Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kitabın Adı:Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan
Kitabın Yazarı: Yusuf Atılgan
Kitabın Yazılma Yılı:–
Kitabın Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları,
Kitabın Basım Yılı: 2000
Sayfa Sayısı:108
Kitabın Konusu: Yalnızlık üzerine yazılmış ilginç bir psikolojik öykü

Kitabın Özeti: 
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği sabah; her şey o zaman başlamıştı, kim bilir beklide, bitmişti o sabah kadının, küçük deri valizi, önü acık kahve rengi paltosuyla hesabı ödeyip gider. Bir hafta içinde geri geleceğini söyler ve bundan sonra otel katibi Zebercet’in bütün hayatı değişir. Günleri onu beklemekle geçer
O sabah kadın giderken bir adam gelir 50 – 60 yaşlarında emekli subay olduğunu söyler. Otele girerken, kapıda, çıktığını gördüğü gecikmeli Ankara treni ile gelen kadının odasına ister, ama kadın odasının bırakmamıştır. Öğleleri dışarı çıkar, gelince de salonda oturur gazete yada kitabını okur. Arada bir, kapı açılınca başını uzatır bakar.
Ertesi gün ve takip eden birkaç gün, Zebercet gecikmeli Ankara treniyle gelen kadını bekler. Vaktinin büyük bir kısmını kadının kaldığı odada geçirir. Sigara küllüğüne ve boş çay bardağına terliklerin yerine bakarak kadın hakkında düşüncelere dalar. O yatakta yatar ve onun unuttuğu havlu ile kurulanır. Aşık olmuştur sanki Zebercet, ama bu biraz farklıdır. İlk defa böyle şeyler hisseder bir kadına karşı. Eskiden sadece bir cinsellik öğesi olarak görürdü kadınları.
Yedi gün geçmiştir gecikmeli Ankara treniyle gelen kandının gittiği günden bu yana emekli subay olduğunu söyleyen adam elinde bir valizle iner aşağıya. Yedi günlük hesabı öder ve acele ile gider. Her gün tıraş olurdu, ama o sabah aceleden olsa gerek tıraş olmamıştı.
Zebercet o akşam on yıldır ilk defa içkili bir aş evine gider birkaç ayyaş aralarında tartışır, tartışma büyür kavgaya dönüşür polis gelir ortalığı yatıştırır ama yine de gergin bir hava kalır aşevinde canı sıkılan Zebercet tam orayı terk edecekken bir adamın arkadaşlarına horoz dövüşüne gideceğini söylediğini duyar. Söylediğine göre büyük bir dövüş vardır o akşam. Kendisinden önce çıkan adamı uzaktan uzağa takip eder Zebercet. Üzerinde büyük harflerle “HOROZCULAR KAHVESİ” yazan kalabalık bir yere girerler kıyasıya bir dövüş vardır horozların arasında. Dövüş bitince horozlardan teki boylu boyunca serilir yere, ölür. O sırada hem içkinin hem de kalabalığın etkisi ile Zebercet’in başı döner. Ekrem adında, çarşıda, soğuk demircide çalışan onyedi – onsekiz yaşlarında bir çocuk yardım eder. Adını sorduğunda “Ahmet” der Zebercet çocuğa. Adıyla alay etmesinden çekinir. Çocuk sinemaya gideceğini, isterse beraber gidebileceklerini söyler. Filmi fazla beğenmez Zebercet. Gecikmeli Anakara treniyle gelen kadını düşünür film boyunca. Bir hafta olmuştur gideli, neden hâlâ gelmez?
Film bitince oğlanı otelde misafir etmek gelir içinden, fakat güvenemez birkaç saat içinde tanıdığı birine. Ayrılırlar, haftaya aynı gün aynı saat buluşacaklardır sinemada. Zebercet otele döner. 

Kitabın Anafikri: 
Kitabın Kahramanları:
Zebercet:
Orta boylu denemez; kısa da değil. Askerliğindeki ölçülere göre boyu bir altmış iki, kilosu elli dört. Şimdilerde, otuz üç yaşında, gene don-gömlek kantara çıksa elli altı yada elli yedi ki­loyu bulur. Başı bedenine göre büyükçe, alnı geniş; saçları, kaşları, gözleri, bıyığı koyu kahverengi; yüzü kuru, biraz aşağıya çekik . Elleri küçük, tırnakları kısa; omuzları, göğsü dar. 1930 yılı Kasımının 28'inde akşama doğru ağrıları tutmuştur anasının. Yedi aylık olarak doğmuştur.
İlkokulu bitirdiği yaz sünnet olmuştur. Gene o yaz anası ölür, ortaokula göndermez babası; askere gidinceye değin sekiz yıl birlikte çekip çevirmişlerdir oteli. Askerliğini bitirip geldikten iki ay sonra ölmüştür babası; otel başka ellere düşmesin diye onun dönüşünü bekleyip de ölmüştür sanki.
Ortalıkçı Kadın: Saçları kumral, gözleri koyu mavi. Yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, ağzı büyükçe, biraz dişlek, dudakları kalın. Orta boylu, balık etinde; bacakları az eğri. Otuz beş yaşlarında. On yıl önce Sindelli’den dayısı olduğunu söyleyen bir adam getirir onu. Uzak bir dağ köyüdür Sindelli. Otele pek gelen olmaz oradan.
Başı bağlıdır hep; yatakları düzeltir, ortalık siler, toz alır, günaşırı yemek yapar, pazarları çamaşır yıkar, Zebercet’e ağa der. Çok konuşmaz.
O, ilk geldiği günden itibaren, gündüzleri ortalıkta dolaşan, geceleri bitişik odada yatan genç bir dişidir Zebercet için. Zebercet yatmaya giderken kadının odası önünde duraksar, yatağında döne döne güç uyurdu ilk zamanlar. Sabahları onu uyandırmak için girdiği eğri tavanlı küçük odada ağır bir koku olurdu. Pen­cereyi açar, yatağın yanında durur, omuzlarından tutup sarsar­ken yanlışlıkla olmuş gibi memelerini ellerdi.
Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın:
Yirmi altı yaşlarında. Uzunca boylu, göğüslü. Saçları, göz­leri kara; kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, du­dakları ince. Yüzü gergin, esmer.

Emekli Subay Olduğunu Söyleyen Adam:
Orta boylu, tıknaz. Saçları, oldukça kırarmış. Yeşil gözlü/ gür kaşlı. Yüzü etli, dudakları ince. Geldiği sabah defterin üstüne bırakıp öğleyin aldığı nüfus kağıdına göre soyadı Görgün, adı Mahmut, baba adı Abdullah/ ana adı Fatma/ doğum yeri Erzincan, doğum yılı bin üç yüz yirmi yedi.
Ahmet Efendi (Zebercet’in Babası):
Nüfus katibiymiş. Seferberlikte askere almamışlar. Adana’dan gelmiş. Babası kira­lık bir otel işletirmiş orada. Okuldayken bir öğle sonu hafif bir depremde otel çökmüş. Babası, anası, biri kız biri oğlan iki kü­çük kardeşi yıkıntı altında ölmüşler. Okulu bırakmış; halasının evinde kalmış bir süre. Bir otelde çalışmış; Nüfus’a girmiş. Buraya geldikten az sonra Rüstem Bey’le tanışmışlar üçüncü kızının nüfus kağıdı çıkarılırken. Kimi geceler kahvede dolaşmaca tavla oynarlarmış. Evlenmesine bir arkadaşı önayak olmuş. Bir akşam konakta yemeğe çağrılmış; kapı aralığından Saide Hanım’a (Zebercet’in anası) gös­termişler. ‘Olur’ demiş; Yunan gelmezden bir yıl önce evlenmiş­ler. Otuz iki yaşındaymış Saide Hanım; Ahmet Efendi yirmi sekiz.
Kedi (Ara sıra kişileştiriliyor): Erkek. Kara. Zebercet’in döneminde ikinci kedi. Uç yıl ön­ce babasıyla kasabadaki eski anıtları görmeye geldiklerinde iki gece otelde kalan, çantasında hep birkaç atkestanesi bulunan, uzun boylu bir genç kız adım Karamık koymuştu; ama kimse -söylemiyor.

Kitabın Yorumu: yazar düşman elindeyken belirli bir direnme göstermemiş kasaba yada kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik coşkusunun etkisine bağlıyor.
Kaynak: Bu okuduğunuz içerik internet üzerinden derlenmiştir. Sitemizde yer alan içerikler özgün içerik değildir. Bu içerik sizin içeriğinizse iletişim seçeneklerinden bize ulaşıp atıfta bulunabilirsiniz. 

0 yorum:

Yorum Gönder

Bilgi Arşivi

Hakkımızda

Bu Sayfa Üzerinde Aklınıza gelecebilecek tüm sorulara cevap arayacağız, sormak istediginiz birşey varsa iletişim kısmından yazabilirsiniz.

Takip Listemizden

İstatistikler


Sitemizde 33 kategoride toplam yazı bulunmaktadır!

Görüntülenme

back to top