Nehir Tanrısı (Willbur Smith)

20 Aralık 2011 Salı

KiTABIN ADI : Nehir Tanrısı
KiTABIN YAZARI : Willbur Smith
YAYIN EVi VE ADRESi : İNKILAP VE AKA - İSTANBUL
BASIM YILI : 1984
KİTABIN KONUSU

Yüzyıllar öncesinin en şaşalı medeniyetlerinden olan Mısır’da vuku bulan ,siyasi,askeri ve toplumsal birtakım olayların bir köle etrafında cereyan edişi konu ediliyor. Bir köle ki yalnız adı papiruslarda köle ,kitabı okuyan kişi bir filozof yakıştırması yapılması gereken Köle Taita’yı saygıyla anmaktan alamıyor kendini.

KİTABIN ÖZETİ

İçine kapanık, şair ruhlu, kendi hâlinde dürüst bir insan olan Ali Rıza Bey, prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar’daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.

Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asrî olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ’nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır…

Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddî sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı’na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.

Ferhunde’nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye’ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı’na, Fikret’in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul’a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim’deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.

KİTABIN ANA FİKRİ

Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddi israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ali Rıza Bey: Kendi çapında uğraşan, mütevazi, çocuklarının yetişmesini arzulayan; ailesinin istediğini yapan, ama onlara sözü geçmeyen, sevilmeyen bir babadır.

Hayriye Hanım: Ali Rıza Bey’in hanımıdır. Ailenen menfaatine dokunan işlerde hiç şakası olmayan maddi ve hesaplı bir kadındır.

Şevket: Ali Rıza Bey’in büyük oğludur. Yirmi yaşlarındadır. İyi bir öğrenim görmüştür. Fakat bunların hepsini babasına borçlu olan bir memur çocuğudur. Babası gibi mağrurdur.

Fikret: Ali Rıza Bey’in büyük kızıdır. Ondokuz yaşında, ufak tefek bir kızdır. Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağıbaşlıdır.

Leyla ve Necla: Ali Rıza Bey’in kızlarıdır. Ailenin sosyo-ekonomik durumundan memnun değildirler. Lükse çok düşkün, açgözlü, diğer insanların haklarına aldırış etmeden hareket eden bir yapıya sahiptirler.

Muzaffer Bey:Mali durumu uygun olduğu için sosyal çevresi oldukça geniş, uzun boylu bir gençtir.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat’tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.Bence her Türk genci bu romanı okumalı.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluk yılları daha çok Anadolu’da geçmiştir. En çok Çanakkale ve İzmir’de bulunmuştur. Sınavla girdiği İstanbul Edabiyat Fakültesini bitirmiştir. Edebiyat öğretmeni olarak Bursa Lisesi’ne atandı. Daha sonra İstanbul’da Vefa, İstanbul, Çamlıca, Kabataş, Galatasaray ve Erenköy liselerinde çalıştı. 1924’te arkadaşlarıyla beraber Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak (12 yıl) Anadolu’nun birçok yerini dolaştı. 1939-1943 döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptı. Ardından tekrar müfettişliğe döndü. 1947’de başmüfettişliğe yükseldi. Aynı yıl Memleket adlı bir gazete çıkardı. 1950’de kültür ateşesi ve öğrenci müfettişi olarak Paris’e gitti. 1954’te emekliye ayrıldı. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatrolarında edebi kurul üyeliği yaptı. Tedavi için gittiği Londra’da 7 Aralık 1956’da öldü; İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömüldü.
Kaynak: Bu okuduğunuz içerik internet üzerinden derlenmiştir. Sitemizde yer alan içerikler özgün içerik değildir. Bu içerik sizin içeriğinizse iletişim seçeneklerinden bize ulaşıp atıfta bulunabilirsiniz. 

0 yorum:

Yorum Gönder

Bilgi Arşivi

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top