11 Ocak 2012 Çarşamba

Sultan Üçüncü Selim 1789-1807

0 yorum | Devamını Oku...

Tuğrası                 :Tıklayınız
Haritası                 :Tıklayınız
Babası                  :Sultan Üçüncü Mustafa
Annesi                  :Mihrişah Sultan
Doğumu               :24 Aralık 1761
Ölümü                  :28 Temmuz 1808
Saltanatı              :7 Nisan 1789-29 Mayıs 1807

HAYATI
Sultan Üçüncü Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır. Annesi Gürcüdür. Kahinlere inanan babası Sultan Üçüncü Mustafa, onların yeni doğan oğlu Selim'in eşsiz bir cihangir olacağını söylemeleri üzerine, büyük bir sevince kapılmış, yedi gün yedi gece bayram yapılmasını emretmiştir. Sultan Üçüncü Selim, doğum günündeki bu hava içinde büyüdü. Sarayda çok güzel bir şekilde yetiştirildi. Sultan Üçüncü Mustafa, kendisinden sonra oğlu Sultan Üçüncü Selim'in padişah olmasını istemişti. Ancak, babasından sonra padişahlığa amcası Sultan Birinci Abdülhamid getirildi. Sultan Birinci Abdülhamid, Sultan Üçüncü Selim'i sarayda göz önünde bulunduruyor, ancak yine de onun eğitimine önem veriyordu. Amcası Sultan Birinci Abdülhamid'in ölümü üzerine 7 Nisan 1789 günü 28 yaşındayken Osmanlı tahtına oturdu.

Sultan Üçüncü Selim edebiyata ve güzel yazı yazmaya çok meraklıydı. Yazmış olduğu hat ve levhalardan bazıları cami ve türbelere asılmıştır. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi konuşuyordu. Çok merhametli bir insan olan Sultan Üçüncü Selim dinine, vatanına ve milletine çok düşkündü. Ciddi bir eğitim görerek yetişti. İyi bir şair, tamburi neyzen ve hanende idi. Bestekar da olan Sultan Üçüncü Selim, güzel sanatlara düşkün, açık fikirli, ancak zaafa varacak kadar yumuşak karakterliydi. Osmanlı Devleti'nde batıcılığın yerleşmesini istiyordu.

Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığı zaman halk ona büyük ümitler bağladı. Halk, genç hükümdarın Osmanlı imparatorluğu'nu o eski güçlü ve ihtişamlı devirlerine geri döndüreceğini düşünüyordu.

Sultan Üçüncü Selim, 29 Mayıs 1807 tarihinde Osmanlı padişahlığını Şehzade Mustafa'ya terk ettikten sonra 1 yıl 2 ay daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa Olayı sırasında, yeni padişahın adamları tarafından 28 Temmuz 1808 tarihinde öldürüldü. Cenazesi, Laleli Camii avlusunda, babası Sultan Üçüncü Mustafa'nın yanına defnedildi.
OSMANLI-RUS SAVAŞLARI
Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığında Osmanlı Devleti Rusya ve Avusturya ile savaş halindeydi. Sultan Üçüncü Selim bu iki devlete karşı mücadeleye devam etti.

Bu savaşın temel sebepleri Kırım'ı kurtarmak ve Osmanlı topraklarını aralarında paylaşma hesapları yapan Avusturya ve Rusya'ya engel olmaktı. Kırım'ın jeopolitik konumu İstanbul'un güvenliği için çok önemliydi. Bu savaşlar sırasında Avusturya'ya karşı İsmail Zaferi gibi bazı başarılar kazanılmışsa da, Ruslara karşı aynı başarı gösterilememişti. Ruslarla yapılan Fokşan (1 Ağustos 1789) ve Boze Savaşları'nda (22 Eylül 1789) Osmanlı kuvvetleri büyük kayıplar verdi. Akkerman kalesi Ruslara geçti ve Baserabya bölgesi Rus işgaline uğradı. Sebeş, Muhadiye, Lazarethane ve Pançova'yı işgal eden Avusturyalılar ise önce Belgrad'ı (8 Ekim 1789) daha sonra ise Semendire'yi ele geçirdiler.
ZİŞTOVİ BARIŞI
Savaş devam ederken siyasi faaliyetler de devam ediyordu. 11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanlı Devleti ile İsveç arasında bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. Sultan Üçüncü Selim, Rusya ve Avusturya'nın kendileri için de bir tehlike olacağını düşünen Prusya Kralı ile bir ittifak antlaşması yaptı (31 Ocak 1790). Ancak bu antlaşmalar yürürlüğe girmedi. İç işlerinde meydana gelen karışıklıklar, Avusturya'yı Osmanlılarla Ziştovi Barış Antlaşması imzalamaya mecbur bıraktı (4 Ağustos 1791).

Ziştovi Barış Antlaşmasıyla Avusturya, savaş sırasında aldığı toprakları Osmanlı Devleti'ne geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarındaki küçük bir arazi ise Avusturya'ya bırakıldı. Avusturya, Rusya'ya açık ya da gizli hiçbir yardımda bulunmayacağını dair bir garanti vermişti.
YAŞ ANTLAŞMASI
Avusturya'nın bu savaştan çekilmesi sonucunda yalnız kalan Rusya, bir yıl sonra barış istedi. İki devlet arasında imzalanan Yaş Antlaşması ile savaş sona erdi (1792). Bu antlaşma ile Kırım'ın Rus hakimiyetine geçişi onaylanmış oldu. Buğ ve Dinyester ırmakları arasında kalan bölge ve Özi kalesi Rusya'ya bırakıldı. Dinyester ırmağı iki devlet arasında sınır kabul edildi. Karlofça Antlaşması'ndan sonra başlayan gerileme süreci, yerini dağılma ve parçalanma dönemine bıraktı.
NİZAM-I CEDİD
Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı-Rus savaşında alınan yenilginin sorumlusu olarak yeniçeri ocağını görüyordu. Şehzadeliği sırasında, Avrupa ordularındaki ilerlemeleri izlemiş, Prusya ordusunda eğitime verilen önemi görmüştü. Askerlerin düzenli eğitim görmeleri gerektiğini düşünüyordu. Bazı yeniçeri birliklerini düzene sokmaya çalıştı. Yeniçerilerin dışında yeni askerler de topladı ve orduya dahil etti. Böylece, "yeni usul asker" anlamına gelen "Nizam-ı Cedid" adlı askeri örgütü kurdu (24 Şubat 1793).

Nizam-ı Cedid ocağının masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedid adında yeni bir de hazine kuran Sultan Üçüncü Selim, bu yeni askeri örgütün eğitim ve öğretim işlerini de Avrupa'dan getirttiği yabancı subaylara verdi. Selimiye kışlalarını kurdu, mevcut Kara ve Deniz Mühendishanelerini de yeniledi. Özellikle Yaş Antlaşması'ndan sonra ıslahatlara yönelen Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid'i oluşturmakla yetinmeyip, Paris, Londra, Viyana ve Berlin gibi kentlerde elçilikler açtı. Fransızca, Osmanlı Devleti'nin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi. Yabancı dil eğitimine ve kültür hareketlerine önem verildi, bazı teknik eserler Türkçe'ye çevrildi.
MISIR VE FRANSA
Osmanlı-Fransız İlişkileri 16.yy'da başlamış, Lale Devri'nde gelişmişti. Fransa; Venedik ve Avusturya ile yapılan savaşlarda Osmanlı Devleti'ne destek olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayıp, Sultan Birinci Mahmud zamanında genişletilerek devamlı hale getirilen kapitülasyonlar, Osmanlı-Fransız dostluğunu pekiştirmişti. Bu ilişkiler 18.yy'ın sonlarına doğru bozulmaya başladı.

1789 yılında çıkan ihtilal sonucu Fransa'da krallık devrilmiş ve cumhuriyet ilan edilmişti. Bu durumu kendileri için tehlike olarak gören Avrupalı devletler, Fransa'ya karşı birleşmiş, ancak yaptıkları savaşlarda Fransa'ya karşı başarılı olamamışlardı. Fransa ordularının başında ünlü komutan Napolyon Bonapart vardı. Tüm Avrupa'ya üstünlüğünü kabul  ettiren Napolyon Bonapart sadece İngiltere'yi yenememişti. Fransa'nın amacı İngiltere'yi Akdeniz'den uzak tutmak ve Hindistan'a giden ticaret yollarını denetimine almaktı. Bu amaçla Mısır Seferine çıkan Napolyon Bonapart, İskenderiye'yi işgal etti (2 Temmuz 1798). Kahire'nin de Napolyon Bonapart'ın eline geçmesi (22 Temmuz 1798) üzerine Osmanlı Devleti, 2 Eylül 1798 günü Fransa'ya karşı savaş açtı. Akka önlerinde karşılaştığı Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğrayan (18 Mart 1799) Napolyon Bonapart, gizlice Fransa'ya kaçtı ve hayatını zor kurtardı (22 Ağustos 1799). Fransa'nın 27 Haziran 1801 tarihinde Mısır'dan çekilmesi üzerine Osmanlı Devleti ile Fransa arasında El-Ariş antlaşması imzalandı (25 Haziran 1802). Bu antlaşma ile Mısır, Osmanlı devletine geri verildi.
SON DÖNEMLER
Osmanlı-Rus ilişkileri 1789'da ve 1805'te imzalanan antlaşmalar ile düzelmeye başlamıştı. Ancak Ruslar, izledikleri yayılma politikalarından vazgeçmediler. Balkanlarda Rus baskısından kurtulmak isteyen Osmanlılar, boğazları Rus gemilerine kapadı. Rus yanlısı Eflak ve Boğdan Beyleri değiştirildi. Ancak alınan bu kararlar, İngiliz ve Rusların baskıları sonucu yürürlüğe konamadı.
KABAKÇI MUSTAFA İSYANI
Osmanlı Devleti'nin en ıslahatçı padişahlarından biri olan Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı Devleti'nde bugüne kadar gerçekleştirilememiş bir düzenleme yaparak Nizam-ı Cedid ordusunu kurmuştu. Bu köklü yeniliklerden memnun olmayan ve önemli görevlerde bulunan bazı devlet adamları Osmanlı-Rus Savaşı'nın devam ettiği yıllarda, İstanbul'da bulunan Yeniçeri Ağaları ile Nizam-ı Cedid'i ortadan kaldırma planları yapıyorlardı.

Kendilerine Nizam-ı Cedid kıyafeti giydirmekle görevlendirilmiş olan Raif Mahmud Efendi'yi öldüren yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın liderliğinde ayaklandılar. Osmanlı hükümeti bu gelişmeler üzerine derhal toplanarak ayaklanma ile ilgili kararlar almak istedi. Ancak Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ayaklanmanın ciddi bir hadise olmadığını, Nizam-ı Cedid birliklerinin de olaya müdahale etmesinin yersiz olacağını bildirdi. Bu sayede meydanı boş bulan asiler, daha fazla taraftar topladılar.

Nizam-ı Cedid'in kaldırılmasını isteyen asilere müdahalede çok geciken, Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid'i kapatmak zorunda kaldı. İstekleri yerine getirilen asiler buna rağmen ayaklanmaya son vermediler. Sultan Üçüncü Selim'e olan yakınlıkları ile tanınan 11 devlet adamının kendilerine teslim edilmesini isteyen asiler, Şehzade Mustafa ve Şehzade Mahmud'un da hayatlarının tehlikede olduğunu öne sürerek kendilerine yollanmasını ve Sultan Üçüncü Selim'in tahttan inmesini istediler.

Bu istek karşısında Sultan Üçüncü Selim, "Böyle isyankar tebanın hükümdarı ve halifesi olmaktansa olmamak daha iyidir" diyerek padişahlıktan ayrıldığını açıkladı (29 Mayıs 1807).

Sultan Üçüncü Selim, tahttan indikten sonra sarayda bir yıl daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa'nın kendisini tekrar tahta çıkarmak için ayaklandığı sırada, Sultan Dördüncü Mustafa tarafından öldürüldü. Başladığı ilerleme hareketlerinde başarısızlığa uğramakla beraber, Osmanlı İmparatorluğu'nda Avrupa'ya yönelişin ilk temelleri sayılacak önemli işler gördü. Avrupa askerlik örgütünü ve bilgilerini ülkeye sokması, müsbet bilimlere önem veren teknik okullar açması başarılı işlerindendir.
MİMARİ ESERLER
İmar faaliyetlerine de önem veren Sultan Üçüncü Selim,
İstanbul Selimiye Camii,
Tophane Kışlası,
Haliç Humbaracı ve Lağımcı Kışlaları'nın dışında
İsakçı ve Üsküdar Zahire Ambarları gibi büyük ve önemli binalar inşa ettirdi.
Eyüp Sultan Camii'ni onartıp, türbe'nin kapılarını gümüşten yaptırdı.
Konya'da ki Mevlana türbesinde bazı kısımları da tamir ettirdi.

Sultan Üçüncü Selim döneminin diğer eserleri şunlardır;
Soma Hızır Bey Camii,
Yozgat Cevahir Ali Efendi Camii,
Eyüp Mihrişah Valide Sultan Külliyesi,
Safranbolu İzzet Mehmed Paşa Camii,
Bursa Emir Sultan Camii ve Türbesi,
İzmit Hisar Bey Camii.

Sultan Birinci Abdülhamid'in Tuğrası

0 yorum | Devamını Oku...
Sultan Birinci Abdülhamid'in Tuğrası


Sultan Birinci Abdülhamid 1774-1789

0 yorum | Devamını Oku...

Tuğrası                 :Tıklayınız
Babası                  :Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi                  :Rabia Şermi Sultan
Doğumu               :20 Mart 1725
Ölümü                  :7 Nisan 1789
Saltanatı              :21 Ocak 1774-1789


HAYATI

Sultan Birinci Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed, annesi Rabia Şermi Sultandır. Annesi ona kuvvetli bir tahsil yaptırdı. Zamanındaki mevcut tarihlerin hepsini gözden geçirdi. Hat sanatı ile de meşgul oldu. Merhametli, dindar, nazik ve saf bir insan olarak tanınıyordu. Saltanatı süresince bir çok ıslahat ve imar hareketlerinde bulundu. Devlet işleriyle daima yakından ilgilendi. Her sorun hakkında fikir ve görüşlerini vezirlerine bildirirdi. Yetenekli vezirler atamaya çalıştı. Halka karşı daima şefkatli ve ılımlı davrandı.
Sultan Birinci Abdülhamid henüz tahta geçmişti ki, kendisinden cülus bahşişi istendiğini duydu. Kaşlarını çatıp sertleşen Sultan Birinci Abdülhamid şöyle dedi: "Hazinede bahşiş yoktur, bundan böyle cülus bahşişi verilmeye! Asker evlatlarımıza fermanımız duyurula!" Askerler bir parça söylendilerse de, işi daha fazla ileriye götürmeden dağıldılar.
Sultan Birinci Abdülhamid, siyasi ve askeri ıslahatlara girişti. Avrupai tarzda mektepler açtı. Yeniçeri ocağına ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. Sürat Topçuları Ocağı'nı kurdurdu, Yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Bu faaliyetleri yürüten Sadrazam Halil Hamid Paşa, menfaatleri bozulanlar tarafından padişaha şikayet edildi. Halil Hamid Paşa, yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen, bu konuda yanıltılan Sultan Birinci Abdülhamid'in emriyle idam edildi.
Sultan Birinci Abdülhamid, bütün başarısızlıklara rağmen Osmanlı padişahları arasında iyi niyeti ve gayreti ile anıldı. 1782 yılı yazında İstanbul'da çıkan yangında itfaiye işlerini bizzat kendisi yürütmesi sonucu halkın sevgi ve takdirini de kazanmıştı.
Dindarlığı ve iyiliği sebebiyle halkın "veli" olarak gördüğü Sultan Birinci Abdülhamid, 15 yıl 2 ay 17 gün süren saltanattan sonra, 1789 yılı Nisan ayında 64 yaşında vefat etti. Cenazesi Bahçekapı'da kendi yaptırdığı türbesine defnedildi.
Erkek Çocukları : Dördüncü Mustafa, İkinci Mahmud, Murad, Nusret, Mehmed, Ahmed, Süleyman.
Kız Çocukları : Esma, Emine, Rabia, Saliha, Alimşah, Dürrüşehvar, Fatma, Melikşah, Hibetullah Zekiye.


KÜÇÜK KAYNARCA ANTLAŞMASI
Sultan Birinci Abdülhamid, Osmanlı-Rus savaşının kötü şekilde devam ettiği bir dönemde tahta geçti. Ruslara karşı konulamayacağını anlayan Osmanlı Devleti, 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması'na imza attı.
Bu antlaşmaya göre Kırım'a bağımsızlık verildi. Ruslar; Karadeniz'de ticaret yapıp, donanma bulundurabilecekler, Balkanlarda Ortodoks toplulukların haklarını koruyacaklardı. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı verecek, ancak Rusya Eflak, Boğdan, Beserabya ve Akdeniz'de işgal ettiği adaları Osmanlı Devleti'ne geri verecekti. Fakat bu bölgelerde Osmanlı Devleti genel af ilan edecek, halka din ve mezhep özgürlüğü verecek, halktan vergi almayacak, isteyen istediği yere göç edebilecekti.
Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kurulduğu günden bu yana imzaladığı, şartları en ağır antlaşmadır.
İlk defa, halkı tamamen Türk ve Müslüman olan Kırım gibi bir eyalet kaybedilmişti.
Karadeniz'in bir Türk gölü olma özelliği de böylece sona ermiş oldu.
Osmanlılar ilk kez, bir devlete savaş tazminatı verdiler.
Rusya'ya kapitülasyonlardan yararlanma imkanı verildi.
Rus ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçme hakkına sahip oldular.
Rusya bu antlaşma ile Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma imkanını da bulmuş oldu.

KIRIM
Küçük Kaynarca Antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında kalıcı bir barış sağlanamamıştı. Çünkü Rusya Kırım'ı tamamen kendisine bağlamak istiyordu. Kırım'da Osmanlı hükümetinin atadığı Üçüncü Selim Giray Han ile Rusların Kırım'a Han olarak seçtikleri Şahin Giray arasında bir iç savaş çıktı.
Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirmesi üzerine, Aynalı Kavak Tenkihnamesi imzalandı. Küçük Kaynarca Antlaşması'nın bazı maddeleri değiştirildi. Ruslar Kırım'dan askerlerini çekecek, Osmanlı Devleti ise Rusların istediği Şahin Giray'ın hanlığını kabul edecekti. Tamamen Rus taraftarı olan Şahin Giray'ı Kırım halkı istemedi. Çıkan ayaklanmayı bahane eden Şahin Giray, Rus kuvvetlerini Kırım'a çağırdı. Kırım Hanlığı, Rusya'nın Kırım'ı ani işgali sonucu 9 Temmuz 1783 tarihinde Rusya'ya bağlı bir eyalet haline geldi.
Osmanlı Devleti, Kırım'ın 1783 yılında Rusya'ya bağlanmasını kabullenememişti. Rusya ve Avusturya, Osmanlı Devleti'ni paylaşmak için bu sırada projeler üretiyorlardı. Bu iki devlet arasındaki yakınlaşma İngiltere'yi telaşlandırdı. Osmanlı Devleti, İngiltere ve Prusya'nın kışkırtmaları ile 13 Ağustos 1787 tarihinde Rusya'ya karşı tekrar savaş ilan etti. Avusturya'da Rusya'nın yanında yer aldı.

RUSYA ve AVUSTURYA SAVAŞI
Osmanlı Ordusu, Temeşvar eyaletinde stratejik bir konumda bulunan Muhadiye Boğazı'nı ele geçirdi. Avusturyalıların toparlanmasına fırsat vermeden harekatın sürdürülmesi kararlaştırıldı. Bu sırada Avusturya İmparatoru Joseph 80.000 kişilik bir ordu ve 500 topla Şebeş Boğazı'na geldi. 21 Eylül 1788 tarihinde yapılan Şebeş Savaşı'nda Osmanlı Ordusu büyük bir zafer kazandı.
İki ayrı cephede hem Avusturya, hem de Rusya ile savaşmak zorunda kalan Osmanlılar orduyu ikiye ayırmıştı. Bu durum Osmanlı Devleti'ni zor durumda bıraktı. Saldırıya geçen Ruslar, Özi kalesini kuşatarak 25.000 kişiyi alçakça katlettiler (17 Aralık 1788). Bu haberin İstanbul'a ulaşması üzerine, Sultan Birinci Abdülhamid kederinden hastalandı ve felç geçirdi. Ancak, 7 Nisan 1789'da vefat edene kadar devlet işleriyle ilgilenmeye devam etti.

MİMARİ ESERLER
Sultan Birinci Abdülhamid, mimari alanda bir çok eser yaptırdı.
Kendi adını verdiği Sultan Birinci Abdülhamid Külliyesi,
İstanbul Beylerbeyi Camii,
Emirgan Çeşmesi,
Hasköy Silahdar Yahya Efendi Çeşmesi,
Gülşehir Kurşunlu Camii,
Yozgat Ulu Camii,
Unkpanı Şebsafa Camii ve
Karavezir Medresesi bunların arasında en önemlileridir.

Sultan Üçüncü Mustafa Devri Haritası

0 yorum | Devamını Oku...
Sultan Üçüncü Mustafa Devri Haritası


Sultan Üçüncü Mustafa'nın Tuğrası

0 yorum | Devamını Oku...
Sultan Üçüncü Mustafa'nın Tuğrası


Sultan Üçüncü Mustafa 1757-1774

0 yorum | Devamını Oku...

Tuğrası                 :Tıklayınız
Devir Haritası      :Tıklayınız
Babası                  :Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi                  :Mihrişah Sultan
Doğumu               :28 Ocak 1717 
Ölümü                  :21 Ocak 1774
Saltanatı              :30 Ekim 1757-1774
HAYATI
Sultan Üçüncü Mustafa 28 Ocak 1717 günü İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Sultan Üçüncü Ahmed, annesi Mihrişah Sultan'dır. Sultan Üçüncü Mustafa orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu ve siyah sakallı idi. Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Çok iyi bir tahsil yaptı. Astroloji ile meşgul oldu. İslam ve Osmanlı tarihlerini inceledi.
Sultan Üçüncü Mustafa son derece dindar, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. İki dakika süren ve İstanbul'un hemen hemen yarıdan fazlasını yıkan büyük depremde evlerini, yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etti. Adaletle hükmeder haksızlıklara asla göz yummazdı. Yalandan, riyadan ve rüşvetten nefret ederdi. Asla gurura kapılmaz, büyüklük taslamaz, yapamayacağı işleri vaadetmezdi.
Sultan Üçüncü Mustafa, yenileşmenin gerektiği fikrindeydi ve Islahat yapmak istiyordu. Prusya Kralı İkinci Frederik'in ıslahat hareketlerini duymuş, Ahmed Resmi Efendi'yi ona göndermişti. Prusya Kralı İkinci Frederik, Sultan Üçüncü Mustafa'ya Ahmed Resmi Efendi aracılığı ile başarısının üç altın anahtarı dediği öğütlerini gönderdi.
- Bol bol tarih okuyun, eski tecrübelerden faydalanın.
- Güçlü bir orduya sahip olmaya çalışın ve barış zamanında askerlerinizi sürekli eğitime tabii tutun.
- Hazineniz daima parayla dolu bulunsun, ekonomiye önem verin.
Sultan Üçüncü Mustafa, bu öğütleri dinledikten sonra acı acı güldü. Sonra da "Biz de bunları yapmak niyetindeyiz, lakin yolu nedir?" diye mırıldandı. Memleketine en büyük felaketin Rusya'dan geleceğine düşünüyordu. Müdafaa için geceli gündüzlü çalışarak her türlü hazırlığı yaptı. Savaşlarda kullanılmak üzere hazineyi altınla doldurdu.
Süveyş Kanalını bile açtırmayı düşünüyordu. Fakat iş başına getireceği yetenekli devlet adamlarının olmaması onu üzüyordu. Rus Savaşı sırasında üzüntüsünden hastalandı ve kalp yetmezliğinden dolayı 21 Ocak 174 günü vefat etti.
Sultan Üçüncü Mustafa orduda bir yenileşme gerektiği fikriyle hareket ediyordu. Askerlere eğitim kuralları getirdi. İtirazlara aldırmadan tüfeklere süngü taktırdı. Yeni bir tophane kurdurup güçlü toplar döktürdü. Bahriye, istihkam ve topçu okulları açtı. Yaşlı başlı subaylara bile eğitim mecburiyeti getirdi.
Ordudaki ıslahat konusunda Baron de Tott adlı Macar uyruklu Fransız'dan çok yararlandı. Baron Tott, Osmanlı topçu sınıfını yeniden ele alıp modernize etti ve askere Avrupa usulü eğitim yaptırdı.
Sultan Üçüncü Mustafa şair bir padişahtı. Cihangir mahlasıyla yazdığı şiirler çok meşhurdur. Şiirlere "El fakir Mustafa Han Salis" şeklinde imza atardı. Şiirlerinden birisinde şöyle der:
"Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele
Devlet-i çerh-i deni verdi kamu müptezele
Şimdi ebvab-ı saadetle gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lem Yezel'e."
Erkek Çocukları: Üçüncü Selim, Mehmed
Kız Çocukları: Şah Sultan, Fatma Sultan, Bekhan Sultan, Fatma Sultan, Hibetullah Sultan

OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ
Rusya 1739 yılında imzalanan Belgrat Antlaşması'ndan sonra, Osmanlı Devleti'ne savaş açmamış, ama Balkanlar'da ve diğer bölgelerde Türk düşmanlığı yapmaya devam etmişti. Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki barış dönemi 1768'de başlayan Lehistan sorunu ile yeniden bozuldu. Osmanlı Devleti on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri Lehistan krallığına seçilecek kişilerin Avusturya ve Rusya yanlısı olmamasına özen göstermiş bu konuda da başarılı olmuştu. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti Rusya'nın Lehistan işlerine müdahalesini engelleyecek güce sahip değildi.
Rusya'nın Stanislas Pontovoski'yi zorla kral seçtirip, Lehistan'a asker sevk ederek halkı sindirmeye çalışması üzerine Lehistan'da ayaklanan halk, Osmanlı Devleti'nden Bar Konfederasyonu aracılığı ile yardım istedi. Tüm bu gelişmeler üzerine zaten Rusya'ya savaş açma taraftarı olan Sultan Üçüncü Mustafa harekete geçti. 8 Ekim 1768 tarihinde Rusya'ya savaş açıldı.
Ruslar beş koldan saldırıya geçtiler. Kafkasya, Gürcistan, Ukrayna ve Baserabya'yı istilaya başladılar. Otuz bin kişilik bir Rus ordusu Kartal Ovasında 180.000 kişilik Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken Rus Çariçesi İkinci Katerina boş durmuyor, Osmanlı Devleti'ni içten karıştırmaya çalışıyordu. Ayrıca İngilizlerin nezaretinde bir donanma hazırlatıp Cebeli Tarık Boğazı'ndan Akdeniz'e göndermişti. Çariçe İkinci Katerina'nın bu faaliyetleri kısa süre de sonuç verdi. Rumlar Mora'da bir isyan başlattı. Hüsamettin Paşa'nın donanmayla birlikte Akdeniz'de
ilerlemesi üzerine Ruslar isyancıları yalnız bırakarak adadan ayrıldılar. İsyan, Osmanlı donanmasının adaya yaklaşmasıyla son buldu.
Rus donanması 1770 yılında Ege'de Çeşme limanında bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Çeşme felaketinden sonra Ruslar Çanakkale Boğazı'na kadar ilerlediler. Kaptan-ı Deryalığa getirilen Cezayirli Hasan Paşa Rus donanmasını Ege Denizi'nin dışına attı. Rus saldırıları karadan devam etti. Ruslar Kırım'da önemli başarılar elde ettiler.
Rusların bu başarılarından dolayı diğer Avrupalı devletler siyasetlerini değiştirmeye başladılar. Kırım bozgunundan sonra Ruslar, Rusçuk ve Silistre'yi kuşattılar. Başarısızlıkla sürüp giden Osmanlı-Rus savaşının bütün acı ve huzursuzluğunu yaşayan Sultan Üçüncü Mustafa, bu savaşın Osmanlı Devleti açısından önemini biliyordu.
Bütün olumsuzluklara rağmen 1773 yazında bizzat ordunun başında sefere çıkmak istedi. Fakat cephelerden gelen son acı yenilgi haberleri kendisini büyük üzüntü ve ümitsizliğe düşürdü ve 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti.
MİMARİ ESERLER
Sultan Üçüncü Mustafa'nın imar alanında da çalışmaları vardı.
1766 yılındaki depremde yıkılan Fatih ve Eyüb Sultan Camilerini ve bütün İstanbul'u adeta yeniden imar ettirdi.
Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun zamanında kuruldu.
Laleli Camii ve Külliyesi'ni 4 yılda inşa ettirdi.
Döneminde yapılan diğer eserler şunlardır;
Üsküdar Ayazma Camii,
Sipahiler Hanı,
Kahire Emir Mehmed Bey Camii,
Rosos Sultan Üçüncü Mustafa Camii.

10 Ocak 2012 Salı

Adım - Adım French Press'le Kahve Hazırlama

0 yorum | Devamını Oku...

Kahve Öğütücüsü Önemlidir


Öğütülmüş kahvenin eş büyüklükte taneciklerden oluşması gerekir. Bıçaklı öğütücüler istenmeyen toz oluşturmaktadır. French Press için gerekli olan iri öğütülmüş kahveyi ancak konik öğütücüler verebiliyor.


Kahve Öğütüldü


Başlamak için yeterince öğütülmüş kahvemiz var. Bir bardak kahve için bir doruklu çorba kaşığı öğütülmüş kahve yeterlidir.

Kahveyi Bekletmeyin


Kahveyi öğüttükten sonra bekletmeyin. Aroması çabuk uçar ve bayatlamaya başlar.

120gr. Su - 8.5gr. Kahve


French Press 3 bardaklıktır (360gr.), bardak başına 8.5gr., yani doruklu bir çorba kaşığı öğütülmüş kahve iyidir. Presi dolduracaksınız, hakkı 3 kaşık kahvedir.

Önceden Isıtılmış Su

Öğütme işine başlamadan önce suyu kaynatmış olmanız gerekir. Öğütürken geçen süre, suyun tam istenilen sıcaklığa gelmesi için idealdir.

Suyu Gezdirin


Suyu kahvenin üzerinde gezdirerek, kahveyle karışmasını sağlayın.

Kahve Köpürmeye Başlıyor


Öğütülmüş kahve sıcak suyla buluşunca köpürmeye başlar.


Filtre İçin Yer Bırkın


French Press'i suyla doldururken filtre ve kapak için yer bırakmayı unutmayın. Kahvenin bir daha köpüreceğini de göz önünde bulundurun.

Telveyi Karıştırın


Telveyi karıştırarak demlenme sürecine yardımcı olabilirsiniz. Karışımı soğutmamak için ağaç bir çubuk kullanabilirsiniz.

Köpük Hemen Çıkar


Köpüğün oluşması uzun sürmüyor. Birkaç defa karıştırdıktan sonra resimdeki gibi bir köpük elde edebilirsiniz. Bu köpük kahvenin demlenmeye başladığının işaretidir.

Demlenme Süresi


Filtre ve kapağı kapattıktan sonra, 2-3 dakika demlenmenin tamamlanmasını bekleyin. Daha büyük presler için bu süreyi 4 dakiya çıkarabilirsiniz.

Süzmeye Hazır

Demlenme süresinden sonra, kahve süzmeye hazırdır. Bir elinizle French Press'i sapından sağlamca tutun, diğer elinizi filtre sapına koyun.

Acele Etmeden Süzün



Yavaş ve kararlı bir şekilde filtreyi aşağıya doğru itin. Acele etmeyin, çünkü uygulayacağınız fazla baskı, telvenin filtre ile pres duvarının arasından geçip, süzülmüş kahveye karışmasına neden olabilir.

Budur!


Evet, güzel bir kahveye benziyor!

Bardaklara Aktarın


Kahveyi bardaklara aktarırken, bir elinizle filtrenin sapını destekleyin ki muhtemel bir son dakka kazası olmasın.

Afiyet Olsun!


Afiyetle içiniz, sevdiğiniz insanlara ikram ediniz.


French Press'te Kahve

0 yorum | Devamını Oku...
French Press kolay kullanımından dolayı çok yaygın bir kahve hazırlama aracıdır. French Press'in çalışma prensibine ve hatta tarihçesine biraz yakından göz atmak, bu yönteme daha hakim olmamıza yardımcı olabilir ve hazırladığımız kahvenin kalitesini arttırabilir. Bu yöntemin şaşırtıcı tarafı, basit ve ucuz olmasına karşın, düzgün malzeme kullanıldığında ve doğru adımlar izlendiğinde en temiz kahve demlerinden birini verebilmesidir.

French Press'in Tarihçesi
Hangi yöntem daha önce geliştirildi - French Press mi yoksa Vakum Demlikler mi? İlginçtir, daha basit bir mekanizmaya sahip olmasına karşın French Press'ler daha sonra geliştirilmiştir. 1840'larda Vakum Demlikler ilk kullanıma girdiğinde, French Press konsept olarak vardı, ancak gerekli incelikte bir filtreyi üretecek teknoloji bu tarihlerde henüz yoktu. Hatta Fransa'da Mayer ve Delforge tarafından geliştirilen ilk modeller, bu sebepten dolayı tam bir başarıya ulaşamamıştır.

1900'lerın başlarında French Press konsepti yaygınlaşmaya başladı ve "Cafeolette" markası ile mağza raflarında yer aldı. 1930'larda Melior paslanmaz çelik filtreli ve madeni gövdeli ilk French Press modelini tanıttı. Kısa bir süre sonra ise aynı firma Bodum'un şu anki "Chambord" serisinin tasarımını andıram bir model piyasaya sürdü. Bu benzerliğin sebebi ise Bodum'um daha sonra bu tasarımı satın almış olmasıdır.
Sonuçta French Press'in tanıtılmasının ve günümüzde bu derecede yaygın olmasının baş sorumlusu Bodum firması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 1970'lerde pastel renkli plastik, madeni ve cam gövdeli modellerini piyasaya sürdüler. 1980'lerde ise elde ettikleri kârla Chambord markasını satın alıp, daha klasik tasarımları da sunmaya başladılar.
French Press'ten Güzel Bir Kahve Almak İçin:

Kahve Öğütücüsünün Önemi
Kahve aromasının uçucu olmasından dolayı, öğütüldükten sonra kahve çok çabuk bayatlamaya başlar. Bu yüzden güzel kahve taze öğütülmüş çekirdeklerden yapılır. Taze öğütülmüş olmasının yanı sıra, düzgün ve güzel öğütülmüş olması gerekmektedir. Düzgün öğütülmüş bir kahve, iri yada ince farketmez, dengeli ve eş büyüklükte taneciklerden oluşmaktadır. Kahve için kullanılan bazı öğütücüler - bıçaklı öğütücüler gibi - dengesiz bir öğütme yaparlar. Sonuçta iri öğütülmüş parçacıklar ve tozdan oluşan bir karışım ortaya çıkar. Bu öğütülmüş kahvede istenmeyen bir durumdur ve tüm kahve hazırlama yöntemlerinde - filtre, french press ya da espresso - olumsuz sonuç verir. Biraz pahalı olmalarına karşın, konik öğütücüler kahve için ey uygun öğütücülerdir. Öğütme faslı güzel bir kahve için her hazırlama yönteminin önemli bir adımı olduğündan, kahve severlere kaliteli bir öğütücü için masraftan kaçınmamalarını öneririz.

Filtreye Göre Kahve İnceliği
Kahvenizi hangi incelikte öğüteceğinizi French Press'inizin filtresi belirler. Sentetik (plastik) filtreler daha ince kahve (filtre kahvede kullanılan kahveden bir ölçü daha kalın) süzebilirler. Madeni (çelik) filtreli preste ise, daha iri kahve kullanılması gerekir - fikir vermek için karabiber öğütücüsünün en iri ayarının verdiği parçacık kalınlığını gösterebiliriz. Kahvenin inceliği aynı zamanda süzmek için filtreye uygulamanız gereken basıncı belirlemektedir. Çok ince bir kahve süzme işlemini imkansız hale getirebilir.
Diğer Faktörler

  1. Çekirdek kalitesi - son 10 gün içinde kavrulmuş olan çekirdeklerin vereceği aroma denemeye değerdir. 
  2. Su kalitesi - taze kaynatılmış, çaydanlık yada kettle'da bekletilmemiş kaynak suyu mükemmel sonuç için şart. 
  3. Temiz ekipman - kullandığınız alet edevatın temizliğine önem verin.


Porto Riko Kahvesi

0 yorum | Devamını Oku...
Kahve Porto Riko'ya 1736 senesinde Martinique tarafından getirilmiş ve Porto Riko 19 yy.'ın sonlarına kadar dünyanın altıncı en büyük kahve ihracatçısı olmuştur. 

Ancak ülkenin kahve endüstrisi dünya rekabetinen ve büyük hortumlar gibi doğal felaketlerden dolayı gerileme göstermiş ve ülke farklı geçim yollarına başvurmuştur.


Günümüzde Porto Riko'nun kahve sektörü tekrar canlandırılmış ve ülke kaliteli kahve üretimine geri dönmüş durumda. Kaliteli Arabica çekirdekleri dikkatle yetiştirilip, en yüksek standartlarda işlenmektedir. Bu Karaib adasının iki ana kahve yetiştirme bölgesi bulunmaktadır: güneydeki Grand Lares ve güneybatıdaki Yauco Selecto bölgeleri. 


Her iki bölgenin kahveleri de, dengeli gövde ve asidite ile meyvemsi tatları için dünyanın seçkin kahveleri arasında kendi yerlerini bulmuşlardır.

Meksika Kahvesi

0 yorum | Devamını Oku...
Meksika'da kahve ağırlıklı olarak küçük çifliklerden gelmektedir. Ancak bu çiftliklerin sayısının 100,000'den fazla olması, Meksika'yı dünyanın en büyük kahve üreticilerinden biri yapmaktadır. 

Kahve çiftliklerinin çoğu ülkenin güneyinde bulunan Veracruz, Oaxaca ve Chipas eyaletlerinde yer alır.

Meksika kahvesi harika bir aroma ve derin bir tat sunabilir, sıklıkla belirgin bir keskinliği vardır. Meksika çekirdekleri koyu kavurmak için çok uygun çekirdeklerdir ve genelde harmanlarda kullanılırlar. 


Yüksek rakımlarda yetiştirilen Meksika kahveleri "Altura" olarak sınıflandırılır ve işaretlenirler.

Kosta Rika Kahvesi

0 yorum | Devamını Oku...
Enfes kahveleri ile ün salmış olan Orta Amerika ülkesi Kosta Rika, sadece ıslak işlenmiş Arabika çekirdekleri üretmektedir. Kosta Rika kahveleri, orta gövde ve keskin asiditeleri ile kahve tadımcıları tarafından "müthiş dengeli" olarak tanımlanırlar.

Kosta Rika'da kahve ağırlıklı olarak ufak çiftliklerde ya da yerel tabiri ile "finca"larda yetiştirilmektedir. Hasattan hemen sonra kahve çekirdekleri, en son teknoloji ürünü olan tesislerde, ıslak işleme tabii tutulmaktadır. 

Kosta Rika kahvenin hem yetiştirilmesi, hem de işlenmesi aşamalarında, gösterdiği özen ve dikkat konusunda itibar kazanmış bir ülkedir.

Kolombiya Kahvesi

0 yorum | Devamını Oku...
Dünyanın en büyük ikinci-üçüncü kahve üreticisi olmasına karşın en çok tanınan kahve üretici ülkesi Kolombiya'dır. Bunun sebebi, Kolombiya'nın kahve üretimini ciddiye alıp, üretim standartlarını yakından takip edip ve mükemmelik konusunda ciddi emek sarf etmesidir. 




Kahve üretim birliklerinin sarf ettiği bu gayretin ceremesi ise kahve kalitesinde sağladıkları güven ve marka değeri.

Kahve yetiştirmek için mükemmel doğal ortam sağlayan aşırı engebeli arazi yapısı aynı zamanda mahsûlün işleme ve nakliye zorluklarını oluşturmaktadır. Günümüzde bile kahve mahsûlü katır ya da arazi araçları ile taşınmaktadır. Bu zorlukların karşılığı ise kaliteli, iyi dengelenmiş asiditeye sahip, yumuşak kahvelerdir. 

Kolombiaya kahvelerinin en kaliteli derecesi olan "Colombian Supremo" narin, aromatik ve tatlı olarak bilinir. "Excelso Grade" derecesinden ise, daha yumuşak tat ve biraz daha yüksek asidite beklenmektedir.

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top