardin İlçeleri
Mardin merkez, Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur, Yeşilli
Muğla İlçeleri
Muğla merkez, Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklıdere, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatağan
Muş İlçeleri
Muş merkez, Bulanık, Hasköy, Korkut, Malazgirt, Varto
Nevşehir İlçeleri
Nevşehir merkez, Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehir, Hacıbektaş, Kozaklı, Ürgüp
Niğde İlçeleri
Niğde merkez, Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik, Ulukışla
Ordu İlçeleri
Ordu merkez, Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey, Ünye
Rize İlçeleri
Rize merkez, Ardeşen, Çamlıhemşin, Çayeli, Derepazarı, Fındıklı, Güneysu, Hemşin, İkizdere, İyidere, Kalkandere, Pazar
Sakarya İlçeleri
Sakarya merkez, Adapazarı, Akyazı, Arifiye, Erenler, Ferizli, Hendek, Karapürçek, Sapanca, Serdivan, Söğütlü, Geyve, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Taraklı
Samsun İlçeleri
Samsun merkez, Atakum, Canik, İlkadım, Tekkeköy, Alaçam, Asarcık, Ayvacık, Bafra, Çarşamba, Havza, Kavak, Ladik, Ondokuzmayıs, Salıpazarı, Terme, Vezirköprü, Yakakent
Siirt İlçeleri
Siirt merkez, Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari, Şirvan
Sinop İlçeleri
Sinop merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli
Sivas İlçeleri
Sivas merkez, Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Gemerek, Gölova, Gürün, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışla, Ulaş, Yıldızeli, Zara
Tekirdağ İlçeleri
Tekirdağ merkez, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy
Tokat İlçeleri
Tokat merkez, Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşadiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt, Zile
Trabzon İlçeleri
Trabzon merkez, Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü (Şarli), Çarşıbaşı (İskefiye), Çaykara (Kadahor), Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı (Goneşara), Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı (Ağasar), Tonya, Vakfıkebir (Fol), Yomra
Tunceli İlçeleri
Tunceli merkez, Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek, Pülümür
Şanlıurfa İlçeleri
Şanlıurfa merkez, Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç, Viranşehir
Uşak İlçeleri
Uşak merkez, Banaz, Eşme, Karahallı, Sivaslı, Ulubey
Van İlçeleri
Van merkez, Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Muradiye, Özalp, Saray
Yozgat İlçeleri
Yozgat merkez, Akdağmadeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı, Yerköy
Zonguldak İlçeleri
Zonguldak merkez, Alaplı, Çaycuma, Devrek, Gökçebey, Karadeniz Ereğli
Aksaray İlçeleri
Aksaray merkez, Ağaçören, Eskil, Gülağaç, Güzelyurt, Ortaköy, Sarıyahşi
Bayburt İlçeleri
Bayburt merkez, Aydıntepe, Demirözü
Karaman İlçeleri
Karaman merkez, Ayrancı, Başyayla, Ermenek, Kazımkarabekir, Sarıveliler
Kırıkkale İlçeleri
Kırıkkale merkez, Bahşılı, Balışeyh, Çelebi, Delice, Karakeçili, Keskin, Sulakyurt, Yahşihan
Batman İlçeleri
Batman merkez, Beşiri, Gercüş, Hasankeyf, Kozluk, Sason
Şırnak İlçeleri
Şırnak merkez, Beytüşşebap, Cizre, Güçlükonak, İdil, Silopi, Uludere
Bartın İlçeleri
Bartın merkez, Amasra, Kurucaşile, Ulus
Ardahan İlçeleri
Ardahan merkez, Çıldır, Damal, Göle, Hanak, Posof
Iğdır İlçeleri
Iğdır merkez, Aralık, Karakoyunlu, Tuzluca
Yalova İlçeleri
Yalova merkez, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal
Karabük İlçeleri
Karabük merkez, Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu, Yenice
Kilis İlçeleri
Kilis merkez, Elbeyli, Musabeyli, Polateli
Osmaniye İlçeleri
Osmaniye merkez, Bahçe, Düziçi, Hasanbeyli, Kadirli, Sumbas, Toprakkale
Düzce İlçeleri
Düzce merkez, Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı, Yığılca

Kaynak: İsa Koç

7 Haziran 2012 Perşembe

Serebral Palsi Nedir? Neler Yapılması Gerekli

0 yorum | Devamını Oku...
Günümüzde Serebral palsi bir hastalık tanımından öte genel bir kapsayıcı terim olarak bilinmektedir. Çocuklarına serebral palsi tanısı konulmuş ailelerin bilinçli olması, konu hakkında bilgilenmesi, çocuklarının rehabilitasyonu ve günlük yaşamda bağımsız olabilmeleri için son derece önemlidir.

Aşağıda aileler için bilgiler yer almaktadır.

Serebral Palsi nedir?

Yaptığımız her şey beynin kontrolü altındadır. Vücudumuzdaki her bir kas, beynin farklı bir bölgesi tarafından kontrol edilir. Serebral palside, bu beyin bölgelerinden birinde gelişim kusuru veya tahribat vardır. Serebral, beyinle ilgili demektir. Palsi ise kas kontrolünde yetersizliği veya kas zayıflığını anlatır. Sonuç olarak, serebral palsi beynin bir bölgesindeki hasar nedeniyle ortaya çıkan kas kontrol yetersizliğini anlatan bir terimdir. Serebral palsi terimi, yaşamın erken döneminde ortaya çıkan ve gelişmekte olan beyni etkileyen sorunları tanımlamak için kullanılır. Serebral palsili çocuklarda güçsüzlük, sertlik, yavaşlık, titreme ve denge bozukluğu gibi pek çok sorun gözlenebilir. Sorunlar hafiften ağıra değişiklikler gösterebilir. Hafif tip serebral palside, çocukların bir kol veya bacağında belli belirsiz bir acemilik vardır ve çoğu kez tanı güçlüğü yaşanır. Ağır tiplerinde ise günlük yaşam aktiviteleri sırasında çok ciddi güçlükler yaşanır.


Görülme şekilleri nelerdir? Değişik tiplerde görülebilir mi?

Evet, değişik tiplerde görülebilir.

Spastik serebral palsi

En sık görülen tiptir. Spastisite kasların tutuk ve gergin olması demektir. Kaslar, beynin hasarlı bölgesinden uygunsuz emirler aldıkları için olması gerekenden daha serttir. Sağlıklı bir bireyin hareketi esnasında bir grup kas kasılırken, bu grubun aksi yönde hareket eden diğer kaslar gevşer ve bu sayede hareketin yapılması mümkün olur. Serebral palside ise her iki grup aynı anda kasılarak hareketin gerçekleşmesini olanaksızlaştırır.

Atetoid serebral palsi

Atetoid (veya atetoz) kontrol edilemeyen hareketleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu kontrol yetersizliği, özellikle harekete başlama anında çok daha belirgin olabilir. Çocuğun oyuncağını veya kaşığı kavramaya çalışmasıyla istek dışı hareketler artar. Bu tipte kaslar çok zayıftır ve taşıma esnasında çocuğun pelte gibi olduğu hissedilir.

Ataksik serebral palsi

En az görülen tiptir. Ataksik (veya ataksi) sıçrayıcı tarzda hareketleri tanımlar. Bu çocuklarda denge ile ilgili önemli sorunları vardır.

Karışık tip

Pek çok çocuk, birden çok tipe ait bulgulara birlikte sahip olabilir. Bulgular bir çocuktan diğerine ciddi farklılıklar gösterir.

Serebral palsi tutulan vücut bölgesine göre farklı isimlerle tanımlanır;

Hemipleji (Hemiparezi): vücudun bir tarafındaki kol ve bacak etkilenmiştir.

Dipleji (Diparezi): Her iki bacak daha çok etkilenmiştir. Genellikle kol ve el fonksiyonlarında da az etkilenme söz konusudur.

Kuadripleji (Kuadriparezi- Tetraparezi): Her iki kol ve bacakla birlikte gövde de tutulmuştur. Yüzdeki, ağız çevresindeki ve yutkunma ile ilgili kaslarda da etkilenme olabilir.


Serebral palsinin görülme sıklığı nedir ?

Gelişmiş ülkelerde yaklaşık olarak her bin çocuktan yaklaşık ikisinde görüldüğü bildirilmektedir. Türkiye’de ise bu oran her bin çocukta yaklaşık 4 olarak belirtilmiştir.


Serebral palsiye neden olan faktörler neler olabilir?

Pek çok farklı nedeni vardır. Beyindeki sorun şu nedenlerle ortaya çıkabilir:


Beyin bir nedenle normal büyüme ve gelişimini gerçekleştiremesi


Gebeliğin ilk aylarında, annenin geçirdiği kızamıkçık gibi enfeksiyonlar veya beyin gelişimini engelleyen anormallikler


Doğum esansında, bebek yeterli oksijen alamaması


Doğumu takip eden günler içerisinde, bebeğin geçirdiği menenjit gibi ciddi enfeksiyonlar beyin gelişimine engel olması


Yaşamın ilk yıllarında geçirilen kazalar kalıcı beyin hasarına yol açması



Serebral palsi olduğu genel olarak nasıl anlaşılır?

Bazı çocuklarda, ayrıntılı tetkik ve muayeneye rağmen serebral palsinin nedenini ortaya koymak mümkün olamayabilir. İleri MRG incelemeleri ve bazı yeni gelişmiş kan testleri ile, daha fazla sayıda hastada nedene ulaşılabilmektedir. Bugün, tüm serebral palsilerin yaklaşık %75’inin hamilelik sırasındaki nedenlere, %10-15’inin zorlu doğum ve yeni doğan dönemindeki rahatsızlıklara bağlı olduğu, geri kalan %10’un ise yaşamın erken haftalarındaki kaza ve hastalıklara bağlı ortaya çıktığı bilinmektedir.



Serebral Palsi kaç yaşına kadar görülür?

Serebral palsi oluşabilmesi için, yukarıda sıralanan sorunların beş-altı yaşlarına kadar vücudu etkilemesi gerekir. Bu yaştan sonra da bazı nörolojik sorunlar gelişebilir, ancak bu durum tipik serebral palsiden farklıdır. Erken doğan çocuklar özellikle risk altındadır. Nörolojik sorunlarla vaktinden erken doğan bir çocukta, erken doğumun nörolojik bulgular nedeniyle mi gerçekleştiği, yoksa erken doğum nedeniyle gelişen serebral palsinin mi nörolojik bulgulardan sorumlu olduğu her zaman kolaylıkla ayırt edilemez.


Serebral palside eşlik eden diğer sağlık problemleri nelerdir?

Zaman zaman çocuklar başka ilave zorluklara da sahip olabilirler:


İşitme sorunları- bütün serebral palsili çocuklar bir odyolog tarafından görülmelidir.


Görme sorunları- serebral palside şaşılık oldukça sıktır. Başka göz sorunları da görülebilir. Yaşamın erken yıllarında çocukların önemli bir kısmının bir göz hekimi tarafından görülmesi gerekir.


Epilepsi- serebral palsili çocukların yaklaşık üçte birinde gelişir. Değişik tipleri olabilir. Bazıları çok seyrek nöbetler geçirirken, diğerlerinde bu durum çok daha inatçı olabilir ve çocuk nöroloji uzmanının müdahalesi gerekebilir.


Öğrenme ile ilgili sorunlar-bu çocuklarda bilişsel yetiler çok büyük değişkenlik gösterebilir. Yaşamın ilk yıllarında, gerçek potansiyeli değerlendirmek çok mümkün olamaz. Ancak çok ciddi fiziksel engeli olan çocuklar normal zekaya sahip olabilir. Erken dönemde öğrenme ile ilgili bir gecikme söz konusu ise, bu durum çoğunlukla “gelişme gecikmesi” olarak adlandırılır. Gelişme gecikmesi deyimi, çocuğun gelişmesinin bazı yönlerden akranlarına göre daha yavaş olduğunu anlatan bir kavramdır.


Algı sorunları- cisimlerin boyut ve şekillerine karar vermede zorluk yaşarlar ve bu tür algı sorunları genellikle okul çağına kadar tanınamaz.


Mide- yemek borusunda geri taşma (reflü)- yemeklerin yemek borusundan yukarı çıkması hali oldukça sıktır. Kusma ve yemek sırasında huzursuzluk en sık bulgulardır. Sorunun devamı halinde yemek borusu ucunda bir tahriş oluşur (özofajit) ve durum çocuklar için çok rahatsız edicidir.


Ortopedik problemler- çocuklar büyüyüp geliştikçe gergin ve katı durumdaki kasların boyu kısalır ve eklemlerde şekil ve fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu sorunlar, en çok ayak bileği, diz, kalça, dirsek ve el bileğinde görülür. Bunun dışında, serebral palsili çocuklar kalça çıkığı gelişimi açısından büyük risk taşırlar. Bu tür çıkıklar özellikle bağımsız yürüme yeteneği olmayan çocuklarda daha sık gelişebilir. Kalçanın belirli aralıklarla izlenmesi çok önemlidir. Sadece muayene yetmez, özellikle her iki bacağı hastalıktan etkilenmiş çocukların röntgen (X Ray) çekilerek incelenmesi de gerekir. Omurga eğriliği daha az rastlanılan bir sorundur.


Kabızlık- oldukça sıktır. Nedeni her zaman açık değildir. Çoğu kez hareketsizliğe ve lifli gıdaların diyetle yeterince tüketilememesine bağlanır.


Beslenme güçlükleri-ciddi tutulumu olan bazı hastalarda çiğneme ve yutma ile ilgili sorunlar vardır. Bu durum yemek sürecini uzatır ve zorlaştırır. Sonuçta, çocuk ihtiyacı olandan daha az besin alma durumu ile karşı karşıya kalır. Diğer bir grup serebral palsi hastası ise normal beslenebildiği halde yeterince aktif olamadıkları için gereksiz kilo alımı riski ile karşı karşıyadır.


Tükürük kontrolü sorunu- erken dönemde çoğunlukla gözlenen salya akması problemi bazılarında kalıcı olabilir.

11.Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları- oldukça az sayıda hastayı
ilgilendiren bir sorundur. Özellikle çiğneme ve yutma sorunları olan
çocuklarda görülür. Çocuğun öksürmesi sırasında bazı besinler
istemeden soluk borusuna kaçabilir. Bu hal, astım nöbetlerini andırır.
Bu hal, sık oluyor ve uzun devam ediyorsa, zatürree gelişebilir. Akciğer
sorunlarının gelişimi için her zaman böyle bir olay gerekmez, diğer
çocuklar nasıl akciğer enfeksiyonu, zatürree ve astım geçiriyorsa
serebral palsili çocuklar da aynı hastalıklara tutulabilirler.


Kesin tedavisi mümkün müdür?

Serebral palsi terimi kalıcı bir rahatsızlığı anlatır. Bu hastalıkla ilgili sorunlar (kas zayıflığı veya gerginliği, istemsiz hareketler) yaşam boyu devam eder. Ancak, çocuk yaş ilerledikçe uygun tedavi yaklaşımlarının katkı ve desteği ile bu sorunlara uyum sağlamayı onlarla başa çıkmayı öğrenebilir. Tedavi, hastalığı tamamen yok edemese de anlamlı iyileşmeler sağlar.

Yaşamın erken dönemlerinde beyinde gelişen hasar zamanla kötüleşen bir özelliğe sahip değildir.

Ancak zamanla çocuğun durumunda kötüleşmeler görülebilir. Bu kötüleşmenin olası nedenleri aşağıda sıralanmıştır:


Çocuk büyüdükçe beklentiler de büyür. Serebral palsili bir çocuğun giyinmeyi, bağımsız yemek yeme gibi sıradan işleri öğrenmesi beklenenden uzun zaman alır. Bu gelişim gecikmesi yanlışlıkla kötüleşme olarak algılanabilir.


Çocuğun büyümesiyle kasları daha kalınlaşır. Büyüme çağında kemikler kaslardan daha hızlı uzar. Büyüme hızları arasındaki bu fark, kasların göreceli olarak daha da kısalmasına ve eklem çevresi şekil bozukluklarının belirginleşmesine neden olur. Kasların sertliği spasitisiteye (kasılma) veya eklem kısıtlılıklarına bağlı olabilir. Çoğu kez bu iki durumu birbirinden ayırmak çok kolay olmasa da, sadece gergin kası, gergin ve aynı zamanda kısa kastan ayırt etmeye çalışmak şarttır. Çünkü bu iki durum farklı tedavi yaklaşımları gerektirir.


Çocuğu etkileyen kulak veya boğaz enfeksiyonu, diş enfeksiyonları gibi herhangi bir hastalık, çocuğun ilerlemesini bir müddet duraklatabilir.


Duygusal stresler. Çocuk, eğer bir yeteneğin geliştirilmesi için çok fazla zorlandığını hissederse, tepkisel olarak o işe karşı direnç geliştirebilir. İlerlemede yavaşlama veya duraklama, kötüleşme anlamına gelmez.


Serebral palsili çocuklarda yürüme ne zaman gerçekleşir?

Aileler hastalık teşhis edilir edilmez bu soruya cevap bulmak isterler. Ne yazık ki, ilk aylar hatta yıllar içinde bu soruyu kesin olarak yanıtlamak mümkün olmayabilir. Hafif ve orta dereceli serebral palsilerin çoğu yürümeyi öğrenir.


Konuşma problemleri geçici midir?

Konuşmanın gelişimi birden çok faktöre bağımlıdır. Öncelikle çocuk, ağız çevresi kasların kontrolünü öğrenmelidir; duygusal olarak gelişmelidir; ve bilişsel (veya öğrenmeyle ilgili) yetiler kazanabilmelidir. Bazı serebral palsili çocuklar konuşmayı öğrenme konusunda hiçbir sıkıntı yaşamazken, diğerleri konuşma fizyoterapistinin yardımına veya iletişim için alternatif yöntemlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyarlar.

Tedavinin amacı, mümkün olduğunca çocuğu kendi başına öğrenme konusunda teşvik etmektir. Serebral palsili çocukların bir kısmı, bağımsızlık kazanma konusunda herhangi bir zorluk yaşamazken diğerleri bu süreçte geri kalabilir. Bazı ciddi tutulumlu çocuklarda yardım gerekebilir.


Tedavide kullanılan yaklaşımlar nelerdir?

Son 10 yıl içinde bazı yeni yaklaşımların uygulanması mümkün olabilmiştir.
Tedavi 3 ana başlıkta değerlendirilebilir:


Hareket sorunlarının tedavisi


Eşlik eden diğer hastalıkların tedavisi


Destek tedavileri

Çocuk fizyoterapisti hareket sorunlarının tedavisinde anahtar rol oynar. Fizyoterapi ve iş-uğraş tedavisi, motor gelişimin teşvik edilmesinde görev üstlenir.

Rehabilitasyon uygulamaları aynı zamanda aşağıda tartışılan diğer uygulamaların başarılı olması için de hayati önem taşır.


Çocukların büyük çoğunluğu, gelişimlerinin belirli basamaklarında yardımcı cihazlar (ortez) kullanır. Bu cihazlar hafif materyalden ve çocuk için özel imal edilmiş olmalıdır. Geçmişte metal çubuklu, deri gergili olanlar kullanılırken, günümüzde daha hafif, anatomik yapılara uygun ve fonksiyonel cihazlar tercih edilmektedir.


Botulinum toksin (Botoks) sıkı ve gergin kaslar için son yıllarda önerilen bir tedavi yöntemidir. Özellikle, yürümeyi öğrenmeyi güçleştiren uyluk ve baldır kaslarındaki gerginlikler için tercih edilmektedir. Enjeksiyon bölgesinde hafif bir sızı dışında yan etki gelişmesi ihtimali çok düşüktür. Botoks kas gerginliğini azaltarak normal kas büyüme ve gelişmesine imkan sağlar ve bu sayede çocuğun hareket kabiliyetinin gelişimine katkıda bulunur. Son zamanlarda kol ve el kaslarının aşırı gerginliğinin azaltılmasında da tercih edilmektedir. Öncesi ve sonrası kapsamlı fizyoterapi programı gereklidir.


Omuriliğin bazı liflerinin kesilmesi /selektif dorsal rizotomi/ gerginliği azaltmak için tercih edilen bir ameliyattır. Faydası konusunda halen sonuçlandırılamamış bir tartışma devam etmektedir. Uygulanması halinde işlem sonrası çok kapsamlı bir fizyoterapi gerekir.


Ortopedik cerrahi. Çoğu kez bacaklar, nadiren de kollar için tercih edilir. Bazı çocuklar omurga eğriliği nedeniyle de cerrahi olarak tedavi edilirler. Ameliyat sonrası bakımda, fizyoterapi ve uygun ortez seçimi çok önemlidir Bağımsız hareket edebilen veya baston/yürüteç yardımıyla yürüyebilen çocuklarda, yürüme analizi cerrahi programın planlanması için önemli bir işlev görür.

Kalça: Erken dönemde tanınması halinde yumuşak doku girişimleri çoğu kez yeterlidir (düzenli kalça grafisi çekilmesinin önemi büyüktür). Küçük çocuklarda sadece adduktor (kasık içi) kasları uzatmak yetebilir. Ancak bazı vakalarda, kemikleri de kapsayan daha büyük ameliyatlar gerekli olabilir. Çocukların büyük çoğunluğunda cerrahi tedavi kalçayı yerine koymayı değil, yerinde tutmayı amaçlayarak ileriki yıllarda ağrılı olabilecek bir kalça çıkığının oluşumunu engellemeye çalışır.

Diz: Hamstringlerin (uyluk arkası kaslar) uzatılması ile dizin açılabilmesi ve bu sayede yürüyüşün iyileştirilmesi mümkün olabilir. Bazen gergin kasın bir kısmının önden arkaya taşınması ile diz çevresi tutukluk azaltılabilir.

Ayak bileği ve ayak: Ortopedik cerrahinin en çok gerektiği vücut bölgesidir. Bazı çocuklar, birden çok bölgeye yönelik cerrahiye ihtiyaç duyarlar. Bir hastane yatışında çok seviyeli cerrahi ile birden çok soruna yönelik girişim gerçekleştirilebilir. Çok seviyeli cerrahi, en çok bağımsız veya minimal destekle yürüyebilen çocuklarda işe yarar. Cerrahinin amacı deformiteleri düzeltmek, yürüyüşün görünüm ve etkinliğini arttırmaktır. Başarı, yürüme sorunun ne kadar iyi değerlendirildiğine bağlıdır ve yürüme laboratuarı bu amaçla kullanılabilir. Bir yıla kadar uzayan iyi planlanmış yoğun fizyoterapi programı ile cerrahiden beklenen yarar en üst düzeye çıkarılabilir.



Eşlik edebilecek diğer sağlık problemleri neler olabilir?


Epilepsi. Geçtiğimiz yıllar içinde epilepsiye ilişkin bilgiler çok artmıştır. Epilepsinin pek çok tipi vardır ve tedavi tipe göre değişir. Pediatrik nörologlar nöbetleri en iyi kontrol eden ve en az yan etkiye sahip ilacı tercih eder.


Mide-barsak kaçağı (reflü). Yemek sonrası çocuğun bir süre dik tutulması işe yarayabilir.


Tükürük kontrolü. Oral-motor rehabilitasyon salya sorunun çözümünde önemli rol oynar. Takipte ağız bakımının ve çürük mücadelesinin önemi büyüktür.


Kabızlık. Serebral palsili çocuklar çok sık kabız olurlar. Sıvı alımının ve lifleri gıda tüketiminin arttırılmasıyla çoğu kez bu sorun çözülebilir. Ancak bunun yetmediği hallerde doktora başvurulmalıdır.


Beslenme. Yeterli beslenme için diyetisyen desteği alınmalıdır. Yürümeyi öğrenmeye çalışan çocukların aşırı kilo alması mutlaka önlenmesi gereken önemli bir sorundur. Kilo alımında yetersizlik ise beslenme ile ilgili bir soruna işaret eder. Oral-motor eğitim etkin beslenme ve oluşabilecek sorunların giderilmesinde çok önemlidir. Küçük bir grupta tüpten besleme gerekebilir.



Fizyoterapi ve rehabilitasyon yöntemleri nelerdir?

Erken girişim programları, sadece çocuğun hareket kabiliyetini geliştirmeyi değil, tüm gelişim sürecini olumlu yönde geliştirmeyi amaçlar. Bu amaçla en sık kullanılan iki yaklaşımdan birisi Nöroğelişimsel Tedavi (Bobath yaklaşımı) olarak da bilinir. Çocukların hareket yeteneklerinin değerlendirilmesi ve yönlendirilmesini hedefler. Bir fizyoterapist olan Berta Bobath ve eşi nörofizyolog Karel Bobath, nörögelişimsel tedavi prensipleriyle yetişkin nörolojik hastalarda 1940’lardan başlayarak geliştirdikleri bu yaklaşımı 1960’lı yıllarda doğuştan hareket bozukluğu olan bebek ve çocuklarda kullanmaya başlamışlardır. Günümüzde çocuklarla çalışan fizyoterapistler Serebral Palsi li çocuklar başta olmak duyu-motor bozukluklara neden olan farklı tablolarda bu yaklaşımı yaygın olarak kullanmaktadırlar. Bobath yaklaşımı, geliştirilen bilimsel kuramlar ve ampirik deneyimleri içine alacak şekilde biçimlendirilmiş olup, gelişmeye açık dinamik bir yapı göstermektedir. Bu yönünle ilk uygulamalardan başlayarak günümüze kadar gelişmiş ve bazı değişimlere uğramıştır.

Çocuk fizyoterapistleri tarafından SP’li çocukların fizyoterapi uygulamaları içinde kullanılan Bobath tedavi yönteminde günümüzdeaktif dinamik tedavi, fonksiyonelliği sağlamak için aktivitelerle eğitim, hareketin koordinasyonu ve dengenin geliştirilmesi, iç içe geçmiş farklı aktivitelerin bir hareket akışı içerisinde çalıştırılması önem kazanmıştır. Tonusu düzenleyici ve aktif hareketi ortaya çıkarmaya yönelik pozisyonlamalar ve duyu-motor aktiviteyi artırıcı uyaranlar kullanılmaktadır.

Farklı pozisyonlarda günlük yaşamdaki durumlarla bağlantılı olarak hareket ve postür kontrolü geliştirilmeye çalışılırken, çocuğun kişisel gelişimine göre planlanma yapılmaktadır. Fonksiyon içinde hareketi aktive etmek ve günlük yaşam içinde uygulamaları sürdürmek günümüz Bobath yaklaşımının temel anlayışıdır.

Bobath yaklaşımı bu hedeflere ulaşmak için farklı fizyoterapi uygulamalarını, ortez ve adaptif araç-gereç kullanımlarını da içermektedir. Bobath yaklaşımı dahilinde SP’li çocuklarda temel problemin postüral kontrol, hareket ve koordinasyonda bozukluk olduğu düşünülmesine rağmen, nöromusküler problemlerin, kişisel özellikler, genetik, motivasyon, algı-motor deneyimler, çevresel gereklilikler ve nöral iyileşme düzeyi ile yakından ilişkili olduğu belirtilmektedir. Tüm bu ifadeler, Bobath’ın bir metot veya teknik olmadığı, rijit değil değişken olduğu ve hala gelişmekte olduğunu göstermektedir.

Özetle günümüzde Bobath yaklaşımı, öncelikle, SP’li çocuktaki var olan performansı gözleme, analiz etme ve yorumlama, sonrasında çocuğun potansiyelini değerlendirme ve sonuçta sınırlılıkları içinde maksimum bağımsızlık düzeyine ulaştırmayı hedeflemektedir.



Serebral palsili çocuklarda görülebilecek psikolojik problemler neler olabilir?

Bazı serebral palsili çocuklarda gelişimi süreci boyunca üstesinden gelinmesi güç saldırganlık ve asosyal davranışlar gelişebilir. Fonksiyonlarından herhangi biriyle ilgili engel, davranış değişikliklerini tetikleyebilir (örneğin; mevcut (ciddi konuşma güçlükleri olan çocuklar başkalarıyla iletişim kurmaya çalışırken yaşadıkları zorluk nedeniyle çığlık atmaya, ağlamaya başlarlar). Bu tür sorunların aşılamaması, çocuğun mücadeleden vazgeçmesine, zorluk çekilen davranışı yapmaya çalışmaktan çekinmesine neden olarak bağımsızlığını kazanmasını engelleyebilir. Psikologlar davranış problemlerini tanımlama ve sorunu halledebilecek çözümler bulmada yardımcı olabilir. Çocuğu kendi başına yapabilecekleri konusunda teşvik etmenin çok önemli olduğu unutulmamalıdır.



Serebral palsili çocukların ailelerinin karşılaştığı psikolojik sorunlar neler olabilir?

Ailelerin, sorunun neden ve niçini hakkındaki kuşku ve kaygıları çoğu zaman devam eder. Bu anlaşılabilir ve doğal bir haldir. Aileler çoğu kez kendilerini veya hamilelikten doğum kadar olan süreçte görev almış birilerini suçlama eğilimindedirler. Ancak, ailenin sorundan sorumlu tuttuğu olayın gerçek neden olmama olasılığı çok yüksektir. Olsa bile önlenebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ailenin olayın gelişimini engellemek için yapabileceği bir şey yoktur. Ailelerle sorunun tartışılması, kaygılarının tedavi ekibiyle paylaşılması sorunun çözümünü kolaylaştırabilir. Aileyi sıkıntıya sokan hiçbir sorun asla hafife alınmamalıdır. Aileler kendilerini öfkeli, yıkık, yalnız ve inançsız hissedebilirler. Bu duygular tanı konulduğu esnasında en yoğundur zamanla yatışabilir.

Ciddi serebral palsili çocukların gün boyu pek çok aktivite sırasında yardıma ve desteğe ihtiyacı vardır ve bu işler aile üzerinde stres yaratabilir.



Serebral palsili çocuğu bulunan ailelerin genel ihtiyaçları nelerdir?

Her ailenin ihtiyaçları farklıdır. Aşağıdaki gibi özetlemek mümkün olabilir;


Sorulara cevap bulmak. Cevap aranan soruları akla geldikçe bir kağıda sıralamak ve muhatabını bulunca tartışmak iyi bir fikirdir.


Çocuğun sorunlarını anlam konusunda destek. Duyguları, umutları, korkuları da paylaşacak ortamın hazırlanması gerekir. Desteği aile bireylerinden, arkadaşlardan, benzer sorunları yaşayan diğer ailelerden ve konunun uzmanlarından bu amaçla destek alınabilir.


Yardımcı kuruluşlar hakkında bilgiye ulaşma.


Çocuğun yardım etmenin en iyi yolunu bulma konusunda yardım ve destek.


Bir mola vermek. Pek çok aile için çok önemlidir. Özellikle sorunları çok ağır ve çok ciddi yardım gerektiren çocukların aileleri için bu çok önemlidir. Mola, ailenin bir süre istirahatına ve başka işlere zaman ayırabilmesine olanak sağlar.

Günlük koşuşturma içinde önerilen tüm etkinlikleri harfiyen uygulamak çoğu kez imkansızdır. Aileler çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için kendilerini suçlu hissederler. Öte yandan diğer aile fertlerine ve diğer çocuklara zaman ayıramamak çok önemli bir diğer sorundur. Sorunlu çocuğa zaman ayırmak, diğer çocukları ihmal etmek anlamına gelmemelidir. Bu durum ciddi kıskançlıklara neden olabilir.

Can sıkıcı yorumlar bazen hem serebral palsili çocuk hem de kardeşler ve diğer aile bireyleri için sorun olabilir. Örneğin, spastik sözcüğü genel olarak umarsız bir durumu anlatmakta bireylerin zihinde çok iyi düşünceleri çağrıştırmamaktadır. Oysa doktor veya fizyoterapistler bu sözcüğü sadece kasların gerginlik ve katılığını tarif etmek için kullanırlar. Bu yanlış anlamayı gidermek için kapsamlı bilgilendirme programları uygulanmalıdır. Her şeye rağmen işler çok da kolay değildir.

Ancak, aile yalnız olmadığını hissedebilmeli, benzer sorunları yaşayan ailelerle ve aile destek grupları temasa geçmelidir. Serebral palsili çocukların ailelerinin ortak bir paydada buluşarak beraber hareket etmeleri onlara güç kazandırabilir. Bu anlamda SERÇEV’in ailelerimiz için doğru bir adres olduğunu söyleyebiliriz.


Serebral palsili çocuk ve ailelerine yardım edecek kişi ve kuruluşlar nerelerdir?

Serebral palsili çocuk ve ailelere yardım edecek pek çok kişi ve kuruluş vardır. Bazı çocukların çok sayıda desteğe ihtiyacı varken bir kısmı sınırlı destekle yetinebilir. Değişik meslek grupları farklı zamanlarda devreye girer:


Aile. Anne baba çocuk için en önemli bireylerdir. Tüm çocuklar ebeveynlerinin sevgisine ve korumasına muhtaçtır. Zaman içinde anne babalar bazen öğretmen bazen terapist olurlar.


Çocuk doktoru. Çocuğu genel sağlık sorunları açısından değerlendirip gerekli hallerde uzmanlara yönlendirir.


Nöroloji uzmanı. Özellikle tanının konulması ve süreç içinde gelişebilecek diğer nörolojik sorunların(sara nöbeti gibi) üstesinden gelinmesi için yardım alınmalıdır.


Ortopedist


Fizyoterapist. Çocuk ve aileyle birlikte çalışır. Öncelikle aileye çocuğa en iyi nasıl yardım edebileceklerini öğretmelidir.


İş-uğraşı terapisti


Psikolog. Duygusal durum ve davranışlarla ilgili sorunlarda yardım alınmalıdır.


Çocuk gelişim uzmanı


Özel eğitim öğretmeni


Diş hekimi


Oral-motor terapisti


İşitme tedavisi uzmanı


Konuşma terapisti


Kaynaklar:

1. Cerebral Palsy: An Information Guide for Parents (Royal Children`s Hospital of Melbourne)

2. Serebral palside fizyoterapi, A Livanelioglu, M Kerem Günel, Hacettepe Üniversitesi, Özbek Matbası, 2009, Ankara.



Prof. Dr. Fzt. Mintaze KEREM GÜNEL
Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Ögretim Üyesi
Tel:03123051577/154

8 Mayıs 2012 Salı

Işık yılı ne Nedir? bir ışık yılı kaç km eder?

0 yorum | Devamını Oku...
Işık yılı, ışığın bir yılda boşlukta aldığı mesafedir.

Işık hızı saniyede ortalama 300.000 km dir.


Dünya ve Ay arasındaki en büyük uzaklık 1.3 ışık saniyesidir.
Dünya ile Güneş arasındaki en büyük uzaklık 499 ışık saniyesidir (8.3 ışık dakikası).
Oort bulutu yaklaşık 2 ışık yılı çapındadır.
Bize Güneş’ten sonra en yakın yıldız olan Proxima Centauri, 4.2 ışık yılı uzaklıktadır.
Samanyolu galaksisinin çapı 100.000 ışık yılı kadardır.
Samanyolu’nun komşu galaksilerinden Andromeda, bize 2.4 – 2.7 milyon ışık yılı uzaklıktadır.

Buna göre bir ışıkyılı :
24×365=8760×60=525600×60= 31.536.000 x300.000= 9.460.800.000.000 km.dir

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top